MÜZELER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MÜZELER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5/22/2026

AYNALIKAVAK KASRI, RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ, MİNİATÜRK GEZİSİ

 20.05.2026 Çarşamba

Aslında bugün Heybeliada'ya gidecektim. Lakin Defne'nin babası Defne'yi okuldan alırım fakat akşam maçım var erken gel dediği için gezimi iptal etmek zorunda kaldım. 

Başka da bir yere gitmek istemedi canım, ben de herhangi bir plan yapmadım. 

Sabah uyanınca ama yine de hazırlandım.  Defne'yi okula bıraktım. Yolda daha önce hiç gitmediğim Aynalıkavak Kasrı'na gitmeye karar verdim.

5/15/2026

AŞİYAN MÜZESİ , TEVFİK FİKRET'İN EVİ, OTAĞTEPE FATİH KORUSU, HİDİV KASRI

 13.05.2026 Çarşamba

Çoğu zaman olduğu gibi bu sabah da hiç yerimden kıpırdayasım yoktu. Defne'yi okula bıraktıktan sonra eve geçip evi temizleyeyim çamaşırları yıkayayım yemek yapayım işlerimi bitireyim, hiç bir şey yapamasam da sadece yatayım zaman geçsin bitsin diyordum. 

Geçen çarşamba da canım hiçbir şey istememiş ve bir yerlere çıkmamıştım. Son haftalarda gelip de gitmek bilmeyen kederim yüzünden hep evde olmak, hiçbir şey yapmadan öylece bomboş oturmak istiyorum. 

Bu hafta bir değişiklik yapayım bu çarşamba evde değil de biraz da boğazda gezerken canım sıkılsın depresyonuma biraz da oralarda gireyim diyerek kendimi zorla yola attım.

Erguvan mevsimi geldi geçiyor bile. Erguvanlar en güzel Otağtepe'de oluyor. Oradan şöyle bir Boğaziçi'ne bakayım biraz içim ferahlasın dedim.

Otağtepe bana 26 km uzaklıkta ve karşı tarafta Beykoz'da.

Bismillah deyip yola çıktım.

Her çarşamba olduğu gibi bu sabah da trafik çok fena idi. 

Tema İstanbul'da başlayan sıkışıklık Levent  sapağına kadar devam etti. Dur kalk dur kalk trafik akmak bilmedi. 

Bu sabah güneş de nasıl fena nasıl yakıcı. Hep de ön camdan yüzüme yüzüme vurdu.

Kaç kez acaba yanlışlıkla ısıtıcıyı mı açtım diyerek klimayı kontrol ettim, dışarıdan öyle bir yakıcı sıcak vuruyordu.

Bugün trafikten daha çok sıcak daha doğrusu yüzüme vuran güneş mahvetti beni. 

 Evden 8:20 gibi çıkmıştım. Otağtepe'ye vardığımda saat 10:40 olmuştu.

Yine çok sakindi Otağtepe. Otoparkta sadece bir iki araç vardı. (Otopark ücretsiz.)

Otağtepe Fatih Korusu'na her baharda erguvan zamanı erguvanları görmek için mutlaka gitmeye çalışıyorum. 

Hep de kaçırıyorum. 

Bu sene de o kadar takipte kaldım ama malesef bu sene de olmadı. Erguvanların güzel zamanları bitmiş yapraklanmışlar. 

 Hayal ettiğim erguvanlı güzel fotoları bu sene de  çekemedim.

Bugün Otağtepe'de manzara enfesti. Boğaz masmavi idi. Baktıkça insana bir neşe bir mutluluk geliyordu. 

İyi ki evden çıkmışım.

Korkuluklara yaslanmış manzarayı izlerken  arka tarafta babası ile piknik yapan bir bayan bana bir bardak çay ikram etti ki hiç beklemiyordum. Çok hoştu. Hatta sonra da  buyrun gelin kahvaltı yapalım, birşeyler yiyin dediler. Ne güzel insanlarımız var bizim. 


