SİNEMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SİNEMA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7/13/2026

Bir Kış Uykusu Geçti Hayatımdan...



 Bir Kış Uykusu geçti hayatımdan...


Yıllar yıllar önce sanki asırlar geçti bir arkadaşımla Nuri Bilge Ceylan'ın Kış Uykusu filmini konuşmuştuk.

Dün gibi hatırlıyorum. 

Filmi kritize etmiştik.

İkimizin filme bakış açısı çok farklıydı. 

O konuşmamızdan sonra bir de onun gözü ile izlemeliyim bu filmi demiştim. 

Aradan 7 yıldan fazla geçmiş. 

Nihayet dün yeniden izledim.

Aslında film ile ilgili upuzun bir yazı yazdım ama sonra bana çok anlamsız geldi. Hepsini de sildim. 

O kadar çok yorum o kadar çok yazı varki filmle ilgili benimkisi eksik kalsın.

Sadece;

Yine hayran oldum bu filme. Hatta daha da sevdim daha da anladım.

Hani bazı filmler olur bunu ben yönetmeliydim, bunlar benim, tam anlamı ile ben, dersin. 

Bazen bir şarkı ya da bir nağme dinlersin de bunun bestecisi nasıl ben olmam dersin. 

Ya da bir kitap bir hikaye okursun bunu ben yazmış olmalıyım yoksa nasıl bu kadar benden olabilir bu duygular nasıl bu kadar bana dokunur dersin.

İşte Kış Uykusu'nu izlediğimde böyle hissediyorum. 

Nuri Bilge Ceylan'ın her sahnede filmin her bir saniyesinde ne demek istediğini anlıyorum.

Bundan sonrası yoğun spoiler içerir. 

Kış uykusunda Aydın karakteri genellikle egoist bencil itici bir karakter olarak anılır. Oysa ki ben en çok da o karakteri iyi anlıyorum onu hissedebiliyorum. Nihal karakterine ise insanlar acıyorlar ama asıl  ben onu bencil ve karaktersiz buluyorum. Konfor alanından çıkma cesareti ve gücü bulamadığından daha yumuşatmadan söylersek sadece tembelliğinden geride kalan tüm enerjisini Aydın'a mutsuzluk vermek üzere kullandığını düşünüyorum.

Dediğim gibi daha pek çok şey yazabilirim ama onun yerine daha önceden yazılmış bir değerlendirmeyi direkt buraya alayım.

kurtukuzuyayemedenadam'ın ekşisözlükte yaptığı değerlendirmelerin çoğuna katılıyorum. Ben de yazsaydım aşağı yukarı aynı şeyleri yazacaktım.

O yüzden kelimesi kelimesine alıntılıyorum.


Aydın: Filmde adının hakkını veren, aydın olan tek karakter. Buradaki yorumlara da kabacak baktığım kadarıyla en fazla haksızlık yapılan karakterdir de aynı zamanda. Zaten filmi izlerken insanların Aydın hakkında ne düşüneceğini az çok tahmin etmiştim ki pek yanılmadım.

Aydın karakteri babadan zengin ancak hayatının büyük bölümünü tiyatro oyunculuğu yaparak geçirmiş ve geçimine kendisi de katkıda bulunmuş. Filmde kiracısı İsmail ve onun kardeşi İmam Hamdi ile olan münasebetlerine çokça yer verilmiş. Birçok kişi de Aydın'ı haksız bulmuş. Halbuki kirasını ödemeyenler onlar. Durduk yere adamın arabasının camını kıranlar da onlar. İsmail küfür kıyamet evinden kovdu onları. Ona rağmen Aydın Bey muhatap olmadı. Birçok kişinin sevdiği karakter Hamdi sözde ara bulucu, iyi niyetli bir zat. Ama Aydın Bey ve Hidayet gittikten sonra ana avrat sövmesini de biliyor. Bir insanın zengin olması, başkalarına istediği zaman malına zarar verme hakkı mı verir? İnsanlar yaptıklarından sorumludur. Paran olmadığı halde çocuğun gidip elin adamının arabasına zarar vermişse o kişiden özür dilemek ve maddi hasarını telafi etmek zorundasın. Kimse kimseye beleşe yaşam hakkı vermek zorunda değildir. Bu bireylerin değil devletin sorunudur. Aydın paragöz olmakla eleştirilmiş. Neymiş mal motorcu giderken Hidayet yerinde mi diye sormuş. Velev ki bunu para için sormuş olsun, bunun nesi yanlış kardeşim? İnsanlar verdikleri hizmetlerin karşılığını isteyemezler mi?


