28 Eylül 2015 Pazartesi

BU DA BENİM DOĞUM HİKAYEM (DOĞUM)...

Sevgili kızım Defne Ferah'ım 15.09.2015 sabah 00:11 de hayata merhaba dedi. :) Allah'ım onu korusun... Huzurlu, uzun, güzel bir ömür versin. Hep mutlu olsun yavru kuşum...

Allahıma binlerce şükürler olsun sağlıklı bir şekilde kucağıma aldım miniciğimi...

14 Eylül pazartesi günü kontrolümüz vardı. Son günlerde doğum belirtilerim başlamıştı (Karın kasılmalarım) O yüzden kontrolde birşey çıkmayıp da doktor perşembe gününe randevu verip  eve yollayınca şaşırmıştım.

Eve geldik, yatak odasının şeklini değiştirdik, eşimle bebişimizin park yatağını kurduk. Uyku setini yerleştirdik.

Ben de "Defne Ferahcığım yatağın da hazır, artık gelebilirsin" dedim.

Akşam yemeğe Florya'a gittik. Akşam yürüyüşümü sahilde yapmak istemiştim. Çok güzel bir akşamdı.





Yürüyüş yaparken karın ağrılarım da devam ediyordu. Son iki gündür ağrılarım vardı ama ağrı denmez doğum dalgaları diyelim. Arada geliyordu karnım kasılıyordu, yürüyüşüm bozuluyordu müthiş bir idrar yapma isteği oluşturuyordu ve sonra bitiyordu ve normal rahat bir şekilde yürümeye devam ediyordum.  Yaklaşık 1-2 km böyle yürüdük, dalgaların sesini dinledik, uçakları, güneşin batışını seyrettik.

Sonra güzel bir akşam yemeği yedik. Arada yine dalga hissettim ama çok yediğime yordum. Sonra eve dönmeden önce tuvalette yine bir dalga geldi ama biraz daha sert. Ben de acaba demeye başladım. Eve dönüş yolunda arabada dalgalar şiddetlendi. Nefesim kesiliyordu ama filmlerde bağıran kadınlar var ya öyle değil dayanılabilir sancılardı. Saat tuttum bazen 6 dakikada bir bazen 4 dakikada bir geliyordu. Kimseye çaktırmadım. Ama eşim nefes alışverişimden anlamış. Eve geldik yatak odasında eşime bunlar doğum sancısı olabilir dedim saat tuttuk. Daha ilk dalgada ağrının şiddetini görünce eşim hadi hastaneye gidiyoruz dedi. Hemen bir duş aldım, temiz kıyafetler giydim, saçlarımı kuruttum. Hastane çantamda eksiklerimi tamamladım.  Arada yine ağrılar geliyordu ve nefesim kesiliyordu. Araları 3 - 4 dakikada birdi ve artık bunların doğum sancısı olduğuna emindim. Sancı gelince nefes almaya çalışıyordum ve 40-50 saniye sonra geçicek diye kendime telkinlerde bulunuyordum.

Sonra hastaneye gittik. Arabaya binerken arabada ve hastanenin önünde koridorda sancılarım geliyordu ve şiddeti artmıştı. Ama dayanılmayacak gibi de değildi. 

Hastaneye geldiğimde muayene olunca bak aferin sancısını çekmiş de gelmiş neredeyse doğurmak üzere gibi konuşmalar oldu ben daha çok var zannediyordum ama aslında çok yaklaşmışım.

Doğum sancıları zordu ama filmlerdeki gibi bağıracak kadar da değil. Sancı gelince zor nefes alıyordum ve Allah Allah diyordum.

Beni asıl çökerten o çok nefret vajinal muayenelerdi. O koltuğa oturmak ölümden beter benim için. Doğum sancısı çekmeye razıyım ama çatı muayenesi denen şey çok stres düzeyimi artıran birşeydi. 

Bu arada hiç doğum yapmamışlar için söylüyorum sorun bende normalde vajinal muayeneler ağrılı olmuyor insanlar hissetmiyor bile ben ise daha pamukla dokunsalar bile aşırı tepki veriyordum. Tv de o çatal denen şeyi görünce bile kasılıyorum. Sorun bende yani.

Ben çok basit smear testinde bile baya bağırdım ağrıdan değil sinir bozukluğundan.

Hastane girişim yapıldı. Kıyafetlerimi çıkarıp hastane giysilerimi giydim.

Bir kez daha vajinal muayene sonra sonda takıldı. Sondanın takılması ile rahatsızlığım had safhaya ulaştı. Doğum sancısı hafif kaldı. O sonda olmasa o çatala çıkmasam rahat rahat doğuracaktım yani. Eskiden ebe ile evde doğum yapıyorlarmış ya bence süpermiş.

Sonda takılınca çok rahatsız hissettim kendimi müthiş bir tuvalet yapma isteğim oldu. Oradakilere tuvalete gitmem lazım çok kötüyüm dedim. Yap yap sonda takılı dediler. Ben de koridorda saldım. Ama ne hikmetse şaldur şuldur sular bacaklarımdan aktı. Suyum mu geldi idrar sondadan mı taşdı hâlâ merak ediyorum. Sonra temizlikçi geldi hemen sildi etrafı.


