İSTANBUL'DA GEZİLECEK GÖRÜLECEK YERLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İSTANBUL'DA GEZİLECEK GÖRÜLECEK YERLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9/24/2026

YILDIZ SARAYI

 22.09.2026 Salı

Bugün boş günüm. Her zamanki gibi bu sabah da hiçbir yere gidesim yoktu. Ama geçen hafta da boş günüm canım bitanecik salı'mı yine bu sebebten ziyan ettiğimden ve  sonrasında çok pişman olduğumdan bu sabah ne yapıp edip yola revan oldum.

5/22/2026

AYNALIKAVAK KASRI, RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ, MİNİATÜRK GEZİSİ

 20.05.2026 Çarşamba

Aslında bugün Heybeliada'ya gidecektim. Lakin Defne'nin babası Defne'yi okuldan alırım fakat akşam maçım var erken gel dediği için gezimi iptal etmek zorunda kaldım. 

Başka da bir yere gitmek istemedi canım, ben de herhangi bir plan yapmadım. 

Sabah uyanınca ama yine de hazırlandım.  Defne'yi okula bıraktım. Yolda daha önce hiç gitmediğim Aynalıkavak Kasrı'na gitmeye karar verdim.

5/15/2026

AŞİYAN MÜZESİ , TEVFİK FİKRET'İN EVİ, OTAĞTEPE FATİH KORUSU, HİDİV KASRI

 13.05.2026 Çarşamba

Çoğu zaman olduğu gibi bu sabah da hiç yerimden kıpırdayasım yoktu. Defne'yi okula bıraktıktan sonra eve geçip evi temizleyeyim çamaşırları yıkayayım yemek yapayım işlerimi bitireyim, hiç bir şey yapamasam da sadece yatayım zaman geçsin bitsin diyordum. 

Geçen çarşamba da canım hiçbir şey istememiş ve bir yerlere çıkmamıştım. Son haftalarda gelip de gitmek bilmeyen kederim yüzünden hep evde olmak, hiçbir şey yapmadan öylece bomboş oturmak istiyorum. 

Bu hafta bir değişiklik yapayım bu çarşamba evde değil de biraz da boğazda gezerken canım sıkılsın depresyonuma biraz da oralarda gireyim diyerek kendimi zorla yola attım.

Erguvan mevsimi geldi geçiyor bile. Erguvanlar en güzel Otağtepe'de oluyor. Oradan şöyle bir Boğaziçi'ne bakayım biraz içim ferahlasın dedim.

Otağtepe bana 26 km uzaklıkta ve karşı tarafta Beykoz'da.

Bismillah deyip yola çıktım.

Her çarşamba olduğu gibi bu sabah da trafik çok fena idi. 

Tema İstanbul'da başlayan sıkışıklık Levent  sapağına kadar devam etti. Dur kalk dur kalk trafik akmak bilmedi. 

Bu sabah güneş de nasıl fena nasıl yakıcı. Hep de ön camdan yüzüme yüzüme vurdu.

Kaç kez acaba yanlışlıkla ısıtıcıyı mı açtım diyerek klimayı kontrol ettim, dışarıdan öyle bir yakıcı sıcak vuruyordu.

Bugün trafikten daha çok sıcak daha doğrusu yüzüme vuran güneş mahvetti beni. 

 Evden 8:20 gibi çıkmıştım. Otağtepe'ye vardığımda saat 10:40 olmuştu.

Yine çok sakindi Otağtepe. Otoparkta sadece bir iki araç vardı. (Otopark ücretsiz.)

Otağtepe Fatih Korusu'na her baharda erguvan zamanı erguvanları görmek için mutlaka gitmeye çalışıyorum. 

Hep de kaçırıyorum. 

Bu sene de o kadar takipte kaldım ama malesef bu sene de olmadı. Erguvanların güzel zamanları bitmiş yapraklanmışlar. 

 Hayal ettiğim erguvanlı güzel fotoları bu sene de  çekemedim.

Bugün Otağtepe'de manzara enfesti. Boğaz masmavi idi. Baktıkça insana bir neşe bir mutluluk geliyordu. 

İyi ki evden çıkmışım.

Korkuluklara yaslanmış manzarayı izlerken  arka tarafta babası ile piknik yapan bir bayan bana bir bardak çay ikram etti ki hiç beklemiyordum. Çok hoştu. Hatta sonra da  buyrun gelin kahvaltı yapalım, birşeyler yiyin dediler. Ne güzel insanlarımız var bizim. 


Manzara ne kadar güzelse Otağtepe Fatih Korusu o kadar bakımsızdı. Tamam tamam biraz bakıyorlar ama bence yeterli değil. Bu kadar harika manzarası olan bir yerin çok daha güzel olması gerekiyordu. Anlam veremediğim bir şekilde burası uzun yıllardır ihmal ediliyor. Tuvaletleri bile kapatmışlar. İnsanlar gelmesin bu mekan unutulup gitsin biz de burayı birilerine peşkeş mi çekelim diyorlar acaba? Neden bu ilgisizlik anlayamıyorum.


Buradan çıkınca yaklaşık 3 km uzaklıktaki Hidiv Kasrı'na gittim. 

(Hidiv Kasrı giriş otopark ücreti 200 TL)

Hidiv Kasrı'na girer girmez güzel bir orman havası geliyor ve burada her zaman güzel kuş sesleri oluyor.

İstanbul'da en sevdiğim yerlerden biri, hatta en sevdiğim yer olabilir.

Gelir gelmez kendimi çok iyi hissettim.

Arabayı park ettikten sonra önce kasrın bahçesinde Beltur'a uğradım. Çift kaşarlı tost ve bir bardak çay söyledim. ( Çay ve tost toplam 144 TL)

  Sonra mor salkımlara koştum. Hidiv Kasrı'nın bu mevsimde mor salkımları meşhur. 

Tam da çok güzel zamanında gelmişim.

 Gerçekten de çok güzeller.

Kasır şu anda tadilatta ama etraf gayet iyi durumda. 

Bol bol mor salkım sevip kokladıktan sonra koruda yürüyüşe çıktım.

Koru oldukça tenha. İnsanlar daha çok kasırda ve arka taraftaki kameriyelerde vakit geçiriyorlar. Bir kaç kişi dışında kimseler yok.

Yürürken yürürken bir ara yüzümde bir ıslaklık hissettim. Ah kuşlar dedim. İlerlerken ilerlerken bir ıslaklık daha. Ama yeter sevgili kuşlar dedim. Bugün sabah öyle bir sıcak öyle bir güneş vardı ki şu anda yağmur yağıyor olabileceği aklıma dahi gelmedi.

Bir müddet sonra tıpır tıpır harika bir bahar yağmuru başladı. Çok hafif insanı rahatsız etmeyen yalnızca çiseleyen bir yağmur.

Ah ne güzel ne güzel derken yağmur artmaya başladı ben de hızlandım tabii ki,  sırılsıklam olmadan bu parkuru hemen tamamlayıp arabaya geçmem lazım. 

