30 Nisan 2016 Cumartesi

OTAĞTEPE FATİH KORUSU GEZİSİ...


Ya da az bilinen ismiyle Tema Vakfı Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi'ne gittik bugün.



Burayı uzun zamandır merak ediyordum, fırsatını bulur bulmaz görmek istiyordum. 
Sabah pırıl pırıl güneş çıkınca içimi mutluluk kapladı.
(Malum her hafta sonu hava kapalı oluyor.)
 Yataktan fırladım bütün perdeleri çektim. 
Kemâl'e müjdeee güneş var hava pırıl pırıl,
bugün Otağtepe'ye gidebiliriz dedim.

Hemen hazırlandık.
 Kahvaltılıklar, termosta çay, Defne'nin kıyafetleri derken
 evden çıkmamız yine 8:30 u buldu.
(O kadar da hızlı hazırlanıyorum, erken çıkmaya gayret ediyorum)


 Eğer gitmeyi planlarsanız Otağtepe Cafe diye aratın.
Navigasyonda burası çıkmıyor.
 Biz haritalara göre az kaldı köprüden gerisin geriye dönüyorduk
 da Kemâl son saniyede yön değiştirdi Allah'a şükür.
Tam bir karadeniz şivesi ile konuşan taksicinin tarifi ile bulduk parkı.
 O karadeniz şivesi de sabahleyin ayrı bir mutluluk oldu benim için.

Koruya gittiğimizde otoparkta sadece 1 araba vardı 
ve o da daha biz park ederken çıktı gitti.

Cumartesi sabahı olmasına rağmen 
 az ötede hunharca öpüşen genç çift dışında etrafta kimsecikler yoktu.

Otağtepe'de en güzel İstanbul manzaralarından biri var.



Denizin rengi tarif edemeyeceğim kadar güzeldi. Turkuaz mavi yeşil... bes-berrak çok güzeldi. Hava çok açıktı. Denizdeki martılara, uçan kuşlara varıncaya kadar çok net görünüyordu.


Buradan  Boğaz mükemmel görünüyor.







Boğaziçine nehr-i aziz derlermiş ya atalarımız ...
 Otağtepe'den bakınca
Boğaziçi  kıvrıla kıvrıla akan kutsal bir nehir gibi görünüyor gerçekten de.. 



Hava o kadar berraktı ki Boğaziçi köprüsü, Rumeli hisarı, Kandilli Kız Lisesi
 hatta ta uzaklarda Kız Kulesi bile görünüyordu.



Panaromik olarak da böyle görünüyor nehri aziz




Bugün fotoğraf çekmeye doyamadım. Otağtepe  tam seyirlik bir yer.






Manzara eşsiz fakat parkı hiç beğenmedim.
Parkın havalı ismine bakıp da sakın bir şey beklemeyin.
Bakımsız kuru yavan bir park. 
anca konuşmuşlar reklam yapmışlar ama hiç birşey yok parkta. 
Bana çok fena göründü. 
Eşim abartıyorsun o kadar da kötü değil dedi.

Bence dünyanın en güzel manzarasına sahip olan bu parkın da eşsiz olması gerekiyordu.


 Bir kere koru bile denmez buraya. En güzel bahar günleri olan bugünlerde bile yavan yavan. Bizim küçücük Edremit parkımız ( memeleketimdeki)  bile ne kadar estetik ne kadar bakımlı bir park yürürken her köşesinden hissedersiniz üzerinde uğraşıldığını emek verildiğini. Burada yok öyle bir şey Allah bir manzara vermiş işte.

Ben güzel yürüyüş yolları, çiçek tarhları, ağaçların yanında ne ağacı olduğu yazan tabelalar, ilginç ağaçlar çalılar bitkiler bekliyordum. Yeni gördüğüm daha önce görmediğim hiçbir şey yoktu.

Nilüfer göleti diye bir şey yapmışlar, yapaylık akıyor, içinde bir tane bile nilüfer yok.

