17 Nisan 2017 Pazartesi

EMİRGAN KORUSU 2017...

Bugün Emirgan Korusundaydık.


Sabah erkenden kalktık, hazırlandık daha saat 8:00 olmadan çıktık yollara. Okullar bugün tatildi ama haftaiçi olduğu için işbaşı yapanların her sabahki çilesi; trafiğe yakalandık. Adım adım ağır ağır zar zor varabildik Emirgan Korusuna. 

Her zaman oturduğumuz yerden daha farklı taraflara gittik bu sefer...

Bu oturduğumuz yer Hidiv Kasrını görüyordu, ve burayı da çok beğendim.


Etrafta fazla kişi yoktu.


Kahvaltımızı yaptıktan sonra dolaşmaya başladık.


Boğaz manzarası eşsizdi.





Her yer lale lale ve laleydi....


Her birini ayrı ayrı incelemek her birinin ayrı ayrı fotoğrafını çekmek istedim.




Defne bir saniye bile durmadığı hep koşturduğu için çiçeklere odaklanamadım, pek çok ayrıntıya dikkat edemedim. 


En sevdiğim ağaçlardan biri süs kirazı...
Bu sene bu çiçeklenmiş ağaçlardan görebildiğim için çok mutlu oldum.


Laleden bir nehir ve içinde yüzen çiçeklerden kuğular...


Çeşit çeşit renk renk laleler...


Bu Koruyu her sene bir öncekinden daha güzel buluyorum.


Çiçekli yollar...


Yeşillendirilmiş duvarlar...


Çiçekten karıncalar...


Küçük nehirler, köprüler...





Hatıralarla dolu Sarı Köşk aynı yerinde her zaman ki zarifliği ile orada...








Erguvanlar açmak üzere...


 Sarı Köşkün Çin Manolyalarını çekmemek olmazdı. Baharın müjdecisi ilk açan çiçeklerden biri olan manolyamız artık yapraklanmış ama olsun...


Yeşil başlı gövel ördeğimiz ve siyah kuğumuz da her zamanki yerinde







Bu sene dallardan leyleklerimiz de gelmiş.


Bu arada geçen hafta belki 100-150 tane leyleği göç ederken gördüm Kayaşehir semalarında. Leyleği havada gördüm demek ki bu sene çok gezeceğim inşallah çok mutluyum.


Bir müddet sonra Emirgan Korusu o kadar çok insan geldi ki şimdiye dek hiç bu kadar kalabalık görmemiştim bu koruyu.


Bugünler Emirgan Lale Festivali kapsamında. Bu yüzden otopark ücretleri farklı. İlk 2 saat 10 TL 4 saat 20 TL günboyu ise 40 TL.


Bugün Emirgana doyamadım....

 Hem de çok kalabalıktı. Laleler solmadan bu hafta yine gidebiliriz umarım. Hem daha erken gidip daha güzel fotolar çekmek istiyorum.

14 Nisan 2017 Cuma

ARPA ŞEHRİYE SALATASI...

Çok lezzetli, sağlıklı bir salata tarifi


Malzemeler

  • 500 gr tavuk eti
  • 2 su bardağı şehriye
  • 1 adet kırmızı kapya biber
  • 1 adet yeşil biber
  • 1 adet köy soğanı
  • 2 diş sarımsak
  • 0.5 su bardağı dondurulmuş bezelye
  • 0.5 bardak dondurulmuş mısır
  • 1 adet limon
  • dereotu
  • maydanoz
  • pul biber, karabiber, tuz
  • zeytinyağı, tereyağı
Yapılışı

* Önce 500 gr tavuk göğsünü haşlıyoruz.

* Beyaz eti güzelce didikliyoruz.

* Bir tencerede zeytinyağında önce bir adet kırmızı biberi kavurmaya başlıyoruz.

* Daha sonra bir adet yeşil biber ekliyoruz, kavurmaya devam.

* Ardından bir adet soğan, 2 diş sarımsak ekleyip kavurmaya devam ediyoruz.

* Bu arada 1 kaşık tereyağı ekleyebiliriz.

* Son olarak da 2 bardak şehriyeyi ekliyoruz . Şehriyeyi de bir güzel kavurduktan sonra bire iki oranında tavuğun suyundan ekliyoruz. yani 2 bardak şehriye için 4 bardak tavuk suyu kullanacağız.