Lakin bir ara bir anda yağmurun şiddeti öyle bir arttı ki hemen yan tarafta sık ağaçların altında tek kuru olan yere sığınmak zorunda kaldım. 

Bu kadar şiddetli yağmura rağmen bir mucize gibi altına su sızdırmayan bu yeri bulduğuma da şükrettim. 

5 dakika mecburî tefekkür molası...

Tam da karşımda bu manzara vardı. 

Yazıya bakılırsa buradan öteye geçmek yasakmış kamera ile izleniyormuş. Hassas bölge imiş. Kurallara uyunuz gibi de gayet sert cümleler kullanılmış. Hmm.. Bu kadar uyarı yazısı olunca insanın aklına hemen bazı edepsiz düşünceler geliyor. 

Kim bilir neler neler yaşanmıştır ormanın bu kuytu köşelerinde. Ne öpücükler verilmiştir sevgiliye, neler neler fısıldanmıştır kulaklara.

 Bu yağmurda bu ağaçların altında dikilmiş bunları düşünürken bir yandan da aman tepeme bir yıldırım düşmez inşallah diye dua ediyordum. Sel olursa nereye tutunabilirim diye de etrafı kolaçan ediyordum. Aynı zamanda çok üşüyordum.

Ormanın en kuytu yerlerinden birinde mahsur kaldım. Mecburen burada bir 10-15 dakika geçireceğim gibi. Daha güzel şeyler de düşünebilirim aslında.

Mesela şöyle;

Birbiri için çarpan iki kalp sıcacık güneşli bir günde bu koyu gölgeli koruda geziniyorlarmış. Zaten ıssız olan koruda daha da tenha bir bir yere işte tam da karşımdaki şu yola sapmışlar. Etraf güzelmiş. Ormanın derinliklerine doğru yürürken üstlerine bastıkları minik  dallardan çıt çıt sesleri geliyormuş. Ama onlar bunları değil sadece kalplerinin sesini duyuyorlarmış. Sonra ağaçların arasında küçük ama sevimli bir açık alana gelmişler. Burası ormanın yasak ve hassas bölgesi imiş. Ama onlar farkında değilmiş. Zaten hiç bir şeyi farkında değillermiş. Aşktan sarhoşlarmış.

Sonra kadim bir ağacın köklerinin üstüne uzanıp birbirlerinin gözlerinde evreni seyretmeye başlamışlar. O gözlerdeki saklı manayı keşfedince içleri tarif edilmez bir huzurla dolmuş. Bunu kaybetmemeye sonsuza dek böyle aşkla kalmaya yemin etmişler. Niyetleri o kadar çocukça imiş ki Tabiat Ana dudak bükmüş sonra da onların saflıklarına gülmüş ama bir yandan da samimiyetlerine de inanmış ve dileklerini kabul etmiş. 

Genç ve yakışıklı adam güzel kızı kollarına alıp dans etmeye başladığında tam birinin kalbi ötekinin kalbine değdiği an bir mucize gerçekleşmiş. Evren onları o en huzurlu mutlu oldukları o ana hapsetmiş. Zaman onlar için daha da ilerlememiş. Sonsuza dek orada kalpleri birbirine kilitli asılı kalmışlar. 

Onlar o meydanda hâlâ birbirinin gözlerinden evreni içiyormuş. 

Biz zamanın köleleri fanilere görünen ise o meydanda göklerden yere uzanan minik hülyalı bir ışık hüzmesi imiş ki onu her görene bir huzur haresi vurup geçermiş. 


"Bir şey kalmaz, yalınız,

Kalır maziden gözler

Ölür de her yanımız, 

Sağ kalır, neden gözler?

Birer yıldız olur da,

Kırpışırlar havada..."


Ben de işte böyle burada tek başıma yağmurun altında üşüyorum, boşluğa gözlerimi dikmiş saçma sapan masallar görüyorum. 

Tenha patikalara bakıp bakıp var olan yoklukların ömrünü sürüyorum.

15 dakikalık mecburî tefekkür arasından sonra yoluma devam ettim.

Hidiv Kasrı Korusu muhteşem. 

Yine çok keyif aldığım bir yürüyüşten sonra buradan çıktım.

Çıkmadan önce de bahçe marketten 2 tane sardunya aldım.

( Sardunya tanesi 150 TL)

Burada aslında bir kaç saat daha geçirebilirdim. Bir tur daha atabilirdim. Ama düşündüm de zaten erguvanların son zamanları gelmiş. Rumeli Hisarı'nın da erguvanları meşhur. Belki orada son erguvanları görebilirim. Hem de Otağtepe'den Rumeli Hisarı çok güzel görünüyordu.

Evet güzergah hiç mantıklı değil. Çünkü ben şimdi Beykoz'dayım. Rumeli Hisarı ise karşıda Sarıyer'de. Ama gerçekten de oraya gitmekten başka bir isteğim yok. Yandex'e baktım yaklaşık 14 km uzaklıkta imiş. O halde hopp atladım ve karşıya geçtim. Yine yaklaşık 30-40 dakikalık bir yolculuktan sonra Aşiyan'a geldim. 

Önce Tevfik Fikret'in evine geçeyim sonra da hisarı gezerim dedim.

Lakin bütün otoparklar doluydu. Sahilde bir yer bulurum umudu ile epey bir gittim. Sonra daha da uzaklaşmadan geri döneyim olmadı arabamı Sarıyer'e bırakırım otobüsle geri gelirim dedim. Giderken giderken tam da önümden bir araba çıktı. Ben de hoop onun yerine parkettim. İnanamadım ama tam Aşiyan Mezarlığı'nın önündeyim.

İstanbul'da yaşayanlar bilir bu şekilde bir park bulmak neredeyse imkansızdır. Hem de gideceğim yerin tam önünde. 

Bu olayı kişisel mucizelerimden biri olarak kabul ediyor Allah'a şükrediyorum.

Buradan yukarı Tevfik Fikret'in Evi'ne çıktım. Allah'ım nasıl bir yokuş. O tepeye çıkıncaya kadar canım çıktı.

Ama müzeye gelip de manzaraya bakınca iyi ki de gelmişim dedim.

İnsan burada yaşasa şair de olur ressam da.

İnsana hayat bağışlayan muhteşem bir yer.

Burada epey bir manzaraya baktım.

O kadar güzel bir yerde ki ev "Ey Tevfik Fikret sen ne zevkli bir adammışsın." dedim.

Aşiyan kelimesini ilk o kullanmış. Aşiyan kuş yuvası demekmiş. Buraların eskiden ismi farklı imiş Tevfik Fikret'le birlikte Aşiyan diye anılır olmuş. 

Bu evin planını da Tevfik Fikret çizmiş.

Ev şu anda epey yıpranmış durumda. Önümüzdeki günlerde tadilata girecekmiş.

