11 Aralık 2017 Pazartesi

YAĞLI KAĞIDA KÜRDAN SAPLAMA.... 2 YAŞ ETKİNLİKLERİ(8)



Bugün pişirme kağıdına kürdan saplama etkinliği yaptık. 

Başta çok basit görünüyordu. Bir blogda görmüştüm bir deneyelim dedim. Halbuki 2 yaş çocuğu icin kürdan tutabilmek baya zormuş.  İnce kas motor becerileri için sanırım bu etkinlik.

Aslında bence çok eğlenceli idi. Her kürdan saplamada pomm diye bir ses çıkıyor. Defneyi ise pek sarmadı. Yaklaşık 5 dakika oynadıktan sonra arabaları ile geri döndü. 




9 Aralık 2017 Cumartesi

KURABİYE YAPIMI... 2 YAŞ ETKİNLİKLERİ (7)

Defne ile ara sıra birlikte kurabiye yapıyoruz. Kendisi bir tepsi kurabiyeden 1 adet bile zor yediği için nasılsa yemiyor deyip içim rahat bir şekilde yapıyorum.( Defneye şekerli gıdalar vermemeye çalışıyorum)  

Ben hamuru yoğururken o da unu eliyor ( Aslında elemeye çalışıyor, unların yarısı etrafa saçılıyor)  Sonra en zevkli kısım geliyor; kalıplarla şekil veriyoruz. Tabii her zamankine göre 10 kat fazla kirleniyor etraf. Ama Defneyle kurabiye yaparken biz çok mutluyuz.


7 Aralık 2017 Perşembe

SÜZGECE ŞÖNİL GEÇİRME... 2 YAŞ ETKİNLİKLERİ(6)

Defne için etkinlik araştırırken şönil kelimesi ile tanıştım. Anaokuluna gitmediğim için ve okul hayatım boyunca hiç bu tür etkinlikler görmediğim için bu kelimeler bu materyaller bana çok yabancı.

Şönil iplik sarılmış telmiş.

Okuduğum blogda anlatıldığı gibi mutfakta kullandığımız süzgece şönil geçiriyoruz. 




Defne gerçekten çok eğlendi. 20 dakika neredeyse süzgecin başındaydı.

Benim de bu etkinlik çok hoşuma gitti. Şönillerin renklerine bayıldım. Hafta sonu renk renk çeşit çeşit yeni şöniller almayı planlıyorum.

6 Aralık 2017 Çarşamba

ÇORAP EŞLEŞTİRME... 2 YAŞ ETKİNLİKLERİ(5)


Her çamaşırdan sonra Defne ile çorap eşleştirme oynuyoruz.  Dikkat artırmak için faydalı bir etkinlik. Yalnız abartıp çok fazla birbirine benzer çorap koymayın. Eşini bulamayınca başarısızlık duygusu yaşamasın yavrucuklar...  

5 Aralık 2017 Salı

PARMAK BOYASI... 2 YAŞ ETKİNLİKLERİ(4)

Defne'nin en sevdiği şeylerden birisi boya yapmak. Kuru boya, pastel boya, sulu boya özellikle de sulu boya... Her gün mutlaka 5-10 dakika boyama etkinliği ile geçiyor.



Bim' e sene başında parmak boyası diye birşey gelmişti. O zaman ilk kez duymuştum. Bir deneyeyim evde bulunsun diye almıştım. Defne onunla da oynamaya bayılıyor. Renkler o kadar güzel ki bayılmamak elde değil. Ben de çok seviyorum ve Defneyle oynamaktan çok keyif alıyorum.  Yalnız parmak boyası ellerden, masadan çıkmıyor. Cif çamaşır suyu hiç etkilemiyor. O yüzden her ne kadar Defneyle beraber boya yaparken çok eğlensem  de sonrasında hiç sevmiyorum.

Bu sefer Defne'ye önlük giydirdim ve yanımda ıslak mendilimi hazır ettim. Paketin yarısı neredeyse bitti ama öncekilere göre çok daha temiz bir çalışma oldu.

30 Kasım 2017 Perşembe

DOŞIR...



Kayınvalidem geçenlerde memleketine Bitlise gitti. Bitlisin cevizi meşhurmuş. Oradan ceviz getirmiş gerçekten de lezzetli bir ceviz.

