23 Temmuz 2014 Çarşamba

EN GÜZEL GELİNLER...

Hem ramazan hem sıcak hem de günler çok uzun... Dolayısıyla tüm gün aylaklık etsemde vicdan azabı duymuyorum... Bugün tüm gün gelinlik modelleri baktım. Yanlış anlaşılmasın kendi gelinligimi çok beğenerek almıştım. (İlk giydigim gelinliği)
Mardin'de çok alternatif  yoktu ve Diyarbakır'da  gelinlikler benim tarzım değildi. Diktirmek istesem mümkün değil yetişmez dediler .(aşırı hızlı evlendim de) Bir iki tane beğenmediğim gelinliği belki üstümde güzel durur ümidi ile denemem oldu. Ama ilk giydigim gelinlikten daha fazla beğenmedim... Yani evlenirken gelinlik bakacak araştıracak vaktim olmadı ben de simdi bakıyorum...
Bugün tüm gün arastirmalarimdan sonra gelmis geçmiş en güzel gelin ve gelinlik olarak ben de  tüm dünya gibi Grace Kelly i seçtim.


Muhtesem bir gelin...


Muhteşem bir gelinlik...


Çocuk hayallerimin prensesi


Aslında prenses denince ilk olarak benim aklıma leydi diana gelir.


Ve onun dillere destan gelinliği...





Son zamanlatda en çok konuşulan gelinlik ise Kate Middletonun gelinliği idi...


Duvağın zerafeti saçlarının sadeligi ile muhteşem bir gelin... 




Ve diğer kraliyet ailesinden gelinlikler...

Kraliçe elizabetin gelinliği







Aşağıdaki gelinligi ise kraliyet ailesinden birisi giymis... Neden böyle bir tercih yapmış anlayamadım...


Asagidaki gelinligi de hıç sevmedim,



Ve internette gezinirken rastladigim  diger meşhur gelinler ve gelinlikleri...


Audrey Hepburn un zarif gelinliği




John Lennonun gelini Yoko ono


Mick jaggerin gelini ve tuhaf gelinliği


Ve diger tuhaf gelinler...





Ve tarihi gelinlikleri  arastirirken gördüğüm ve cok  beğendiğim gelinler...











Ve günümüze gelirsek...

22 Temmuz 2014 Salı

İSTANBUL...

Evet... Az önce yeni kitabımı bitirdim; Orhan Pamuk İstanbul Hatıralar ve Şehir... Böylece 4. kitabımı da okumuş oldum.

1
Mina URGAN
Bir Dinozorun Gezileri
YKY
haziran 2014
2
Mina URGAN
Bir Dinozorun Anıları
YKY
haziran 2014
3
Orhan PAMUK
Masumiyet Müzesi
YKY
haziran 2014
4
Orhan PAMUK
İstanbul ( Hatıralar ve Şehir)
YKY
22 temmuz 2014


Raflara çıkar çıkmaz aldığım bu  kitabı bir solukta okumuştum aralık 2013 te...



Aradan geçen 11  yıldan sonra ve Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ni okuduktan sonra bugünlerde bu kitabı yeniden baştan okumam  çok anlamlı oldu benim için. Masumiyet Müzesi'ni ya da Kara Kitap'ı yazarken beslendiği kaynakları anlamak hatıralarını öğrenmek çok hoştu.



Etrafımda bir öğrencim hariç ( beni Orhan Pamukla tanıştıran şahsiyet)  kimse Orhan Pamuktan hoşlanmıyor. Abartıldığını nobeli hiç hak etmediğini vs vs konuşuyorlar. Ben tam tersi düşüncede olduğumu söyleyince de tuhaf tuhaf bakıyorlar benim acaipliğime veriyorlar. Ama ben onlara Orhan Pamuğu sevmeyen  arkadaşlarıma dostlarıma tek bir soru soruyorum ; hangi kitabını okudun da bu eleştirileri yapabiliyorsun? cevap veremiyorlar genelde söyledikleri şey şu : kimse okumuyor ki onu... ama ben okuyorum .. ve çok beğeniyorum yazdıklarını, kendimden çok şey buluyorum.