Özel hastaneleri bilemem ama ben devlette Kanuni Sultan Süleyman Araştırma Hastanesinde doğum yaptım ve memnun kaldım.

Hastaneye gittiğimde açılma 5,5 - 6 cm olmuştu. Doktor kontrolleri yapıldı. Aslında doğumuma çok az kalmış. Annemden bebeğin kıyafetlerini isterken acele et kızın doğurmak üzere demişler.  Orada da bir kaç kişi kadın doğurmak üzere gibi laflar etti ama ben daha çok var zannedip şaka yaptıklarını düşündüm. 

Kontrollerde çok kasıldım stres düzeyim çok arttı. Ayrıca oradaki doktor miyomlarımı görünce başka bir doktora haber verdi. O da istersem normal doğumla istersem sezaryenle devam edebileceğimi ama eğer sezaryene karar verirsem miyomlarımı alabileceğini belirtti. Ayrıca yaşımın 40 olması, ilk çocuğum olması ayrıca miyomların varlığı ve doğumu tehlikeye atmamak adına bu teklifi yaptığını söyledi. 2 adet 10  cmlik miyomum vardı. ( Doğumdan sonra anlaşıldı ki biri 13 cm biri 10 cm lik  2 büyük miyom ayrıca bir sürü küçük miyomlar varmış) ve bir de muayenelerde çok kasılıyordum basit bir sonda takılırken bile çok zorlanmıştım nasıl doğum yapacaktım. Ben de size güveniyorum size bırakıyorum dedim. İmzalar prosedür vs derken sezaryene alındım.  Sedyede yatarken tüm ekipe başarılar diledim. Anestezi uzmanına mümkünse bir sancı daha gelmeden beni uyuşturmasını istedim. O da içerideki doktorlara  kadın  doğurmak üzere farkında mısınız dedi. Son gördüğüm şey de içeride bilgisayar başında yeşilli genç bir doktor oldu.


Gözümü açtığımda herşey bulanıktı. Koridor gibi bir yerdeydim jinekoloji yazıyordu kapının birinin üzerinde. Zor okuyordum.

Biraz bekledim, gelen giden yoktu.

Aşırı derecede üşüyordum titriyordum. 

Beni duyan olur diye bağırmak istedim de sesim  çıkmıyordu, kafam da hiç yerinde değildi. 

Önce bebek bebek diye inledim. 

Bebişe bu kadar bağlı olduğumu bilmiyordum. Sonra arada battaniye battaniye diye bağırdım. Çünkü titremekten sedyeden düşeceğimi düşünüyordum o kadar üşüyordum ve titriyordum. 

Kendime geldikçe bir bebek bir battaniye diye inleyip durdum. Hayal meyal biri bebeği bilmediğini battaniyenin ise orada olmadığını söyledi. 

Orada ne kadar kaldım bilmiyorum ama bana saatlerce kalmışım gibi geldi. Sonra nihayet geldiler. Yatağa götürdüler. Eşim annem kayınvalidem karşıladılar. Onları görünce çok mutlu oldum.  O sırada hep bebek bebek demişim. Baya bir sonra bebeği getirdiler.  Odadan içeri hastane-bebek arabası ile girdiğini herkezin sevinç çığlıkları attığını gördüm, duydum. Sonrası hayal bulanık... Bebişi ilk gördüğüm anı ne kadar düşünsem de o anı hatırlayamıyorum. Düşünüyorum zorluyorum kendimi ama yok araba ile ilk içeri girişini görüyorum gerisi yok.

Arada annemin kayınvalidemin bebişi göğsüme koyduklarını emzirmeye çalıştıklarını hatırlıyorum hayal meyal...

Sezaryenden sonra  kendime gelince bebişi emzirmek istedim. Allah öyle bir sevgi vermiş ki tüm vücudum acıdan tir tir titrerken bebeğime yine de süt vermeyi başardım ve çok ilginç onu emzirirken acılarımın azaldığını hatta bütün vücudumun titremesine rağmen acıyı hissetmediğimi  hayretle farkettim.

İlk zamanlar bebiş hep iç çeke çeke ağladı. Doğumdan sonra  yaklaşık 4 saat ayrı kaldı, kimbilir nasıl ağladı nasıl yalnız hissetti kendini onun için böyle iç çekiyor diye düşündüm. Ertesi gün iç çekmesi geçmişti.

Hastanede en zorlandığım şey yatakdan doğrulmaktı. Her gün hiç düşünmeden yaptığımız bir şey yaralı olunca ne kadar da zor oluyormuş. Hatta o acıyı çekmemek için yatmamayı bile tercih ediyordum. Bir de ameliyat çıkışı çok üşüttüğüm için boğazımda gıcık oluştu. Korkunç bir öksürme isteği geliyordu. Öksürmemek için şekilden şekile giriyordum. Öksürük gelince tutmak ne kadar zor ne kadar kötüymüş.