Teraslar yapılmış ama kuru kuru.
anlam veremediğim boş teraslar var. Ağaç da ekilmemiş herhangi bir çalışma da yapılmamış.
Acilen birilerinin el atmasını istiyorum buraya


Bu hissi bir de Fındıklı Parkında yaşıyorum. 
Dünyanın en güzel yerlerinden birisi Fındıklı ama
orada da anlam veremediğim bir ihmal edilmişlik,boş vermişlik var.

Ne biliyim çok güzel bakımlı bir yer  bekliyordum  otağtepeden, bulamadım. Hayal kırıklığına uğradım.

Birileri el atsın da şu parkı güzelleştirsinler.
( bir de Fındıklı Parkını)

Bir daha gider miyim. belki seneye erguvan mevsimi giderim onun dışında özleyeceğim bir yer değil.
Bunun tek sebebi ise parkın çok kuru ve yavan olması. 

Ha bir de köprüden gelen desibeli yüksek sesler de olabilir. Çünkü çok kafam şişti,başım ağrıdı gürültüden, kuş seslerini dahi bastırıyordu otomobil sesleri.




Laleler sümbüller erguvanlar bitmiş, yaz erken geldi bu yıl.
Pittosporyumlar açmış, en sevdiğim kokulardan biridir. 
Yine Fındıklı Parkında bu maki türü çalının kocaman ağaç olmuş hali var. Bu mevsimde tüm parkı mis gibi kokutur.  




Herkeze mutlu hafta sonları...

29 Nisan 2016 Cuma

KADINLARA ÖZEL BİR YAZI...

Doğum çantası hazırlarken  listeme tavsiye üzerine bir paket depend külot eklemiştim. Daha önce hiç duymamıştım.  Depend için yaşlı külotu ya da hasta külotu diyebiliriz. Doğumdan sonra çok rahatlık olmuştu. Bol bol dua etmiştim, icat edenden Allah razı olsun demiştim. 

Bir kaç tanesi artmıştı, adet olduğumda aklıma geldi bir deneyeyim dedim.



41 yaşındayım; ömrümde ilk kez adetli iken ay nevresim battı mı ay altıma geçti mi diye düşünmeden geceleri 3-5 kez kontrol etme gereği duymadan rahat bir uyku çektim. Baston yutmuş gibi yatmadım.

Artık yoğun gecelerde bu ürünü kullanmaya başladım. 

Neden şimdiye kadar akıl edemedim bilmiyorum. 

Belki bir faydam dokunur diyerekten siz hanımlarla paylaşayım dedim. 

Tavsiye ederim.

28 Nisan 2016 Perşembe

DEFNE FERAH 7,5 AYLIK...

Defne Ferah'la ilgili yazı yazmayalı baya olmuş. En son işe başlarken yazmışım. Sonrasında ara ara notlar almışım. En son blogda Defne Ferah'la ilgili yazdıklarımı okudum hayret ettim. Gerçekten de bebekler çok hızlı büyüyorlar. Her gün yeni bir şeyler öğreniyorlar.

23. Hafta

Defne Ferah 7000 g (400 g zayıflamış)
Ben 88,8 (400 g almışım)

24. Hafta

Defne Ferah 7400 g ( verdiği 400 gramı geri almış.)
Ben 89,9 (1100 g almışım)


Gelişmeler;

24. Hafta


Ayak başparmağını emmeye başladı.

Masada objeleri tutup tadına bakıp yere atmayı seviyor. Tutma ve bırakma hareketi çalışıyor.

Bazen şarkı  mırıldanıyor.

Şimdiye dek her hafta el tırnaklarını kesiyorduk. Artık ayak tırnakları da uzamış. Ayak tırnaklarını kesmeye başladım.