Orhan Pamuğu çok okuduğumdan mı etrafı böyle görüyorum yoksa Orhan Pamuk sadece benim hissettiğimi zannettiğim ama herkese ait olan duyguları mı çok iyi yansıtmış hala bilemiyorum ... Onu okurken '' bu cümle tam da benim dile getiremediğim ama tam da hissettiğim şey''derken buluyorum kendimi.. Kısaca kendimden çok şey bulduğum için de çok seviyorum kitaplarını.

Bu aralar mesneviyi de okuyorum. Bir ibadetmişçesine sabah uyanınca mutlaka elime alıyorum ve okuyorum. ama mesneviden kendime ait bir şey bulamıyorum.. anlattıkları beynime işlemiyor.. sanki mesnevide geçen şeyler öğütler hikayeler çok eski zamanlarda bizden çok farklı insanlar için yazılmış gibi... belki de daha içine giremediğim içindir. Belki zamanla mevlana ile iletişimimiz artar ben de ne demek istediğini daha iyi anlarım.

İstanbul' dan   birkaç cümle yazmak isterim buraya. fakat kitabın ortasından alınan bu cümleler başı ve sonu belli olmadığı için biraz kopuk gelebilir okuyuculara...


'' herkesin sağlıklı ya da öfkeli, neşeli ya da şefkatli, ama rahatlıkla ve doğallıkla kurabildiği ilişkileri , arkadaşlıkları ben kurarken , neden zorlanmaya ve rol kestiğim duygusuna kapılmaya başlamıştım? günlük hayatı sürdürebilmek için herkesin kafayı öyle fazla takmadan - belki de hiç takmadan- yaptığı şeyleri yapabilmek için niye benim dişimi sıkmam, gayret etmem, sonra da '' poz yaptığım için ''kendimden nefret etmem gerekiyordu?''



'' Sanki bu şehir bana, benim hak ettiğim bir ceza olduğu gibi, ben de onu kirleten bir şeyimdir. Şehirden bana, benden şehre yoğun  bir keder hüzün sızarken şehirde de, bende de iş kalmadığını hissederim: Ben de şehir gibi yaşayan bir ölü, soluk alıp veren bir ceset, sokakların ve kaldırımların bana hissettirdiği gibi yenilgi ve pisliğe mahkum bir sefilimdir. Her biri olanca ağırlığı ile ruhuma çöken çirkin yeni beton apartmanlar arasında titreyen bir mendil gibi Boğazı görmek bile bu gibi durumlarda umut vermez. O zaman daha da kötüsünün, kahredici ve öldürücü asıl hüzün duygusunun, uzaktaki görünmez sokaklardan bana yaklaşmakta olduğunu....''

15 Temmuz 2014 Salı

12 KIZGIN ADAM...

Uzun zamandır böyle güzel bir film izlememiştim. 


     İMDB puanı 8.9 , top 250  sıralamasında ilk 10'a girmiş  , 1957 yapımı, siyah beyaz bir film ...  Bugün izleyecek başka bir film bulamamamdan ötürü açtım. Açıkçası pek bir beklentim yoktu samimi olmak gerekirse sadece genel kültürüm artsın diye izleyecektim. 
    SONUÇ: 12 adam bir odada  1.5 saat boyunca habire konuşuyorlar ve sen yerinden hiç kıpırdamadan izliyorsun... inanılmaz bir senaryo... 
     Geçen hafta izlediğim noah aklıma geldi.. milyon dolarlık animasyonlar,  milyon dolarlık oyuncular vardı ama puan vermem gerekse 1 puanı bile çok görürüm; tam bir zaman kaybı idi, hatta blogda yazacaktım aman sakın izlemeyin diye ama reklam olur başlığı görüp aklına düşen olur diyerekten  vazgeçtim. Bu filme ise oy kullandım ve 10 puan verdim.. demek ki adam gibi bir senaryo yapabildikten sonra az bir bütçe ile de mükemmel bir film çekilebiliyormuş. Tavsiye ederim efendim...