Aslında rahat bir şekilde öksürmek bile büyük bir nimetmiş.

Bir de yine o üşümenin etkisi ile omuzum ve göğsüm tutulmuştu. Tutulmanın verdiği acı bir yana  yattığımda nefes alamıyordum. Mecburen kalkıyordum oturduğum yerden uyumaya çalışıyordum.

Kas tutulması ve boğazımdaki gıcık sezaryen ağrılarıma baskın geldi.

Yine de Allaha şükür en korktuğum şey olarak hapşırmadım.

Çok şükür hızlı iyileştim.  Yine tutulmalarım ve sezaryen ağrılarım nedeni ile uyuyamadığım bir gece çok zorla da olsa yarım saat yürüyüş yaptım. Çok faydasını gördüm. Sonra da her fırsatta yürüdüm.

Oda arkadaşım Cennet'in kayısı kompostosu vardı. Bana da ikram etti. Mucize bir şey. O kadar güzel bağırsak çalıştırıyor ki tuvalete çıkma sorunu da yaşamadım. Ve kayısı mucizesi ile sezaryenden sonra çok önemli olan gaz çıkarmayı da rahatlıkla başardım.

Hastanede en zorlandığım şeylerden biri de benim çok sıcaklayan bir tip olmam yüzünden gerçekleşti. Odalar 2 kişilik ve insanlar cam açmıyorlar. Of o kadar bunaldım ki anlatamam. Bir de herkes çorap giy sırtına yelek giy gibi baskılar yapıyordu. Bense sıcaktan çıldıracağımı düşünüyordum. Bunalmaktan ağrıdan perişanlıktan hastanede giyerim diyerekten aldığım pijamaları gecelikleri yani hazırladığım giysilerin  hiçbirini giyemedim. Hastaneye giderken giydiğim tuniği üstüme geçirdim. Altıma pijama falan da giymedim öyle dolaştım. Annem kızım ayıp oluyor böyle dolaşılmaz ki dediği zaman çıplak gezmediğime dua etsinler burada sıkıntı içerisindeyim diyordum. Ve gerçekten bazen çırılçıplak kendimi koridora atasım geliyordu o kadar bunaldım. Saunada bile bu kadar ter atmamıştım. Özellikle de ağrı kesici ilaçlardan sonra şıpır şıpır ter döktüm.

Bir de hastaneye gelen ziyaretçiler var. Her ne kadar onları gördüğüme çok mutlu olsamda defalarca üstünde ter kurumuş kanlı busburuşuk kokmuş kıyafetimle onları karşıladım. Altta pantalonum bile yoktu. Emzirirken tuniği çıkarıp öyle emziriyordum. Şimdi utanıyorum ama o anda utanmayı düşünecek durumum da yoktu yani.

Hastane çantamı olduğu gibi geri getirdim. İçinde tek kullandıgım şey depend külotlar oldu. İcat edene bol bol hayır duası ettim. Onun dışında pijamalar gecelikler çoraplar patikler kısacası hastane çantasında depend külot hariç herşey tertemiz geri geldi. Bir daha doğum yaparsam 3-5 tane askılı jile, terlik  ve 2 paket depend külot koyarım başka da hiçbir şeye gerek yok.

Hastane çantasına konması gerekenler;

3 adet askılı jile
3 adet hamile sutyeni
Terlik
2 paket Depend külot
Parol
Kas gevsetici sprey
Bir adet şal
Kayısı kompostosu
Su
Doğum klasörü

Hastane çantamdaki  makyaj malzemelerini, dudak nemlendiricisi, roll on , banyo malzemelerini lif sabun şampuan vs filan düşününce gülüyorum şimdi...

Bebek için hazırladıklarım ise gayet yerinde idi. Her ne kadar çoğunu kullanmasam da bebek çantası öyle olması gerekiyor.

3 gün hastanede yattıktan sonra eve geldik. Annem çok yardımcı oldu. Hakkını ödeyemem.  Eve geldikten sonra o ilk duşumu yaptırdı, nasıl rahatladım nasıl... Sonra temiz kıyafetler evimizin ferahlığı... Ev gibisi banyo yapmak gibisi yok.

İşte bu da benim doğum hikayem...

Allah isteyen herkese bebiş ve hayırlı kolay doğumlar versin..

BU DA BENİM DOĞUM HİKAYEM ( HAMİLELİK)...

Anaç bir yapım yok . Hani yolda yürürken bebek görseler seven ayy ne şeker diyen kızlar vardır ya ben hiç öyle bir insan olmadım. Çocukken oyuncak  bebeklerle bile oynamazdım. Evlilik, yemek yapmak, bebekler, ev hanımlığı hiç bana göre değildi. Yıllarca bekar, yalnız ve mutlu yaşadım. Bir aile kurmayı düşünmedim. Sonra kendimi hazır hissettim, doğru insanı bulduğuma da inandım ve 38 yaşında evlenebildim.

Evlilik hayatı da korktuğum kadar değilmiş. Bu hayatı da sevdim. Ev işleri, yemek yapmak, evde oturmak, birini beklemek evde farklı bir ses, farklı bir nefes bunlar da farklı güzelmiş.