Artık sürekli kollarım uyuşuyor. Her yerim hamlaştı, ağrıyor. Yere düşen tebeşiri almak bir işkence benim için  ya da ayağıma bir patik geçirmek. 

05 Nisan 2016

Defne Ferah bugün ilk kez kendi kendine döndü.

Mutfakta Defne'nin çorbasını yapacaktım. Yere bir battaniye serdim. Bir kaç oyuncak koydum.  Defne'yi de yüzüstü bıraktım. Defne ilk kez çok ağlamadı. Oyuncaklarına ilgi gösterdi. Halısında yer değiştirdi durdu. 

Ve ilk kez döndü.

Ayrıca bu hafta ilk kez devrilmeden oturmayı başardı.

16 Nisan 2016 

Defne Ferah bugün ilk kez alışveriş sepetine oturdu.

20 Nisan 2016

Defne Ferah artık gayet rahat oturabiliyor. Mama sandalyesine koyunca oyun oynuyor. Yere konulunca ise ağlıyor. Emekleme henüz yok. Ara ara dönüyor. Yattığı yerden yönünü değiştirebiliyor.

Bu aralar her şeyi merak ediyor. Her şeyi eline almak tadına bakmak istiyor. Özelikle de yiyecekleri. Boğazına kaçar diye ölüp ölüp dirilsem de yavaş yavaş tattırıyorum. Bugün salatalık dilimini sımsıkı kavrayışı vardı. Salatalığın en zayıf ve sulu kısmı yani ortasını keşfedip cork cork emerken öldüm gülmekten.

Dün de haşlanmış yumurtayı merak etti. Eline verince bütün yumurtayı ağzına sokmaya kalktı da çok korktum.

Artık iletişimimiz çok daha iyi. Bazen beraber gülüyoruz.  İletişim demişken bizim kız çok sosyal. Özellikle de küçük çocuklar, bebekler görünce çok mutlu oluyor. Konuşuyor bir şeyler diyor. Küçük biri görünce elleri kolları oynamaya başlıyor.


23 Nisan 2016

Bugün sabah bir sesle yataktan sıçradım. Defne yataktan düştü. Böyle bir ihtimali düşünüp yatağın yanına yastık diziyordum ne zamandır. Bizim yatağın da baya alçak olması ve yastıkların etkisi ile  yavrum hiç bir şey anlamadı, ağlamadı. Sadece çok şaşırdı, çok şükür.

24 Nisan 2016

Defne Ferah 8400 g
Ben 91 kg

Defne Ferah bu ay artık çok daha iyi iletişim kurabiliyor.

Kucağa alalım diye kollarını açıyor.

Okuldan dönerken balkondan beni görebiliyor ve heyecanlanıyor. Sevincini elini ayağını oynayarak belki ediyor.

 Gündüzleri  artık 2-3 defa uyuyor. Bazen uzun uyuyabiliyor. Uzun dediğim 2 saat...  Eskiden hiç uyumazdı.

Geceleri ise artık beraber yatıyoruz. Çünkü en az 5-6 kez uyanıyor. Nadiren  emziğini veriyorum geri dalıyor. Çoğu zaman ise mutlaka emmek istiyor, sonrasında ise kucağımda uyumak istiyor. Benim ise artık dermanım kalmadı.

Aylardır uykusuzum.  Tam dalacakken Defne uyanıyor. Geceleri artık her saat başı bazen daha da çabuk uyanıyor. yavrummm... Aslında çok acıyorum. Minik serçem yana dönüyor beni kokluyor geri uykuya dalıyor.

Şu anda böyle güzel güzel yazıyorum ama geceler çok zor geçiyor. Sabah o kadar uykulu kalkıyorum ki şöyle uzun uzun huzurla deliksiz uyku çektiğim günleri çok arıyorum iyi ki de zamanında bol bol uyumuşum.

