30 Haziran 2013 Pazar

Mardin'de İşler Böyle İşler....

Dün ehliyet sınavı vardı... Geçen yıl  'kopya çeken olursa müdahale etme, burası Mardin başına iş açma' demişlerdi... Acayip gerilmiştim... Bir iki kişi kopya verin demişti ve bir adam da  saçma sapan bir nedenle sorun çıkartmıştı, bunun dışında kazasız belasız atlatmıştım . Ama tam çaprazımdaki sınıfın salon başkanı ve gözcüsü  kolektif olarak hep beraber yapmışlardı sınavı .. Hatta salon başkanı bir sınav kağıdını almış kendisi dolduruyordu.  Şimdi şube müdür yardımcısı olan müdürüme olayı bildirmiştim ve tabii ki sayın okuyucu tahmin edeceğiniz gibi  hiçbir şey olmamıştı. İşleme girdiyse de- % 0 ihtimalle  - bana haber verilmedi... Sonradan bir sürü açık öğretim bursluluk gibi sınavlara girdim bu yıl ... Gayet güzel geçtiler. Korktuklarım başıma gelmedi. Kimse kopya çekmeye teşebbüs etmedi. Dünkü ehliyet sınavı da gayet iyiydi.. Geçmiş sınavlardan birisinde Mardinli bir gözcü arkadaş ' geçmiş yıllarda çok zor durumda kalıyorduk, hep telefonla kopya geliyordu, hiçbir şey de yapamıyorduk. Gayet güzel gelişmeler bunlar.. Ömrümde ilk kez içim rahat, kopyasız bir sınava girdim' demişti.
Dünkü ehliyet sınavında aynı okulda görev aldığım arkadaşım ise sınavın başlamadan önce  yine bizim okuldan bir hocanın gelip ' sizin sınıfta  x  sırada oturan kişi benim tanıdığımdır. Ben ara ara gelicem ona yardım edicem siz de beni görmezden geleceksiniz ' demiş. Arkadaş da 'kesinlikle olmaz ben kabul edemem böyle bir şeyi' deyip kestirip atmış. Yani bu teklif edilebildiğine göre kabul ettirebildiklerine yapıyorlar demek ki. Ayrıca beni görmeyin diyen bu hoca okulda en çok sesi çıkan sürekli protestolara katılan  bu ülkede adalet yok eşitlik yok özgürlük yok diye  bas bas bağıran bir kişi...  Biz batıdan gelenleri -sayın okuyucu sözü dönüp dolaştırmaya gerek doğuda çalışmışlığı olan  herkesin anladığı gibi biz Türklerin ya da  kimliklerini kaybetmiş batıda asimile olmuş kürtlerin  ( barış yanlısı kürtlere  böyle diyorlar burada) -  adaletten yoksun  olduğunu,   kürdistanın 1071 den beri  işgal altında olduğunu,  burada kürt halkının  hep ama hep ezildiğini  her fırsatta belirten mağdur!!!! arkadaşın  adalet anlayışını gördüğümde - hala bile- şaşırıyorum... Bu kadar iki yüzlülükle bu kadar çifte standartlarla hala dürüstlükten, adaletten bahsediyor ya ... pes....

Mardinde işler böyle işler... Bizim aşiret, bizim arkadaş, benim akraba...

Mesela bizim okulda yazılı yoklama hiçbir şeyi ölçmez.. Kişiye bakarsın iyi insansa hoca o öğrenciyi geçirir; ister 0 alsın ister 5  ...  Hatta sınava girmene bile gerek yoktur.  Sene sonu yazılılar sözlüler girilince idareci ve öğretmen arasında ya da mardinli yerli öğretmenlerle diğer öğretmenler arasında fısır fısır bir hareketlilik başlar. Daha önce yüzünüze bakmayan arkadaşlar bir anda samimi samimi sizi kenara köşeye çağırır....

- hocam bir iki öğrenci var benim yakınım olur.. bir onların notlarını düzeltiversek?

- hocam şu kağıtta yazılı öğrencilerin notlarına bir daha baksanız...