Bir de yöresel bir kahvaltılık olan doşır getirmiş. Doşır kışlık olarak kullanılan bir yoğurt türevi. Katı bir yoğurt. Antakya'nın tuzlu yoğurdu ile aynı mı acaba??? Tavaya alınıp biraz su eklenip güzelce karıştırılırıp kaynatılıyor sonra da üzerine nane pul biber yakılıyor. Kahvaltıda yeniyor.

Bu arada üzerine yakılan pul biberi de Bitlis'ten getirmiş kayınvalidem. Ben ömrü hayatımda bu kadar güzel,lezzetli bir pul biber görmedim. Her gün  zeytinyağında yakıp yoğurdun üzerine koyup yiyoruz. Bitecek diye şimdiden üzülüyorum ve  bu biber gibi lezzetlisini nereden bulabilirim diye şimdiden kafa patlatıyorum.

2-3 yıl önce doşırı ilk yediğimde bana  biraz kokmuştu. Ve malesef ilk gelen doşır yenmedigi için küf bağlamıştı ve istemeden de olsa çöpe gitmişti. Bu sefer ise baya hoşuma gitti.  Evde yoğurt mayaladığım için ev yoğurdu tadına alıştım belki de o yüzdendir. Ya da bu doşir kokmuyor. Arada kahvaltıda yapıyorum.

Ben henüz hiç yemedim ve görmedim ama lahana dolmasının üzerine konuyormuş bir de.

Sağlıcakla kalın...

29 Kasım 2017 Çarşamba

KAĞIT BARDAKLARDAN KULE YAPMA.... 2 YAŞ ETKİNLİKLERİ(3)

Internetten bulduğum bu oyun Defne'nin çok hoşuna gitti. Gayet güzel oynadık. Kağıt bardaklardan kule yapıyoruz. 





Defne bardakları da bir güzel boyadı ve şimdi bu yazıyı yazarken fosforlu kalemle konsantre bir şekilde boyamaya devam ediyor.  Hadi canım kızım kulelerini topla uyuyacağız benim çok uykum geldi deyince de aşkolsun annecim dedi.:) 

Defne şimdi 26 aylık. Bugünlerde bıcır bıcır konuşuyor. Anne işin bitti mi hadi oyun oynayalım diyor. Gelip gelip öpüyor seni seviyorum annecim diyor. Bugün de ilk kez annecim seni çok özledim dedi. Canım yavrum küçük kuşum...

24 Kasım 2017 Cuma

KARTON YAPIŞTIRMA... 2 YAŞ ETKİNLİKLERİ (2)

Evet geçen gün ip baskısı yapma çalışmalarımız olmuştu ama Defne için biraz erkendi.

Böylece bugün daha basit bir etkinlik denedik.  Defne'nin minicik elleri için küçük bir makas almıştım.  A4 kağıdı kesme denemelerimiz oldu bugün. Tabii ki ilk denemeler başarısızdı ama uzun uğraşlar sonucu bir kaç kesik atabildi.  Ama yapıştırıcı ile çok iyi anlaştı diyebilirim. Ben dergiden kağıt parçaları kestim, Defne de onları yapıştırdı. Bu etkinliğe bayıldı diyebilirim. Hatta yapıştırıcı lazım olunca  binim binim deyip bir türlü vermedi.

Kartonları ben kestim Defne yapıştırdı.

Bu etkinlik o kadar hoşuna gitti ki ertesi gün de Bilim Çocuk Dergisinin verdiği geometrik cisimleri ben yaparken Defne de dergiden çıkan süsleri böyle güzel güzel yapıştırdı.


Bunları da ben yaptım. Çok eğlenceliydi gerçekten.


Ben geometrik cisimlerimi yaparken Defnecik te yapıştırmaya devam ediyordu. Bu da bir diğer kreasyon.

22 Kasım 2017 Çarşamba

İP BASKISI...2 YAŞ ETKİNLİKLERİ (1)

Defne Ferah' la farklı oyunlar oynayabilmek için internetten biraz araştırma yaptım. En basit ve kolay etkinlikle başladım. Kemal ben ve Defne ip baskısı yaptık.



Gerekli malzemelerimiz;

* İp ( kalın pamuklu ip olması gerekiyor. Ben evde resimdeki halı ipini buldum ama olmadı boyayı çekmiyor. Sonra bildiğimiz makara ipi kullandım.
* Sulu boya
* Kağıt
Kağıdı 2'ye katlıyoruz. İpi sulu boyaya daldırıp kağıdın arasına koyuyoruz. İpi çekiyoruz. İşte bu kadar.