Defne Ferah uyurken elleri ile yakamı bir kavrıyor öyle uyuyabiliyor. O minicik elleri ille bişeyleri tutacak. Genellikle bu yumuşak polar battaniyesi oluyor. bu aralar ise benim yakam ya da bluzum.
O yumuk yumuk elleri yerim ben.

Artık her gün akşam üstü  patates havuç bezelye bulgur pirinç mercimek buğday kuzu eti ve evde hangisi varsa kereviz ıspanak brokoli karnıbahardan biri ile oluşan çorbasını yapıyorum  tel süzgeçten geçirip tereyağı ve zeytinyağı ekliyorum. Son olarak da 2 kaşık yoğurt ekleyip bir kase yediriyorum.

Aynı zamanda  öğlenleri kendi mayaladığım yoğurttan veriyorum. 

Bir de bu hafta yumurta sarısına başladım. Kahvaltıda biraz peynirle birlikte yiyor.

Bazen de yoğurt çorbası ya da kıymalı tarhana çorbası yapıyorum.

Bir de her gün yarım muz ya da elma armut püresi yediriyorum.

Balık ve tavuk etini de ara ara minicik minicik tattırıyorum.

Artık ne yiyorsak azıcık azıcık veriyorum

Gündüzleri anne sütünü baya azalttı, yakında tamamen bırakır gibi geliyor bana.

dişler ise hala yok.

emekleme hala yok.

Hâlâ hacıyatmaz. Yere koyduğum anda ağlıyor. Defne ile yalnızken hiç iş yapamıyorum.


Islak mendillerin çok zararlı olduğunu öğrendim. Bu yüzden artık poposunu lavaboda yıkıyoruz.


Bana gelince her geçen gün sağlığım kötüye gidiyor. Doğumdan beri neredeyse 20 kilo aldım. Hiçbir kıyafetim olmuyor. Doğuma girerken giydigim pantalonum bile olmuyor düşünün. Çok yorgunum, yürüyemiyorum eğilemiyorum. Ayakkabılarımı giymek patiklerimi ayağıma geçirmek çok zor... Kollarım hep uyuşuk gözlerim hep kanlı.  Hep uykusuzum. Geceleri tam dalacağım anda bebiş uyanıyor. Saat başı yarım saatte bir uyanıyor. Gündüzleri bazen 5 dakikalık bir fırsat oluyor mesela altını değiştirirken bezini hemen kapamıyorum altını havalandırıyorum  pişik olmasın diye Defne o sırada yatakta rahat duruyor. Genellikle  ba ba ba ba diye  şarkı söylüyor.  Yanına yatıyorum anında dalıyorum  bir sürü ba ba ba ba eşliğinde  rüya görüyorum.

Cildim ise zaten kontrolden çıktı. Bir sürü sivilcem var artık. Bir ara düzelmişti son zamanlarda iyici cozuttular. Sanırım sıkıntıdan çıkıyor.


Bir bebek insanı ne denli değiştirebilir....


Artık son zamanlarda evim de kontrolden çıktı, toparlayamıyorum. Aradığım hiçbirşeyi bulamıyorum. Tam bir kısır döngü içindeyim. Dip köşe temizlik mümkün değil yapamıyorum. Anca çamaşır yıkıyorum bazen çocuğu ağlata ağlata yemek yapıyorum. Akşam mutfağı toplayıp  banyomu da yapıp yattıysam bu en büyük başarım oluyor. Ben artık aşağıdaki gibi evi kanıksadım da eşim hâlâ kabul etmiyor. Evin dağınıklığı yüzünden bazen tartışıyoruz. Misafir gelmesi ise en büyük kabusum. Mümkünse bebiş büyüyene kadar ne kimse gelsin bana ne ben bir yere gideyim.


Tuvalete gitmek bile sorun... Defne her tuvalete gittiğimde arkamdan katılırcasına ağlıyor. Aşağıdaki resim abartı değil, bizzat hergün yaşadığım bir sahne.