Aydın ayrıca o küçük kasabada kendi başına bir şeyleri değiştirmeye çalışıyor. Kimsenin doğru düzgün okumadığı yerel gazetelere köşe yazısı yazıyor. Türk Tiyatro Tarihi isimli bir eser oluşturmaya çalışıyor. Bunun için kendi çapında hazırlıklar yapmış. Çalışma odasına Muhsin Ertuğrul'un resmini asmış, belli ki severek yapıyor bunu. Ama kendisini sürekli eleştirenlere ve yaptığı işi küçümseyenlere bakıyorsunuz hiçbir şey yapmadan oturduğu yerden ahkam kesen, kimseye faydası olmayan tipler. Yeri gelince onlara da değineceğim. İşin kötüsü hayatımızda da böyle insanların sayısı gerçekten fazla. Hani siz kendinizce bir şey yapmaya çalışırsınız ama bu tür şahsiyetler sürekli yaptığınız işleri küçümser halbuki kendisinin hiçbir faydalı eylemi yoktur.


Ha bi de yazılmış ki işte Hamdi geldiğinde oda kötü koktuğu için rahatsız olmuş da hemen camı açmış. Kardeşim insanların pisliklerini başkaları çekmek zorunda mı? Adam isterse 100 km yürüyerek gelmiş olsun. Karşıdakinin her daim hijyensizlikten rahatsız olmaya hakkı vardır. Kaldı ki adam camı açtı sadece. O kadar kötü niyetli olsa yerler soğuk diye terlik istemezdi Hamdi için. (Bunu bazıları ayak kokusu kesilsin diye istemiştir diye düşünüyordur eminim.)


Motorcu lavukla olan sahneleri ayrı sinir bozucu. Ulan baban yaşında adam yanına gelmiş senle sohbet etmeye çalışıyor. Mantar toplamış ikram etmek istiyor. Be y.vşak insanda hiç mi edep olmaz? Aydın'ın yerinde olsam çoktan s.kt.r etmiştim onu otelden. Madem macera seviyor, güzel bir macera olurdu onun için.


Necla: Filmdeki en boş insanlardan biri. Alkolik kocasından ayrılmış ayrılmasına ama bir yandan da onun hasretinde. Gelmiş Aydın'a tebelleş olmuş ama bir yandan da sanki onu oraya zorla getirmişler gibi sürekli şikayet halinde. Aydın çalışırken odasına girip onu rahatsız etmekte kendince bir mutluluk ve haz duygusu buluyor. Kendince bazı aptalca fikirleri de var. Kendisine kötülük yapan insanlara hiçbir şey yapmadan onların iflah olmasını beklemek gerekiyormuş. Hatta Aydın, seni öldürmeye gelene de mi böyle yapacaksın diye sorduğunda evet ona da karışmam isterse öldürsün diye cevap vermiş ama otel çalışanı bunun s.k.k bir bardağını makineye atınca maaşından kesmeyi düşünecek kadar aptal bir insan. En sevmediğim insan tiplerinden. Bir halta yaramayıp sürekli başkasını eleştiren, hiçbir şeyden memnun olmayan vasat insan modeli.