Evin içini de çok beğendim. Odaları küçük küçük ama çok zevkli. Minik odaların önlerinde küçük balkonlar var ve tabii ki manzara eşsiz.

Bir sarayda oturmak yerine burada oturmayı tercih ederim o kadar sevdim burayı.

Evde her odayı bir edebiyatçıya ayırmışlar; bir odada Recaizade Mahmut Ekrem var, bir tanesinde Namık Kemal, birinde şair Nigar Hanım Şair Leyla Hanım ve diğerleri.

Yine evde Tevfik Fikret'in çok güzel tabloları sergileniyor ki Tevfik Fikret'in ressam yanını hiç bilmiyordum.

Evin içini de gezdikten sonra arka bahçeye çıktım. Orada da Tevfik Fikret'in kabri bulunuyor. 


Burada epey bir oturdum.

O kadar beğendim ki burayı, üstüne daha da bir yerleri gezesim gelmedi.

Rumeli Hisarı gezimi başka zamana erteleyerek çıktım buradan.

(Aşiyan Müzesi öğretmen: 65 TL)



Buradan aşağı inerken Aşiyan Mezarlığı'nı da şöyle bir göreyim dedim.

Burada o kadar çok ünlü kişi var ki. 
Orhan Veli mesela burada yatıyormuş. Benim çok sevdiğim edebiyatçılardan Mina Urgan, Ahmet Hamdi Tanpınar sonra Atilla İlhan, Özdemir Asaf. Daha kimler kimler... Tam bir elit mezarlığı. 

Zaten girer girmez anlaşılıyor zengin mezarlığı olduğu. Her yer çok bakımlı.
Ben Orhan Veliyi bulmak istiyordum ama burası gayet de büyük bir yermiş o kadar kolay değil. (Zaten bulamadım.)

Mezarlıkta ilerlerken ağaçlara yıldızların asıldığı bir camekanda defterlerin kalemlerin olduğu çiçeklerle melek bibloları ile dolu bir mezarlık gördüm. Bir çocuk mezarı zannederek kimmiş bu bir bakayım dedim. Burası İlhan İrem'in kabri imiş. İlhan İrem bu kadar seviliyor muydu ya çok şaşırdım.

Sonra bir ara mezarlıkta kayboldum. Dediğim gibi küçük bir yer gibi görünüyor burası ama hiç de değil. Çıkışı bulamadım mezarların arasında kaldım, ödüm patladı. 

Kalbim çarpa çarpa hiçbir yere bağlanmayan merdiveneler çıktım geri indim, mezarların arasına daldım, sonunda çıkışı buldum ama yüreğim ağzıma geldi.

Daha da kalmadım. 

Sonra Defne'yi okuldan almak üzere Kayaşehir'e geldim. Dönüş yolu çok rahattı. Yaklaşık yarım saatte Defne'nin okuluna ulaştım.

Bugün otoyol ve köprü ücreti olarak da Hgs'den 197 TL kesilmiş.

Çok güzel keyifli bir gün geçirdim.

Şimdi bol bol İlhan İrem dinleyip  kütüphanemde bulunan Tevfik Fikret'ten "Senin İçin" kitabını okuyacağım. 

Her günümüz bir öncekinden güzel geçsin inş.


5/03/2026

BEYKOZ CAM VE BİLLUR MÜZESİ

02.05.2026 Cumartesi

Bu sabah hava çok güzeldi. Biraz soğuk ama güneşli bir bahar sabahı idi.

Biz de önceden konuşmuştuk. Bu 3 günlük tatilde hava güzel olursa bir yerlere kahvaltıya gidelim demiştik. 

4/04/2026

EMİRGÂN'DA LALE MEVSİMİ


 01.04.2026 Çarşamba

İstanbul'a günlerdir durmaksızın yağmur yağıyor. 

Ama bu sabah hava muhteşem...  Bol ışıklı soğuk olmayan harika bir bahar havası var.

ve bugün benim boş günüm.

Çok şanslıyım.

3/13/2026

BÜYÜKADA'DA MİMOZA MEVSİMİ

 11.03.2026

Ders programımız değişti artık bir boş günüm var. 

Hiç beklemediğim anda hem de bu güzel bahar aylarında oluşan bu boş gün beni ne kadar heyecanlandırdı anlatamam. Bu güzel zamanı en iyi şekilde değerlendirmek istiyorum.  

2/18/2026

MÜZEVERSE, GALATAPORT

Bu aralar Defne ile hayatımız evden okula okuldan eve şeklinde geçiyor. Bu durumdan hiç de şikayetçi değilim. Hatta böyle tekdüze yaşamaktan, düzenli rahat sakin bir hayat sürmekten epey de keyif alıyorum diyebilirim lakin Defne'ye biraz kötülük yapıyorum sanki.

Defne'nin son zamanlarda ders dışında tek eğlencesi tableti oldu. Evde ne bir iş yapıyor ne bir hobisi var. Kitap da okumuyor müzik de dinlemiyor. Herhangi yapmak istediği heves ettiği birşey de yok. Aslında ödevlerden sonra başka bir şey yapacak zaman da kalmıyor.

Buna bir çözüm bulmam gerek.

Öncelikle reels kaydırmasın beyni çürümesin diye minecraft oyununu yüķledim. En azından zararsız bir oyun- diye biliyorum.- Ekran karşısında iken daha rahatım şu anda.

Biraz sosyalleşsin diye her fırsatta dışarı yolluyorum ya da arkadaşlarını evimize davet ediyorum. 

Başka da bir şey yok gibi.

Son günlerde harıl harıl etkinlik araştırıyorum. 

Bir kaç saat de olsa tabletten biraz uzak dursa benim için bir başarı sayılır.

Daha neler yapabilirim İstanbul'da ne var ne yok diye araştırırken Müzeverse'yi buldum.
(Bu arada İstanbul'da neler neler varmış hiç haberim yokmuş. Gerçekten de her bakımdan çok zengin bir şehirde yaşıyoruz.) 


Müzeverse Galataport'ta. 

Ben Galataport'a daha önce hiç gitmemiştim hatta adını bile hiç duymamıştım.

Oralarda araç park yeri sorun oluyor bu yüzden toplu taşıma ile gitmeye karar vermiştim ve ayarlamıştım.

Defne babam da gelsin deyip babasını aradı. O da tamam dedi. Babası oraları iyi biliyor. Ben park yeri bulurum toplu taşımaya gerek yok dedi. Böylece Kemal'in arabası ile Fındıklı'ya geldik. Meğerse Galataport eskiden antrepo denilen Cruise gemilerinin yanaştığı yere yapılan yeni bir alışveriş merkezi imiş. Sahilde hemen İstanbul Modern'in yanında.