* Daha sonra içine yarım su bardağı kadar bezelye, yarım su bardağı kadar mısır ve parçalanmış tavuk etlerimizi ekliyoruz. Tuzunu da atıp kapağını kapatıyoruz. Hiç karıştırmadan dokunmadan suyunu çekip göz göz oluncaya kadar pişiriyoruz. Altını kapadıktan sonra mutlaka bir yarım saat dinlendiriyoruz. Dinlendirmezsek salatamız güzel olmaz. Hatta 1.5-2 saat sonra yani salatamız ılıklaştıktan sonra çok daha güzelleşiyor.

* Dinlenmiş salatamıza dereotu, maydanoz, karabiber, pul biber  ve limon suyu ekleyip güzelce karıştırıyoruz.

NOT: Bu salataya dereotu çok yakışıyor.


Sonuç mükemmel ... Afiyet Olsun....



12 Nisan 2017 Çarşamba

TAVUKGÖĞSÜ...



Bugün ilk kez tavukgöğsü yaptım; çok güzel oldu.  Başlamadan önce ben kesin bunu mahvederim topak topak olur bütün malzemeyi de ziyan ederim diyordum ama hiç de öyle olmadı. Hatta miksere bile ihtiyaç duymadım. Gayet kolay, krema gibi topaksız,  güzel bir tatlı oldu.

Ancak yerken hiç mutlu olmadım, sonrasında da çok vicdan azabı çektim çekiyorum çünkü aşırı kalorili...  Eşim ve Defne çok beğendi ama kalorisi yüksek olduğu için uzun bir süre yapmam herhalde... Kilo sorununuz yoksa hem basit hem de lezzetli sütlü bir tatlı... 36 bedenlere tavsiye ederim.

Tarif portakalagacı.com sitesinden

Malzemeler

  • 1 litre süt
  • 125 gram tereyağı
  • 1 su bardağı un
  • 1 su bardağı şeker
  • 1 paket vanilya
  • Süslemek için hindistan cevizi, antep fıstığı ya da kakao (ne dilerseniz)
Yapılışı

  • Önce 125 gram tereyağını tenceremize atıp biraz eriyince 1 bardak unu ekliyoruz.
  • Güzelce kavuruyoruz. (Kokusu çıkıncaya kadarmış da ben o kokusu çıkmak nasıl birşeydir bilmiyorum.)
  • Soğuk sütü azar azar bir yandan karıştırıcı ile karıştırırken ekliyoruz. 
  • Kaynayana kadar hep karıştırıyoruz.
  • Muhallebi kaynayınca bir bardak şeker ve 1 paket vanilya ekliyoruz.
  • Ocaktan aldığımız muhallebiyi 3-5 dakika daha karıştırıyoruz.
  • Kaplarımıza boşaltıyoruz.
  • Üzerini dilediğimuz gibi süslüyoruz.

Afiyet olsun...

6 Nisan 2017 Perşembe

BEYKOZ KORUSU 2017...

Bahar gezmelerine Hidiv Kasrı ile başlamıştık. 

Bu pazar ise (02.04.2017) Beykoz Korusunda idik.


Bu Koruyu internetten araştırıp da bulmuştum. 
Hiç bir şey beklemeden gidip de çok beğenip de şaşıp kalmıştık Kemalle... 
Çok sessiz sakin kafa dinlemelik tam bize göre bir yer...

Etrafta sincaplar geziyor; fotoğraflarını çekmeyi başaramadım. 
 O kabarık kuyrukları ile o kadar şeker şirin sevimliler ki anlatamam.
 Hoplayıp zıplayıp çevik hareketlerle kaçıyorlar, ağaçlara tırmanıyorlar.

Biz her zamanki gibi evden kahvaltılıklarımızı termosumuzu kapıp geliyoruz. Yoldan sıcacık simit, açma, poaça ve ayçöreği alıyoruz. Banklardan birine güzelce örtümüzü seriyoruz. kahvaltılıklarımızı seriyoruz.
Birimiz kahvaltı yaparken diğerimiz Defneyle parkta oynuyoruz.. Defne bir saniye bile durmuyor, sürekli koşturuyor, kaydıraktan kayıyor, çimenleri inceliyor, köpekleri kovalıyor, çiçekleri kokluyor hiç durmuyor. Kemalle ikimiz her gezi sonrası perte çıkıyoruz ama bizim kızımız hiç ama hiç yorulmuyor. Artık diyorum gebermiştir yorgunluktan 3 saat deliksiz uyur herhalde diyorum biz resmen baygınlık geçiriyoruz ama Defne Hanım cin gibi evde dolaşıyor maşallah diyeyim ne diyeyim.


Bahr yeni geldi, etrafta şimdilik sadece çuha zannettiğim bu çiçek öbekleri ve ballı babalar var bir de sarı papatyalar.
 



Doğa yeni yeni canlanıyor. Ağaçlarda minik minik tomurcuklar oluşmuş.