Yaşım 38 olduğu için bir an önce çocuk yapmam gerektiğini biliyordum (Tabii ki Allah'ın izni ile) Ama ne eşim ne de ben hiç mi hiç hazır değildik çocuğa.  Tabii buraya yazarken kolay ama hiç kimseye anlatamıyorsunuz bu durumu. Kırkına merdiven dayamış bir karı kocadan "bir çocuğun sorumluluğunu almaya hazır değiliz" cümlelerini duymak şaşkınlık yaratıyordu insanlarda ve kulağa komik geliyordu. Ama durum tam olarak da buydu. Zaten herkez kafasına göre konuşuyorlardı, Her önüne gelen bilip bilmeden tüp bebek tavsiye ediyorlardı. Ben de hı hı deyip kafamı sallıyordum.

Hatta bir keresinde bir durumum için hastaneye gitmiştim, doktor tüp bebek denememi söyledi ben de yok daha biz henüz çocuk düşünmüyoruz, korunuyoruz deyince kadın hayretler içinde bakmıştı ve 40 yaşındasın daha neyi bekliyorsun demişti.

Sonra eşimle çocuk konusunu konuşmaya başladık. İkimiz de eğitimliyiz. Sorumluluk sahibiyiz. Bir çocuk büyütmek için gerekli donanıma sahibiz. Birbirimize güveniyoruz. İyi bir aile oluruz biz... Ama hala her ikimizin de kafasında oturmayan şeyler vardı; Nasıl terbiye ediceğiz, büyük bir sorumluluk... Düzenimiz bozulur, bir ömür devredilemeyen sorumluluk, bir ömür onun eğitimi terbiyesi... ( saldım çayıra mevlam kayıra zihniyetinde olmadığımız için her sorumluluk bize biraz ağır geliyordu)

Sonra şöyle bir düşünce gelişmeye başladı bende; 40 yaşıma kadar kafama göre yaşadım. Yedim, içtim, gezdim. Benden sonraya kalabilecek,  bu dünya için yapabileceğim en değerli şey hayırlı bir evlat yetiştirmek olacaktır, geri kalan herşey boş...  ( Allah nasip ederse tabii) Egitimliyim, görgülüyüm, insanlara saygılıyım... Her önüne gelen sonunu düşünmeden doğurup sokağa salıyor. Ben neden düzgün bir insan olarak düzgün bir insan yetiştirmeye çalışmayım.

ve bu düşünce içimde büyüdü büyüdü...

Sonra oluruna bırakmaya karar verdik biz de ...

Ben ve eşim ikimiz de 40 yaşında olduğumuz için tedavisiz hamile kalabileceğime zerre ihtimal vermiyordum. Adetlerim de iyice düzensizleşmeye başlamıştı. Hatta artık menopoz, yumurta dondurtma gibi şeyleri okumaya başlamıştım. Ama öte yandan çocuk için de bir çalışma yapmıyorduk. Akışına bırakmıştık yani.

2015 ocak ayında birinci sömestirin son zamanlarında öğrencilerle not mevzularını konuşurken dengemi kaybettim ve düştüm. Sonra öğretmenler odasında " of bu öğrenciler hiç rahat bırakmıyorlar ki koridorda dengemi kaybettim düştüm" diye dert yanarken tecrübeli arkadaşım Ayşegül Hocam " kız sen hamilesin " dedi.  Ben de "yok canım benim adet başlangıcım yakın karnım ağrıyor bugün yarın adet olurum " dedim. Ayşegül Hocam da " yok hamileliğin ilk haftasında zaten insanın karnı ağrır adet oldum zannedersin ama bir türlü olamazsın" dedi.

Sonra başka arkadaşlar da etrafımıza toplandı. Ben " 40 yaşındayım tedavisiz çocuğum olur mu hiç" dedim . Oradan Nurten Hocam

" Allah ol derse olur, O herşeye kadirdir"

dedi.

Eve geldim. Hiç mi hiç ihtimal vermiyordum hamile olduğuma.

Test yaptım 2-3 dakika beklemem gerekiyordu ama idrarı döker dökmez ıslaklığın yayılması ile 2 çizgi anında beliriverdi.

İnanamadım.

Durup durup çubuğa tekrar bakıyordum.

Günlerce o çubuğu atamadım. Evde dönüp dolaşıp, uyuyup uyanıp emin olmak için tekrar tekrar bakıyordum. inanamıyordum.

Sonra doktora defalarca kontrole gittim. Tahliller ultrasonlar bebek kesesi vs görüyorum ama hâlâ inanamıyordum. Taa ki ayrıntılı ultrasonda bebişi gördüğümde nihayet içimde bir canlı büyüdüğüne inanabildim. Ama yine de tam olarak inanamıyordum.

Maceram işte böyle başladı.

Hamileliğim süresince internetten çok faydalandım, öncekilerin tecrübeleri çok işime yaradı.Ben de belki başkalarına faydalı olurum umudu ile ben de hamileliğimi yazmaya karar verdim.

