23.07.2026 Perşembe
Dün geç saatlerde Amsterdam'a ulaştık. Valizlerin bir kısmını yüklenip annem ben Defne ile Driebruggen'e geldik.
23.07.2026 Perşembe
Dün geç saatlerde Amsterdam'a ulaştık. Valizlerin bir kısmını yüklenip annem ben Defne ile Driebruggen'e geldik.
Aylar aylar öncesinden biletlerini aldığımız Hollanda'ya uçağımız bugün kalkıyor.
14-15-16 Temmuz 2026
İstanbul'da günler su gibi akıp geçti. Okullar kapanalı 2 haftadan fazla oldu. Evde harika vakit geçirdim. Sabahları rahat rahat uyandım. Kendimi çok da yormadan temizliğimi yaptım.Yemeklerimi yavaş yavaş pişirdim. Oturdum sinema izledim. Güzel müzikler dinledim. Çay kahve içtim. Bol bol kitap okudum. Güzelce dinlendim.
Bütün bir yazı böyle mutlulukla huzurla geçirebilirdim. Ama artık Edremit'e gitme zamanı geldi.
Bir Kış Uykusu geçti hayatımdan...
Yıllar yıllar önce sanki asırlar geçti bir arkadaşımla Nuri Bilge Ceylan'ın Kış Uykusu filmini konuşmuştuk.
Dün gibi hatırlıyorum.
Filmi kritize etmiştik.
İkimizin filme bakış açısı çok farklıydı.
O konuşmamızdan sonra bir de onun gözü ile izlemeliyim bu filmi demiştim.
Aradan 7 yıldan fazla geçmiş.
Nihayet dün yeniden izledim.
Aslında film ile ilgili upuzun bir yazı yazdım ama sonra bana çok anlamsız geldi. Hepsini de sildim.
O kadar çok yorum o kadar çok yazı varki filmle ilgili benimkisi eksik kalsın.
Sadece;
Yine hayran oldum bu filme. Hatta daha da sevdim daha da anladım.
Hani bazı filmler olur bunu ben yönetmeliydim, bunlar benim, tam anlamı ile ben, dersin.
Bazen bir şarkı ya da bir nağme dinlersin de bunun bestecisi nasıl ben olmam dersin.
Ya da bir kitap bir hikaye okursun bunu ben yazmış olmalıyım yoksa nasıl bu kadar benden olabilir bu duygular nasıl bu kadar bana dokunur dersin.
İşte Kış Uykusu'nu izlediğimde böyle hissediyorum.
Nuri Bilge Ceylan'ın her sahnede filmin her bir saniyesinde ne demek istediğini anlıyorum.
Bundan sonrası yoğun spoiler içerir.
Kış uykusunda Aydın karakteri genellikle egoist bencil itici bir karakter olarak anılır. Oysa ki ben en çok da o karakteri iyi anlıyorum onu hissedebiliyorum. Nihal karakterine ise insanlar acıyorlar ama asıl ben onu bencil ve karaktersiz buluyorum. Konfor alanından çıkma cesareti ve gücü bulamadığından daha yumuşatmadan söylersek sadece tembelliğinden geride kalan tüm enerjisini Aydın'a mutsuzluk vermek üzere kullandığını düşünüyorum.
Dediğim gibi daha pek çok şey yazabilirim ama onun yerine daha önceden yazılmış bir değerlendirmeyi direkt buraya alayım.
kurtukuzuyayemedenadam'ın ekşisözlükte yaptığı değerlendirmelerin çoğuna katılıyorum. Ben de yazsaydım aşağı yukarı aynı şeyleri yazacaktım.
O yüzden kelimesi kelimesine alıntılıyorum.
Aydın: Filmde adının hakkını veren, aydın olan tek karakter. Buradaki yorumlara da kabacak baktığım kadarıyla en fazla haksızlık yapılan karakterdir de aynı zamanda. Zaten filmi izlerken insanların Aydın hakkında ne düşüneceğini az çok tahmin etmiştim ki pek yanılmadım.
Aydın karakteri babadan zengin ancak hayatının büyük bölümünü tiyatro oyunculuğu yaparak geçirmiş ve geçimine kendisi de katkıda bulunmuş. Filmde kiracısı İsmail ve onun kardeşi İmam Hamdi ile olan münasebetlerine çokça yer verilmiş. Birçok kişi de Aydın'ı haksız bulmuş. Halbuki kirasını ödemeyenler onlar. Durduk yere adamın arabasının camını kıranlar da onlar. İsmail küfür kıyamet evinden kovdu onları. Ona rağmen Aydın Bey muhatap olmadı. Birçok kişinin sevdiği karakter Hamdi sözde ara bulucu, iyi niyetli bir zat. Ama Aydın Bey ve Hidayet gittikten sonra ana avrat sövmesini de biliyor. Bir insanın zengin olması, başkalarına istediği zaman malına zarar verme hakkı mı verir? İnsanlar yaptıklarından sorumludur. Paran olmadığı halde çocuğun gidip elin adamının arabasına zarar vermişse o kişiden özür dilemek ve maddi hasarını telafi etmek zorundasın. Kimse kimseye beleşe yaşam hakkı vermek zorunda değildir. Bu bireylerin değil devletin sorunudur. Aydın paragöz olmakla eleştirilmiş. Neymiş mal motorcu giderken Hidayet yerinde mi diye sormuş. Velev ki bunu para için sormuş olsun, bunun nesi yanlış kardeşim? İnsanlar verdikleri hizmetlerin karşılığını isteyemezler mi?