Arkada Beykoz Korusu Sosyal Tesisler var. Biz orada hiç kahvaltı yapmadık, yemek yemedik; Mekan nasıldır bilemiyorum ama dışarıdan güzel görünüyor.
Buradan belli olmuyor ama ağaçların arasından deniz parlıyor; manzara güzel.



Çok tenha yürüyüş yolları var.

 
 Bakımsız, köhne sevimsiz bir sahili var ( maalesef)
 Ama boğazın maviliği her zaman çok güzel tabii ki.



 
  
Bu mekanı seviyorum. 

26 Mart 2017 Pazar

HİDİV KASRI GEZİSİ ( 2017)...


Bahar geldi nihayet... Ağaçlar çiçek açtı, büyük mutluluk... Pozitif pozitif bir enerji var havada. Sanki bütün ağaçlar gel beni gör beni diyor. Her birini sanat eserini inceler gibi inceliyorum.(Aslında her biri bir sanat eseri onların)  Her birinin fotoğrafını çekmek istiyorum.


Her sene olduğu gibi baharı ilk Hidiv Kasrında karşılamak istedim. O koruyu seviyorum. Oradaki kuş sesleri, sakinlik, o fresh hava  hiçbir yerde yok. Sanki İstanbul'dan kalan son güzel şey, son bozulmayan yer, bir hayal alemi.... Güzel bir rüyaya dalıyormuş gibi geziyorum koruyu ve birkaç saat sonra Kayaşehir'e uyanıyorum.


Sabah Kayaşehirde açık berrak bir hava vardı. Yolculuğumuzun ilerleyen kısmında ise kesif bir sis tabakası ile karşılaştık. Hatta sis o kadar yoğunlaştı ki  köprüye geldiğimizi zor anladım, köprünün direkleri bile görünmüyordu o derece. Ayrıca Kasıra geldiğimizde büyük damlalar yere düşüyordu. (yağmur gibi de değildi değişik bir doğa olayı, anlayamadım) İlaveten hava çok soğuktu.

Geri dönmeyi düşünsek de fırsat bu fırsat bir daha yakalayamayabiliriz diyerek etrafa bakmaya karar verdik.

Hidiv kasrı sise ve soğuğa rağmen kalabalıktı.

ve her zamanki gibi çok huzurluydu.


Önce termoslarımızdan birer bardak çay içtik. Yolda aldığımız fırından yeni çıkmış enfes açmalarımızı yedik. Bu sırada Defne yeni doğmuş buzağılar gibi sağa sola koşturmakta idi. Nöbetleşe içtik çayımızı.

2 tur attık kasırda... Daha çok Defne ile oynadık, Aman enerjisini atsın yeni şeyler öğrensin dedik.

Defne o kadar çok yaramazlık yaptı ki bir ara Kemal milleti rahatsız etmeyelim çıkalım gidelim bile dedi. Millet huzur bulmaya geliyor biz ise kafa şişiriyoruz diye düşündük.(aslında burada bir küfür kullandık da ama buraya yazmayacağım ) Defnecik oradan oraya koşturdu, bağırdı çağırdı, yerlere attı kendini. Kozalak yedi, taş tırtıkladı, kedileri kovaladı, köpeklerle konuştu, kargalara seslendi ,çiçeklere elledi, nergiz sümbül kokladı, uçurumlara doğru gitmek, çamurlara yatmak, havuza atlamak istedi. Köpekleri sevmek için baya mücadele etti. ( Benim hiç köpek kültürüm yok o yüzden dokunmasına müsade edemiyorum. Bu hayvanların  huyunu suyunu hiç bilmediğimden yani)  Taşları fırlattı, yuvarlandı, her yerini çamur yaptı, ayaklarını ıslattı. Saatler su gibi aktı Defne ile mücadele ederken. Hayret bir şey ki Kemal de ben de resmen perte çıktık ama yine de yorulmadı bizim kız...


Saat 11 30 civarında hava açtı ve ısınmaya başladı. Çok şükür boğazı görebildik yani. 



Şu ağaçların güzelliğine bakar mısınız!!!


İşte  insanı hayaller alemine sürükleyen bir ev (Ya da bir tesis bilemiyorum)


Bir metamorfoz klasiği olarak ağaçlar arasında görünen deniz. (Çekmesem olmazdı)


Henüz laleler açmamış, sümbüller, nergisler ve hercai menekşeler ama her yerdeydi. Sabah yumuk yumuk olan anlaşılmayan papatyalar ise ilerleyen saatlerde bize gülümsemeye başladılar.






Herkese güzel baharlar dilerim...