- bu çocuk falancanın oğludur, idareciniz olarak ben rica ediyorum, geçirin bu çocuğu


- hmm demek bana hayır diyorsunuz.. bir gün sizin de bana işiniz düşecek
- beni tehdit mi ediyorsunuz??
- yok ama karşılıklı bunlar,  yarın bir gün sizin de bir işiniz düşer bana nasılsa....

- hocam bu çocuk sıfır ... nasıl olur da geçirebilirsiniz?
- komşumun oğludur...

- Bakın hocam bu çocuk iyi çocuktur... güzel türkü söyler bu çocuğu geçirin
- ama hocam bu öğrenci 2. dönem benim dersime neredeyse hiç girmedi.. hep aşağıda top oynadı.. çağırınca da yok yazın beni dedi... sınavdan da 0-0 almış ben bunu nasıl geçireyim..
- hocam iyi çocuktur bu... ben hemen sözlülerinizi düzeltiyorum, tıkır tıkır tıkır .. bakın düzeldi bile hayırlı olsun.... söz verdi seneye düzelecekmiş. (bok düzelecek!!!!)


- Hocam bu kız çok iyidir neden bıraktınız...
- hocam bu kız benim dersime hiç girmedi.. 2. sınavıma da girmemiş.. geçer not alması için sözlüsüne 115 mi  verseydim...
- tamam hocam ben hallediyorum..   tık tık tık  2. yazılısı şu kadar sözlüsü bu kadar...
- 2. yazılıya girmedi  sınav kağıdı yok ki bu öğrencinin..
- sallayın ya ... bu çocuk geçsin... iyidir bu çocuk ...


öğrencilerin de hepsi farkında

- hocam istediğiniz kadar yok yazın sene sonunda idareciler  indirirler bütün bu devamsızlıkları...

- hocam sen istediğin kadar bırak beni sene sonunda babamı yollarım 11 zayıfı da düzelttiririm ben...


Milli Eğitim de hangi gerizakalının fikriydi bilmiyorum okul başarı puanını kaldırmış.. İstanbul da benim eski öğrencilerim eşek gibi sabahlara kadar çalışıp ancak 3 ya da  4 alabiliyorken burada daha 4 le 7 çarpamayan sayısal!!!  öğrenciler tiplerine bakılıp 5 alıyorlar ve her iki öğrencinin de okul başarı puanı aynı...

Ben istanbul'da düzgün liselerde çalıştığımdan mıdır düzgün arkadaş çevremden ötürü müdür  nedir... kaldıramıyorum artık... bir an önce defolup gitmek istiyorum buradan... Normalleşmek istiyorum....

Mesela Mardin de hiçbir iş düzgün yapılmaz, standart diye bir şey yoktur.. En basitinden para üstünü düzgün vermezler ben en başta bilerek yaptıklarını zannediyordum sonradan anladım ki kafa basmıyor.. bir gün pastaneden kek alırsın 2,5 tl dir. ertesi gün 4 sonraki gün 3,5 mardine geleli 1,5 yıl oldu ,  daha üst üste aynı fiyattan pastaneden kek alamadım... evine bir tamirci çağırırsın bok eder herşeyi ... adam gibi iş yapamazlar... evlere baksan dışardan lüks görünür , içine girersin her hafta bir sorun çıkar,, elektrik tesisatının , su tesisatının televizyon kablolarının, telefon hatlarının , internet kablolarının sürekli sorun çıkarttığını görürsünüz. elinizi nereye atsanız elinizde kalır ...habire borular patlar, kanalizasyon tesisatı düzgün olmadığından  ev sürekli lağım kokar... bütün caddeler  çöplüktür... yolda bir vatandaş 2 adım yanında çöp konteynırı olduğu halde yanındaki arsaya çöplerini attığını görürsün uyardığın zaman da ben bu arsayı doldurmaya çalışıyorum der (acayip bir zeka örneği!!!!  karpuz kabuğu ile arsa dolduruyor arkadaş)  kırmızı ışıkta dörtyoldan geçen minibüs şoförünü uyarırsın vatandaş şoföre değil sana bakıp cık cık yaparlar....

Daha yazacaktım ama yoruldum...

