23 Ocak 2013 Çarşamba

NEOCUBE...

Yeni oyuncağım neocube...



Geçen yıl kardeşimle neodyum mıknatısları nerede bulabiliriz diye araştırma yapmıştık... Sonra bir alışveriş merkezinde gezerken kardeşim görmüş, almış bana hediye etti.. Gerçekten çok zevkli  büyükler için bir oyuncak ...

Bu 216 adet minik küre korkunç güçlü...  Oynarken hayret etmemek mümkün değil...

Ayrıca bugün internetten araştırma yaptım ve  küp ve piramit yapmayı başardım.... İşte bu da neodyum piramitim...




Aşağıda da ilgilenenler için neocube ile ilgili minik bir video...  Bakalım neocube ile neler yapabiliriz....  Baştan söyleyeyim  göründüğü kadar basit değil...



21 Ocak 2013 Pazartesi

HERKES İÇİN FAYDALI BİR BİLGİ...

        Son edindiğim bilgilere göre tuvalette sifondan sonra bir kibrit yakarsanız tuvalette kokudan eser  kalmıyormuş...

16 Ocak 2013 Çarşamba

MARDİN HATIRALARI...

         Bugün yukarı mardindeydim... Bakır yumurta tavamı  kalaycıya vermiştim... Kalaycı amca namaza gittiğinden ben de oralarda oyalandım, civar dükkanları gezdim. Bir sürü güzel şey gördüm... Mardin'e özgü birkaç hatıra almak istedim ve bunları aldım...

                          Bunları mahlepten Mardin'li bir bayan yapıyormuş.. Çin işi değil yani :)
                     mavi mahlep tohumu süs 5 TL


     Ben de ucuna neodyum mıknatıslarımdan geçirdim mutfak dolaplarımdan birinin metallerine dokundurdum ve çekiç çivi kullanmadan astım...

Aşağıdaki de mahlepten yapılmış.  Mahlep kiraz ağacının aşılandığı başka bir ağaçmış ki bu ağaca  idris ağacı da denirmiş... aynı zamanda yabani kiraz da denirmiş...Mahlep baharatını ise hepimiz biliyoruz...

Mardinin kirazı meşhur... O halde kirazın çekirdeğini de böyle süs eşyalarında değerlendirmeleri çok normal... Mardin de  bütün dükkanlarda, lokantalarda, aktarlarda bu duvar süslerinden bolca görmemizin nedeni de böylece anlaşıldı.

Aşağıdaki duvar süsünü ise 15 TL ye aldım.. pazarlık yapmadım araştırmadım belki daha ucuza bulunabilir bilemiyorum...
               


          Mardin'den çok sevdiğim bir arkadaşımın hediyesi.. Maşallah kendisi çok maharetlidir...



KALBE DÜŞEN HÜZÜN...



          Kederlendinse, kalbinde gam hissettinse, tevbe istiğfar et... Allah'tan bağışlanma dile, çünkü gam Allah'ın izni ile gelir, yaptığı işi Allah'ın emri ile yapar.
          Allah dilerse gamın ta kendisi neşe olur...
Mevlana mesnevi

14 Ocak 2013 Pazartesi

HER YANIM KIRILIYOR...

          Çok yorgunum...  Her yanım kırılıyor...Okul bugün çok soğuktu... Kaloriferler cayır cayır yanıyordu ama ellerim buz kesti tüm öğretmenler, mantolarıyla montlarıyla derse girdi... Bazı öğrencilerinse üzerlerinde sadece hafif okul kıyafetleri vardı. Üşümüyor musunuz kızım dedim üşüyoruz hocam dediler... Üstlüğünü giymeden  sadece okul hırkası ile okula gelmeleri maddi yetersizliklerden  mi yoksa özensizlikten mi kaynaklanıyor anlayamadım. Eve gelir gelmez çay demledim yumurta peynir yedim ve yattım bayadır baygın bir şekilde yatıyorum..  Telefon sesi ile uyandım... Kalktım ama hiç gücüm yok adım atsam kemiklerim kırılacak sanki.. Acaba geçen yıl Dr Öz 'ün bahsettiği virüsü  mü kaptım. Dr Öz  geçen yıl ABD de bir virüs salgınının başladığını , tedavisini henüz bulamadıklarını bu gribin özelliği insanda çok aşırı yorgunluk oluşturduğunu söylemişti. Son 2-3 aydır internette çok vakit geçirdim bir sürü sinema izledim acaba haddinden fazla radyasyona mı maruz kaldım??  ..  Bu aralar biraz bilgisayardan uzak durmayı da düşünüyorum.  En yakın zamanda normalleşirim inş...