Hamileliğimde yaşadığım ve daha önce hiç bilmediğim şeyler;

* İlk zamanlar adet sancısı gibi ağrılar oldu. Her seferinde tamam şimdi adet oldum diyordum  kontrol ediyordum tabii ki bişey çıkmıyordu.  (Bu sırada rahim genişliyormuş)

* İlk aylarda bir ara ( 5-6 gün) gece uyutmayacak kadar rahatsızlık veren karın ağrısı oldu. (Rahim yavaş yavaş yukarı çıkıyormuş.)

* İlk aylarda karnım şişti ve çok gerginlik hissettim, karnım patladı patlayacak gibi hissediyordum  ama sonra geçti. Bir daha da son günler dahil o kadar şişkinlik hissetmedim.

* İlk aylarda iştahım kesildi. Yani olunca yemek yiyordum ama tüm gün yemesem de aklıma yemek yemek gelmiyordu.  O kadar ki midem bir kase çorbayı bitiremeyecek kadar küçüldü.

* İlk aylardan itibaren sarı renkli akıntım oldu, hamileliğim boyunca da devam etti. Bunun için ilaç da kullandım ama bir işe yaramadı. Her iki üç saatte değiştirmek üzere  kağıt havlu kullanmak zorunda kalıyordum.  Rulo rulo kâğıt havlu kullandım hamileliğim boyunca. İlk zamanlar ise kağıt havlulara alışık olmadığım için ( hamilelik öncesi akıntım yoktu) malum bölge tahriş oldu ve ciddi kaşıntı yaptı. 2 gün boyunca hayatımda ilk kez olmakla birlikte iç çamaşırsız yattım. Ve evde iç çamaşırsız gezdim bölgeyi havalandırdım kâğıt havlu yerine pamuklu minik havlular kullandım. Pişik kremi uyguladım 2 günde normale döndüm.

* Hamileliğimin ilk haftalarında mide bulantım yoktu. Ben de seviniyordum oh be rahatım diye. Sonra gitgide artan bir bulantı başladı. Off o kısım çok zordu işte.. Aylarca yemek yiyemedim 8 kilo zayıfladım. Çok çok zordu. Herşey midemi bulandırıyordu. Gece uyurken bile kusasım geliyordu.  Başka hamilelerde iç bunaltısı oluyormuş ama arada yemek yiyebiliyorlarmış. Bende ise hiç ara yoktu Hiç bitmeyen bir öğürme isteği vardı ve hiçbir şey yiyemiyordum.  Allahtan bebiş bu durumdan etkilenmezmiş. Hatta doktora ben 8 kilo zayıfladım hiçbir şey yiyemiyorum deyince "oh oh süper çok iyi " demişti de hayret etmiştim. Bir müddet sonra bundan sonra hep böyle mi yaşayacağım hissi geldi ve psikolojik olarak çöktüm. Sinirlerim bozuldu ve hep ağlamaya başladım. Hamileligin 7. ayından itibaren yavaş yavaş bulantılarım da geçti. Son haftalarda yemek yemeye başladım. Diğer hamilelerin anlattığı gibi abartılı iştah artması olmadı. Doğuma giderken de hamile kalmadan önceki kiloma ulaşamamıstim. Yani hamile kalmadan önce daha kilolu idim.

* Son ay hariç diş macunu midemi aşırı bulandırdı. Ama yine de dişlerimi özenle fırçaladım. Zaten hamilelikten bir ay kadar önce diş kontrolumu olmuştum. Herhangi bir diş çürümesi ya da diş kaybı yaşamadım.( annem bana hamile iken 4 dişini kaybetmiş )

* Hamile kaldığım kilo itibarı ile düşünürsem hiç kilo almadım. Başta bulantılarım yüzünden 8 kilo zayıfladım sonra o verdiğim kiloları almaya başladım. Ama hamile kalmadan önceki kiloma gelmedim.

* Aşerme diye bişey olmadı bende.  Hiç ekstradan canımın çektigi bir şey olmadı.

* Hamileligi düşünmeye başladığımdan itibaren folik asit kullanmaya başladım.

* Hamilelik boyunca her gece demir hapı kullandım. (Kahvaltıdan en az 2 saat önce.) Demir hapı çok mide bulandırıyor bu yüzden  gece saat 3- 4 gibi uyanıp hapımı içip geri yatıyordum. Bir de bu haplar dışkıyı simsiyah yapıyor. İlk gördüğümde çok korkmuştum.

* İlerleyen dönemde baldırda kramplar başladı.  Sağlık ocaklarında ücretsiz decavit denilen ilaçlar veriliyor. Kramplara çok iyi geliyor.

* B12 vitamini eksikliği yaşadığım için her 15 günde bir düzenli olarak 5 adet iğne vuruldum. Bu da benim hayatımın ilk iğneleri oldu.

* Karnımda gerginlik hissettiğim anda 4-5 aylıkken yani-kaliteli bir çatlak kremi kullanmaya başladım.  Göbeğimde çatlak oluşmadı. Aynı zamanda göbek ortasında oluşan siyah çizgi de bende oluşmadı.