Ah mardin mardin... İyi ki geldim de gördüm seni...






9 Haziran 2013 Pazar

BU HAFTA NELER YAPMIŞIZ...

* Öğrenciler okula gelmediği için arkadaşlarla okulda bol bol satranç oynadım...

* Yeni aldığım kitaplarımı okumaya başladım; hazır öğrenciler de yok, bol bol boş vakit var... Semerkant Amin Maalouf gayet güzel bir kitapmış,  hala okumaktayım... Böyle Buyurdu Zerdüşt ise arada bir pasaj okuyup, altını çizip, düşünüyorum. Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı ise başta çok iyi gitti, ortalarda konu ağırlaştı, yarım kaldı, bitiremiyorum. Nazım Hikmet, Cahit Zarifoğlu, Ahmet Arif, Cemal Süreyya, Behçet Necatigil ve Necip Fazıl ise yatağımın başucuna koydum. Her uzandığımda bir iki bir iki sindiriyorum.

* Arkadaşımın tayini çıktı gidiyor, Eski Mardine çıkıp ona aşağıdaki küpeleri aldım. Arkadaşım çok beğendi.
 Minik gümüş küpeler 15 TL

* Artık cüzdan taşıyamıyorum. Çünkü  çantalarım askılı ve küçük. Kartlarımı da yan cebe koyuyordum. Para zaten taşımıyorum, sadece minik bir bozuk para kesem var. Arkadaşla akşamüstü mardini turlarken YKM den aşağıdaki -kartlık- denen şeyi gördüm. Tam da ihtiyacım olan şeydi. Hem tipi çok hoşuma gitti. hem de kartlarım artık güvenli bir yerde..
Kartlık 30 TL

* Çok sıkıldığım bir akşam kimseyi bulamadığımdan tek başıma Eski Mardine gittim. Taa tepeye çobanların koyun otlattıkları yere kadar çıktım. Bir kaç fotoğraf çektim, ruhumu hafifletmeye çalıştım.
Haziranda Mardin sapsarı...

Mezopotamya artık puslu ve tozlu...

Her taraf sararmış ama hala gelincikler var...
ismini bilmediğim yabani çiçekler hala mevcut- hem de bu sıcakta-

* Bütün bi yıl hiç konuşma fırsatı bulamadığım öğretmen arkadaşlarla bol bol muhabbet ediyoruz. Hatta geçenlerde tabu oynadık - uzun zamandır gülmediğim kadar çok güldüm-  rahatladık, samimileştik... 

* Sinema alışverişi yapıyoruz, mardinde yapacak fazla bişey yok... Akşamları çay demleyip sinema izledim.
Önce Hükümet Kadını izledim.
DEĞERLENDİRME:  Hiç beğenmedim. sırf mardin ve midyatta çekilmiş diye sonuna kadar zorla izledim. Senaryo desen yok, görsellik desen yok, espiriler saçma sapan,konu bütünlüğü yok...  ayrıca buranın halkını aşırı derecede cahil, aptal göstermiş, üzüldüm.. 

* Cennetin Rengi ' ni izledim. Mükemmel bir İran filmi.. Bir solukta hiç sıkılmadan izledim, bana bir şeyler kattığını düşünüyorum ... Senaryo mükemmel, hayatla uyum mükemmel, görsellik muhteşem, gereksiz hiçbir sahne yoktu... Herkese tavsiye ederim.


* Bunların dışında Lockout,  John Carter gibi  saçma sapan tamamen zaman kaybı filmler de izledim...

* Sıkıcı bir zaman dilimi.. Allah hepimize sabır ihsan eylesin...

3 Haziran 2013 Pazartesi

AMED...