Nihal: Bir diğer çıkarcı, fitneci insan modeli de bu. Zamanında Aydın zengin diye evlenmiş şimdi de sanki zorla evlenmiş gibi tirplerde. Ekmek elden yaşamaya alıştığı için gidemiyor da bir yere ama giderim diye yalandan artistlik yapıyor bi de. Aydın'ın en suçlu olduğu kısım bu karıyı İstanbul'a -veya nereye gitmek istiyorsa artık- s.kt.r etmemek. Ulan zaten bi halta yaradığın yok. Bi de utanmadan elin adamlarını toplayıp getiriyorsun üstüne. Aydın'ı o toplantıdan yani adamın kendi evinden kovuyorsun. Aydın, bunlarla iş yapma bu iş ciddi iştir diyince zırlamaya başlıyorsun. başka da yaptığın bir b.k yok zaten.


Aynı zamanda çok da ikiyüzlü bir karakter. Sözde yardım perisi, okulları falan kurtarıyor ama uzak yerlerden gelen yardım isteğine (Aydın'a gelen mektup) hiç düşünmeden gerek yok diye karşı çıkıyor. Niye? Çünkü yardımı gösteriş için yapıyor. Başka insanlarla beraber olmak için yapıyor. Ağzını yayarak kahve likörü isteyen s.k.k Bülent öğretmen gibilerle beraber olmak hoşuna gidiyor. Burada amaç yardım değil zira.


Bir diğer husus da filmin sonunda İsmail ve Hamdi'nin evine kendi başına elinde bir tomar parayla gidiyor. Aydın'la tartıştıkları bir sahne vardı hatırlarsanız. Gelip sağı solu dağıtıyordu o esnada çekmecelerden para çıkıyordu. Bu kadın hangi parayı götürdü İsmaillere? Aydın'ın s.k.k yardımlaşma derneklerine ismini gizleyerek verdiği para. Peki bu ne yapıyor? O parayı (neredeyse bir ev parası) kendi parasıymış gibi götürüp canlı canlı yanmasını izledi. Bu kadar aptal işte. Sonra Aydın bunun uyarınca kibirli oluyor. Hadi ordan. Ulan madem o kadar iyilik yapmayı seven birisin, niye aylardır kira ödeyemedikleri halde elinde para varken gidip vermedin de Aydın sana para verince koşa koşa götürüp verdin? İşte bu kadar iki yüzlü bir kadın.


Bu arada tren garında yanına kimse oturmasın diye valizini koyan adamdan milyonlar var bu ülkede. Karakterler her daim ayrıntılarla kendini belli ettirir. Nitekim sonrasında Aydın ile Hidayet'in arasına girip kapıdan soğuk geliyor diye yer değiştirmemesi valizi boşuna yanına koymadığını gösteriyor. Bencillik toplumun en büyük yaralarından biri maalesef.


Yazılacak çok şey var ama yazı da hayli uzadı. her ne kadar sonunu çok beğenmesem de güzel bir filmdi.




3/27/2025

AVATAR, THE WAY OF WATER

  

26.12.2022

Avatar en sevdiğim filmlerden birisidir. Kaç kere izledim bilmiyorum.

Avatarın birincisi her sahnesi her cümlesi ile mükemmel bir filmdi.

Konusu felsefesi oyunculuğu çok güzeldi.

Görsellik muhteşemdi.

Bir tane bile gereksiz sahne bir tane bile gereksiz karakter yoktu.  

Avatar'da görsellik o kadar güzeldi ki ilk izlediğimde bu filmi keşke sinemada izleseymişim demiştim.

6/29/2016

TOP 10 FİLM LİSTESİ

Herkes en sevdikleri filmleri yayınlıyor; bir liste de ben yapayım..

İşte benim favorilerim...

Bir sürü sinema var severek izlediğim ama bu seçtiklerim beni etkileyen, bakış açımı değiştiren, kişiliğime katkıda bulunmuş olanlar. Kiminin görselliğini çok sevdim, kiminin müziklerini, kiminin de senaryosu hoşuma gitti.

4/08/2015

RELOTES SALVAJES

Geçen gece Relotes Salvajes Türkçesi Asabiyim Ben adlı filmi izledim. Hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Imdp puanı yüksek olduğu için bir bakayım dedim. Umduğumdan çok daha iyi bir film olduğunu söyleyebilirim.