* Çok hareketli olmaya çalıştım. Her işi kendim yapmaya çalıştım. Nazlanmadım kimseye yani.  Herhalde bundan ayaklarımda ellerimde ödem ya da herhangi bir şişlik oluşmadı.

* Göğüs şişkinliği hiç olmadı bende. Hatta tam tersine göğüslerim küçüldü.

* Hamileligim son haftalarinda bile ağırlaşmadım. Kendimi salmamaya çalıştım. Temizliğimi kendim yaptım eğildim kalktım. Hatta güzel bir müzik duyduğumda dans ettim.

* Her akşam 1 saat yürüyüş yapmaya çalıştım.

* 30. haftadan itibaren göğüs ucu kremi kullanmaya başladım.

* 38. haftadan itibaren perine masajı yapmaya başladım. ( Hergün 10 dakika)

* Hamileligin her haftası için internette araştırma yaptım. Tecrübeli annelerin deneyimlerinden faydalandım.

Hamileliğim boyunca eşim hep destek oldu. Bir gün bile uf puf demedi. Allah razı olsun ondan...

DEFNE FERAH'LA 2.HAFTA...

22 Eylül:
* Bebişim bu hafta ilk kez üstten gaz çıkardı. Sürekli emmek istiyordu kuzucum. Bazen emme aralığı 1 saati bile bulmuyordu. Internetten biraz araştırma yaptım; Gazı olan çocuk sakinleşmek için emmek istermiş, emdikçe de gazı daha da artarmış. Kısır döngü yani. Bizim bebeğin gazı yok zannediyordum. O yüzden emdikten sonra gaz çıkarmadan hemen uyutuyordum. Sonra bir deneyeyim dedim. Meğerse emdikten sonra gerinme zannettiğim şey gaz sancısıymış. Önce inceden gık sonraki denemelerde gak diye çıktı gazı. Müthiş rahatladı tabii . Şimdi uyuma süreleri uzadı. Daha huzurlu ve derin uyuyabiliyor meleğim.

23 Eylül:
* Bugün kızımın göbeği düştü. Ohh rahatladık.  Güzel bir banyo yaptık . Hastaneden geldikten sonra gün aşırı banyosunu yapmıştı kuzucum ama göbeği düşmediği için çok hızlı üstünkörü yıkıyorduk.  Bugün rahat bir banyo yaptı. Suyu sevdi sanırım sesi çıkmadı banyo yaparken.

* Bugün ilk kez bebişin tırnaklarını kestik. Allahım minicik biçimli güzel beyaz elleri ve çok narin parmakları var. Tırnakları da uzamış. Yüzünü çizmesinden çok korkuyordum. Doğduğu gün dikkatsizliğimiz yüzünden yüzünde hala geçmemiş bir yara izi var.  Bugün banyodan sonra giydirirken eşim ellerini tutmuştu yüzünü çizmesin diye. Başta baya direnmiş yavru kuşum sonra gücünün yetmeyecegini anlayınca pes etmiş, bırakmış kendini yavrucum. Bir daha ellerini tutmak zorunda kalmayalım diye hemen tırnaklarını kesmeye karar verdik. Derin uykuda iken incecik parmaklarını tuttum. Eşim de kesti. İncecikten çıt çıt diye ses geldi. İncecik saç teli gibi idi kesilen tırnakları.

24 Eylül:

Bugün Kurban Bayramı... Defne Ferah bu gece rahat uyudu. Emme araları en az 2 saatti . Böylece geceleyin ben de rahat uyudum, rüyalar gördüm. Gayet iyi dinlendim. Ama gündüz için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bu notu yazarken akşam saat 12' ye geliyor ve Defne Ferah Hanım neredeyse 12 den beri yani 12 saattir emiyor. Arada uykuya dalıyor yatağına koyduktan 5 dakika sonra uyanıyor basıyor çığlığı gören saatlerdir aç kalmış sanır... Gazını da çıkarıyorum altı da temiz, gezdiriyorum sessiz ortam, gürültülü ortam, tv karşısı, kucak her türlü yolu deniyorum bi türlü dalamıyor uykuya bugün... Ciddi ciddi emzik vermeyi düşündüm bugün hatta verdim ama çok vicdan azabı çektim geri çıkardım tekrar emzirmeye başladım.

Ayrıca 12 saatlik son emzirme maratonundan sonra sinirlerim de çok bozuldu dokunsalar ağlayacağım o denli karamsarım. Internette araştırma yaptım herkez emzik öneriyor ama ben emzik hiç sevmiyorum bakalım ins mecbur kalmam.

Dediğim gibi 12 saattir emiyor. Az önce altını değiştirdim.. Ağlamaktan helak oldu artık sırtına filan baktım bir şey mi batıyor diye memeyi verdigim anda sustu. Napacağımı hiç bilmiyorum. :(

Bir de saatlerdir emmesinden dolayı göğsüm haşat oldu. Her memeyi verişte acıdan gözümden yaş geliyor.