Daha önce hiç ip baskısı yapmamıştım. Çok eğlendim, çocukluğuma döndüm.

Bunlar benim yaptığım ip baskıları...






Bu da Kemal'in yaptığı ip baskısı...


Defne  Ferah ise bir kedi misali makaranın peşinde koştu durdu. Biraz da sulu boya ile oynadı. Galiba bu etkinlik  biraz  erken oldu onun için.  Yine de keyifli bir 15-20 dakika  geçirdik. Bir kaç hafta sonra kalın pamuklu ip bulduktan sonra yeniden deneyeceğim.

19 Kasım 2017 Pazar

130 MİLYON IŞIK YILI UZAKTAN GELEN HABERCİ...



130 MİLYON IŞIK YILI UZAKTAN GELEN HABERCİ

Hala gözlerimize ve kulaklarımıza inanamıyoruz!!!

Gök bilimde büyük buluş:   Yıldız çarpışmasında yer çekimsel dalgalar tespit edildi.



Bilim insanları için bu keşif bir ilk…

Nötron yıldızları 130 milyon yıl önce daha dinozorlar dünyada dolaşırken çarpışmıştı. Çarpışmanın sonucu oluşan yer çekimsel dalgalar ise 130 milyon yıl boyunca uzayda yol aldılar ve nihayet 17 Ağustos 2017’de dünyamıza ulaşabildiler.

Işık saniyede 300 000 km yol alır. Yani aydan yansıyan ışığın dünyamıza ulaşması 1 saniye kadar sürer.  Güneş ise bize o kadar uzaktır ki ışığının Dünyamıza gelebilmesi için 8 dakika gereklidir. 
Yani her Güneşe baktığımızda güneşin 8 dakika önceki halini görürüz. Bize en yakın yıldız yaklaşık 4 ışık yılı uzaklıktadır. Bize en yakın galaksi olan Andromeda ise bize 2 milyon ışık yılı uzaklıktadır. Yani ışık hızı ile bize en yakın galaksiye yolculuk yapmak istesek bu yolculuğumuz 2 milyon yıl sürerdi. Ya da başka bir deyişle Andromedaya her baktığımızda oranın 2 milyon yıl önceki halini görürüz.  Aslında gökyüzüne bakmak hep geçmişe bakmak demektir.

 Işık hızı ile ilgili bu bilgileri gözden geçirdikten sonra asıl konumuza; yıldızlarımızın çarpışmasına dönelim. Bu çarpışma Andromedanın 65 katı uzaklıkta bir yerde oldu. Kozmik ölçüler açısından o kadar da uzak bir mesafe değil aslında.


Yer çekimsel dalgalar birbiri ile çarpışan kara delikler, yıldız çekirdeklerinin çökmesi gibi evrendeki şiddetli olaylar nedeni ile uzay zamanın dokusunda görülen kıpırtılar anlamına geliyor. Uzaydaki bu dalgalar araştırılarak Büyük Patlamanın ve geçmişin izleri aranıyor.


Albert Einstein’ın 1915’de ortaya attığı ünlü izafiyet teorisinin odağındaki yer çekimsel dalgalar ve ortaya çıkardığı ışık, dedektörler aracılığı ile ilk kez doğrudan algılanabildi. Eınstein bir kez daha haklı çıktı yani.

 Ünlü Fizikçi Stephen Hawking yaptığı açıklamada, evrene’’ farklı bir gözlemci pencereden’’ bakmanın öngörülemez sürprizlere gebe olabileceğini söyledi.

Hawking, ‘’ Daha hala gözlerimize, daha doğrusu kulaklarımıza inanamıyoruz çünkü yerçekimsel dalgaların sesine uyandık’’ dedi.


Merak edenler https://www.youtube.com/watch?v=j-7L0ZpBaL8   adresinden 130 milyon yıl önce çarpışan yıldızların sesini duyabilir.

Büyük buluşun odağındaki dalgalar, ABD merkezli LİGO Laboratuarı ile İtalya’daki Virgo adı verilen dedektörler aracılığı ile 17 ağustosta ölçümlendi.

Kaliforniya eyaletindeki LİGO Laboratuarı başkanı David Reitze ‘’ Bu hepimizin beklediği andı ‘’ dedi.