Ben buranın yeni halini çok beğendim. 
Eskiden buradan sahile erişim yoktu. O tekdüze sıkıcı depo mu işyeri mi anlayamadığım çirkin binaların yanında bol bol nargile çekilen dumanaltı hiç hoşuma gitmeyen kafeler vardı.
Şimdi o eski atıl köhne sevimsiz görüntü gitmiş, buralar harika capcanlı güzel bir yere dönüşmüş.

Galataport'un otoparkına inince ise daha da şaşırdım çünkü devasa bir yer altı otoparkı inşa etmişler. 

Bu otoparka o kadar sevindim ki...

Bundan böyle arabamı buraya park eder tüm sahili boydan boya rahatça gezerim inş.

"O" çıkışının yakınlarına park ettik ve üst katta hemen Müzeverse'nin önüne çıktık.

Lakin o gün tüm seanslar, hatta ertesi günkü tüm seanslar bile doluymuş. Önceden rezerve etmem gerekiyormuş. 

Neyse biz de sonra gelelim, o zaman buraları dolaşalım dedik

Önce Galataport'da sahili dolaştık. Sahil Kılıç Ali Paşa Camisi'nin oralardan başlıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi'ne kadar devam ediyor.

Manzara muhteşem.

Tarihi Yarımada harika görünüyor buradan. Topkapı Sarayı arkasında Ayasofya arkasında Sultanahmet, ön tarafta Eminönü'nde Yeni Cami, arkalarda Beyazıt Kulesi ve yine Beyazıt ve Nuruosmaniye Camileri var. ( Bu iki camiden emin değilim başka bir cami de olabilir.) Biraz daha yan tarafta İstanbul'un en güzel yerine konumlanmış tam olması gerektiği gibi siluetle uyumlu İstanbul'un en güzel görüntülerinden biri Süleymaniye Camii var ve buradan şahane görünüyor. 

Yan tarafta Galata Kulesi önümüzde Kılıç Ali Paşa Camisi, Meydan Çeşmesi, Nusretiye Camisi, Tophane-i Amire. Üst tarafta Cihangir Camisi. Yan tarafta Dolmabahçe Sarayı, Boğaziçi Köprüsü diye gidiyor.

Süleymaniye İstanbul'un ruhuna tam anlamıyla nasıl uyumlu ise karşıda Çamlıca Tepesi'ni boydan boya kaplamış gibi duran devasa boyutları ile Çamlıca Cami o kadar uyumsuz görünüyor gözüme.

Son dönem camilerinden biri olan Taksim Camisi tüm heybeti ile Taksim Meydanında insanı eziyor, istenen amaçlanan etkiyi gösteriyor gayet de meydana yakışıyor ve çok hoş duruyor. İnsan bu camiye bakarken sanki bu cami burada hep vardı hep buradaydı gibi hissediyor. ama aynı sempatik tavrı Çamlıca Camisi'ne gösteremiyorum. İstanbul'un bir tepesine bir tane daha cami eklenmiş ama eğreti duruyor. Ya da gözüm alışmadı bilemiyorum. Kısaca bir türlü beğenemedim.

Önümüzde ise canım Üsküdar, Kız Kulesi, Salacak, Selimiye kışlası yan tarafta ise Adalar'ın bir kısmı var.

İşte böyle muhteşem enfes nefes kesen bir manzara.

Burada biraz dolandık ve boğaz havası aldık.  

Sonra Kemal "Gel Defne sana benim  ilkokulumu göstereyim" dedi. 

Kemalin çocukluğu buralarda geçmiş.

Önce hemen biraz ötede Namık Kemal İlkokulu'nu gördük. Okul kapalıydı. Giriş kapısından öteye geçemedik. Kemalin çocukluğundan da hatırladığı artık neredeyse bir ağaç gövdesi kadar kalınlaşmış gövdesi ile bir mor salkım sarmaşığı girişte tüm kapıyı kaplamış. Şimdiki okullarda böyle çiçekli bir giriş var mı? Baharları nasıl da güzel kokuyordur buralar. Ayrıca okul denizi görüyor. Denize nazır terasları var.

Kemal'in okuduğu sınıf da denizi görüyormuş. Çok normal bir şeymiş gibi anlatıyor. İşte İstanbul'da bazı çocuklar derslerini boğaza bakarak işliyor.

Abileri ile top oynadığı yerleri gösterdi. Kazancı Yokuşu'nda bulunan evlerine çıkan merdivenleri, teneffüslerde tost aldıkları ama şimdi yerinde yeller esen köşedeki kafeyi, okuldan çıkınca illaki sallandıkları salıncakları, çocukken annesinin çırak verdiği berber dükkanını, onun okumasına vesile olan hatta evinin karşısındaki ortaokula bizzat kendi giderek yazdıran şimdi ruhuna çok dualar ettiğimiz mekanı cennet olsun madamın evini, okuduğu ortaokulu ve liseyi, çocukken onlara çok büyük gelen maç yaptıkları ama gerçekte  küçücük minicik okul bahçesini, kardeşleri ile birlikte ayda bir kere ne isterlerse yiyebildikleri lokantayı kısaca çocukluğunun geçtiği sokakları gezdik.

Sonra da Dolmabahçe Camisi'ne indik. Kemal orada namaz kıldı. Oranın da onda önemli hatırası varmış.

Biz camide oturmuş huzurlu havayı teneffüs ederken bir adam 2 küçük oğluyla geldi. Hemen namaza durdular. Baba imamlık yaptı oğulları da ona uydular. 3. rekatı kılarken biri zenci 2 kişi geldi. Onlarda hemen o adamın arkasına saf durdular. Biz de Defne ile onları izledik. Evet hiçbir aksiyon yok bunda evet çok sıradan bir olay ama neden bilmiyorum hoşuma gitti. 

Sonra geri döndük. Eskiden Adalar İskelesi'nin olduğu yerler şimdi Seyir Terası olmuş. Çok da güzel olmuş. Burayı da çok beğendim. Sonra Galataport'a geri geldik. Biraz buraları gezdikten sonra Popeyes'e geldik. Ben fast food hiç sevmem ve yemem ama nedense bu sefer yiyecekler çok lezzetli geldi. Çok acıkmıştım herhalde o yüzden. Defne de zaten tavuğu çok sever.

Sonra da evimize geri döndük. 

Bu hafta bir kaç gün öncesinden Müzeverse'ye rezervasyonumu yaptırdım.
Malesef yine geç kalmışım gündüz erken saatlerde tüm yerler tükenmiş akşam 17'ye yer bulabildim sadece.

3 kişi 3.000 TL ödedim.

Bugün önce Dolmabahçe Resim Müzesi ardından da Müzeverse'ye gideriz diye düşünmüştüm. Hatta belki arada  Dolmabahçe Sarayı'nı da gezeriz demiştim. Defne mırın kırın etti ben nasıl yürüyeceğim vs dedi. Neyse o kısmı iptal ettik. Zaten o kadar korkunç bir trafik vardı ki bir buçuk saatten fazla trafikte kaldık. Ancak yetişebildik. Resim Müzesi'ne de vakit kalmadı.
 