Benim eşim bana yardımcı olur ev işi yapar, bulaşık makinesini boşaltır mutfağı toplar, cam siler çamaşır yıkar asar okuldan gelince kahvaltım hazırdır. Her türlü yardımcı olmaya çalışır ama yine de zaman zaman aşağıdaki gibi hissetmeme engel olamıyorum.



Geçenlerde yorgunluğum çok şiddetlendi,  bütün gece inledim. Ağrı kesici de fayda etmedi. Kemal çok korktu başıma birşey gelecek diye. Açıkçası ben de çok korktum ölüverecem diye. Zaten o sabah Kemal beni kampa aldı. Artık eve tatlı şekerli hiçbir şey alınmayacakmış acilen kilo verecekmişim. Hatta buzdolabının üstüne diyet listesi asmış. Haşlama yiyecekmişiz bundan böyle. Bakalım.


26 Nisan 2016 Salı

EVDE KEFİR MAYALAMA...

Evde süt kaynatma, yoğurt mayalama, lor peyniri yapma derken kendimi kefir mayalarken buldum. Gitgide daha bir ev hanımı gibiyim.

Kefirin faydalarını uzun zamandır duyuyordum. Bir kere de şok marketlerde satılan hazır maya ve uht sütle denemiştim olmamıştı.

Bir kez de köy sütü ile denemeye karar verdim.  Eşim aktardan kefir mayası almış. Ev yoğurdunun belirgin bir şekilde bünyeye iyi geldigini bizzat keşfetmiştik.  Bakalım kefirle nasıl hissedeceğiz kendimizi.

Evde kefir nasıl mayalanır?





* 0.5 L sütü kaynatıyoruz.

* Oda sıcaklığına kadar soğutuyoruz.

* Kefir tanelerini ekleyip üstüne kalın bir örtü sarıyoruz. Işık görmemeli.

* 24 saat sonra sütümüz yoğurttan cıvık ayrandan kıvamlı bir  hal alıyor.

* Kefirimizi metal kaşık ya da metal süzgeç kullanmadan süzüyoruz. Kefir taneleri plastik süzgecin üstünde kalıyor. Bir sonraki kefir için hazırladığımız kavanoza boşaltıyoruz.

* Eğer hemen kullanmayacaksak süt içerisinde bir hafta içinde tüketmek kaydıyla buzdolabında saklayabiliriz.




Ben içine çilek ekleyip blendırdan geçirip hafif mayhoş bir  içecek olarak içtim. Gayet güzeldi.

Afiyet şifa olur inş.

25 Nisan 2016 Pazartesi

EVDE LOR PEYNİRİ YAPIMI...


Artık bizim kızın peynir yeme vakti geldi. Kahvaltılarda tadımlık  veriyordum; Labne, taze peynir ya da çeçil peyniri. Tuzlu olduklarından içim hiç rahat değildi. Sonra forumlarda annelerin evde peynir yaptıklarını duydum, çok şaşırdım. Hiç aklıma gelmezdi benim de evde peynir yapacağım...

Aslında o kadar kolaymış ki...  Boşuna Defneciğe tuzlu tuzlu peynirleri yedirmişim. Tarif internetten derleme şöyle ki...


Lor Peyniri Yapılışı

* 2 kilo süt kaynatılır. ( hazır süt değil, işlem görmemişim köy sütü)

* Kaynayan süte 1 çay bardağı yoğurt eklenir. Yoğurt yerine 1 -2 adet limon suyu ya da elma sirkesi de oluyormuş. (Benim yoğurdum çok taze idi herhalde o yüzden sütüm hemen kesilmedi. Ekstra yarım limon sıktım)

* 7-8 dakika kadar kısık ateşte kaynatılır. Süt topak topak oluyor ve rengi yeşile dönüyor.

* Birkaç saat bekliyoruz. Soğuduktan sonra süzgeçe koyuyoruz. 
Bazıları tülbente koyup gece boyu asıyormuş o zaman kalıp gibi oluyormuş. Ben gerek görmedim.