10 Temmuz 2014 Perşembe

SUPANGLE...

Dün supangle yaptım. Pişirirken gözüme cok cıvık göründü, hatta bu yüzden koyulaşması için 3- 5 dakika extra kaynattım bir yandan sürekli karıştırdım fakat endişelerim yersizmiş soğuyunca kıvamı gayet yerinde oldu. Biraz kaynatmanın da etkisi olabilir bir dahaki sefere un miktarını yarım kaşık artırabilirim. Bu tarifi internette arama yaparken gördüğüm pastalarim74 adlı siteden aldım.

                         SUPANGLE


1 L süt
1 su bardağı şeker
4 silme yemek kaşığı un
3 silme yemek kaşığı kakao
2 paket vanilya

Yukarıda verilenleri  bir tencerede çırpıcı ile güzelce karıştırıyoruz. Ateşe koyunca içine bir paket ( baton) bitter çikolata ekliyoruz. Sürekli karıştırarak pişiriyoruz bir iki dakika kaynatıyoruz. Buzdolabında en az 3- 4 saat bekletiyoruz. Hatta ertesi gün daha güzel oluyor.  Afiyet olsun...

9 Temmuz 2014 Çarşamba

YENİLENME...


Mardin'de iken  İstanbul'da yeniden yaşama hayalleri kurardım... İstanbul'da gidilecek yüzlerce mekan yapılabilecek binlerce etkinlik vardı. İstanbul'da  yaşadığım 18 yıl boyunca hep bu şehre aşıktım. İkinci aşkım saydığım  Mardin ise tam bir hayal kırıklığı oldu benim için ... Sonunda eş durumundan erkenden yeniden kavuştum İstanbul'uma. Ama hayal ettiklerimi faaliyete geçirme imkanı bulamadım bir türlü;

1. Artık eskisi gibi genç olmadığımdan trafikte yoruluyorum. Gideceğim mekana daha gelmeden eve gidip ayaklarımı uzatma hayalleri kurmaya başlıyorum. Yorgun olduğum için de gittiğim yerlerden çok zevk alamıyorum. ( mesela Eminönü'ne ya da Bakırköy'e bu yüzden gidemiyorum)

2. Artık eskisi gibi genç olmadığımdan gürültüden kalabalıktan daha fazla etkileniyorum. Gittiğim yerdeki güzellikleri fark edemiyorum çünkü insanlar arasında boğuluyorum. ( mesela Ortaköy'e ya da Emirgan'a bu yüzden gidemiyorum)

3. Artık evli olduğuma göre geniş ferah güzel döşenmiş bir ev istediğimden ve bu evlerin fiyatları da 600 000 TL  den başladığından ve bu eve geçebilmek için para biriktirmek zorunda olmamdan ve dolayısıyla artık eskisi gibi rahat para harcayamadığımdan eskiden gittiğim pastaneler, restoranlarda hayatımdan çıktı. Bir fincan çaya 5 tl öderken ellerim titriyor artık.( taksimde ve boğazda  takıldığım mekanlardan da bu yüzden vazgeçtim.)


Daha tembel, daha miskin ev kedisi olup çıktım. Hayatım okula gitmek, alışveriş yapmak, yemek yapmak, bulaşık yıkamak, temizlik yapmak ve çamaşır asmak arasında  gidiyor. Ve açıkçası artık bunlar bana zevk de veriyor. mesela yeni bir yemek denemek hayatımda hiç yapmadığım ( çoğu ev hanımına göre çok sıradan olan) pasta börek tatlı yapmak çok heyecan verici benim için ...


Ama artık bir yerden başlamam lazım.

KENDİME GELME PLANLARI

* Gezilecek yerler listesi hazırlıyorum,  aklıma geldikçe yazıyorum. Hatta İstanbul'u baştan keşfetme gibi düşüncelerim var.