Kemal gelirken bu sefer de Taksim tarafından getirdi. Gümüşsuyu'nda tam da stadın karşısında top oynadıkları yerleri gösterdi.  Şu anda buraları görünce garip geliyor. O kadar değişti ki her yer buralarda bir çocuğun top oynayabileceğini düşünemiyorum bile.

Bugün hava çok daha güzeldi. Manzara yine enfesti. Bu sefer taa arka taraflarda Samanlı Dağları bile net görülüyordu.

Önce biraz sahilde dolaştık sonra da müzeye geçtik.

Müzeverse'de biz Yaşamın Ķökleri'ne bilet almıştık.

Önce eşyalarımızı dolaba kilitledikten sonra sıramızın okunmasını bekledik.

İsmimiz okununca kısa bir bilgilendirme yapıp başımıza bir kask taktılar.
Nasıl yapmışlar nasıl bir teknoloji bu bilmiyorum ama bir kaç dakika sonra 3 boyutlu bir evrende bulduk kendimizi.


Bu fotoğrafları google görsellerden aldım.

Dünyanın ilk oluşumundan başlayıp günümüze dünyamız kadar genel bilgiler vardı.

İlk canlılar dinozorlar devasa bitkiler sarmaşıklar okyanusların altı vs harikaydı.


Hepimiz çok güzel bir vakit geçirdik.

10 üzerinden 10 verdim ben.

Bence çocuklar çok daha fazla sever burayı.

Müzeverse'den çıkınca biraz gezdik. Sonra da yine popeyes'da yemek yedik. Yine geçen hafta olduğu gibi tam Topkapı Sarayı'nı
gören masaya oturduk. 

Sonra yeniden bu sefer İstanbul'un gece halini seyrettik. Işıl ışıl bir İstanbul'du gördüklerimiz.

Sonra da artık dönüş yoluna geçtik. Otopark bu sefer de 426 TL tuttu. 

Çok uzun çileli bir yolculuktan sonra evimize gelebildik. 

Bugün 3 saatten fazla trafikte kaldık. Kemal daha da gelmem buralara dedi. 

Bence tüm çileli yolculuğa rağmen değerdi. 



6/21/2025

6/02/2025

EYÜP SULTAN GEZİSİ

 31.05.2025 Cumartesi

Bugün İstanbul Kazan Ben Kepçe instagram grubumla Eyüp Sultan Turu'na katıldım.

Bu geziyi uzun zamandır bekliyordum. Çünkü defalarca Eyüp Sultan'a gitmiş olmama rağmen cami hakkında bilgimin çok yetersiz olduğunu farkındaydım.

 Etraftaki yapılar hakkında ise neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. 

Biz eskiden çok eskiden buraya sabah namazlarına gelirdik. 

Bazen arkadaşlarla bazen de öğrencilerle. 

Bir sabah geldiğimizde Eyüp Sultan öyle bir kalabalıktı ki sadece cami değil iç avlu ve dış avlu da değil ta caddeler bile insanla doluydu. Biz mecbur baya dışarıda bir yerde namaza durmuştuk. 

Hava o kadar soğuktu ki herhalde donacağım burada diyordum.

Ama namaz sırasında epey durulmuştu hava.

Yanımızda seccade vs bir şey de yoktu. Toprağa- mermere secde etmiştik o sabah. 

Sabahları öyle güzel bir manevi atmosfer vardır ki Eyüp'te sadece oraya gidebilenlerin hissettiği bir şeydir.

İmam namazı mümkün olduğunca geç kıldırır. Hava hafifçe aydınlanmaya başladığında ise namaz henüz bitmiş olur bu sırada büyük bir coşku ile kuşlar uyanır. Kerahat vakti girmiştir. O sırada tesbihatlar başlar.  

Şehir uyanmamıştır. Çoğu insan derin bir uykudadır. Bilirsiniz hırlılar hırsızlar, hastalar dertliler ve ne kadar uykusuzluk çekse de gamlı baykuşlar bile o saatte illaki tatlı huzurlu bir uykuya geçer. Sadece insanlar da değil gece boyu uluyan bir rahat vermeyen köpekler de nihayet uyuyakalmıştır. 

 Seher vakitlerindeki o sağaltan yumuşak hava, uzun gölgeler oluşturan şifacı ışık, huzur veren kuş sesleri sadece bu saatte uyanık olmayı başarabilmiş olanlara ödül olarak tabiat ana tarafından sunulur.

İşte böyle güzel bir atmosferde tesbihatlarını tamamlarlar müminler. 

Biz namazdan sonra hemen eve dönmeyip kahvaltıya giderdik.

Kahvaltı için birkaç kez Halit Paşa Konağı'na gittik. Şimdi hâlâ öyle bir yer var mı bilmiyorum. Bir keresinde de tam meydanda Mihmandar'da kahvaltı yapmıştık.

Ben her seferinde bu saatte iştahla kahvaltı yapanlara hayretle bakardım. Çünkü o saatlerde hiçbir şey yiyemem ben.

Pek tercih etmeyiz ama eğer gündüz gelmişsek de mutlaka yukarı Piyer Loti'ye çıkardık. 

Çok uzun zamandır sabah namazına gelemedim buraya. Ama aklımda. Defne'nin de sabahın eşsiz güzelliklerini görmesini istiyorum.

Bu sabah erkenden kalktım büyük bir hevesle evden çıktım. 

Moovit uygulamasından oraya nasıl gideceğime bakmıştım. Aslında şu anda düşünüyorum da bildiğim gibi gitseydim daha kolay gidermişim.

Moovit uygulamasına göre önce * Metro'ya bin Kirazlı'da in. * Yenikapı metrosuna bin Otogar'da in. * Oradan da Alibeyköy Metro otobüsüne bin. Eyüp Sultan'da in şeklinde idi.

Saat 09:40'da Eyüp Sultan Meydan'da idim. 

Hava gayet güzel üşütmeyen bir hava idi. Çoğu zaman bulutlar güneşi örtüyordu ama soğuk değildi. Tam gezmelik bir hava. Ne üşüten ne bunaltan.

Önce meydandaki simitçiden ki epey meşhur bir yermiş burası, oradan çekirdekli simit ve yine meydanda ki bir büfeden çay aldım.

( Simit: 15 TL Çay: 30 TL)

 Bahçede hayır yapan bir kadından da bir lokum aldıktan sonra devam ettim, Allah kabul etsin. Lokum da pek güzeldi. Dişe yapışmayan boğaz yakmayan cinsten kaliteli bir lokum. Çayın yanına iyi gitti.

Sonra arkadaşlarla caminin iç avlusunda buluştuk.

Yaklaşık 25 kişi idik. 

Diğer turlardan da tanışıp konuştuğumuz Y. Hanım da oradaydı. 

Bir de ismini bilmediğim daha önceki turlara katılan edebiyat öğretmeni olan bey de oradaydı. 