13 Ocak 2013 Pazar

SEBZE ÇORBASI...

                    Uzun zamandır yattığımdan daha yorgun uyanıyorum... Çok yorgunum  ... Öğlen 11 deki dersime zor yetişiyorum... Görenler sen çok hasta duruyorsun doktora git diyorlar. Rehavet kadar insanı sıkan bir şey yokmuş gerçekten..İstanbul'dan sonra Mardin aşırı rahat geldi bana.. Bir kere trafik yok.. Şehir küçük; aradığım her şeyi merkezde buluyorum.. Sosyal faaliyet desen burada sıfır... Yapacak hiçbir şey yok sanki.... İstanbuldaki çalışma hayatım da herhalde buradakinin en az 10 katıydı... Tembellik tembelliği doğuruyormuş doğru...

                        Dün ismini hatırlayamadığım bir blogda hanım arkadaşımız 1 haftadır detoks yaptığını un, şeker, yağdan uzak durduğunu sebze ile beslendiğini  ve pazar günü itibari ile kuşlar gibi uyandığını yazmış.  belki ben de canlanırım bir silkinip kendime gelirim dedim.. Karar verdim bu hafta dikkat edeceğim bakalım...  İnşallah  2 hafta sonra ne değişecek. ( o kadar bedenim yorgun ki bir haftada hiçbir şey değişmez gibi hissediyorum)  İşte bugün ilk faaliyet olarak detoks niyetine sebze çorbası yaptım..Tüm çorbalar gibi çok sağlıklı...



SEBZE ÇORBASI  (YOĞURTLU)

  • 1 adet kereviz
  • 1 adet havuç
  • 1 adet patates
  • 1 adet soğan
  • 1 diş sarımsak
  • birkaç pırasa yaprağı
  • biraz maydanoz sapı
  • çok az kereviz yaprağı  
  • yoğurt
  • tereyağı
  • pul biber, karabiber, tuz, nane
        Sebzelerin hepsini orta boy doğrayıp tencerede haşlıyoruz. Sebzeler yumuşayınca  blendırdan geçiriyoruz.  Bundan sonra rengi açılana kadar süt ekliyoruz ama ben  evde çok fazla yoğurdum olduğu için  süt yerine yoğurt ekledim.. Bu da bir değişik farklı ekşi güzel bir tat verdi. çorbamıza ayrıca karabiber ve tuzu da bu aşamada ekleyebiliriz. Son olarak da isteğe bağlı bir kepçe içinde çok az tereyağı eritip içine nane ve pulbiber ekliyoruz.  Tenceremize ilave ediyoruz. AFİYET OLSUN...


Yemek tarifinin üstüne söylenmez ama belirtmek zorundayım;

* Çorbayı içtikten 15-20 dakika sonrası itibari ile bağırsak hareketlenmesi yaşıyorsunuz.  Dışarı çıkmadan  önce içmemenizi tavsiye ederim ...  






12 Ocak 2013 Cumartesi

YAYLA ÇORBASI...

          İstanbul'da iken hep hazır yoğurt kullanırdım... (Gerçek yoğurt bulamıyordum çünkü)  Burada (Mardin) da böyle devam etti... Artık hepimiz biliyoruz ki hazır yoğurtlar gerçek yoğurdun sağladığı faydaları veremiyor. Hazır yoğurtların içinde bize faydalı olan bakteriler ya öldürülmüş ya da pasifize edilmiş durumda. İstanbul' da ev yoğurdu diye aldığım  hazır yoğurtlar haftalar geçmesine rağmen ekşimezdi... Bir keresinde kendim yoğurt yapmaya heveslendim.. Pastörize süt ve hazır yoğurt kullandım.. tabii ki tutmadı .. Boza kıvamında sahlebe benzer iğrenç bir şey elde ettim...
          Mardin'de olmanın güzel yanlarından biri; gerçek köy ürünlerini bulabiliyorsunuz... Her yerde mandıra var... Benim evin karşı köşesine de bir mandıra- manav karışımı bir dükkan açıldı..Önceleri temizlik konusunda endişelerim vardı ama sonra dedim ki en azından gerçek yoğurt alacağım.. Bir deneyim dedim... Bakkal abimiz bana özel tam 5 kiloluk yoğurt ayırmış... Kilosu 2 TL... Mükemmel bir yoğurt tadı aldım tam çocukken annemin yaptığı gibiydi. Gerçekten de çocukluğumdan beri gerçek yoğurt yiyememiştim ve neredeyse tadını unutmuştum... 12 gündür her gün 1 kase  yiyorum ama kabın daha yarısını bile biteremedim ve yoğurdum çoktan ekşimeye başladı. Ben de bol yoğurtlu gerçek bir yayla çorbası yapayım dedim.
         Ayrıca bir de köyden gelen bir tereyağım var ki... mükemmel .. yayık ayranından yapıyorlar. kokusu, lezzeti 10 numara .. .yayla çorbasını yaparken hem çok köpürdü hem harika bir koku verdi...