*Ses sistemimle barışma vaktim de geldi.  Kaliteli ve benim seçtiğim albümleri dinlemeye karar verdim.

* Kitap listesi yapmaya karar verdim. Okuduklarımı yazacağım.

Hayatıma daha nasıl zenginlik katabilirim?? Aklıma şimdilik sadece bunlar geliyor. Şimdilik bu kadar. Sergilere konserlere gitmek  diyesim var ama onları yazacak gücüm ve cesaretim şimdilik yok.


İstanbul'a geldikten sonra 3 kitap okudum. Hepsini de daha önceden okumuştum, sevdiğim kitapları yeniden okuyorum. ilk kez okuyormuşum gibi yeniden çok zevk aldım. hepsini de tavsiye ederim.

1             Mina URGAN     Bir Dinozorun Gezileri      YKY                haziran 2014
2             Mina URGAN     Bir Dinozorun Anıları       YKY                 haziran 2014
3             Orhan PAMUK   Masumiyet Müzesi          İLETİŞİM         haziran 2014


Şimdi bu resimler ne alaka diyeceksiniz... sırf yazı dolu oldu bu post... gözüm gönlüm açılsın diye ekledim. beauty diye facebook ta bir site keşfettim. resimler oradan...

4 Temmuz 2014 Cuma

KUPTA İRMİK TATLISI

Uzun zaman oldu yazmayalı. Bu arada evlendim, Mardin'den İstanbul'a eş durumundan geldim, eşime, yeni hayatıma yeni evime, yeni okuluma, yeni arkadaşlarıma alışmaya çalıştım.

Geçen hesapladım, 8 ay geçmiş ben evleneli, inanamadım... Uzun zamandır yazmayınca yeni bir post için açtığım boş sayfaya bakıp bir düşündüm; umduğumu buldum mu, mutlu muyum,  hem ne yazıcam ki bu bloğa... Farklı olan, yazmaya değer ne oldu ki, ve ne oluyor ki... gibi seyler...
Acaba tüm yeni evliler (gerçi artık yeni evli sayılmam) aynı düşüncelere kapılıyorlar mı... yoksa ben mi cok düşünüyorum bilmiyorum. Bir kere hiç bir şey tahmin ettiğim gibi olmadı...  Daha iyi mi ,daha kötü mü? Her ikisi de değil... Sadece umduğumdan beklediğimden çok farklı yollara girdim... Sadece zannettigimden, tahmin ettigimden farklı yaşıyorum... şikayetçi miyim; şimdilik hayir!!

Çok derin konulara girmeden devam edeyim... Bugün size yaptığım tatlinin tarifini vericem... Aslında cok daha mükemmellerı ve çok  kaliteli fotoğraflarla zengin bir sürü site var ( benim gibi yeni evlenenlerin çok işine yarıyor) ama amatörce  bir de  ben paylaşayım dedim ...
Bugünkü tarif portakal ağacı sitesinden... Bu siteyi tavsiye eden arkadaşım Gülnur'a da ayrıca teşekkür ederim. Tarifte epey bir değişiklik yaptim... Ama benim tatlım da gayet güzel oldu...

KUPTA İRMİK TATLISI ( 2 kişilik)



* 0.5 L süt
* 5 yemek kaşığı irmik
* 6 yemek kaşığı şeker
* 1 paket vanilya

Yukarıda verilenleri bir güzel pişiriyoruz.
Kupların dibine 1 adet pötibör bisküvi yerleştirip tatlının bir kısmını döküyoruz. Kalan tatlıya azıcık kakao ekleyip karıştırıp kuplarımıza ilave ediyoruz. Üstünü süsleyip buzdolabında dinlendiriyoruz.

Portakal agacinda orjinal tarifinde irmik miktari biraz daha az. İrmik miktarını artırdım ve kıvam mükemmel oldu.

Bildiğimiz irmik tatlisindan daha yumuşak ,yenmesi daha kolay oluyor böylece... Eşim çok beğendi...   Afiyet olsun...