27 Ağustos 2017 Pazar

EMİRGAN, ATATÜRK ARBORETUMU, OTAĞTEPE FATİH KORUSU

Bu pazartesi ziyaretimize  kardeşim Bilal eşi Eylem ve benim Sarı Şekerim, Minik Albatrosum Ege Boracığım geldi. Evimize şenlik neşe geldi, hoşgelmişler.

Pazartesi geç saatte geldiler.

Salı günü hava hep kapalı ve yağmurluydu. Bu yüzden Avm Gezisi yaptık. Önce Deposite'ye oradan Mall of İstanbula gittik. Defne Ferah'la trene bindik, bayıldı. Tüm gün koşturdu durdu. Avm'nin çocuklar için olan kısmında ise kuzum büyülendi. Özellikle de atlı karınca çok ilgisini çekti.

Bunun dışında gerisi aynı. Tipik bir avm gezisi idi işte; sonrası baş ağrısı ve yorgunluk...

Çarşamba günü ise Emirgana gittik. Çok hayret ki bizimkileri oraya şimdiye dek götürmemişiz. Bilal de kaldığı yıllar boyunca hiç gitmemiş Emirgana.  Emirgan gayet tenhaydı ve her zamanki gibi çok bakımlıydı. Ben  yine ve yeniden hayran kaldım buraya. Bu kaçıncı gidişim bilmiyorum ama her gittiğimde yeni bir şey keşfediyorum. Bu çarşamba da öyle oldu. Orada çocuklar için ne kadar da güzel parklar varmış hiç farketmemişim.


Sarı köşkten aşağı giderken çiçek açmış ağaçlar gördük; mis gibi kokuyorlardı. Yaseminin ağaç hali gibiydi. İnternette araştırdım; Bu ağaç Kısmet Ağacı imiş, diğer adıyla Ağaç Yasemini. Clerodendrum trichotomum


Sonra aşağılara indik, sahilde yürüdük. Sahili genişletmişler ve çok iyi olmuş. Akşamı da Emirgan Sahilinde ettik.

Perşembe günü ise Atatürk Arboretumuna gittik. Başta yandex'in azizliğine uğrayarak neredeyse karadeniz sahillerine vardıysak da sora sora ve biraz fazladan yol katederek nihayet arboretuma vardık. Başta  Bilaller pek de istekli değildi gitmeye; şöyle bir bakar ardından Sarıyere geçeriz diye düşündüler ama gidince mekan hepimizi büyüledi. Belgrad ormanlarında çok güzel huzurlu bir mekan.


Bu pembe pembe açmış ağaçlar Oya Ağacı. Kışın zarif birbirine dolanmış gibi duran dallarından tanıyordum. Demek bu mevsim açıyormuş. Çiçekli hali de mükemmelmiş. Çok zarif çok güzel bir ağaç.


Defnecik oradan oraya koşturdu durdu, ayakkabılarını çıkardı, çimlerin üstüne yattı, yuvarlandı. O kadar mutluydu ki yavru kuşum.


















Arboretumdan sonra Sarıyere indik. Biraz da orada turladıktan sonra Sabancı Öğretmenevi'ne akşam yemeğine gitmek üzere yola çıktık. Fakat trafik çok yoğundu ve gitmekten vazgeçip eve doğru yöneldik. Bunun yerine Deposite de yeni açılmış olan Köfteci Yusuf'a gittik. Buradan çok memnun kaldık. Mekan tıklım tıklımdı. Ama buna rağmen servis hiç aksamadı. Vızır vızır belki elli garson hizmet veriyordu. Servislerimiz hemen geldi hiç beklemedik. Ne sipariş ettiysek hemen birkaç dakika içinde geldi ve yediğimiz her şey gayet lezizdi. Fiyatlar inanılmaz makuldu. Yemekten sonra ikram edilen çaylar ücretsizdi. Sürekli çay tepsisi dönüyordu etrafınızda . Bizim aile çayı çok sevdiği için bir olumlu puan da buradan geldi. Köfteci Yusuf' tan o kadar memnun kaldık ki dışarda yemeyi pek sevmeyen Kemal bile sık sık gelelim buraya dedi.