25 Eylül:
Dün çok yorucu bir gündü.  Nerdeyse 12 saat boyunca Defne Ferah emmişti . Bebişin aç olduğunu düşündüğümden geldikçe gittikçe kavurma yedim. Annem ne ye derse yedim.  Kayısı kompostosu içtim. Bugün Defne Ferah çok kısa bir şekilde emdi ve hemen ardından hep uyudu çok sakindi. Hatta şu anda bu sakinlik beni korkutuyor.

27 Eylül:
Bu gece inanılmaz bir şekilde çok rahat uyudu kuzucum. Gece 12 de uyudu 4 te kalktı 5 te uyudu 8 30 da uyandı. Gündüzleyin ise her zamanki gibi sürekli emmek istedi. Dün ilk kez ağlamadan ve emmeden 45 dakika durabildi. Büyük gelişme..Bugün de yaklaşık yarım saat evde oynadık durabildi.

Ve beklenen son bugün geldi. Sol göğsüm derin bir sekilde yarıldı. Zaten gögüslerimin her ikiside sürekli sızlıyor. Ama bu sefer sol göğsüm baya kesilmiş gibi yarılmış. Sabah son kez emzirdikten sonra sebamet sürdüm ve o göğsümü iptal ettim. Bu sefer de sürekli sağ göğüs üzerine odaklandım, umarım bari ona bir şey olmaz.

28 Eylül:
Bugün 2 haftalık olduk. Artık üstten rahatça gaz çıkarabiliyoruz. Defne Ferah 5-10 dak ağlamadan durabiliyor.  Bu gece hep emdi ve sabahtan beri emiyor. Az önce ebe arayıp kimlik no istedi. Sadece kimlik nosunu verinceye kadar katılırcasına ağladı. Gören  daha 5 dak önce emmiş değil de 5 10 saattir aç bir bebek sanır. Yoruldum. Emerken uyuyor ama derin uykuya bir türlü dalamıyor.

Günler gelip geçiyor. Güneş doğuyor güneş batıyor. Bugün yagmur yağdı istanbula. Bense yatağın kenarına oturmuş  dışarıyı izliyorum. Kucağımda Defne Ferah... Sadece emziriyorum. Aralıksız surekli emmek istiyor Defne Ferah. Hiçbir işimi yapamıyorum banyo yapmam lazım ama bir 10 dakika bile müsade etmiyor ki... Sinirlerim harap, göğsüm yarılmış, belim kopuyor, saçım başım dağılmış gözlerimin altında mor halkalar,  günlerdir yemeğimi bile bir yandan emzirirken yiyorum.

Biliyorum annelik zor iş. Bugünler de geçecek.  Yeter ki sağlıkla büyüsün Defnecik...

24 Eylül 2015 Perşembe

DEFNE FERAH'LA 1. HAFTA...

Canım, kızım, Defne Ferahcım... İyi ki doğdun. Rabbim seni bana hediye etti,  hayatımın en değerli hediyesisin, çok şükür...


Defne Ferah'la bir haftayı geride bıraktık. Bu hafta durup durup kuzucuğumu seyrediyorum. Ellerini ayacıklarını kaşını gözünü hayretle inceliyorum. Rabbim herşeyini yerli yerinde mükemmel yaratmış, nasıl da güzel yaratmış.

Durup durup Allaha şükrediyorum. 

Bazen inanamıyorum varlığına, kalkıyorum  koltuktan, beşiğin yanına tekrar tekrar gidiyorum, bakıyorum bakıyorum ama bir türlü inanamıyorum.

İlk haftamız ikimiz için de zorlu bir süreçti. Defnecik hayata alışmaya çalışırken ben de ameliyat ağrılarımın geçmesi ve yeni hayat düzenime alışmaya çalışma çabalamalarımla geçti.

Uyku düzeni  benim için en çok değişen şey oldu. Çünkü Defnecik sürekli emmek istiyor, bazen yarım saatte bir bazen emdikten 15 dakika sonra. Olur da ara iki saati bulursa biraz dinlenebiliyorum.  Ben bu durumu sütümün olmamasına bağladım. Ama emdikçe süt gelirmiş nitekim öyle oldu. Sütüm zamanla çoğaldı.

Defne Hanım acıktığında ellerini yemege çalışıyor.(Ne zaman acıkacağı da hiç belli değil. Bazen emdikten 15 dakika sonra yine acıkıyor.) Sonra da basıyor çığlığı ve ne yaparsan yap susmuyor. Hiç bir şeyle oyalanmıyor. Ne zaman memeyi verirsem anında susuyor. Bazen 1 saat boyunca emiyor. Mümkün değil bırakmıyor memeyi.

Yeme düzenim de çok değişti. Sütü artırdığı söylenen meyve suları lohusa şerbeti tatlılar bisküviler yani kilo yapıcı herşey girdi
 hayatıma. Çok sevdiğim çay ise hayatımdan tamamen çıktı. Çayın hayatımdan çıkması uykusuzluk da birleşince ile başağrısı geldi. Zamanla bünyemin alışacağını düşünüyorum.