Mesleğimin 2. yılında aynı evi paylaştığım, çok sevdiğim arkadaşım Yalova'dan Diyarbakır'a akraba ziyaretine gelmiş. Mardin'den Diyarbakır 1 saat sürüyor.Hemen anlaştık ve  sabah erkenden buluşmaya karar verdik. Sabah  arkadaşımı beklerken her zaman çok hayran olduğum Ulu Camiyi izledim. Mardin ne kadar sarı ise Diyarbakır o kadar siyah bir şehir .. Kale, camiler, türbeler, köprüler bir zamanlar  Karacadağ volkanından akan lavların soğuması ile oluşmuş kara Bazalt taşından yapılmış, aralara ise beyazımsı kerpiç taşı serpilmiş . Ulu Camii de siyah beyaz bir camii ve gerçekten çok etkileyici. Osmanlı mimarisinden o kadar farklı ki... Şimdilik restorasyonda olduğundan güzel fotoğraf çekemedim. İnternetten bulduğum bir kaç resimle yetinelim şimdilik.

Ulu Cami detay...  ( camide hayvan figürüne İstanbul'da hiç rastlamadım herhalde bu gelenek Osmanlı öncesine  ait )




Sonra  arkadaşımla buluştuk ve Hasan paşa Hanına gittik. Harika bir kahvaltı yaptık. Şimdi kahvaltı salonları ile meşhur olan hasan paşa hanı eskiden bir kervansaraymış. İpek yolu tam da buradan geçermiş. Zaten eskiden Diyarbakır çok ama çok önemli kültürel merkezlerden biri imiş. Tıpkı Mardin gibi.
Gümüşçüler, tesbihçiler, puşiciler, tabak, çanak, bardak sesi, etrafta tur atan kırlangıçlar, şakıyan serçeler, ayrıca ortaki havuzda şırıldayan su ( biz gittiğimizde havuz doluydu)  o kadar otantik bir mekan ki  leziz kahvaltılıklardan önce  ambiyans ve ışık insanı çarpıyor.


Hasan paşa hanında kahvaltı kişi başı 18 TL

Diyarbakır'a yolunuz düşerse mutlaka sabah erkenden kahvaltıya  Hasan Paşa Hanı'na gelin.

Kahvaltıdan sonra hanın alt katına indik. Gördüğüm manzara beni çok etkiledi.Aşağıda devasa bir kitapçı var.  Mardin' de kitapçı yok. İstediğin kitapları kırtasiyeye bildiriyorsun onlar da getirtiyorlar. Burayı görünce fırsat budur dedim aklımda olan bir kaç kitabı da alıverdim. çok mutlu oldum.

 4 kitaba toplam 56 TL ödedim.
Sonra arkadaşım ve kuzenleri Nilgün ve Şevin'le ara sokaklara daldık. Pazar günü olduğundan pek çok yer kapalıydı ama yine de bakırcılar çarşısı ve Mardin benzeri daracık, serin sokaklar hoşuma gitti.  Buradan da Cahit Sıtkı Tarancı'nın evine gittik. Dört tarafı çevrili bir avlu, avlunun  içinde bir havuz, etrafta ağaçlar... Serçeler havuzda suyla oynuyor, nar ağaçları açmış, Öyle tatlı bir mekan .... restorasyon korkunç olmuş o ayrı mesele ama ben ona değil eskiden buranın ne güzel bir ev olduğunu hayal ederek bahçede oturdum.

 İnsanlar ne güzel evlerde yaşamışlar ya da eskiden ne zevkli insanlar yaşarmış.



Buradan Dört Ayaklı Minare ve Şeyh Mutahhar Cami' ne gittik. Bu sırada sıcaklık  iyice arttı.


Değerlerimizi o kadar hor kullanıyoruz ki bu çok özel minare ve camiyi güzel fotoğraflayabilmek neredeyse imkansız ...  Güzel bir fotoğrafını çekmeyi ben beceremedim. İnternetten en güzel bu fotoyu bulabildim.

Ardından surlara geçtik. öncelikle Zerdüşt tapınağını gezdik ki bu mekan beni gerçekten çok etkiledi. 
3000 yıllık bir mekanmış... 

Sonra da surlara çıktık.


Surlardan Hevsel Bahçeleri


On gözlü Köprü, fotoğraf google görsellerden


Püfür püfür burcun tepesinde ferahladık bir çay içtik, muhabbet, gülüşler derken artık ayrılma vakti geldi. (Sıcaktan dolayı daha fazla gezemedik)

Amed amed...  Yine buluşmak üzere...