YAYLA ÇORBASI

Malzemeler
2 çorba kaşığı pirinç
bol bol yoğurt
1 yumurta
2 çorba kaşığı un
2 çorba kaşığı zeytinyağı
1 çorba kaşığı tereyağı
nane
pul biber

Yapılışı
* Önce pirinçleri yıkayıp az suda 5-10 dakika pişiriyoruz.
* Pirinçler ocakta kaynarken biz cam kabın içine bol bol yoğurt koyuyoruz. Ben gerçek köy yoğurdumdan yaklaşık yarım kilo kullandım.
* İçine yumurta, un,  zeytinyağı, 1 çorba kaşığı nane ekleyip bir güzel çırpıyoruz.
* Pirincimizin suyundan alıp cam kabımıza ekliyoruz. Bu sırada sürekli karıştırıyoruz ki yoğurdumuz kesilmesin.
* Ilıklaşmış olan karışımımızı pirincin üzerine döküyoruz.
* Karıştıra karıştıra pişiriyoruz.
* Kaynamaya başlar başlamaz altını kapatıyoruz.

(Ben tuz eklemeden yaptım ...Zaten tadı gelmişti, mükemmel bir tadı vardı,  tuza gerek yoktu. Ayrıca tuz ekleyince yoğurt kesiliyormuş. İlle tuz eklemek isterseniz en son piştikten sonra katılırmış.... Bilginize...)

Bir cezvenin içine bir çorba kaşığı tereyağı eritiyoruz, içine pulbiber ve nane ekliyoruz. Son olarak  kasede çorbamızın üstüne sosumuzu ekliyoruz.

AFİYET OLSUN...

8 Ocak 2013 Salı

İNTERNET DOWNLOAD MANAGER...

4 gündür hava yağmurlu, ara ara kar serpiştiriyor.. Saat 3 oldu mu burada hava iyiden iyiye kapanmaya başlıyor zaten 4 30 da akşam okunuyor... Uzun uzun Mardin geceleri... Ama ben güzelce değerlendirmeye çalışıyorum.. Kitap okuma, bol bol uyuma, bol bol dinlenme, bol bol müzik, bol bol internet...  Madem Allah lütfetmiş, değerlendireyim diyorum .. İstanbul'da her gün 4-5 saat trafikte kaldığım olurdu.. O akşamları hatırlayıp Allah'a şükrediyorum.. O günlerin hesabına da  dinleniyorum..

İşte bu uzun akşamlarda yapılabilecek en güzel şeylerden biri de sinema izlemek.. Güzel bir de site  buldum 720p de online izleyebiliyorum. Akşamları yemekten sonra  izlemek istediğim filme tıklıyorum, yüklenirken ben de geri kalan işlerimi hallediyorum, hatta uyuyorum, dinleniyorum...Bir filmi yaklaşık 4-5 saatte yükleyebiliyorum..  Geçenlerde tesadüfen bir şey keşfettim.. Online izlemek istediğimde 5- 6 saatte yüklenen aynı filmleri artık max 10 dakikada indirebiliyorum. İnternet Download Manager denilen bir program o kadar hızlı ki gözlerime inanamadım...  Ben de artık bilgisayarıma indirip, izleyip sonra da siliyorum... Boşuna saatlerce beklemiyorum...

7 Ocak 2013 Pazartesi

CLOUD ATLAS...