LİGO laboratuarındaki ölçüm yapmaya yarayan tünel 4 km uzunluğu ile bir rekor sahibi.


LİGO’nun dedektörü evrendeki kozmik sarsıntı ve çarpışmalardan oluşan yerçekimsel küçük dalgaları tespit etmesi amacıyla ABD’nin Louisiana eyaletindeki boş ormanlık bölge Livington’a yerleştirilmişti.

İki yıl önce güncellenerek geliştirilen bu dedektör dört kez kara deliklerin çarpışmasını algıladı.

Kara deliklerden sonra evrende bilinen en yoğun cisimler nötron yıldızlarıdır.  Bu yıldızlar 30 km’den yani ortalama bir şehirden büyük olmasa da kütleleri Güneşten yaklaşık yüzde 20 daha fazla. Yani bu gökcisminden bir çay kaşığı miktarı milyarlarca tonluk ağırlığa, bir Everest dağı kadar kütleye karşılık geliyor.

Eğer iki nötron yıldızı çarpışırsa uzaya nötron yığınları yayılıyor ve hızlı nötron yakalama süreci verilen işleyiş sonucu altın gibi ağır elementler ortaya çıkabiliyor. 

Big Bang ile sadece Hidrojen ve Helyum oluşmuştu. Atom numarası 26 ya kadar olan elementler yani demire kadar olan elementler yıldızların kalbinde füzyonla oluşuyor. Daha ağır elementler ise süpernova patlamaları ile oluşur.  Demirden daha ağır elementleri üreten Süpernova patlamaları bile altın, gümüş, platin gibi ağır metalleri üretmede yeterli değildir.

Bu çarpışma ile yani nötron yıldızlarının çarpışması ile altın, gümüş, platin, uranyum gibi ağır elementlerin oluşumu gözlendi. Bu çarpışma ile 500 dünya ağırlığında altının etrafa saçıldığı düşünülüyor.  Bu olayın şimdilik altın piyasasını etkilemesi öngörülmüyor:)

Uzay bilimciler böylece altın ve platin gibi ağır kimyasal elementlerin nötron yıldızlarının bu şekilde çarpışarak birleşmeleri sonucu evrene yayılabildiğini de ortaya çıkardı. Elinizdeki gümüş yüzüğe iyi bakın, o da geçmişte böyle bir patlama sonucu oluşmuştu.


KAYNAKÇA
·         BBC Türkçe
·         16 Ekim 2017 tarihinde açıklanan LIGO ve VIRGO tarafından iki nötron yıldızının çarpışması gözlemlendi haberi üzerine Prof. Dr. Erkcan Özcan ve Prof. Dr. İbrahim Semiz'in görüşleri ve bilgilendirmeleri.


Betül KARATEPE
Kimya Öğretmeni












27 Ağustos 2017 Pazar

EMİRGAN, ATATÜRK ARBORETUMU, OTAĞTEPE FATİH KORUSU

Bu pazartesi ziyaretimize  kardeşim Bilal eşi Eylem ve benim Sarı Şekerim, Minik Albatrosum Ege Boracığım geldi. Evimize şenlik neşe geldi, hoşgelmişler.

Pazartesi geç saatte geldiler.

Salı günü hava hep kapalı ve yağmurluydu. Bu yüzden Avm Gezisi yaptık. Önce Deposite'ye oradan Mall of İstanbula gittik. Defne Ferah'la trene bindik, bayıldı. Tüm gün koşturdu durdu. Avm'nin çocuklar için olan kısmında ise kuzum büyülendi. Özellikle de atlı karınca çok ilgisini çekti.

Bunun dışında gerisi aynı. Tipik bir avm gezisi idi işte; sonrası baş ağrısı ve yorgunluk...

Çarşamba günü ise Emirgana gittik. Çok hayret ki bizimkileri oraya şimdiye dek götürmemişiz. Bilal de kaldığı yıllar boyunca hiç gitmemiş Emirgana.  Emirgan gayet tenhaydı ve her zamanki gibi çok bakımlıydı. Ben  yine ve yeniden hayran kaldım buraya. Bu kaçıncı gidişim bilmiyorum ama her gittiğimde yeni bir şey keşfediyorum. Bu çarşamba da öyle oldu. Orada çocuklar için ne kadar da güzel parklar varmış hiç farketmemişim.


