28 Nisan 2015 Salı

ATATÜRK ARBORETUMU...

Bu hafta sonu Atatürk Arboretumu'na gittik. Annem babam memleketten gelmişti. Hem annem ve babamın beğenebileceği, sakin, sessiz hem İstanbul'da baharı hissedebileceğim hem de daha önce görmediğim bir mekan arıyordum.  Burası beklentilerimi tam anlamıyla karşıladı diyebilirim.


Atatürk Arboretumu bir bitki müzesidir.

Çok sakin, ferah bir mekan

Sessiz, ferah yollar patikalar mevcut

Tam kafa dinlemelik

Sırf kuş sesi dinlemek için bile giderim. 

Vakit geçirdikçe daha pek çok güzellik keşfediyorsunuz.

Eşimle 4 mevsim buraya gelmeye karar verdik.



Atatürk Arboretumu Sarıyer Belgrat Ormanları yanında
Giriş kişi başı 10 tl 
Otopark ücretsiz.
Dışarıdan yiyecek içecek yasak.
Top halı kilim yasak.
Bisiklet ve köpekle girilemiyor.
İçeride lokanta kafe yok

Her yer tertemiz, çöp yok, duman mangal koku yok. Bağrışan çağrışan ağlayan zırlayan yok. Bir kaç şımarık çocuk illaki oluyor ama tolere edilebilir boyutta . Özellikle sabah erken vakitler tam kafa dinlemelik.  Zaman ilerledikçe düğün çekimi için bol bol gelin geliyor o da ayrı bir güzellik bence.

Herkese tavsiyemdir.




23 Nisan 2015 Perşembe

23.04.2015 GEZİSİ...

Dün annem babam memleketten geldi, evimize bayram geldi. Akşam geç saatte gelmelerine ve yol yorgunu olmalarına rağmen bu sabah,  daha çok erken, uyumaya devam etmek ister misiniz diye sorduğumda 'yatmaya mı geldik biz kalkarız tabii ' deyince bizimkiler, hızlıca hazırlandık ve erkenden  yola çıktık.

Sabah uyandığımızda hava çok güzel ve güneşliydi. Dışarı çıktığımızda ise kapkara yağmur bulutlarını gördük. Aman yakalanmayız inşallah dedik ve yola çıktık. Daha yola çıkar çıkmaz yağmur bastırdı hatta dolu yağdı.

Yol çok güzeldi.   Mor pembe beyaz çiçek açmış ağaçlar gördük. Ayrıca  yeşilin her tonunu en parlak haliyle gördük.

İlk olarak Yuşa tepesine gittik. Yollar oldukça tenhaydı. Yuşa tepesine vardığımızda yağmur iyice artmıştı. Arabadan inemedik. Evden çıkarken çay yapmıştım. Annemin getirdiği yolluklar vardı; poaça kurabiye çörek... Arabadan inmeden yağmurun geçmesini bekledik, çayımızı içtik, bir şeyler atıştırdık. Yağmur biraz dinince Yuşa (as) kabrini ziyaret ettik. Bu sırada yağmur tekrardan bastırdı bir güzel ıslandık. Eşim geçmez bu yağmur dedi.

Eve dönmeye karar verdik.



Yağmuru dinlemek, izlemek Yuşa tepesinde zevkliydi ama hepimiz ıslandık ve daha da önemlisi eşimin ayakkabıları,  ayakları ıslandı ve çok üşüdü. Eve dönüş yolunda ona çorap aldım. Ayakkabıları kaloriferin de etkisi ile  çabucak ıslandığı gibi hemen de kurudu.

Vee bu sırada güneş yeniden açtı.

Biz de eve dönmek yerine önceden planladığımız gibi Hidiv Kasrına gitmeye karar verdik.

3 hafta önce yine buradaydık. Yine çok güzeldi. Bu sefer laleler açmıştı. Ağaçlar daha bir yeşillendi. Erguvanlar tam açmasa bile boğaza mor rengini hafif hafif yansıtmıştı.