Uzun zamandır böyle bir film bekliyordum.  Beklediğime değdi.  Eleştirmenlerin ne dediği umurumda değil.. Neredeyse 3 saatimi gözümü kırpmadan heyecanla izledim. Hiç bir sahne hiçbir dekor zorlama gelmedi... Her şey yerli yerindeydi. Bittiğinde en yakın zamanda yeniden izlemeliyim dedim...  Herkese şiddetle tavsiye ederim ... Sinema zevki recep ivedik seviyesinde kalanları hariç tutuyorum...


               2012 yapımı ... 100 milyon dolar bütçe ile çekilmiş... Yaklaşık 3 saat sürüyor ( 177 dak)

 Kısa ve net harikulade bir film...

.
        Hepimiz büyük bir düzenin parçalarıyız, asla kaybolmayan bir enerjinin temsilleriyiz. Hayatımızın seyri önemli ölçüde kontrolümüz dışında olan faktörler tarafından belirleniyor olabilir, Ama herşeye rağmen çizginin dışına çıkmak adına küçük de olsa bir adım atabilirsek, bu adımın etkileri dalgalar gibi geleceğe yayılacaktır...


Korku, aşk ve inanç... Hayatımızın Yönünü belirleyen olgular.. Bu güçler biz doğmadan harekete geçer ve  biz yok olduktan sonra da etkisini sürdürürler. Hayatlarımız bize ait değil.. Bizler başkalarına bağlıyız.. geçmişe günümüze.. Her kötülükte ve her iyilikte geleceğimize doğarız.






Filmde 6 değişik zaman ve 6 değişik mekan vardı.Üzerinde düşünülmüş, uğraşılmış ayrıntılar hemen göze çarpıyordu.


                    Makyajlar mükemmeldi. Makyaj bölümünde  oscar ödülü alacaklarını düşünüyorum.




 DİKKAT !!       Bundan sonrası ağır spoiler içerir.


Benim en çok etkilendiğim kısım sonmi-451 in hikayesiydi. Neo Seul ve garsonları  tam da şu anda günde 18 saat çalışıp günde 1 dolar kazanan somni-451 in hücresi gibi tıpatıp yerlerde yaşamaya çalışan çinli işçileri hatırlattı....  Ya da gülünç  ücretler karşılığında burger king'de,  kasiyerlerde,  fabrikalarda , maden ocaklarında saatlerce çalışan ve en azından bir işim var deyip yine de mutlu olabilen vatandaşlarımız aklıma geldi. Acaba ben de bir yerlerde kandırılıyor muyum birileri tarafından kullanılıyor muyum  diye düşünmeden edemedim. Hatta gece uyuyamadım...  Köle olarak doğmuş ve şarkı söyleye söyleye ölüme gidiyor ve hiçbir şey farkında olmadan yaşıyor olabilir miyim??


Bir de kıyamet sonrasında somni451 in tanrı olması da ilginçti...



Çok eskiden salih insanlar varmış. insanlar onlardan feyz alır, bilgilenirlermiş.. sonra bu insanlar öldüğünde hatıralarını yaşatmak için sonrakiler bu büyüklerin heykellerini yapmışlar onlara bakıp adaleti iyiliği hatırlıyorlarmış.. Fakat sonraki nesiller bu ilişkiyi kavrayamadıklarından bu heykellere tapmaya başlamışlar işte Hz Muhammed'in Kabede yıktığı putlar lat menat  uzza ve diğer ikisi aslında eskiden salih olan ama sonra puta dönüşen bu insanların tasvriymiş.


Bir de bu klonlara içirdikleri sütün isminin soap olması çok düşündürücü idi.

Filmde geçen bir replik; Tüm bu hikayelerde bir tutarlılık bir düzen bulabilirsin...


6 Ocak 2013 Pazar

NİŞASTALI KURABİYE



Hem basit hem lezzetli hem de çabuk pişen  bir kurabiye..


 Sevgili öğrencim Ayça'nın annesi Zeliha Hanım'ın Tarifi

MALZEMELER
2 su bardağı un
2 yumurta
1 margarin
0,5 su bardağı pudra şekeri
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
aldığı kadar nişasta

Tüm malzemeleri karıştırıyoruz. Hamuru 1 parmak kalınlığında açıyoruz ve kurabiye kalıbı ile şekil veriyoruz.  (ben bardak kullandım)  Önceden ısıtılmış 150 derecelik fırında pişiriyoruz. Üzeri çatlayınca kızarmasını beklemeden alıyoruz... Çok çabuk pişiyor, çay demleninceye kadar hazır..... Fırından çıkarıp üzerine pudra şekeri ekliyoruz. Tazeyken gayet güzel oluyor. Hiçbir şey beğendiremediğim annem dahi çok beğendi...Afiyet Olsun...