* Sabah peynirimiz hazır.


Benim sütten baya lor çıktı. Küçük tencerem tıkabasa doldu. Maşallah...

* Lor peyniri hemen bozuluyormuş. Yemeyeceğimiz kısmı buzluğa atmak lazımmış.

* Suyunu da dökmeyecekmişiz meğerse... Bu su çok değerli besinler içeriyormuş. Yayla çorbası kek böreklerde kullanılıyormuş. Sporcu içeceği imiş. Ben döktüm bilmiyordum. Bir daha ki sefere yayla çorbası yaparım artık.



24 Nisan 2016 Pazar

BİRİNİN ADI MASTER DİĞERİ DOKTORA...

Facebook'ta bir fotoğraf ararken yıllar önce yüklediğim karikütürlerimi gördüm. 
Keyifle yeniden inceledim. 
Gülümsedim.









































Eskiden Radikal gazetesi alırdım düzenli olarak, karikatürler oradan... Ne güzel gazete okurdum eskiden. radikal-2 radikal -genç ne kadar güzeldi. Her ne kadar yazarların çoğu fikirleriyle uyuşmasam da insanlar ne düşünüyormuş deyip merakla tüm yazıları, yazarları okurdum. Ufkum genişlerdi. O zamanlar radikal yeterince solcu olmamakla suçlanıyordu. Seviyeyi düşürmeden gazetecilik yaptığı, bağırıp çağırıp küfür etmediği içindi bence... İsmet Berkanın bilimsel yazıları olurdu, uzayla kuantumla ilgili yazılar yazardı; merakla beklerdim. Ömrümde ilk kez siyaset dışı bir konu yazan gazeteci -genel yayın yönetmeni- gördüm. İsmet Berkanı okurken bir kainat insanı olduğumu hissediyordum. ( vay be ne kadar da övdüm adamı)  Sonra İsmet Berkan genel yayın yönetmenliğini bıraktı.  Bir ara ntv de sanırım xyz diye bilimsel bir program yapıyordu onu da çok zevkle izliyordum, kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi bilimsel içerikli karadeliklerden uzaydan zamandan bahseden bu program da kısa sürede yayından kalktı. Gözü kör olsun reyting denen canavarın.

23 Nisan 2016 Cumartesi

EMİRGÂN'DA SABAH YÜRÜYÜŞÜ, TARABYA'DA GEZİNTİ...

Bu hafta sonu nereye gitsek diye araştırma yaparken Otağtepe Tema Vakfı Korusu'nu buldum. Bu hafta sonu oraya gitmeye pek hevesliydim. Dün sabahki pırıl pırıl güneşi görünce Allah'ım ne olur yarın da hava böyle olsun diye diye sabahı zor ettim. Veee hemen hemen her hafta sonu olduğu gibi bugün de sabah hava kapalı ve soğuktu. Bu kadar tesadüf olur mu bilmiyorum, bilimsel bir açıklaması olabilir mi acaba gerçekten merak ediyorum; Her hafta sonu hava kapalı, yağmurlu ama hemen ertesi gün, pazartesi güneş açıyor. Nitekim önümüzdeki pazartesini de güneşli gösteriyor meteoroloji.

Büyük hayal kırıklığı... Böyle kapalı bir havada boğaz güzel görünmez. Aynı zamanda bebek bu soğukta tepede üşüyebilir. Otağtepe maceramı mecburen erteliyorum. 

Sabah madem Tema Vakfı Korusu'na gidemiyoruz bari Emirgân Korusuna gidelim bir yürüyüş yapıp dönelim dedim.  

Yanımıza hiçbir şey almayalım dedim ama eşim yok ben orada kahvaltı yaparım dedi, Hemen çay demledik bir kaç parça kahvaltılık aldık yola düştük.