Bu sefer boğaz daha da maviydi.

Yuva yapan leylek benzeri kuşlar bu sefer hiç uçmuyorlardı sanırım kuluckaya yatmislar.

Hidiv Kasrı daha bir canlı daha bir renkliydi.

Ağaçlar arasından görünen Boğaziçi...



 Defne agaçları iyice çiçekli artık...


Hidiv Kasrı

 Hidiv Kasrı detay


 Bu ağaç ne ağacı acaba çok merak ediyorum ???


Burada laleler nergisler arasında  bahar ziyafeti çektikten sonra Küçüksu' ya doğru yola çıktık. 

Bugün yollar ayrı bir zevkliydi . Yol boyunca açmış süs kirazı ya da japon kirazı denilen ağaçlar yolları süslüyordu. Sonra sahile inerken Osmanlı Konakları olan bir sokaktan geçtik. Orada bir konağın içinde sadece internette görebileceğim  baştan aşağı beyaz çiçekleri olan bir ağaç gördüm.

Nihayet Anadolu Hisarı ile Küçüksu Kasrı arasında bulunan Sabancı Öğretmenevi'ne kahvaltıya geldik. 

 Rumeli Hisarı

    2. Köprüye Anadolu Hisarından bir bakış...

İki dere arasında Göksu Çayırı hayalleri  kurduk. 

 Mihrişah Valide Sultan Camii

 Küçüksu Kasrı

Bunlar da Hidiv Kasrı fidanlığından akılda kalanlar...
Ömrümde ilk kez çilek fidanı gördüm.

Sardunyalar

Küpe çiçeği görmeyeli yıllar oldu...

Sarı kadife çiçekleri...





 Sabancı öğretmenevinde kahvaltı yaptık  aslında kahvaltı da denmez çünkü  saat 13 00 e geliyordu ve kahvaltı kalkmak üzereydi. Büfede servisler neredeyse boşalmıştı hatta çay makinasını da kaldırdıkları için babam son keyif çayını içemedi.

Sabancı öğretmenevinde kahvalti kişi başı 25 tl otopark - ispark- 5 tl


Kahvaltımızı yaptık etrafı doya doya seyrettik. Evimize geri döndük. Çok güzel bir bahar günüydü.

11 Nisan 2015 Cumartesi

ANADOLU KAVAĞI, YOROS KALESİ ve YUŞA TEPESİ...

Bahar geldi ya  bu güzel mevsimin hiçbir anını kaçırmak istemiyorum.  Bir haftadır hafta sonu  nereye gitsek diye düşündüm durdum. Daha önce  hiç gitmediğim bir yeri görmek istedim ve sonunda  Anadolu Kavağı'na gitmeye karar verdim.

Sabah erkenden uyandım. Hemen termosa çay ayarladım. Minderler, çay için bisküvi, su, soğuk olursa ekstra giyecekler derken hazırdık.  7:53' te yola çıktık. Geçen  haftaya göre 10 dakika erken.  Ne kadar erken olursa istanbul trafiği o denli az oluyor.

Anadolu Kavağı' na giderken navigasyon daha kestirme bir yol buldu. Akbaba köyü üzerinden bir yol. Ama ne yol... Yol demeyelim de patika diyelim. İn cin top oynuyordu. Yollar aşırı bozuktu.  Daha doğrusu çoğu yerde yol bile yoktu. Ne yalan söyleyeyim çok korktum. Bir şey olsa kim bizi bulur,  ayı çıkarsa ne yaparız ya da biri yol kesse tel çekiyor mudur acaba gibi yüzlerce düşünce geçti aklımdan. Bir daha gitmem o yoldan . Aynı zamanda bu  yolu hiç kimseye tavsiye de etmem. Uzun ama güvenli yolu tercih ederim bundan böyle.