 Bu filmde en çok bu gelini beğendim. Oyunculuğu mükemmeldi.


2. olarak da audili kısmı  beğendim. Burada da konu mükemmeldi.


Zaman nasıl geçti anlamadım.

 Tavsiye ederim.




3/08/2015

AŞK EN GÜZEL BAHANESİDİR ŞİİRİN; KELEBEĞİN RÜYASI

Bugün Kelebeğin Rüya'sını izledim. 

 Yılmaz Erdoğan'dan incelikli bir film bekliyordum ama bu kadarını değil. 

Şiddetle tavsiye ederim.


MEMNUNİYET
Benden zarar gelmez
Kovanındaki arıya
Yuvasındaki kuşa;
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünyanın ortasında     RÜŞTÜ ONUR

7/15/2014

12 KIZGIN ADAM

Uzun zamandır böyle güzel bir film izlememiştim. 

     İMDB puanı 8.9, top 250  sıralamasında ilk 10'a girmiş, 1957 yapımı, siyah beyaz bir film.

  Bugün izleyecek başka bir film bulamamamdan ötürü açtım. 

Açıkçası pek bir beklentim yoktu samimi olmak gerekirse sadece genel kültürüm artsın diye izleyecektim. 

SONUÇ: 12 adam bir odada 1.5 saat boyunca habire konuşuyorlar ve sen yerinden hiç kıpırdamadan izliyorsun. İnanılmaz bir senaryo.

Geçen hafta izlediğim Noah aklıma geldi. Milyon dolarlık animasyonlar, milyon dolarlık oyuncular vardı ama puan vermem gerekse 1 puanı bile çok görürüm; tam bir zaman kaybı idi, hatta blogda yazacaktım aman sakın izlemeyin diye ama reklam olur başlığı görüp aklına düşen olur diyerekten vazgeçtim. 

Bu filme ise oy kullandım ve 10 puan verdim. Demek ki adam gibi bir senaryo yapabildikten sonra az bir bütçe ile de mükemmel bir film çekilebiliyormuş.

Tavsiye ederim...

1/07/2013

CLOUD ATLAS

Uzun zamandır böyle bir film bekliyordum. Beklediğime değdi. Eleştirmenlerin ne dediği umurumda değil. Neredeyse 3 saatimi gözümü kırpmadan heyecanla izledim. Hiç bir sahne hiçbir dekor zorlama gelmedi. Her şey yerli yerindeydi. Bittiğinde en yakın zamanda yeniden izlemeliyim dedim. (İzlemedim. 12.04.2025)

  Herkese şiddetle tavsiye ederim.

2012 yapımı.100 milyon dolar bütçe ile çekilmiş. Yaklaşık 3 saat sürüyor ( 177 dak)

 Kısa ve net harikulade bir film...

.
Hepimiz büyük bir düzenin parçalarıyız, asla kaybolmayan bir enerjinin temsilleriyiz. Hayatımızın seyri önemli ölçüde kontrolümüz dışında olan faktörler tarafından belirleniyor olabilir, ama herşeye rağmen çizginin dışına çıkmak adına küçük de olsa bir adım atabilirsek, bu adımın etkileri dalgalar gibi geleceğe yayılacaktır...

8/17/2012

ESARETİN BEDELİ

 Bu sene ramazan çok zor geçti . 

Hava çok sıcaktı -evin içi bile 38 dereceyi gösteriyordu-  

Günler çok uzundu. 

Aç susuz bu sıcaklarda herhangi bir aktivite yapmak da çok zordu.

 Zaman geçmek bilmedi. 

Uyku düzenim tamamen bozuldu. 

 Sabah 6'da yatıp 10'da kalkıyorum. 

Gündüz de sıcaktan uyuyamıyorum.

Bir de tatilde olduğumdan, iş-güç de yok tabii, daha da zor geçti günler. 