Fırınım küçük olduğundan yarım ölçü kullandım yaklaşık 15-16 kurabiye çıktı..Bir de nişastam az olduğundan yaklaşık 3 çorba kaşığı  nişasta ekledim alabildiği kadar un ekledim. Böyle daha güzel oldu sanki...

5 Ocak 2013 Cumartesi

FELATUN BEY ile RAKIM EFENDİ...

            Sınav öncesi ders çalışmaları için öğrencileri serbest bıraktığımda Felatun Bey ile Rakım Efendi'yi okudum. Mardin'de bazı öğrencilerin ailesi edebiyat dersi için okumaları gereken kitapları almıyorlar. Ben temin ediyorum,  4-5 öğrenci dönüşümlü okuyup kitabı  geri veriyorlar. Geçenlerde yine edebiyat dersi için bir kitap sipariş verirken Mardinli bir arkadaşım ' Bu öğrencilerin babalarının tırları var, dünya kadar verimli toprakları var yani paraları var ama iş kitap almaya gelince git öğretmenine söyle o alsın diyorlar ' dedi... Belki de haklı ama sonuçta bu kızlara okumaları gereken kitaplar alınmıyor , bu kızlar  mağdur oluyorlar ve maalesef bizim okul kütüphanemiz çok zayıf... 
            İşte ben de okulda  öğrencilerin okuması gereken dönüp dolaşıp bana geri gelen bu kitabı okudum... Çok beğendim, çok güldüm... Eski bir kitap olunca çok ağır çok sıkıcı olacağını düşünüyordum ama gerçekten yanılmışım... Gayet eğlenceli ve akıcı bir romandı.


          Kitap çok eğlenceli yazılmış olmasına rağmen eski osmanlı yaşamı hakkında verdiği ipuçlarının bir kısmı beni rahatsız etti . Mesela kadınların parayla alınıp satılması hem de çocuk yaşta...  kölelik hakkında bir fikir edindim ve iğrendim... Odalık, cariye kavramları daha bir oturdu.  Her ne kadar Osmanlı da köle kavramı çok daha insaflı ve o zamanın şartlarına göre insancıl bir zemin üzerinde yürüse de bu çarpık sistem -kölelik- nasıl oldu da yüzyıllarca devam edebildi şaşa kaldım. Kitapta pek övülen kadınların hayatı bana çok korkunç göründü... 
 
Kitaptan öğrendiklerimden birkaçı ...
* Eskiden ilim  irfan insanların hayatını kolaylaştıran bir şeymiş...  Rakım Efendi gayet güzel kazanıyor.
* Öğretmenler gayet saygı ve sevgi gören kişilermiş...  Rakım Efendinin gördüğü sevgi gözlerimi yaşarttı.
* Erkekler kendi kıyafetlerini kendileri çıkaramıyormuş, evdeki cariyelerin  yardım etmesi gerek..
* Sokakta gördüğün  küçük bir kızı -kaç para bu  deyip satın alabiliyormuşsun. Sonrasında  iyi bir eğitim vererek cariyeni yüksek bir fiyata canının istediği kişiye satabiliyormuşsun!!
* Kadınlar evden çıkmıyorlar, ayda yılda bir pikniğe gidiyorlar ama hiç sıkılmıyorlarmış.
* Eskiden de mayonez varmış. Hatta bir de mayonezli balık diye bir yemek varmış.( ben yeni bulunmuş zannediyordum)

4 Ocak 2013 Cuma

Şeker Portakalı Müstehcenmiş...

                             Şeker Portakalı'nı üniversitedeyken ilk olarak okumuştum.. Okurken çok duygulanmıştım, ağlamıştım. Hala zeze dendiğinde portakal ağacına sarılmış haşarı, hüzünlü, içli bir çocuk bana bakar ve ben ağlamak isterim . Şeker Portakalı, Küçük Prens, Martı, Hayvan Çiftliği, Kayığım Rozinha ... Bunları okumadan nasıl dünyalı olunur ki...