Böylece  53 km yol gittikten sonra Yoros Kalesine geldik. Hiç kimsecikler yoktu. Sadece meraklı köpekler ve yavruları vardı, bir de kestaneci bir amca.  8:30 da kalenin açılması gerekiyordu ama ortalıkta bekçi de yoktu. Çok erken bir saat de değildi üstelik saat 9:30 a geliyordu. Orada da baya tırstım. Allahtan kestane kebabçı amca oradaydı da onun varlığı biraz güven verdi.

Yoros Kalesi

 3. Köprü inşaatı
 Çok sakin bir yer

 Doğal merdivenler

 Kale Doğu Roma imparatorluğundan miras. Bu da o zamanlardan kalma bir işaret

Kaleden detay

Cumartesi saat 9:30 olmasına rağmen köpekler ve kestaneci amca dışında kimse olmayınca acele ettik. Bekçi henüz gelmediği için de içeriyi de gezemedik. Açıkçası biraz hayalkırıklığına uğradım . Minderleri altımıza alıp karadeniz- boğaz birleşmesini izlemek ve manzaraya karşı çayımızı yudumlamak istiyordum; bu sefer olmadı inş bi dahaki sefere...

Böylece Yoros kalesinden ayrılıp Anadolu Kavağı'na iniyoruz. Orada da yol çalışması ve çevre düzenlemesi vardı dolayısıyla her yerde iş makinaları vardı. Böylece biraz daha ileriye gittik oraya arabayı parkettik.
Çam ağaçlarının altında denize nazır bir bankta pastaneden aldığımız  açmaları, poğaçaları, ayçöreklerini yedik, çayımızı içtik. Kimsecikler yoktu. Hava çok güzeldi.

 Anadolu Kavağı

 Kavak sakinleri

Benim ayçöreğimi afiyetle yiyen diğer bir sakin

 Kimsecikler yok. Hem de cumartesi sabahı...

 Yazın buralarda denize giriliyormuş.

  Sakinlik arayanlar için ideal bir mekan 

Müthiş bir boğaz keyfi için tavsiye ederim. 


Yolda bir amca ile tanıştık; yazın evinin balkonundan direkt denize atlıyorlarmış. Hayal etmesi bile güzel

Buradan Yuşa tepesine çıktık.  Çok huzurlu bir ortam. Manzara da çok iyi. Bülbüller ötüyordu. Her taraftan Sümbül kokusu geliyordu. 












Dönüşte Beykozdan geçerken pazar gördük. Ben çok heyecanlandım. Çünkü tüm alışverişi marketten yapıyorum -mecburen- Taze taze meyve sebzeleri görünce dayanamadım ne gördüysem  aldım.
  
Çok güzel bir sabahtı.

Herkese hayırlı hafta sonları dilerim.




10 Nisan 2015 Cuma

AMNİYOSENTEZ... HAMİLELİKTE 17. HAFTA...

17. Haftamdayım. Çok şükür iç bulantılarım tamamen bitti. İştahım henüz tam açılmadı ama en azından yemek yiyebiliyorum. Kendimi iyi hissediyorum enerjim biraz daha arttı ama evi temizleyebilecek gücü hâlâ bulamıyorum kendimde.

Bu hafta  amniyosentez randevum vardı. Kafam çok karışıktı. Etrafımda bir kişi bile amniyosentez yaptırmamış. Arkadaşlarım 'ne gerek var Allaha güven kendini kurcalatma 'diyorlar. Bir arkadaşımın eşi genetikçi, amniyosentezi inceleyen, tahlili yapan kişilerden biri. Arkadaş benim yanımda aradı. Genetikçi eş amniyosentezde çok hata olduğunu yaptırmaya gerek olmadığını ultrason görüntülerini takip etmemi önerdi.

Bir de risk içermeyen koldan alınan kan ile yapılan bir tahlil var; 1850 tl. Başta ona karar vermiştim ama sonra fiyat bana çok yüksek göründü. O para için neredeyse 1 ay alınteri döküyorum.