Etrafımda herkes ramazan ne çabuk geçti özleyeceğiz diyor ama ben yeter artık bayram gelsin diyorum -içimden tabii-  

Susuzluğa ve uykusuzluğa bağlı baş ağrımdan kurtulmak istiyorum artık.

        Bu ramazan vakit geçsin yeter ki diye diye bol bol belgesel ve film izledim.

ESARETİN BEDELİ


İlk olarak gelmiş geçmiş en iyi film kabul edilen Esaretin Bedeli'ni izledim. 

Bana göre gelmiş geçmiş en iyi film değil ama gerçekten kaliteli bir film. 

Senaryo oyunculuk, konu çok iyi. 

Filmden pek çok ders çıkartılabilir.

 Öğrencilerime gönül rahatlığı ile izletebilirim bu filmi. 

Bir de bu filmi izleyene kadar idama karşı değildim. Suçu ispatlanmış çocuk tecavüzcülerini, katilleri bir de vergilerimizle niye besleyelim ki diyordum. 

Artık kafam daha karışık .

Esaretin Bedeli deyince unutulmaz film müziği mozart le nozze di figaro'yu da eklemeden geçemeyeceğim.


 REVOLUTİONARY LOAD


Sonrasında Revolutionary Road filmini izledim.

  İsmine bakıp yanlış anlaşılmasın ihtilal, devrim, savaş, gösteri falan yok.

Filmdeki çiftin yaşadığı sokağın adı Revolutionary Road. 

Gayet sıradan bir konu, gayet günlük olaylar. 

 Ama o denli güzel bir oyunculukla işlenmiş ki filmden çok etkilendim diyebilirim. 

Leonardo di Caprio ve Kate Winslet yıllar önce Titanikte tanışmışlar evlenmişler çocukları olmuş ve film de 10 yıl sonra bu aşkın geldiği noktayı gösteriyor gibiydi.




 PRENSESİN UYKUSU -ÇAĞAN IRMAK-

      Çağan Irmak filmlerini seviyorum.  

Sıradan bir konu, sıradan bir olay.

 Karakterlerin derinlikleri yok ama yine de çok sevdim bu filmi. 

Çok duygulandım. 

Çağan Irmak'ın daha güzel filmlerini izledim ama bu da bir zaman kaybı değildi.   

Filmin en güzel yanı da Redd Prensesin Uykusu adlı şarkıyı ilk kez dinlememdi. 


Bunların haricinde Thor, Altın Pusula, Cube ve Alice Harikalar Diyarında'yı izledim. 

Thor'u eğer sinemada para verip izleseydim çok üzülürdüm. 

Altın pusula nasıl bir filmdi hatırlayamıyorum bile öyle vasat, sıradan. 

Cube bir sürü cevapsız soru, bir sürü saçmalık ama zaman kaybı demem en azından filmdeki mekan ve filmdeki karakterler hakkında düşündürdü. Yine de tavsiye etmem kimseye.

  Alice Harikalar Diyarında ise etkilemedi bir şey kazandığımı düşünmüyorum.


7/28/2012

ENGİNARIN BİLE BİR KALBİ VAR

Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain



 Bakımlı Fransa sokakları, kırmızı - yeşil renklerinin uyumu, çocuk Amelie'nin kulağındaki kirazlar, parmaklarındaki çilekler, filmde geçen mutfaklar, Amelie'nin kazakları, ayakkabıları, Amelie'nin şirin evinin penceresi ve penceresinin önündeki çiçekler, Amelie'nin dürbünü, Amelie'nin el yazısı, Amelie'nin kedisi, Amelie' nin hayalgücü, bisiklet yarışlarında koşan at, sinema izlerken göze takılan sinek ve daha pek çok ayrıntı...  

Filmden sonra krem brule kabuğu çatlatmak, mis kokulu bir kahve içmek, sıcak bir çayla tarçınlı bisküviyi yemek, Fransa sokaklarında turlamak, bir kanalda taş sektirmek, mercimek çuvalına elinizi daldırmak gibi hisler içinde buluyorsunuz kendinizi. 