Daha önceden Süleymaniye Turu'na rehberlik eden İbrahim Kanıkara da oradaydı.

Sanki eski bir dostla karşılaşmışçasına birbirlerimizi görünce sevindik.

Bir tane daha önceden birlikte gezdiğimiz bir tur arkadaşım varmış ama ben onu hatırlayamadım.

Avluda önce tur ücretlerini ödeyip dinleme cihazlarımızı aldık ve gezimize başladık.

Bugün rehberimiz Abdussamed Aydın.  Yanında ise yardımcı İbrahim Kanıkara var. 

Önce Eyüp Sultan'ın hayatı kişiliği ile başladık.

Sonra caminin dış avlusundan başlayarak cami hakkında bilgi aldık.

Sonra da türbeye geçtik. 

Daha sonra da iç avlu. 

Daha sonra da camiye girip oturduk ki biraz da orada caminin yapısı hakkında bilgi aldık.

Abdussamed Hocamız caminin içinde dışında her yazılmış hattı okudu çevirdi. 

Her zaman gördüğümüz ama anlamadığımız yazılarda neler neler yazıyormuş meğer.

Benim de eski yazılara merakım olduğundan çok hoşuma gitti. 

Bir çok hikaye bir sürü olay...

Cami ve bahçesinde belki bir saat belki de iki saat ama epey bir müddet kaldık. 

Daha sonra etrafı gezmeye başladık ki işte bu kısımda ben çok cahildim. 

Eyüp Sultan da gördüğümüz o yapılar hep türbe imiş. Bazıları külliye şeklinde; mesela türbe mescit imaret medrese var içinde. 

Burada hayatla ölüm birarada.

Mesela Sultan Mehmet Reşat ben çocuk seslerini çok severim türbemin yanına okul yapın demiş. Ve şu anda türbesinin yanında bir ilkokul var gerçekten de.

Dışardan insanlara çok garip gelebilir. Mezarlıkların içinde okul mu olurmuş diye ama burada hayatla ölüm öyle içiçe geçmiş ki çok normal görünüyor.

 Mihrişah Sultan Külliyesi'nin içinde bir imarethane var. Yapıldığı günden beri hâlâ işliyormuş ve her akşam aş dağıtılıyormuş ihtiyaç sahipleri için. Gittiğimizde yemek yapılıyordu içinde.

Her ne kadar her yer mezarlık da olsa kıpır kıpır canlı bir yer burası.

Mezar taşları öyle sanatlı ki. 


Bu şehr-i Sitanbul ki bî-mislü behâdır.

Bir sengine yek-pare Acem mülkü fedadır.

                                                                Nedim


Bir sengine yani bir taşına tüm acem mülkü fedadır derken bence o taşlar bu mezar taşları olabilir. Bence olabilir. Olabilmesi çok mümkün bence.

Her biri o kadar değerli o kadar eşsiz ki umarım hepsi de koruma altındadır.


Yazıları okuyamasak da anlamasak da verdikleri mesaj öyle açık öyle berrak.

Mesela bir denizciye ait olan yukarıdaki mezar taşı ne çok şey söyler. Şiirden edebiyattan anlamayan biri bile kırık direği ile sımsıkı dürülmüş yelkeni ile bu geminin işinin bittiğini hayat yolculuğunun artık sona erdiğini anlayabilir.


Hiçbir şey yapamadım bari mezar taşımın yanına minik bir çeşme yaptırayım da kuşlar su içsin diyenlerle bir sanat eseri eşsiz bir selsebil yaptıranlar yanyana yatıyor Eyüp Sultan'da.


Samed Hocamız bazı mezar taşlarını okudu. 

Hepsinde de öyle güzel mesajlar var

 ve öyle güzel bir yazı ile yazılmışlar.

Atalarının mezar taşlarını okuyamayan bir nesil yetiştirdiler diyenleri artık çok iyi anlıyorum.

Cülüs yolunda şu cümle ne kadar vurucu ve ne kadar da güzel yazılmış.

"Her nefis ölümü tadacaktır."

...

Etrafı epey gezdikten sonra yemek arası verildi.

Rehberimizin de tavsiye ettiği ev yemekleri yapan bir lokantaya geçtik; Küçük Saray Lokantası

Ben izmir köfte ve cacık istedim.

Sonra da çay içtim.

Fiyatlar ise çok şaşırtıcı.

Sadece 236 TL ödedim. 

Sabahki simit de çok uygundu. Kayaşehir'de bile simit 20 TL burada hem de tam meydanda meşhur simitçide simit 15 TL idi.

Yemek yerken karşıma turdan bir bayan oturdu. Gayet hoştu. Sohbet çok güzeldi. 

Bu turdaki insanlarla iyi anlaşıyorum.

Bu arada buranın yani Eyüp Sultan'ın güveci meşhurmuş. Diğer arkadaşlar pide veyahut güveç yemişler ve enfesmiş. Bir dahakine güveç alacağım.

Sonra meydandaki Beşkardeş Dondurmacısı'ndan dondurma aldık.

 Dondurma da gayet hafif ve güzeldi.

 Topu: 30 TL

Dondurmalarımızı yerken bizler, yaşını başını almış üç kadın çocuklar gibi şendik.

Daha sonra gruptakilerle buluştuk.

Gruptan bazı kimseler geri gelmedi. Sanırım bu gezi bazılarına ağır geldi. 

Başka başka sokaklara girdik.

 Muhteşem Mihrişah Sultan Külliyesi'ni de gezdikten ve bir inci tanesi gibi arzı endam eden külliyenin sebilindeki Şeyh Galip'e ait olan şiiri de okuduktan sonra Piyer Loti'ye çıktık.

Aslında teleferikle çıkacaktık ama teleferik sırasında o kadar kuyruk vardı ki bir saatten önce sıra gelmesine imkan yok denildiği için yürüyerek çıkmaya karar verdik.

Mezar taşlarını okuya okuya dinlene dinlene hiç de yorucu olmayan bir hızla çıktık.

Bu sırada Necip Fazıl'ı ziyaret ettik.

Necip Fazıl benim en sevdiğim şairlerdendir.

Bir işle meşgul olduğumda ya da bir yerlere gittiğimde onun şiirleri kafamda döner durur. 

Bugün de muhteşem Eyüp Sultan'da dolaşırken hep 

"Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber.

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber? "


" Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun!

Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!"


Âlemin küfre göre, hem başı, hem sonu "hiç"

"İki hiç" arasında varlık olur mu hiç?


Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık;

Anla ki, yok Allah'tan başkasına yakınlık...

deyip duruyordum.

...


Minik bir ışık hüzmesi daha doğrusu bir yere çarpmadığı için henüz etrafı aydınlatamamış olan potansiyel halindeki bir elektromanyetik dalga uzay boşluğunda yol alıyormuş.

Nerede yaratıldığını nasıl bu yollara düştüğünü çoktan unutmuş.