Manzara ne kadar güzelse Otağtepe Fatih Korusu o kadar bakımsızdı. Tamam tamam biraz bakıyorlar ama bence yeterli değil. Bu kadar harika manzarası olan bir yerin çok daha güzel olması gerekiyordu. Anlam veremediğim bir şekilde burası uzun yıllardır ihmal ediliyor. Tuvaletleri bile kapatmışlar. İnsanlar gelmesin bu mekan unutulup gitsin biz de burayı birilerine peşkeş mi çekelim diyorlar acaba? Neden bu ilgisizlik anlayamıyorum.


Buradan çıkınca yaklaşık 3 km uzaklıktaki Hidiv Kasrı'na gittim. 

(Hidiv Kasrı giriş otopark ücreti 200 TL)

Hidiv Kasrı'na girer girmez güzel bir orman havası geliyor ve burada her zaman güzel kuş sesleri oluyor.

İstanbul'da en sevdiğim yerlerden biri, hatta en sevdiğim yer olabilir.

Gelir gelmez kendimi çok iyi hissettim.

Arabayı park ettikten sonra önce kasrın bahçesinde Beltur'a uğradım. Çift kaşarlı tost ve bir bardak çay söyledim. ( Çay ve tost toplam 144 TL)

  Sonra mor salkımlara koştum. Hidiv Kasrı'nın bu mevsimde mor salkımları meşhur. 

Tam da çok güzel zamanında gelmişim.

 Gerçekten de çok güzeller.

Kasır şu anda tadilatta ama etraf gayet iyi durumda. 

Bol bol mor salkım sevip kokladıktan sonra koruda yürüyüşe çıktım.

Koru oldukça tenha. İnsanlar daha çok kasırda ve arka taraftaki kameriyelerde vakit geçiriyorlar. Bir kaç kişi dışında kimseler yok.

Yürürken yürürken bir ara yüzümde bir ıslaklık hissettim. Ah kuşlar dedim. İlerlerken ilerlerken bir ıslaklık daha. Ama yeter sevgili kuşlar dedim. Bugün sabah öyle bir sıcak öyle bir güneş vardı ki şu anda yağmur yağıyor olabileceği aklıma dahi gelmedi.

Bir müddet sonra tıpır tıpır harika bir bahar yağmuru başladı. Çok hafif insanı rahatsız etmeyen yalnızca çiseleyen bir yağmur.

Ah ne güzel ne güzel derken yağmur artmaya başladı ben de hızlandım tabii ki,  sırılsıklam olmadan bu parkuru hemen tamamlayıp arabaya geçmem lazım. 

Lakin bir ara bir anda yağmurun şiddeti öyle bir arttı ki hemen yan tarafta sık ağaçların altında tek kuru olan yere sığınmak zorunda kaldım. 

Bu kadar şiddetli yağmura rağmen bir mucize gibi altına su sızdırmayan bu yeri bulduğuma da şükrettim. 

5 dakika mecburî tefekkür molası...

Tam da karşımda bu manzara vardı. 

Yazıya bakılırsa buradan öteye geçmek yasakmış kamera ile izleniyormuş. Hassas bölge imiş. Kurallara uyunuz gibi de gayet sert cümleler kullanılmış. Hmm.. Bu kadar uyarı yazısı olunca insanın aklına hemen bazı edepsiz düşünceler geliyor. 

Kim bilir neler neler yaşanmıştır ormanın bu kuytu köşelerinde. Ne öpücükler verilmiştir sevgiliye, neler neler fısıldanmıştır kulaklara.

 Bu yağmurda bu ağaçların altında dikilmiş bunları düşünürken bir yandan da aman tepeme bir yıldırım düşmez inşallah diye dua ediyordum. Sel olursa nereye tutunabilirim diye de etrafı kolaçan ediyordum. Aynı zamanda çok üşüyordum.