Cuma günü ise önce Otağtepe Fatih Korusu'na gittik. Bayıldık. Hava çok güzeldi, Boğaz mükemmel bir mavilikte akıyordu. Çok ama çok güzeldi. Bir de daha önce geldiğimde kafam çok şişmişti, Köprü trafiği sesi biraz azalmıştı sanki. Sanırım ağır vasıtalar artık 3. Köprüye geçtikleri için ses seviyesi düşmüş. Bu sefer gürültüden hiç rahatsız olmadım.



Otağtepeden sonra  Sabancı Öğretmen evine geçip kahvaltımızı yaptık. Sonra da evimize geldik. Bilalleri uğurladık. Güzel bir hafta geçirdik kardeşçiğim ve sevgili eşi veee canım Egeciğimle... Yine gelsinler inş....

Herkese bol gezmeli günler.

26 Ağustos 2017 Cumartesi

SABANCI ÖĞRETMEN EVİ, KÜÇÜKSU...


İstanbul'da en sevdiğim mekanlardan biri de Sabancı Öğretmenevi'dir.


Sabancı Öğretmenevi Küçüksu'da. Bir tarafında Anadolu Hisarı, diğer tarafında Küçüksu Kasrı bulunur. Göksu ve Küçüksu Derelerinin tam  ortasındadır.  Tam karşısında ise  Rumeli Hisarı var.

Manzara müthiş.

Saatlerce oturup bu güzel manzarayı seyredebilirim. O kadar huzurlu ki....






Bilal Eylem Ege Bora yıllar önce bize gezmeye geldiklerinde Boğaz Turu yapmıştık. Hop on Hop off turuna katılmıştık, hala var mı bilmem. Boğazda belli duraklarda belli bir süre duruyor siz de çevreyi geziyor yemek yeyip bişeyler içiyorsunuz. İşte vapurumuz Küçüksu'da mola verince burayı keşfedip hayran kalmıştık. 

Sonra da bizim mekanımız oldu. Her gittiğimiz de de iyi ki de gelmişiz oh be dedik. 

Tavsiye ederim.



Fiyatlar oldukça makul. Öğretmenseniz gayet indirimli ama değilseniz de yine de bu manzaraya göre oldukça uygun. 

Biz gittiğimizde kahvaltı yaptık. Kahvaltı tabağı öğretmenler için 15 TL idi, iki fincan da çay hakkımız varmış. 

Öğretmenevinin önündeki İspark otopark ücreti 2 saate kadar 7 TL fakat 10-15 m ileride caminin avlusunda günboyu 6 TL. 


Hepimize iyi gezmeler...

11 Ağustos 2017 Cuma

YEŞİLKÖY ÇİROZ PLAJI...

Hafta içi  Bizim Köy Plajına gidip bol bol yüzmek,  sessiz sakin kafamı dinlemek istiyordum.  Üç haftadır hayalini kuruyordum ama  bugün pazar alışverişi yapmamız lazım, bugün cuma namazı var, bugün arkadaşlarla buluşacağım, yok rüzgar var yok yağmur var yok hava kapalı  derken nihayet bugün çıkabildik. Kemal Bizim Köy'e değil de Kumburgaz'a gidelim oralarda da güzel yerler var dedi. İyi dedim sonuçta farklı yerler keşfetmeyi severim.

Ama sonra rota Yeşilköy'e çevrildi.

Kemal gençliğinde buralara yüzmeye gelirmiş. Hadi bakalım...

Açıkçası İstanbul'a yakın olduğu ve toplu taşıma ile rahatça gelinebildiği için bu plajla ilgili olumlu hiç bir şey düşünmedim ama Kemali kırmamak ve ön yargılı olmamak için iyi hadi gidelim bakalım dedim.

Yeşilköy bize yaklaşık 21 km uzaklıkta; Oldukça yakın sayılır. Hava alanının yanından çok bakımlı ve çok güzel yolların ardından Yeşilköye vardık. İstanbul'un zengin muhitlerinden biri. Orada apartmanlar hep bahçeli, 3-4 katlı ve çok bakımlı,. Sokaklar ağaçlı tertemiz. Etrafı seyretmek her evi ayrı ayrı incelemek gayet güzeldi.

Sora sora plaja yaklaştık. Kemal yakınlarda bir yere park etti önden ben bir bakayım eğer plaj bize uygunsa gelip hep beraber gideriz dedi.

Gitti. Şöyle bir bakıp gelecekti.