Bu sene bahar ne kadar da erken geldi, hatta bitti. Geçmiş blog yazılarıma bakıyorum da geçen yıl tam da 23 nisanda Hidiv Kasrı'na gitmişiz, laleler nergisler tomurcuk halinde ve erguvanlar henüz açmamışlar, japon kirazları (bu sene hiç göremedim) arzı endam ediyorlar.



Geçen yıl bu zamanlar laleler tomurcuk halindeler.


 Japon kirazı tüm ihtişamıyla gülümsüyor.


 Erguvanlar yeni yeni tomurcuklanmışlar.


Boğaz muhteşem görünüyormuş.


Alttaki fotoyu ise 02-05-2015 yani mayıs ayında çekmişim ve erguvanların en güzel zamanı imiş.


Hatta iki yıl önce annemle 24 nisan 2014 te Emirgân'a gitmiştik.
 Facebook ta fotoğraflara baktım.
 Tam da bu zamanlar lale mevsimi imiş.


 Anneciğimle hafta içi salı günü Emirgân'a  gitmeye kalktık. Önce Eminönü ardından Karaköy ardından Emirgân olmak üzere 3 vasıta değiştirdik.  Annem daha Eminönü'ne gelmeden geldik mi geldik mi deyip durdu. Annecim yollarda perişan oldu. Daha Emirgân'a gelmeden yorgunluktan bittik. Hafta içi olmasına rağmen Emirgân ve yollar çok kalabalıktı. Annem bir daha da gelmem buralara dedi. Ama yine de çok güzel bir gündü. İyi ki de gitmişiz dedik sonradan.




5 mayıs 2007 de ise Sarı Köşk bu şekilde görünüyormuş.



Şöyle bir zaman sıralaması yaparsak 2006 da Emirgan da şöyle fotoğraflar çekmişim.




5 mayıs 2007 de ise kardeşim Osmancığımla ve arkadaşı Caner'le şöyle fotoğraflar çekmişim.













Bu fotoğraflar Anadolu Hisarı'ndan. Mayıs ayında erguvanlar muhteşem gözüküyor.



23.04.2016 da ise yani bugün ise güzel bir foto yakalayamadım. Zaten o yüzden geçmiş fotolara bakıp duruyorum.

 Daha mayıs gelmeden Emirgân'da laleler, sümbüller, nergisler bitmiş. Erguvanlar mor renklerini kaybetmişler yapraklanmışlar. Çoktan akasya mevsimine girmişiz bile.


Bugün sabah pek kimse yoktu, Piknik masalarına oturup güzel bir kahvaltı yaptık.


Sarı köşk bugün böyle görünüyordu. Üstteki fotoğraflardan sonra pek bir silik pek bir renksiz.


 Sarı Köşk'ün önündeki gölette ömrümde ilk kez siyah bir kuğu gördüm.


Ağaçların arkasından boğaz


Kahvaltımızı yaptıktan sonra Emirgân korusunu gezdik. Hava biraz yumuşamıştı ve insanlar akın akın gelip her yeri doldurmaya başlamıştı. 

Defnecik koruyu çok sevdi akıllı uslu durdu kuzucum. Hep beraber kuş sesleri dinledik, martılara baktık, çiçekleri ağaçları inceledik. 

2 saatimiz dolunca korudan ayrıldık.( 2 saatlik otopark ücreti 10 TL)

Tarabya'ya indik. Defne ilk kez boğazı gördü. Terapiadan geliyormuş Tarabya'nın ismi, şifa olur kızıma inş. Burada puslu hava işimize yaradı. Öğle saatleri olmasına rağmen rahatça yürüyüş yapabildik. 

Yine güzel foto yok sadece bu papatyaları çekebildim. 




Tarabya'da biraz gezinti yaptıktan sonra alışverişimizi ve ufak tefek birkaç işimizi de gördükten sonra eve döndük.

Güzel bir gündü.

Herkese mutlu hafta sonları...