Sarı köşkten aşağı giderken çiçek açmış ağaçlar gördük; mis gibi kokuyorlardı. Yaseminin ağaç hali gibiydi. İnternette araştırdım; Bu ağaç Kısmet Ağacı imiş, diğer adıyla Ağaç Yasemini. Clerodendrum trichotomum


Sonra aşağılara indik, sahilde yürüdük. Sahili genişletmişler ve çok iyi olmuş. Akşamı da Emirgan Sahilinde ettik.

Perşembe günü ise Atatürk Arboretumuna gittik. Başta yandex'in azizliğine uğrayarak neredeyse karadeniz sahillerine vardıysak da sora sora ve biraz fazladan yol katederek nihayet arboretuma vardık. Başta  Bilaller pek de istekli değildi gitmeye; şöyle bir bakar ardından Sarıyere geçeriz diye düşündüler ama gidince mekan hepimizi büyüledi. Belgrad ormanlarında çok güzel huzurlu bir mekan.


Bu pembe pembe açmış ağaçlar Oya Ağacı. Kışın zarif birbirine dolanmış gibi duran dallarından tanıyordum. Demek bu mevsim açıyormuş. Çiçekli hali de mükemmelmiş. Çok zarif çok güzel bir ağaç.


Defnecik oradan oraya koşturdu durdu, ayakkabılarını çıkardı, çimlerin üstüne yattı, yuvarlandı. O kadar mutluydu ki yavru kuşum.


















Arboretumdan sonra Sarıyere indik. Biraz da orada turladıktan sonra Sabancı Öğretmenevi'ne akşam yemeğine gitmek üzere yola çıktık. Fakat trafik çok yoğundu ve gitmekten vazgeçip eve doğru yöneldik. Bunun yerine Deposite de yeni açılmış olan Köfteci Yusuf'a gittik. Buradan çok memnun kaldık. Mekan tıklım tıklımdı. Ama buna rağmen servis hiç aksamadı. Vızır vızır belki elli garson hizmet veriyordu. Servislerimiz hemen geldi hiç beklemedik. Ne sipariş ettiysek hemen birkaç dakika içinde geldi ve yediğimiz her şey gayet lezizdi. Fiyatlar inanılmaz makuldu. Yemekten sonra ikram edilen çaylar ücretsizdi. Sürekli çay tepsisi dönüyordu etrafınızda . Bizim aile çayı çok sevdiği için bir olumlu puan da buradan geldi. Köfteci Yusuf' tan o kadar memnun kaldık ki dışarda yemeyi pek sevmeyen Kemal bile sık sık gelelim buraya dedi.

Cuma günü ise önce Otağtepe Fatih Korusu'na gittik. Bayıldık. Hava çok güzeldi, Boğaz mükemmel bir mavilikte akıyordu. Çok ama çok güzeldi. Bir de daha önce geldiğimde kafam çok şişmişti, Köprü trafiği sesi biraz azalmıştı sanki. Sanırım ağır vasıtalar artık 3. Köprüye geçtikleri için ses seviyesi düşmüş. Bu sefer gürültüden hiç rahatsız olmadım.



Otağtepeden sonra  Sabancı Öğretmen evine geçip kahvaltımızı yaptık. Sonra da evimize geldik. Bilalleri uğurladık. Güzel bir hafta geçirdik kardeşçiğim ve sevgili eşi veee canım Egeciğimle... Yine gelsinler inş....

Herkese bol gezmeli günler.

26 Ağustos 2017 Cumartesi

SABANCI ÖĞRETMEN EVİ, KÜÇÜKSU...


İstanbul'da en sevdiğim mekanlardan biri de Sabancı Öğretmenevi'dir.


Sabancı Öğretmenevi Küçüksu'da. Bir tarafında Anadolu Hisarı, diğer tarafında Küçüksu Kasrı bulunur. Göksu ve Küçüksu Derelerinin tam  ortasındadır.  Tam karşısında ise  Rumeli Hisarı var.

Manzara müthiş.

Saatlerce oturup bu güzel manzarayı seyredebilirim. O kadar huzurlu ki....






Bilal Eylem Ege Bora yıllar önce bize gezmeye geldiklerinde Boğaz Turu yapmıştık. Hop on Hop off turuna katılmıştık, hala var mı bilmem. Boğazda belli duraklarda belli bir süre duruyor siz de çevreyi geziyor yemek yeyip bişeyler içiyorsunuz. İşte vapurumuz Küçüksu'da mola verince burayı keşfedip hayran kalmıştık. 