Benim üstümde haşema vardı. Sokak ortasında o şekilde gezmek bana acayip geldiği için arabanın yanından fazla uzaklaşmak istemiyordum. Defne ile bir kenara oturup zaman geçsin diye bir yandan Kemali gözleyip önce bisküvi yedik, çok usluydu kızım maşallah, sonra orada kurumuş yaprakları inceledik sonra yan apartmandaki kediyi sevdik.

Baya vakit geçti. Kemal bir türlü gelmedi.

Bir müddet sonra ise Defne'yi oyalamak  neredeyse imkansızlaştı ve Defnecik tamamen kontrolden çıktı. Kendini yollara atmak, koşturmak istiyordu, engellemeye çalıştıkça da kızdı bağırdı, kendini yerlere attı, kaldırımlarda yuvarlandı, ağladı. Kemal ise gelmek bilmedi bir türlü

Defne o kadar zorladı ki beni sinirlerim aşırı yıprandı. Bu yüzden bir saatten daha da fazla bir süre sonra Kemal gelip de aşağısı güzelmiş gidelim dediğinde bir gram bile mutlu olmadım. Yüzüm düştü.

Aşağı indik.  Otoparka aracı bırakıp eşyalarımızı alıp yürümeye başladık.

Bu arada Yeşilköy sahil İSPARK ücreti 6 saate kadar 8 TL.

1 adet giysi valizi
1 adet deniz malzemelerinin olduğu valiz
1 adet piknik sepeti
1 adet büyük şemsiye
2 adet katlanır sandalye
1 adet kabin
1 adet sırt çantası
ve yürümek istemeyen (Yukarıda koşacam diye kendini yerlere yatan kızım sırtımızda bu yükler varken  yürümeyeceğim diye tutturdu) kucak isteyen Defne

Eşyaları sırtlanıp, Defneyi de kucağa alıp 200-300 metre uzaklıktaki plaja yürümeye başladık.

Normalde çok zevk alacağım aslında pek de uzak olmayan bu yol bu yüklerle gerçekten de ölümdü. Bir de hava o kadar sıcaktı ki, başıma güneş geçti.  Hadi benimki önemli değil Defnenin şapkası yok çocuğa bir şey olacak diye ödüm koptu. Daha yüzeceğimiz yere varmadan yorgunluktan geberdim.

Aşırı derecede gerildim. Huzur içinde sessiz sakin saatlerce Bizim köy plajında yüzme hayalleri kurarken terden yorgunluktan öldüm bittim daha Çiroz plajına varamadan; işte hayaller işte gerçekler.... Gözlerimden yaşlar boşalmasın diye kendimi çok zor tuttum.

Yeşilköy Çiroz Plajı İnternette şöyle:







Evet bunlar da bugün çektiğim fotolar:






Kendimi bir suya atayım gerilimim gitsin dedim ama  daha 3 metre gitmeden kapkara yosunlar başlıyor ve ben yosun olan suda yüzmeye çok tırsıyorum. Derinlere açılamadan kıyıdan kıyıdan fotolarda görüldüğü şamandıraların olduğu yerlerde şöyle bir denize girdim. Açıkçası pek zevkli değildi


Neyse ki çok kötü başlayan günüm Defne'nin neşeli çığlıkları ile biraz düzeldi. Defne burayı çok sevdi, çok eğlendi.

Yeşilköy Çiroz Halk Plajını değerlendirirsek;

* Denizi çok temiz bulmadım.

* Hemen 2-3 metre sonra yosunlu alan başlıyor, açılamadım. Bu kalabalık denizde de kıyıda yüzmek hiç hoşuma gitmedi ( temizlik açısından, içim almadı yani, kirlenmiş hissettim kendimi)

* Kıyıda yosunlar var. Oranıza buranıza takılıyor.

* Sahil büyük taneli kumlu, ayağınızı basınca içe gömülüyorsunuz.

* Sağım solum önüm arkam 15-25 yaş ergen erkekle doluydu. Pek  kadın göremedim denize giren.

* Arka tarafta yeşil alanlar var; millet mangal yapıyor. Gölgelik alanda dinleniyordu. Bu kısım burası için bir artı olabilir.

* Yeşil alanla deniz arasında bisiklet ve yürüyüş yolu var.

*  Plajda akbille girilen tuvaletler var.

* Cankurtaran var.