Ormanın en kuytu yerlerinden birinde mahsur kaldım. Mecburen burada bir 10-15 dakika geçireceğim gibi. Daha güzel şeyler de düşünebilirim aslında.

Mesela şöyle;

Birbiri için çarpan iki kalp sıcacık güneşli bir günde bu koyu gölgeli koruda geziniyorlarmış. Zaten ıssız olan koruda daha da tenha bir bir yere işte tam da karşımdaki şu yola sapmışlar. Etraf güzelmiş. Ormanın derinliklerine doğru yürürken üstlerine bastıkları minik  dallardan çıt çıt sesleri geliyormuş. Ama onlar bunları değil sadece kalplerinin sesini duyuyorlarmış. Sonra ağaçların arasında küçük ama sevimli bir açık alana gelmişler. Burası ormanın yasak ve hassas bölgesi imiş. Ama onlar farkında değilmiş. Zaten hiç bir şeyi farkında değillermiş. Aşktan sarhoşlarmış.

Sonra kadim bir ağacın köklerinin üstüne uzanıp birbirlerinin gözlerinde evreni seyretmeye başlamışlar. O gözlerdeki saklı manayı keşfedince içleri tarif edilmez bir huzurla dolmuş. Bunu kaybetmemeye sonsuza dek böyle aşkla kalmaya yemin etmişler. Niyetleri o kadar çocukça imiş ki Tabiat Ana dudak bükmüş sonra da onların saflıklarına gülmüş ama bir yandan da samimiyetlerine de inanmış ve dileklerini kabul etmiş. 

Genç ve yakışıklı adam güzel kızı kollarına alıp dans etmeye başladığında tam birinin kalbi ötekinin kalbine değdiği an bir mucize gerçekleşmiş. Evren onları o en huzurlu mutlu oldukları o ana hapsetmiş. Zaman onlar için daha da ilerlememiş. Sonsuza dek orada kalpleri birbirine kilitli asılı kalmışlar. 

Onlar o meydanda hâlâ birbirinin gözlerinden evreni içiyormuş. 

Biz zamanın köleleri fanilere görünen ise o meydanda göklerden yere uzanan minik hülyalı bir ışık hüzmesi imiş ki onu her görene bir huzur haresi vurup geçermiş. 


"Bir şey kalmaz, yalınız,

Kalır maziden gözler

Ölür de her yanımız, 

Sağ kalır, neden gözler?

Birer yıldız olur da,

Kırpışırlar havada..."


Ben de işte böyle burada tek başıma yağmurun altında üşüyorum, boşluğa gözlerimi dikmiş saçma sapan masallar görüyorum. 

Tenha patikalara bakıp bakıp var olan yoklukların ömrünü sürüyorum.

15 dakikalık mecburî tefekkür arasından sonra yoluma devam ettim.

Hidiv Kasrı Korusu muhteşem. 

Yine çok keyif aldığım bir yürüyüşten sonra buradan çıktım.

Çıkmadan önce de bahçe marketten 2 tane sardunya aldım.

( Sardunya tanesi 150 TL)

Burada aslında bir kaç saat daha geçirebilirdim. Bir tur daha atabilirdim. Ama düşündüm de zaten erguvanların son zamanları gelmiş. Rumeli Hisarı'nın da erguvanları meşhur. Belki orada son erguvanları görebilirim. Hem de Otağtepe'den Rumeli Hisarı çok güzel görünüyordu.

Evet güzergah hiç mantıklı değil. Çünkü ben şimdi Beykoz'dayım. Rumeli Hisarı ise karşıda Sarıyer'de. Ama gerçekten de oraya gitmekten başka bir isteğim yok. Yandex'e baktım yaklaşık 14 km uzaklıkta imiş. O halde hopp atladım ve karşıya geçtim. Yine yaklaşık 30-40 dakikalık bir yolculuktan sonra Aşiyan'a geldim. 

Önce Tevfik Fikret'in evine geçeyim sonra da hisarı gezerim dedim.