Ïlk günler yataktan kalkmak bir işkence idi. ( malum sezaryen) Yatarken nefes almakta güçlük çektiğim de oldu. Ama gün geçtikçe daha iyi oluyorum.

İlk bir hafta günler gecelere karıştı. Nasıl geçti bu bir hafta... Özetle Defne Ferah'ı emzirmek, Defneyi uyutmaya çalışmak ve ameliyat etkilerini bertaraf etmeye çalışarak geçti.

Özetle hayatımın merkezine Defne Ferah oturdu. Gecem gündüzüm oldu. Bebek büyütmek zor iş.  Onun bir gülümsemesi ise herşeye değer.

3 Eylül 2015 Perşembe

KURU BÖRÜLCE YEMEĞİ...

38+4 deyim. Bilmeyenler için; hamilelikte 39. haftadayım yani. Mecburî izinliyim, okula gitmiyorum. Hep evde takılıyorum. Tam ev hanımı modundayım. Eşimi işe yolluyor, temizlik yapıp çamaşır asıyorum sonrasında yemek yapıyorum.

Resmen dönüşüm geçirdim. Bu aralar bloglarda millet nasıl domates sosu, kışlık menemenlik, turşu yapıyor onları araştırıyorum. Şimdiye dek hiç aklıma gelmeyen şeyler...

Evvelki gün yoğurt bile mayaladım. Yoğurdumu günlük süt ve marketlerde satılan hazır maya ile yaptım; iğrenç oldu. Jöle gibi uzuyor yoğurdum.  Bugün közlenmiş patlıcanlarıma karıştırdım, arada farkedilmez zannettim. Olan canım mis gibi közlenmiş patlıcanlarıma oldu... Bana da tecrübe oldu. Yoğurt yapma denemelerine başka sütlerle ve başka mayalarla devam edicem tabii ki.

Bloğum da yemek bloguna dönüştü bu aralar... Aslında evde olmak, yemek yapmak, temizlikle uğraşmak zannettiğim kadar kötü değil...  Birazcık kötü...  Zaten kocaman göbeğimle yapabileceğim fazla bir alternatifim de yok.

Bugün kuru börülce yemeği yaptım. Edremitte yaz boyu her hafta eve taze börülce alınır. Çok lezzetli domatesli yemeği yapılabilmesine rağmen bizim evde börülce yemeği rağbet görmez, onun yerine börülce haşlanır içine limon, zeytinyağı ve sarımsaktan olusan sos eklenir, yani börülcenin salatası yapılır.  Haşlama suyu da dökülmez onunla da tarhana çorbası yapılır ki çok farklı lezzetli bir çorbadır. Börülceyi ayıklaması çok zahmetlidir ama yine de Edremitte kimse gocunmaz börülce yaz akşamlarının vazgeçilmez menüsünü oluşturur.

Kayaşehir de ise börülceye hiç rastlamadim. Fasulye-börülce diye satılan şeyin ise bizim memkeketin börülcesi ile hiç alakasının olmadığını söyleyebilirim. Koca yaz bir kez bile börülce yiyemeden geçti.

Kuru börülce yemeği ise bildiginiz bakliyatlar gibi yapılıyor.



* 1 adet soğan zeytinyağında biraz çevrilir.
* 1 kaşık biber- domates karışık salça eklenir. 1-2 dakika kavrulur.
* 2 adet domates rendelenir, ilave edilir.
* 1 su bardağı kadar önceden ıslatılmış kuru börülceler eklenir.
* Üzerini geçecek kadar su eklenir.
* Tuz da eklendikten sonra düdüklüde yaklaşık yarım saat pişirilir.

Afiyet olsun...

2 Eylül 2015 Çarşamba

SÜTLAÇ...


Bu sıcak ve nemli havalarda soğuk soğuk bana çok  iyi gelen bir tatlı; sütlaç...  


Hem de yapılışı çok basit...

Pirinç unu nişasta kullanmadım.  Bu haliyle de gayet ferah ve lezzetli oldu. 

1 litre süt
2 çay bardağı pirinç
1 su bardağı şeker
1 paket vanilya

Önce pirincimizi güzelce yıkayıp üzerini geçecek kadar su ekleyip bir güzel haşlıyoruz. Ara ara kontrol edelim ki dibi tutmasın. Pirinç haşlanmalı ve suyunu da çekmiş olmalı. Ardından sütümüzü ekleyip 10 dakika kadar daha haşlıyoruz. Son olarak da şeker ve vaniyayı atıp tenceremizi son defa karıştırıp ocağın altını kapatıyoruz. Kaplarımıza servis edip sütlaçlarımız ılıklaştıktan sonra buzdolabına kaldırıyoruz. 

Bir gece dolapta dinlendirip ertesi gün tarçın serperek servis yapıyoruz.

Ben servis kabı olarak toprak güveç kapları kullandim. Sütlaç yerken kaşığın güvece çarparken çıkardığı o sesleri seviyorum bir de daha güzel duruyor bence.

Afiyet olsun...