*  Sürekli polisler zabıtalar etrafı turluyorlar.

* Ulaşımı kolay, toplu taşıma ile gelinebiliyormuş.


Bir müddet sonra ise plaj çok kalabalıklaştı. Ergen erkekler çoğaldıkça çoğaldı. Biz de çok durmak istemedik,  eve döndük.

Burayı tavsiye eder miyim, etmem...

Ben beğenmedim.

Denize girmeyi seviyorsanız ve aracınız varsa gitmeyin. Eğer diyorsanız ki ben arka tarafta ağaçlar altında piknik yaparım çoluk çocukta denizde eğlensin; o zaman olabilir.


Bugünden akılda kalanlar ise;

* Arkada bir sürü çınar ağacı olduğu için denize kurumuş çınar yaprakları düşmüştü. Denizde kurumuş yaprak görmek enterasandı.

* Defne ile arka taraflarda ağaçların altında yürüyüş yaptık, Defne çimlerin üstünde yuvarlandı, yattı, koşturdu.

* Sahilin hemen yan tarafına devasa uçaklar havaalanı için iyice alçalıyordu. Her 2-3 dakika da bir uçak iniyordu.

* İlk defa yosun inceledim. Yosun yaprakları plastik gibi değişik bir şeydi. İngilizce konuşan Türkçe bilmeyen biri saçlarına sarmıştı. -Saça iyi geliyormuş-

* Dönüşte çimlerin (mecburen) üstünde kabinimizi kurup orada üstümü değiştirdim. Kumlara batmadan üstümü değiştirmek de güzeldi. Ardından Defneyle çimlerde oturduk. Ayaklarımızı çimlere bastırmak da güzeldi.












  



Bol gezmeli, dinlenmeli günler....

6 Ağustos 2017 Pazar

DEFNE FERAH'IN SÜTTEN KESİLMESİ...


Defne Ferah ilk doğduğu günden beri çok ama çok emen bir bebekti. Sürekli emmesinde ise hep ben suçlu bulundum.(Sanki suçmuş gibi)  Başta kocam, ailem, arkadaşlarım, eş dost akrabalar bu iki yıl boyunca hep laf sokuşturdular; Baştan kucağa almayacakmıştım, ben alıştırmışım, baştan tavrımı kurallarımı koyamamışım vs...

Hatırlıyorum da Defne doğduğu gün hep kucak istemişti -doğal olarak- Emzirip yatağına koyduğumuz an çığlığı basıyordu. Hatta bir sonraki gece de hep kucakta olmak için çok ağlamıştı da hemşireler sabaha kadar uyutmadı velet gibi bir şeyler söylemişlerdi. Hatta annem ben rahat edeyim birazcık düşüncesi ile gece yarısı kantinden emzik alıp gelmişti ama bizim kız emziği de reddetmişti . Hatta canım annemle hastane odasında minik bir atışmamız olmuştu; Defne'nin zor bir bebek olacağını anlayıp da acıyan gözlerle bana bakınca  sinirlerim tepeme çıkmıştı da ''Bana öyle kaşlarını düşürüp de bakma, deli oluyorum ''  gibi bir şeyler demiştim. Canım annem o kadar uğraştı didindi 3 gece hastane odasında koltuk tepesinde uyudu karşılığında gördüğü muameleye bak. Allahtan lohusalık sendromu denen bir şey var da herkes çok anlayışlı oluyor atarlı yeni annelere karşı.

Ben bebeğimi ilk günden ağlatmak istemedim, kendini güvende hissetsin, huzurla uyusun istedim. Bol bol kucağıma aldım, bol bol sevdim kokladım. Her istediğinde de emzirdim. Sezaryen ağrısı olduğu halde acıdan titreye titreye emzirdim. Hâlâ bunda yanlış bir şey olduğunu düşünmüyorum.


İlk zamanlar günde 20 saat belki 22 saat emiyordu Defne Ferah. Hiç uyumuyordu. Birazcık dalsa bir iki dakika sonra sıçrayarak uyanırdı ve yine sarılırdı memeye. Öyle ki tuvalete koşturarak gidiyordum, banyomu alelacele yapıyordum. Yine de yetişemiyordum, Defne uyanıyordu ve ağlıyordu.  Aylarca her tuvalet ve her banyomu ağlama eşliğinde yaptım. Tuvalette bile defalarca emzirmişimdir. İlk zamanlar yemeğimi Kemal yedirirdi -Defne kucağımda olduğu için- Yavru kuşlar gibi besleniyordum yani. Hatta hiç unutmam kardeşlerim  biri Bergama'dan biri Ankara'dan kaç saatlik yollardan ziyaretime gelmişlerdi de Defne Ferah sabah 12 de emmeye başlamıştı gece 11 olmuştu ve hala hiç bırakmamıştı da kardeşlerimle iki çift laf edememiştik.