Lakin bütün otoparklar doluydu. Sahilde bir yer bulurum umudu ile epey bir gittim. Sonra daha da uzaklaşmadan geri döneyim olmadı arabamı Sarıyer'e bırakırım otobüsle geri gelirim dedim. Giderken giderken tam da önümden bir araba çıktı. Ben de hoop onun yerine parkettim. İnanamadım ama tam Aşiyan Mezarlığı'nın önündeyim.

İstanbul'da yaşayanlar bilir bu şekilde bir park bulmak neredeyse imkansızdır. Hem de gideceğim yerin tam önünde. 

Bu olayı kişisel mucizelerimden biri olarak kabul ediyor Allah'a şükrediyorum.

Buradan yukarı Tevfik Fikret'in Evi'ne çıktım. Allah'ım nasıl bir yokuş. O tepeye çıkıncaya kadar canım çıktı.

Ama müzeye gelip de manzaraya bakınca iyi ki de gelmişim dedim.

İnsan burada yaşasa şair de olur ressam da.

İnsana hayat bağışlayan muhteşem bir yer.

Burada epey bir manzaraya baktım.

O kadar güzel bir yerde ki ev "Ey Tevfik Fikret sen ne zevkli bir adammışsın." dedim.

Aşiyan kelimesini ilk o kullanmış. Aşiyan kuş yuvası demekmiş. Buraların eskiden ismi farklı imiş Tevfik Fikret'le birlikte Aşiyan diye anılır olmuş. 

Bu evin planını da Tevfik Fikret çizmiş.

Ev şu anda epey yıpranmış durumda. Önümüzdeki günlerde tadilata girecekmiş.

Evin içini de çok beğendim. Odaları küçük küçük ama çok zevkli. Minik odaların önlerinde küçük balkonlar var ve tabii ki manzara eşsiz.

Bir sarayda oturmak yerine burada oturmayı tercih ederim o kadar sevdim burayı.

Evde her odayı bir edebiyatçıya ayırmışlar; bir odada Recaizade Mahmut Ekrem var, bir tanesinde Namık Kemal, birinde şair Nigar Hanım Şair Leyla Hanım ve diğerleri.

Yine evde Tevfik Fikret'in çok güzel tabloları sergileniyor ki Tevfik Fikret'in ressam yanını hiç bilmiyordum.

Evin içini de gezdikten sonra arka bahçeye çıktım. Orada da Tevfik Fikret'in kabri bulunuyor. 


Burada epey bir oturdum.

O kadar beğendim ki burayı, üstüne daha da bir yerleri gezesim gelmedi.

Rumeli Hisarı gezimi başka zamana erteleyerek çıktım buradan.

(Aşiyan Müzesi öğretmen: 65 TL)



Buradan aşağı inerken Aşiyan Mezarlığı'nı da şöyle bir göreyim dedim.

Burada o kadar çok ünlü kişi var ki. 
Orhan Veli mesela burada yatıyormuş. Benim çok sevdiğim edebiyatçılardan Mina Urgan, Ahmet Hamdi Tanpınar sonra Atilla İlhan, Özdemir Asaf. Daha kimler kimler... Tam bir elit mezarlığı. 

Zaten girer girmez anlaşılıyor zengin mezarlığı olduğu. Her yer çok bakımlı.
Ben Orhan Veliyi bulmak istiyordum ama burası gayet de büyük bir yermiş o kadar kolay değil. (Zaten bulamadım.)

Mezarlıkta ilerlerken ağaçlara yıldızların asıldığı bir camekanda defterlerin kalemlerin olduğu çiçeklerle melek bibloları ile dolu bir mezarlık gördüm. Bir çocuk mezarı zannederek kimmiş bu bir bakayım dedim. Burası İlhan İrem'in kabri imiş. İlhan İrem bu kadar seviliyor muydu ya çok şaşırdım.