Sonra da bizim mekanımız oldu. Her gittiğimiz de de iyi ki de gelmişiz oh be dedik. 

Tavsiye ederim.



Fiyatlar oldukça makul. Öğretmenseniz gayet indirimli ama değilseniz de yine de bu manzaraya göre oldukça uygun. 

Biz gittiğimizde kahvaltı yaptık. Kahvaltı tabağı öğretmenler için 15 TL idi, iki fincan da çay hakkımız varmış. 

Öğretmenevinin önündeki İspark otopark ücreti 2 saate kadar 7 TL fakat 10-15 m ileride caminin avlusunda günboyu 6 TL. 


Hepimize iyi gezmeler...

11 Ağustos 2017 Cuma

YEŞİLKÖY ÇİROZ PLAJI...

Hafta içi  Bizim Köy Plajına gidip bol bol yüzmek,  sessiz sakin kafamı dinlemek istiyordum.  Üç haftadır hayalini kuruyordum ama  bugün pazar alışverişi yapmamız lazım, bugün cuma namazı var, bugün arkadaşlarla buluşacağım, yok rüzgar var yok yağmur var yok hava kapalı  derken nihayet bugün çıkabildik. Kemal Bizim Köy'e değil de Kumburgaz'a gidelim oralarda da güzel yerler var dedi. İyi dedim sonuçta farklı yerler keşfetmeyi severim.

Ama sonra rota Yeşilköy'e çevrildi.

Kemal gençliğinde buralara yüzmeye gelirmiş. Hadi bakalım...

Açıkçası İstanbul'a yakın olduğu ve toplu taşıma ile rahatça gelinebildiği için bu plajla ilgili olumlu hiç bir şey düşünmedim ama Kemali kırmamak ve ön yargılı olmamak için iyi hadi gidelim bakalım dedim.

Yeşilköy bize yaklaşık 21 km uzaklıkta; Oldukça yakın sayılır. Hava alanının yanından çok bakımlı ve çok güzel yolların ardından Yeşilköye vardık. İstanbul'un zengin muhitlerinden biri. Orada apartmanlar hep bahçeli, 3-4 katlı ve çok bakımlı,. Sokaklar ağaçlı tertemiz. Etrafı seyretmek her evi ayrı ayrı incelemek gayet güzeldi.

Sora sora plaja yaklaştık. Kemal yakınlarda bir yere park etti önden ben bir bakayım eğer plaj bize uygunsa gelip hep beraber gideriz dedi.

Gitti. Şöyle bir bakıp gelecekti.

Benim üstümde haşema vardı. Sokak ortasında o şekilde gezmek bana acayip geldiği için arabanın yanından fazla uzaklaşmak istemiyordum. Defne ile bir kenara oturup zaman geçsin diye bir yandan Kemali gözleyip önce bisküvi yedik, çok usluydu kızım maşallah, sonra orada kurumuş yaprakları inceledik sonra yan apartmandaki kediyi sevdik.

Baya vakit geçti. Kemal bir türlü gelmedi.

Bir müddet sonra ise Defne'yi oyalamak  neredeyse imkansızlaştı ve Defnecik tamamen kontrolden çıktı. Kendini yollara atmak, koşturmak istiyordu, engellemeye çalıştıkça da kızdı bağırdı, kendini yerlere attı, kaldırımlarda yuvarlandı, ağladı. Kemal ise gelmek bilmedi bir türlü

Defne o kadar zorladı ki beni sinirlerim aşırı yıprandı. Bu yüzden bir saatten daha da fazla bir süre sonra Kemal gelip de aşağısı güzelmiş gidelim dediğinde bir gram bile mutlu olmadım. Yüzüm düştü.

Aşağı indik.  Otoparka aracı bırakıp eşyalarımızı alıp yürümeye başladık.

Bu arada Yeşilköy sahil İSPARK ücreti 6 saate kadar 8 TL.

1 adet giysi valizi
1 adet deniz malzemelerinin olduğu valiz
1 adet piknik sepeti
1 adet büyük şemsiye
2 adet katlanır sandalye
1 adet kabin
1 adet sırt çantası
ve yürümek istemeyen (Yukarıda koşacam diye kendini yerlere yatan kızım sırtımızda bu yükler varken  yürümeyeceğim diye tutturdu) kucak isteyen Defne

Eşyaları sırtlanıp, Defneyi de kucağa alıp 200-300 metre uzaklıktaki plaja yürümeye başladık.