İlk zamanlar gerçekten çok yıpratıcıydı. Bazen  çıldıracağımı zannederdim yorgunluktan uykusuzluktan.


Sonra Defne ile uyumayı öğrendim. Defne kucağımda ben oturma pozisyonunda arkama bir sürü yastık koyarak uyumaya başladım. Defne beni emzik yapmıştı sürekli emiyordu. Kemal her akşam türlü türlü emzik getirip deniyordu. Akşamları bir de emzik deneme faslı vardı bizde. Of o da çok yıpratıcı idi. Kemal tüm emzikleri sıra ile denerdi. Defne ağlaya ağlaya helak olurdu tabii benim sinirlerim de iyice yıpranmış olurdu. Bir gün Kemale de patladım; almıyor istemiyor işte niye her gün eziyet ediyorsun çocuğa diye.


Defne sürekli emiyordu. Artık boşuna yatağına götürmüyordum. Beraber kucak kucağa uyuyorduk. Düzen tutturmak için uyku saatlerini sürelerini yazdığım defteri de yırtıp attım. Anladım ki benim çocuğum diğerleri gibi değildi. Saatli uyuyup saati gelince emecek bir bebek değildi. Akıl sağlığımı yitirmemek için taktik değiştirdim; Ben bebeğime uyum sağlamaya çalıştım. Böylece bu aşamada ikimiz de rahatladık. Defne artık daha rahat uyuyabiliyordu kollarımda, stresi önemli ölçüde azalmıştı. Ben de artık her ne kadar oturarak da olsa biraz kestirebildiğim için daha rahatlamıştım.

 

İlk aylar emzirmek çok sorunluydu, çok acı veriyordu. o kadar ki Defne her göğsümü aldığında bir 30 saniye falan acıdan kaskatı olurdum, gözlerimden yaşlar boşalırdı. Bir müddet sonra göğüslerim yarıldı. Defne emerken ya göğüs ucum koparsa ve Defnenin boğazını tıkarsa diye endişeleniyordum. Özellikle de sol göğsüm baya açılmıştı ki sol göğsümde belirgin bir şekilde hâlâ o açılmanın izi var. İyileşmesi için yok tahin sür yok ayva çekirdeği yok zeytinyağı,  kremler vs, iyileşsin diye sürekli göğüsler açıkta of of o zamanlar da tam perişanlıktı.

Bir müddet sonra göğsüm iyileşti. Böyle böyle zaman hızla akıp geçti. İlerleyen zamanlarda emzirmek hoşuma bile gitmeye başladı. Artık derin uykuya dalsa da  yatağına götürmüyordum. Beraber koyun koyuna uyumak bana huzur veriyordu. Hatta uyuduktan sonra içeride işlerimi yaparken kızımı özlüyor arada yanına gidip öpüp kokluyordum. Hatta ve hatta gece ben yanına yatınca kokumu alır uyanırdı ben de bir yandan onu emzirirken bir yandan ona güzelce sarılır, bir yandan saçlarını koklar huzurla mutlulukla uyur hayatımın en güzel rüyalarına dalardım.



Emzirmek çoğu zaman huzurlu bir eylem olsa da bazen gerçekten de eziyete dönüşebiliyordu. Kimi akşamlar yakamı bağrımı parçalayıp sokaklara atlamamak için kendimi zor tutuyordum. Defne ne zaman önemli bir işim olsa mesela ertesi gün misafir gelecekse ve benim hazırlanmam lazımsa  ya da yazılı hazırlamam gerekiyorsa yani stres seviyem ne zaman yükselse o gece memeyi hiç bırakmıyordu. Uyutmayı başardığım ve içeri işlerimi yapmaya girdiğim anda başlardı ağlamaya. Gerginliğim arttıkça Defne de gerilir bir türlü uykuya dalamaz uyursa da 10 dakikada bir uyanır, en basit bir iş bile uzar uzar saatlerimi alır kafayı yiyecek gibi olurum.