Sonra bir ara mezarlıkta kayboldum. Dediğim gibi küçük bir yer gibi görünüyor burası ama hiç de değil. Çıkışı bulamadım mezarların arasında kaldım, ödüm patladı. 

Kalbim çarpa çarpa hiçbir yere bağlanmayan merdiveneler çıktım geri indim, mezarların arasına daldım, sonunda çıkışı buldum ama yüreğim ağzıma geldi.

Daha da kalmadım. 

Sonra Defne'yi okuldan almak üzere Kayaşehir'e geldim. Dönüş yolu çok rahattı. Yaklaşık yarım saatte Defne'nin okuluna ulaştım.

Bugün otoyol ve köprü ücreti olarak da Hgs'den 197 TL kesilmiş.

Çok güzel keyifli bir gün geçirdim.

Şimdi bol bol İlhan İrem dinleyip  kütüphanemde bulunan Tevfik Fikret'ten "Senin İçin" kitabını okuyacağım. 

Her günümüz bir öncekinden güzel geçsin inş.


5/03/2026

BEYKOZ CAM VE BİLLUR MÜZESİ

02.05.2026 Cumartesi

Bu sabah hava çok güzeldi. Biraz soğuk ama güneşli bir bahar sabahı idi.

Biz de önceden konuşmuştuk. Bu 3 günlük tatilde hava güzel olursa bir yerlere kahvaltıya gidelim demiştik. 

4/04/2026

EMİRGÂN'DA LALE MEVSİMİ


 01.04.2026 Çarşamba

İstanbul'a günlerdir durmaksızın yağmur yağıyor. 

Ama bu sabah hava muhteşem...  Bol ışıklı soğuk olmayan harika bir bahar havası var.

ve bugün benim boş günüm.

Çok şanslıyım.

5/01/2025

BEYKOZ-YALIKÖY TURU

 27.04.2025 Pazar

Bugün İstanbul Kazan Ben Kepçe İnstagram grubum ile Beykoz-Yalıköy Turu'na katıldım.

Bu sabah çok erken uyandım. Hava çok güzel görünüyordu. Parlak bir güneş masmavi bir gökyüzü. Çok güzel bir bahar sabahı. Rahat rahat hazırlandım. 07:45 civarı yollardaydım. Bu günlük güneşlik pazar sabahı yollar o kadar açıktı ki hiçbir yere takılmadan sakince Beykoz'a kadar geldim. Köprü trafiği bile yoktu.

Karşıya yaklaşırken ama hava bozdu. Gökyüzü bulutlarla kaplandı. Boğaz gri ve kasvetli görünüyordu.

Genellikle Kayaşehir'de hava bozuk olsa da Boğaz'a geldiğimizde hava açar içimiz ferahlardı. Bu sefer ters oldu.

Beykoz Abraham Paşa Korusu'na arabamı parkettiğimde saat 08:30 civarıydı.

Biz grubumuzla 10:00'da buluşacaktık. 

 

3/30/2025

3/29/2025

RİJKS MUSEUM, VAN GOGH MUSEUM, NEMO MUSEUM

 

Osmancığımızın bu sabah erkenden gitmesi gerekiyordu. Dersi varmış. Öğle 13:00 sularında bize katılabilecekti.

Sabah 06:30'da (Sanki bir gün önce 25 km yürümemiş gibi maşallah barekallah.) Bilal kalktı bize kahvaltı hazırladı. 

8/06/2015

TÜRK- İSLAM ESERLERİ MÜZESİ

Selçuklular Sergisini gezdikten sonra Türk-İslam Eserleri Müzesi'ni yani İbrahim Paşa Sarayı'nı gezdim.


Daha önceleri defalarca gezmiştim bu müzeyi ama hayret verici bir şekilde  aklımda hiçbir şey kalmamış. Sarayın sadece mimarisini hatırlıyorum ama eserlerden hatırladığım pek bir şey yok.  Sanki ilk kez görüyor gibi gezdim bugün.