Uzun kararsızlıklardan sonra amniyosentez yaptırmaya karar verdim. Kanuni Sultan Süleyman Hastanesine randevumuza gittik. Normalde beni Sadi Konuk Hastanesi takip ediyor. Ama orada amniyosentez yapılmıyor.

Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi ferah, temiz, bizim eve ulaşımı kolay bir hastane. Sadi Konuk'a göre çok ferah çok daha temiz. Tuvaletlerde tuvalet kağıdı, havlu  sabun var; Sadi Konukta yok.  Ama personel davranışı olarak Sadi Konuk cok daha kibar ve insani. Kanuni de ise suratlar beş karış; bir hava bir hava. Hergün televizyonda görüyoruz ya doktor döven insanlar... Burada  ben de bi yumruk çakmak istedim sekreterlere hemşirelere...Buraya   gelen insanlar sosyo ekonomik açıdan Bakırköye göre  daha düşük düzeyde. Kılık kıyafetten konuşmalardan muhabbetten anında anlaşılıyor. Acaba personel de bıkmış olabilir mi diye düşünüyorum ama yine de kaba ve aşağılayıcı  o bakışları affedemiyorum.

Amniyosentezden önce çok aşırı gerildim. Tansiyonumun düştüğünü başımın dönmeye başladığını farkettim.

Her çıkan hasta acı yok demesi biraz içimi rahatlattı.

Merak edenler için amniyosentez şöyle oluyor. Randevu saatinde evraklarla hastaneye geliyorsunuz. Sizden ve eşinizden imza alınıyor. ( Amniyosentez riskli bir işlem)

Yatağa elleriniz baş altında olacak şekilde yatıyorsunuz. Göbeğe mikrop kapmaması için bir şeyler sürülüyor. Giyside kahve iz yapıyor. Yeni bir şey giymeyin o yüzden. Sonra yeşil ameliyat örtüsü seriliyor. Ultrasonla önce inceleme yapılıyor. Sonra iğneyi batıracak yer tespit ediliyor. Ben gözlerimi kapadım, ayaklarımı omuzlarımı serbest bırakmaya çalıştım .

Amniyosentez sırasında asla öksürmemeli hapşırmamalı ve kıpırdamamalısınız.

İğneyi batırıyorlar kan aldırmak kadar bir acı daha fazla değil.  Yavaş yavaş ilerliyorlar sonra pıt diye bişey oluyor  bebeğin olduğu kesenin içine girdiğini anlıyorsunuz. Sonra hemsire sıvıyı çekiyor. İnsanın içi bir tuhaf oluyor. Aslında acı değil de benim için endişe oldu bu his. Toplamda  en fazla 1- 2 dakika süren bir işlem.

Sonra karında iğneden dolayı hafif bir sızı oluyor. Yarım saat yatıştan sonra eve yolluyorlar, 2 gün rapor veriyorlar.

Eve gelince hiç kalkmadım . Ağrı sızı çok çok hafif ama endişe var; aman bebişe bişey olmasın. Hafif hafif kasılmalar oldu ama psikolojik mi bilmiyorum. Bugün de hep yatıcam... Bu dönem igilenemediğim   felsefe derslerime çalışıcam.

Sonuçlarım da inş iyi çıkar. Herkese hayırlı cumalar...

8 Nisan 2015 Çarşamba

RELOTES SALVAJES...

Geçen gece relotes salvajes Türkçesi Asabiyim Ben adlı filmi izledim. Hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Imdp puanı yüksek olduğu için bir bakayım dedim. Umduğumdan çok daha iyi bir film olduğunu söyleyebilirim.

 Bu filmde en çok  bu gelini beğendim. Oyunculuğu mükemmeldi.




2. olarak da audili kısmı  beğendim. Burada da konu mükemmeldi.




Zaman nasıl geçti anlamadım. Tavsiye ederim.