Normal günlük rutinimiz ise şu şekildeydi;

Sabah kahvaltıdan sonra Defne ağzı şöyle bir tatlansın diyerek ellerini uzatır ''dut dut''  deyip beni yatak odasına götürür, yatağa uzanır ''Memme'' derdi. Her seferinde çok komik bulurdum bu durumu. En az yarım saat bazen bir saat sabah emme faslı olurdu. Ardından öğle uykusundan önce ve uyurken sürekli meme ağzında olurdu; yaklaşık 3 saat. Akşam yatarken de '' dut dut'' ''memme'' faslı yaklaşık 2 saat de o.  Arada sabaha kadar en az 5-6 kez uyanır emer uyur. Sonra benim için en zor kısım başlar saat sabahın 4 ü 5 i gibi uyanır sabah 8'e kadar aralıksız meme ağzında olur, sürekli emer. Bu süre zarfında canı sıkıldığı ya da beli ağrıdığı için bir sağa bir sola geçer tepeme çıkar zıplayarak emer ve tuhaf tuhaf şekillere girerdi. Bu arada sabah Kemal odaya gelip bizi böyle görünce '' Ne yapıyonuz lan siz!! o nasıl bir emme şekli'' derdi. Her seferinde istisnasız gülerdim.

Bir de emerken diğer göğsümü tutma alışkanlığı vardı ki kaç defa Defne ile tartışmışızdır bu konuda. Özellikle de tırnakları uzamışsa gerçekten çok acı verirdi. Onun dışında bir de geceleri uykusunda bazen ısırırdı ki o acıyı taaa beynimin içinde hissederdim.



İşte böyle zaman akıp gitti.

Şimdi Defne 22,5 aylık. Edremit'ten İstanbul'a geldik. Ben de okul başlamadan sütten kesmeyi bir deneyeyim dedim. Çünkü Defne kolay kolay emmeyi bırakmaz aylarca sürünürüm de en son yine 2 yaşına kadar emzirmiş olurum diye düşündüm.

Bu pazartesi sütten kesmeye karar verdim. Son zamanlarda zaten sürekli bak artık büyüdün artık emmemen gerekiyor. Bak biz de emmiyoruz artık kendi kendine bırak Defnecim diye konuşuyordum. O da ıııhh deyip deyip daha çok emiyordu. Hatta böyle konuştuğumuzdan beri daha da düşkün olmuştu memeye.

Pazar günü "yavru kuşum bugün de em ama yarın artık kendin uyuyacaksın meme yok tamam mı" dedim.

Pazartesi günü kahvaltıdan sonra her zamanki gibi "memme" dedi "dut dut" dedi elimi tuttu yatağa gittik. Ben de göğsüme yara bantı takmıştım ve emzirme pedine de bol bol sirke dökmüştüm.

Defne'ye  göğsümü gösterdim "annecim bak uf olmuş bak bir de kötü kokuyor" dedim. Defne zaten memeyi görür görmez ve sirke kokusunu alınca şok oldu hemen kaçtı. Yavrumun o şaşkın yüz ifadesini hiç unutamayacağım .

Sonra hayret bir şey ki bir daha hiç istemedi. Sadece bir kere ertesi gün çekingen bir edayla  "memme" dedi ben de ''Unuttun mu uf olmuştu ya yavrum'' dedim. Hiç üstelemedi ve bir daha da memenin esamesi okunmadı.

Yine arada "dut dut" deyip yatak odasına götürüyor beni. Her seferinde kalbim çarpıyor meme mi isteyecek acaba diye ama hayır oyuncak istiyor ya da gelip yanımda bana bir şeyler söylüyor.

Hayretler içerisindeyim. Bu kadar kolay olacağını hiç beklemiyordum.


Bir daha hiç meme istemedi ama yavrum kendi kendine uyumayı bilmediği için çok zorlandı. Akşamları uyku vakti gelince kendini bir sağa bir sola atıyor dönüp duruyor ama uyuyamıyordu. Ama sütten kestikten sonra 3. gün rahatça kendi kendine uyumayı öğrendi. Hatta bu postu yazarken ben yatıyorum kızım sen de uykun gelince yat uyu dedim saat 20:30 sularında yatağına gitmiş sessiz sedasız uyumuş bile benim minik serçem.