                  Şimdi  duydum ki  Şeker Portakalı' nı okuttu diye  bir öğretmene soruşturma açılmış. Kınıyorum... Bu neyin zihniyeti Allah aşkına... Tamam bir ya da birkaç kişi müstehcen bulabilir bu kitabı   ( Allah'ım hangi dünyada yaşıyorlar bilmem ki) ama geri kalan yüzlerce binlerce insan da o kitabın okutulmasını istiyor...  O zaman  ben de diyorum ki  hocamızı ve diğer öğretmenleri tedirgin ettiği için ve bu olaydan sonra pek çok öğretmen bu güzel kitabı öğrencilere okutmayacağı için  ve pek çok öğrenci de  bu güzel eserden mahrum kalacağı için bu veliye karşı tazminat davası açılmasını istiyorum... Kısaca  Hocamızın yanındayız....

           Bir keresinde (16- 17 yıl önce) öğrencilerimi  deep impact - derin darbe adlı sinemaya götürmüştüm. Öncesinde gittim izledim sansürlenecek hiçbir sahnesi yoktu. Neyse sinemaya gittik dönüşte öğrencilere filmi nasıl buldunuz dedim. Bir öğrenci hocam çok ayıp sahneleri vardı demez mi ciddi ciddi... Ben de Allah Allah neresiydi ben hiç hatırlamıyorum böyle bir sahne dedim. Aşağıda görülen sahnede  leo ve sarrah'ın evlilik törenlerinde minicik bir öpücük vardı onu kasdediyormuş.  ( Küçük bir öpücüğü müstehcen bulurlar ama recep ivedik' i izlerken ya da kurtlar vadisinde kıtır kıtır adam doğranırken gıkları çıkmaz bunların)


         
          
          Bir keresinde de okulda bilim kulübu başkanı iken  kulüp olarak Bilim ve Teknik, Bilim Çocuk,  Focus (eskiden böyle bir dergi vardı) ve Atlas dergisi alacağız demiştim. Ertesi gün  öğrencinin biri geldi 'Hocam o dergiler evrimciymiş babam izin vermiyor okumama' dedi... Peki evladım sen bilirsin dedim... Sonra bir gün  kulüp saatinde belgesel izletiyordum.. Birkaç öğrenci 'hocam bu belgeselde evrim lafı geçiyor izlemek istemiyoruz bunu' dediler kapattırdılar..

          Aklıma şimdi bir sürü örnek geliyor...


           İstanbul'a human body sergisi gelmişti sanırım geçen yıldı... Yine bir arkadaşım insan vücutları teşhir edildiğinden ve velilerinin tepkilerinden korktuğundan o sergiye öğrencilerini götürmeye cesaret edemedi...




          Çok sevdiğim bir arkadaşım bir grupla Mısır'a geziye gitmişti... Gruptaki teyzeler 'bu piramitlerde peygamberlere eziyet eden, ilahlık taslayan  firavunlar var bir de bunları ziyaret mi edeceğiz' demişler. Bu düşüncedekiler çoğunlukta olduğundan piramitlere ve müzelere girmeden Mısırdan Türkiye'ye geri gelmişler.. düşünebiliyor musunuz???


 


1 Ocak 2013 Salı

İNSAN NE İLE YAŞAR...

          Bu hafta sınav haftası... Benim derslerimin hepsi üst üste iki  ders olduğundan ve 2. ders sınav yaptığımdan ve ilk ders öğrencileri çalışmaları için serbest bıraktığımdan ve öğrencilerimin bana çok çok nadiren soru sorduklarından (neredeyse hiç) ilk ders için okula kitap götürdüm ve bugün  derslerde bu kitabı okudum...


          Daha önce Anna Karenina' yı okumuştum ... Çok beğenmiştim.. İnsan Ne ile Yaşar incecik bir kitap.  İçinde 4 hikaye var...  Benimkisi acaba inceltilmiş hafif bir baskı mı bilmiyorum ama Anne Karenina'ya göre çok rahat -çerez- ama çok faydalı tam küçüklere göre bir kitap...  Ben çocukken annem ve babam kardeşim ve bana uyumadan önce kitap okurlardı... Ben de müstakbel evlatlarıma bu kitabı uyumadan önce okuyacağım -inşallah-

          '' Şu gerçeği unutmayın; Tek önemli vakit vardır, İçinde bulunduğunuz an... O an en önemli vakittir, çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir... En önemli kişi ; kiminle beraberseniz odur... Zira hiç kimse bir başkasıyla , bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez...Ve en önemli iş iyilik yapmaktır... Çünkü insanın bu dünyaya gönderilme sebebi budur..'' TOLSTOY