Normalde çok zevk alacağım aslında pek de uzak olmayan bu yol bu yüklerle gerçekten de ölümdü. Bir de hava o kadar sıcaktı ki, başıma güneş geçti.  Hadi benimki önemli değil Defnenin şapkası yok çocuğa bir şey olacak diye ödüm koptu. Daha yüzeceğimiz yere varmadan yorgunluktan geberdim.

Aşırı derecede gerildim. Huzur içinde sessiz sakin saatlerce Bizim köy plajında yüzme hayalleri kurarken terden yorgunluktan öldüm bittim daha Çiroz plajına varamadan; işte hayaller işte gerçekler.... Gözlerimden yaşlar boşalmasın diye kendimi çok zor tuttum.

Yeşilköy Çiroz Plajı İnternette şöyle:







Evet bunlar da bugün çektiğim fotolar:






Kendimi bir suya atayım gerilimim gitsin dedim ama  daha 3 metre gitmeden kapkara yosunlar başlıyor ve ben yosun olan suda yüzmeye çok tırsıyorum. Derinlere açılamadan kıyıdan kıyıdan fotolarda görüldüğü şamandıraların olduğu yerlerde şöyle bir denize girdim. Açıkçası pek zevkli değildi


Neyse ki çok kötü başlayan günüm Defne'nin neşeli çığlıkları ile biraz düzeldi. Defne burayı çok sevdi, çok eğlendi.

Yeşilköy Çiroz Halk Plajını değerlendirirsek;

* Denizi çok temiz bulmadım.

* Hemen 2-3 metre sonra yosunlu alan başlıyor, açılamadım. Bu kalabalık denizde de kıyıda yüzmek hiç hoşuma gitmedi ( temizlik açısından, içim almadı yani, kirlenmiş hissettim kendimi)

* Kıyıda yosunlar var. Oranıza buranıza takılıyor.

* Sahil büyük taneli kumlu, ayağınızı basınca içe gömülüyorsunuz.

* Sağım solum önüm arkam 15-25 yaş ergen erkekle doluydu. Pek  kadın göremedim denize giren.

* Arka tarafta yeşil alanlar var; millet mangal yapıyor. Gölgelik alanda dinleniyordu. Bu kısım burası için bir artı olabilir.

* Yeşil alanla deniz arasında bisiklet ve yürüyüş yolu var.

*  Plajda akbille girilen tuvaletler var.

* Cankurtaran var.

*  Sürekli polisler zabıtalar etrafı turluyorlar.

* Ulaşımı kolay, toplu taşıma ile gelinebiliyormuş.


Bir müddet sonra ise plaj çok kalabalıklaştı. Ergen erkekler çoğaldıkça çoğaldı. Biz de çok durmak istemedik,  eve döndük.

Burayı tavsiye eder miyim, etmem...

Ben beğenmedim.

Denize girmeyi seviyorsanız ve aracınız varsa gitmeyin. Eğer diyorsanız ki ben arka tarafta ağaçlar altında piknik yaparım çoluk çocukta denizde eğlensin; o zaman olabilir.


Bugünden akılda kalanlar ise;

* Arkada bir sürü çınar ağacı olduğu için denize kurumuş çınar yaprakları düşmüştü. Denizde kurumuş yaprak görmek enterasandı.

* Defne ile arka taraflarda ağaçların altında yürüyüş yaptık, Defne çimlerin üstünde yuvarlandı, yattı, koşturdu.

* Sahilin hemen yan tarafına devasa uçaklar havaalanı için iyice alçalıyordu. Her 2-3 dakika da bir uçak iniyordu.

* İlk defa yosun inceledim. Yosun yaprakları plastik gibi değişik bir şeydi. İngilizce konuşan Türkçe bilmeyen biri saçlarına sarmıştı. -Saça iyi geliyormuş-

* Dönüşte çimlerin (mecburen) üstünde kabinimizi kurup orada üstümü değiştirdim. Kumlara batmadan üstümü değiştirmek de güzeldi. Ardından Defneyle çimlerde oturduk. Ayaklarımızı çimlere bastırmak da güzeldi.












  



Bol gezmeli, dinlenmeli günler....