 Kaç zamandır bu yollarda olduğunu ise hiç mi hiç hatırlamıyormuş. Uğurlu sayısı 44 yıl geçmiş olabilirmiş 1144 de ya da 11144 de olabilirmiş. 

Belki de milyonlarca yıl önce bol ışıklı bir süpernova patlamasında oluşmuş da olabilirmiş.

Bilmiyormuş ki hangi yıldızın bağrından kopup da bu yola düzülmüş.

Uzay boşluğunda giderken giderken ya bir toz tanesine çarparsam halim nice olur, ben ne yaparım, böyle dağılmak ve bu şekilde yok olmak istemem diyormuş. 

Bomboş ıpıssız hiç bir canlılığın ışığın sesin hatta ümidin olmadığı kapkara bir alemde yıllarca yol almaya devam etmiş.

Bu sırada etrafında bir kaç kere bazı varlıklar da görür gibi olmuş ama onlar hakkında pek de düşünmemiş. Bakışları buğulu imiş.

Gitmiş de gitmiş. 

Nereye gittiğini neden gittiğini bilmeden gitmiş. 

Aradan binlerce yıl geçmiş.

Bir kez bile "Gitmek ama nereye? " dememiş.

Onun yerine

" Bu yük senden Allah'ım, naçarım

Senden sana sığınırım senden sana kaçarım." demiş.

Ama aslında hercümerç içindeymiş. Ruhu yalnızlıktan kimsesizlikten perperişan imiş.

Küçücük kalbinde kendinin bile farkında olmadığı kapalı bir odada minicik bir ümit hüzmesi olmasa çoktan ölecekmiş.

Milyonlarca milyonlarca yapayalnız kasvetli yıllar geçmiş.

Birden hiç ummadığı hiç beklemediği sadece ölümünü beklediği bir anda önünde birdenbire devasa bir elmas parçası belirmiş. 

Elmas o kadar ışıl ışıl o kadar parlakmış ki bir anda gözleri kamaşmış. 

" Keşke bu kadar sönük darmadağın hiç olmazsa bu kadar pejmürde olmasaydım" demiş içinden. 

Elmas öyle huzur vadedenmiş ve öyle güzelmiş ki kendi cirmine bakmadan istemsizce ona yönelmiş. 

Ona doğru döndüğü anda ise bir adım atmasına bile gerek kalmadan direkt devasa elmasın çekim alanına girmiş.

Elmas aynı zamanda öyle ağırmış ki artık kütle çekiminden kurtulmasına imkan yokmuş. 

Nereye giderse gitsin artık onun tam kalbine düşmekten başka ihtimalin olmadığını biliyormuş.

Ona doğru giderken hiç korkmamış çünkü sanki aralarında ta ezelden belirlenmiş tayin edilmiş bir ünsiyet varmış.

Böyle güvenle tam emniyette olanların bilgisi ile elmasa tüm zerafeti ile bir kez dokunmuş. 

Dokunması ile kristalin içinde hapsolmuş.

Devasa elmasın bir köşesinden bir köşesine yol almaya başlamış.

Yüz binlerce farklı köşesi varmış elmasın.  

Elmasın her bir yanını o kadar sevmiş ki anayurduna gelmiş gibi haz almış bu durumdan.

Şarkı söyleye söyleye bir o köşeye bir bu köşeye vurmuş kendini. Oradan oraya koştukça ise hızlanmış da hızlanmış ve sonunda artık zaman onun için durmuş. Bir daha da akmamış. 

Kristal ise artık masmavi bir ışıkla ve  görülmemiş bir güzellikle parlıyormuş uzayın derinliklerinde.

....

Necip Fazıl'ın

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum,

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum


Gökyüzünden habersiz, habersiz, uçurtma,  durmuşum, hep durmuşum, hep, hep saatim işlemiş ama ben durmuşum,durmuşum, dur

  diye diye giderken ne alaka yarabbim ama bu gölgeli mezarların arasında bir yandan mezar taşı okurken bir yandan mezar taşlarının hikayelerini dinlerken bu hikaye aklımdan geçti.

...

Daha sonra Esat Coşan Hoca'mızı ziyaret ettik.

165 yıl yaşamış Zaro Ağa'yı ziyaret ettik.

( Güncelleme: Zaro Ağa meğer Defne'nin babasının büyük amcalarından biri imiş. Akraba çıktık bu adamla. )

Daha sonra da bir tekkeye girdik. Bahçede bazı insanlar vardı. Kimi çay içiyor kimi tencere yıkıyor. Bu insanlar bu mezarların arasında ne yapar neden buradalar anlayamadım.

Hava esintili idi. Her tarafta güller vardı. Huzurlu bir garip ortamdı vesselam. 

Bize de çay ikram ettiler.

Kesin bir saat mola olur dediğim Piyer Loti kahvesinden ise transit geçtik. 

Zaten çok kalabalıktı.

Yürüye yürüye ötelere gittik. 

Orada da Karyağdı Dede Tekkesi'ne girdik.

Bugün bir sürü tekke gördük. Hemen Yakup Kadri'nin Nur Baba kitabını yeniden okuyasım geldi. Orada da hikaye bir tekkede geçiyordu. Artık daha iyi canlandırabilirim gözümde.

Buradan da ilerleyip ilerleyip cellatların mezartaşlarını gördük. Eskiden 15-16 tane imiş şimdi 2 tane kalmış. Çalıp götürüyorlarmış insanlar, ne yapacaklarsa bu taşları.

Sonra çok patika yollardan dikkat yılan çıkabilir uyarıları ile içim pır pır ede ede bir eve geldik. Bahçesinden geçtik. Kolonların arasında ta 1500'lü yıllardan kalma Fatih'in sekbanlarından birinin mezar taşını gördük. İnsanlar mezar taşının üstüne ev yapmışlar arada ise apartman boşluğunda boruların olduğu kısımda 5-10 cm'lik bir boşluk bırakmışlar ki mezar da orada.

Garipsedim.

Sonra yine mezar taşları hikayeler hikayeler olaylar olaylar.

Aşağı Piyer Loti'ye geri indik. 

Burada artık son verecektik. Çünkü herkes çok yorulmuştu ve saat 17:00 olmuştu. 

Lakin programa göre daha gezilecek yerler vardı. İsteğe göre devam edebiliriz dedi Samed Hoca. Bizim grup da benim gibi epey meraklı. Devam edelim gidilecek her yere gidelim dedik.

Bir grup da devam etmek istemedi buradan ayrıldı. 

 Geri kalanlar aşağıda buluşmak üzere ayrıldık. 

Teleferik yine aşırı kalabalıktı biz de yürüyerek indik.

Eyüp Sultan Türbesi'nde yine bir kadın lokum dağıtıyordu; hep duyduğum ama hiç yemediğim lokumlardan, iki bisküvi arası lokum. 

Şekerim düşmüştü. Epey iyi geldi.

 Yeniden buluştuk. 

Bu sefer de diğer caddeleri dolaştık.