Geceleri ise önce 3 kez ertesi gün 2 ve sonraki günler gecede bir kez uyandı. Uyandıktan sonra dönüyor dönüyor kendini bazen yerlere atıyor uyuyamıyorcanım kuşum. Biraz mızıklanıyor ama 5 10 dakika içinde uyuyor.  Dün gece ise çok şiddetli ağladı. Hatta Defne'yi hiç bu şekilde görmemiştim. Zamanla düzeleceğini umuyorum.

Gündüzleri ise bir türlü uyuyamıyor. Emerken de uyumazdı ki benleyken. Babaannesi ya da Kemalle 2-3 saat uyuduğu olurdu ama benle neredeyse hiç.

Gündüzleri de böyle uyuyamadığı zamanlar bebeklerinin üstünü örtüyoruz, '' hadi bakalım bebişleri uyutalım''oynuyoruz, onları uyutuyoruz bazen işe yarıyor bazen yaramıyor.

Bir kaç kere de '' kızım sen emerek uyumaya alıştın ama şimdi emmediğin için bir türlü uyuyamıyorsun ama zamanla alışacaksın yavrum, yarın her şey daha kolay olacak, seni çok seviyorum diyorum. Bazen işe yarıyor bazen yaramıyor.


Evet bir dönemin daha sonuna geldik. Defneyi sütten keseli bir hafta oldu.

Zannettiğimden çok daha kolay oldu.

Özetle ben şu şekilde sütten kestim;

* Öncelikle 22,5 aylık olana kadar bekledim. Okul başlayacak olmasa 24 ay emzirecektim.

* Son bir aydır Defneyle bu konu hakkında konuşuyoruz. Bak kızım sen artık büyüdün emmemen lazım şeklinde.

* Son bir haftadır kızım şimdi em ama yakın bir zamanda artık emmeyeceksin kendini hazırla dedim.

* Bir yeri acıdığında uf olmuş buraya bant takalım saralım acımasın şeklinde uf olmayı öğrettim

*  Sütten keseceğim gün göğsüme yara bantı yapıştırdım.

* Emzirme pedine de sirke döktüm.

* İlk hafta çok daha fazla ilgilenmeye çalıştım. Hatırlamaması için akşama kadar sürekli aktivite yaptım.

* Sürekli onu çok sevdiğimi söyledim sarıldım öptüm.

* Defne başta tabii ki gergindi. Beni dövmeye kalktı oyuna çevirdim ebelemece oynadık. Eşyaları yerlere fırlattı, ömründe ilk kez küstü yerlere attı kendini. Ben de sürekli müsamahakar davrandım daha çok sevdiğimi belli ettim, hiç kızmadım.

O kadar mutluyum ki. Çok şükür bu dönemi de atlattık yarabbim...




Defne artık emmiyor. Defne emmeyi bıraktığında bayram yaparım zil çalar oynarım diye düşünürdüm hep. Oysaki sürekli bebeğimin o  göğsüme sokuluşu, o emerken sarılışım  tam bir huzur içinde beraber koyun koyuna uyuyuşumuz aklıma geliyor, ağlıyorum. Bağrımı bomboş hissediyorum. Bir haftadır çocuğuma sarılamadım. (Gündüz sürekli hareket halinde sabit duramıyor, geceleri de rahatsız etmiyorum)

Alışkanlık olarak sürekli su içiyorum sonra aklıma emzirmediğim aklıma geliyor. Yemek yerken mesela dereotu yemeye çalışıyorum (iyi süt yapıyor(du) ) sonra aklıma geliyor emzirmiyorum ki diyorum ağlıyorum.

Çok mutsuzum sürekli ağlıyorum. İçimde o kadar büyük bir acı var ki uzun zamandır bu kadar üzgün olduğumu hatırlamıyorum. Akşamları balkonda hüngür hüngür ağlıyorum. Tövbe estağfurullah Allah büyük acı vermesin de böyle dert mi olur ama elimde değil içimden geliyor.

Sosyal medyada emen çocuk görünce de dayanamıyorum.

Tek tesellim bugünün geleceğini biliyordum bu yüzden  yavrumu bol bol öptüm kokladım. Sarılarak uyurken bu günleri özleyeceğimi çok iyi biliyordum.

O günler de geldi işte...