Mutluluk, hayatta küçük ayrıntıları görme isteği beliriveriyor içinizde. 

Film müziklerini de unutmayalım; bir harika.

 Nasıl oldu kaçırdım, izlemekte bu kadar geç kaldım deyip hayıflanıyorum şimdi.

Unutulmaz replikler..

- Ben kimsenin gelinciği değilim.

- Siz bir sebze bile olamazsınız bayım, çünkü bir enginarın bile kalbi vardır.

- Sensiz şimdiki duygularım ancak geçmişin kuru bir kabuğu olabilir.

5/18/2011

AV MEVSİMİ

18.05.2011 

Ben silkinip ayağa kalkmak istedikçe ömrümün ağırlıkları beni yatağa çekiyor. 

Sürekli öksürdüğümden geceleri uyuyamıyorum. ( En çok da komşularıma acıyorum) 

Sürekli nane limon çayları içiyorum.  

Son günlerde yaptığım tek şey; mutfağa geçmek, sıcak bir şeyler hazırlamak, içmek, biraz sakinleşip rahatlayıp uyumak, şiddetli baş ağrısı ile kalkıp tuvalete gitmek, yeniden sıcak bir şeyler.

Böyle devam eden bir kısır döngü.

İşte evde böyle oturup hastalığımın geçmesini beklerken uzun zaman önce aldığım elimin altındaki dvd'lerden birini izledim.. AV MEVSİMİ...


 Bu filmi izlemek bir zaman kaybı değildi ama ne bileyim olmamıştı.

 Vasat bir film. 

Çok klişe. 

İzlemeyenler için filmi anlatmayacağım.

Bir kere senaryo oturmamıştı, bariz pek çok hata vardı.

 Daha başında neler olacağını anlıyorsunuz.

 Sonu belli olan bir cinayet filmi düşünün. 

Çatışma sahneleri çok acemiceydi. 

Umarım gerçekte Türk polisi böyle değildir.

 Yavuz Turguldan beklediğim -bizden şeyler - pek yoktu. 

Oyunculara bir şey diyemem hepsi mükemmel oyunculukluk çıkartmış (Çömezin aşkını hariç tutuyorum)  

Müzikler de güzeldi.

Cem Yılmaz'ın söylediği  hayde türküsü de gayet güzel oturmuştu . 

Hatta filmin tek unutulmaz sahnesiydi.

 Hani bazı filmler vardır tekrar tekrar izlersin, televizyonda görünce kanalı değiştiremezsin. Her seferinde hoşuna gider, her seferinde yeni bir şeyler görürsün keşfedersin. Hem hüzünlendirir, hem güldürür, hem de gülerken ağlatır. Mesela  Züğürt Ağa, Sultan, Eşkiya, ( Hepsi de Yavuz Tugrul filmi) En son Kabadayı'yı izlemiştim o da güzeldi... Ama bu son filmi ıı ıı ... Ayrı bir yerde tutuyorum Yavuz Turguldan kendine yaraşır filmler yapmasını istiyorum.







5/09/2011

SİYAH-BEYAZ

Çok merak ettiğim bir filmdi.... İşini sevmeyen bir doktor, bir ressam, yalnızlığı seçmiş bir kadın, ve de birkaç kişi daha. Her akşam siyah beyaz adlı barda buluşup sohbet ediyorlarmış. Oyuncu kadrosu mükemmel hele de Nejat İşler ve Şevval Sam ikilisi de olunca izlemek için can attım.

SONUÇ: Tam bir zaman kaybı...

Konuşmalar sığ, zaten bir konu yok,  alakasız alakasız sahneler, sıradan günlük hayat desem değil, doğaçlama desem hiç değil... Şevval Sam zaten hiç olmamış.. Habire içiyorlar, tüttürmedikleri bir sahne yok.

Kısacası keşke hiç izlemeseydim...

Benim bir buçuk saatim boşa gitti sizinki gitmesin diye yazıyorum bunları.