Sonra da ana yola inip oradan devam ettik.

Zal Mahmut Paşa Külliyesi'ni Şah Sultan Türbesi'ni geçtik.

Bu sırada orada bir muhallebici varmış. 17:00'de muhallebiler çıkıyormuş yarım saatte hepsi tükeniyormuş. İsterseniz oturalım dediler. Biz de elbette elbette dedik. 

Eyüp Sıhhat Muhallebicisi'nin önünde püfür püfür bir masaya oturduk.

Ben kazandibi aldım. Arkadaşlar muhallebi ve tavuk göğsü istediler. 

Bu sefer de masama bir doktor oturdu. Mubabbet güzeldi. Çok hoş bir bayandı.

Kazandibi ise gerçekten de harika idi. Bir kere çok şekerli değildi boğazı yakmıyordu. Çok hafifti. İçinde gerçekten tavuk olduğunu de anlayabiliyorsunuz. Afiyetle yedik. Tatlılar herkesten tam not aldı. 

Kazandibi: 80 TL

Ya Vedud Baba Tekkesi'nde ise birbirimize veda ettik.

..


Sonra ben Metro'ya gitmek yerine yeniden döndüm. Biraz da kendim dolaşayım dedim. 

Zal Mahmut Paşa Külliyesi'ne girdim. Orada bir hayır vardı. Etli pilav ayran baklava dağıtıyorlardı. Ben yemedim ama manzara hoşuma gitti. 

Sonra diğer türbelere bakayım dedim ama hepsi de saat 17'yi geçtiği için kapanmıştı. 

Sonra yeniden Eyüp Sultan Meydan'a geldim.

Orada meydanda börekçide oturup bir adet  kıymalı kır pidesi yedim bir bardak da çay içtim.

Pide: 50 TL Çay : 25 TL

Yan taraftaki meşhur Akmanoğlu fırınından çokca tavsiye edilen acıbadem kurabiyesi halka kurabiyesi çatlak kurabiye ve çikolatalı kurabiyelerdeen aldım. Sadece 221 TL tuttu inanamadım.

Söylenenlere göre Hızır as buradan acıbadem kurabiyesi alırmış.

Sonra da  evime geldim.

Çok güzel bir gezi idi. 

Beni çok tatmin etti. Çok şey öğrendim.

Hemen evde gravür kitaplarımdan Eski Eyüp gravürlerini inceledim. Hayal alemine daldım.

İstanbul Kazan Ben Kepçe 

Tur ücreti 500 TL 




4/24/2025

ŞEHZADEBAŞI, VEFA ve SÜLEYMANİYE GEZİSİ

 20.04.2025 Pazar

Bu pazar İstanbul Kazan Ben Kepçe İnstagram grubum ile Süleymaniye - Şehzadebaşı - Vefa gezisine katıldım.

Aslında buraları gayet iyi biliyorum ama bir de rehberle gezeyim ayrıntıları da öğreneyim istedim.

4/18/2025

OTAĞTEPE ve ERGUVANLAR 2025

16.04.2025 Çarşamba

Geçen çarşamba Hidiv Kasrı'na gidip sarı sarı öbek öbek çiçekli defneler arasında güzel bir gezinti yapmıştım.

Bu çarşamba da okul çıkışı bu kadar güzel bir bahar havasında evde oturmak bahara ihanettir dedim bir çılgınlık yapıp Otağtepe'ye boğaz seyretmeye ve kaçırmadıysam erguvanları görmeye gittim.

Yolculuğum bir saatten fazla sürdü.

(Bu arada buraya gelirken sadece otoyol ve köprülere 164 TL ödüyorum. Burada kayıtlı olsun.)

Koru'da otopark ücretsiz.

Otağtepe'ye inince hemen ilk olarak bir kuş sesi beni karşıladı. Merak ettim bu kuş hangisi? Hidiv Kasrı'nda Yuşa Tepesi'nde duyup duyup hayran olduğum ses büyük baştankara kuşunun sesi imiş.

Bayılıyorum bu kuşlara. Neden Kayaşehir'de de yoklar acaba?

Koruyu dolaşmaya başladım. 

Fatih Korusu her zamanki gibi idi. Temiz düzenli ama çok daha güzel alımlı olabilir. 

Manzara öyle eşsiz ki. 

Her geldigimde aynı şeyi söylüyorum yine söyleyeceğim; Bu denli eşsiz harikulade dünyada bir tane olan bu yer neden böyle? Çok daha iyi bir çevre düzenlemesi yapılabilir ve çok daha güzel olabilirdi burası. 

Zaten burayı pek de kimse bilmiyor. 100 metre ötede 2 kişiye adres sordum kimsenin bu korudan haberi bile yok.

Muhteşem İstanbul manzarasına baktım.

Bugün boğaz nasıl güzel nasıl mavi.

 İstanbul'da yaşamayanların, onu bilmeyenlerin ve hissetmeyenlerin hiç anlayamayacağı bir muhabbetle sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul.

Görmedim ki gezip de sevmediğim bir yerini.

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

  

  Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

  Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.

  Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!

  Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.


  Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,

  Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.

  Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü'yada

  Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.     

Yahya Kemal BEYATLI


 Belki bir ihtimal erguvanlar kalmıştır belki bir iki açmış erguvan görürüm diye ümitlenerek gelmiştim bugün ama bitmiş. 

Erguvan çiçeklerinin çöpü kalmış sadece.

Napalım bu bahar da böyle geçti. 

Bir saat kadar koruda dolaştıktan sonra döndüm. 

Bu sırada masko'nun önünden geçiyordum. Şu benim vivense'ye bir görüneyim dedim. 22 Marttan beri beni oyalıyorlar. Masamın benchinin ayakları kırıldı, sizi arayacaguz diyorlar ama aramıyorlar. 

Neyse derdimi anlattım daha eve varmadan teknik yardım talebi oluştu. Sigortamın bitmesine de 2 gün kalmış tam vaktinde gitmişim yani.

Vivense'den sonra baktım hâlâ vaktim var Tümsan'a da uğrayım Hgs'mi alayım dedim. O da uzun zamandır aklımda olup ihmal ettiğim işlerdendi. Sonra Defne'nin okuluna gittim ki tam vaktinde oradaydım.

Şimdi şu anda 17.04.2025 Perşembe

Defne'nin sınıf arkadaşları bize geldi. Defne ile birlikte 8 kız. 

Yemek hazırladım. Pasta kestik. Şimdi parka çıkardım. 

Canım ağacım katalpa'nın altında en sevdigim banka oturdum bir yandan bunları yazıyor bir yandan Allah'ım şu günü sağ sağlim bir atlatayım inş diye dua ediyorum.

Hava da epey soğukmuş dondum ama 8 enerjik kız bir evde bir arada olmayalım diye hadi eve gidelim de demiyorum. Mümkün olduğunca burada dursunlar.

Her günümüz bir öncekinden güzel olsun.