Aydın ayrıca o küçük kasabada kendi başına bir şeyleri değiştirmeye çalışıyor. Kimsenin doğru düzgün okumadığı yerel gazetelere köşe yazısı yazıyor. Türk Tiyatro Tarihi isimli bir eser oluşturmaya çalışıyor. Bunun için kendi çapında hazırlıklar yapmış. Çalışma odasına Muhsin Ertuğrul'un resmini asmış, belli ki severek yapıyor bunu. Ama kendisini sürekli eleştirenlere ve yaptığı işi küçümseyenlere bakıyorsunuz hiçbir şey yapmadan oturduğu yerden ahkam kesen, kimseye faydası olmayan tipler. Yeri gelince onlara da değineceğim. İşin kötüsü hayatımızda da böyle insanların sayısı gerçekten fazla. Hani siz kendinizce bir şey yapmaya çalışırsınız ama bu tür şahsiyetler sürekli yaptığınız işleri küçümser halbuki kendisinin hiçbir faydalı eylemi yoktur.
Ha bi de yazılmış ki işte Hamdi geldiğinde oda kötü koktuğu için rahatsız olmuş da hemen camı açmış. Kardeşim insanların pisliklerini başkaları çekmek zorunda mı? Adam isterse 100 km yürüyerek gelmiş olsun. Karşıdakinin her daim hijyensizlikten rahatsız olmaya hakkı vardır. Kaldı ki adam camı açtı sadece. O kadar kötü niyetli olsa yerler soğuk diye terlik istemezdi Hamdi için. (Bunu bazıları ayak kokusu kesilsin diye istemiştir diye düşünüyordur eminim.)
Motorcu lavukla olan sahneleri ayrı sinir bozucu. Ulan baban yaşında adam yanına gelmiş senle sohbet etmeye çalışıyor. Mantar toplamış ikram etmek istiyor. Be y.vşak insanda hiç mi edep olmaz? Aydın'ın yerinde olsam çoktan s.kt.r etmiştim onu otelden. Madem macera seviyor, güzel bir macera olurdu onun için.
Necla: Filmdeki en boş insanlardan biri. Alkolik kocasından ayrılmış ayrılmasına ama bir yandan da onun hasretinde. Gelmiş Aydın'a tebelleş olmuş ama bir yandan da sanki onu oraya zorla getirmişler gibi sürekli şikayet halinde. Aydın çalışırken odasına girip onu rahatsız etmekte kendince bir mutluluk ve haz duygusu buluyor. Kendince bazı aptalca fikirleri de var. Kendisine kötülük yapan insanlara hiçbir şey yapmadan onların iflah olmasını beklemek gerekiyormuş. Hatta Aydın, seni öldürmeye gelene de mi böyle yapacaksın diye sorduğunda evet ona da karışmam isterse öldürsün diye cevap vermiş ama otel çalışanı bunun s.k.k bir bardağını makineye atınca maaşından kesmeyi düşünecek kadar aptal bir insan. En sevmediğim insan tiplerinden. Bir halta yaramayıp sürekli başkasını eleştiren, hiçbir şeyden memnun olmayan vasat insan modeli.
Nihal: Bir diğer çıkarcı, fitneci insan modeli de bu. Zamanında Aydın zengin diye evlenmiş şimdi de sanki zorla evlenmiş gibi tirplerde. Ekmek elden yaşamaya alıştığı için gidemiyor da bir yere ama giderim diye yalandan artistlik yapıyor bi de. Aydın'ın en suçlu olduğu kısım bu karıyı İstanbul'a -veya nereye gitmek istiyorsa artık- s.kt.r etmemek. Ulan zaten bi halta yaradığın yok. Bi de utanmadan elin adamlarını toplayıp getiriyorsun üstüne. Aydın'ı o toplantıdan yani adamın kendi evinden kovuyorsun. Aydın, bunlarla iş yapma bu iş ciddi iştir diyince zırlamaya başlıyorsun. başka da yaptığın bir b.k yok zaten.
Aynı zamanda çok da ikiyüzlü bir karakter. Sözde yardım perisi, okulları falan kurtarıyor ama uzak yerlerden gelen yardım isteğine (Aydın'a gelen mektup) hiç düşünmeden gerek yok diye karşı çıkıyor. Niye? Çünkü yardımı gösteriş için yapıyor. Başka insanlarla beraber olmak için yapıyor. Ağzını yayarak kahve likörü isteyen s.k.k Bülent öğretmen gibilerle beraber olmak hoşuna gidiyor. Burada amaç yardım değil zira.
Bir diğer husus da filmin sonunda İsmail ve Hamdi'nin evine kendi başına elinde bir tomar parayla gidiyor. Aydın'la tartıştıkları bir sahne vardı hatırlarsanız. Gelip sağı solu dağıtıyordu o esnada çekmecelerden para çıkıyordu. Bu kadın hangi parayı götürdü İsmaillere? Aydın'ın s.k.k yardımlaşma derneklerine ismini gizleyerek verdiği para. Peki bu ne yapıyor? O parayı (neredeyse bir ev parası) kendi parasıymış gibi götürüp canlı canlı yanmasını izledi. Bu kadar aptal işte. Sonra Aydın bunun uyarınca kibirli oluyor. Hadi ordan. Ulan madem o kadar iyilik yapmayı seven birisin, niye aylardır kira ödeyemedikleri halde elinde para varken gidip vermedin de Aydın sana para verince koşa koşa götürüp verdin? İşte bu kadar iki yüzlü bir kadın.
Bu arada tren garında yanına kimse oturmasın diye valizini koyan adamdan milyonlar var bu ülkede. Karakterler her daim ayrıntılarla kendini belli ettirir. Nitekim sonrasında Aydın ile Hidayet'in arasına girip kapıdan soğuk geliyor diye yer değiştirmemesi valizi boşuna yanına koymadığını gösteriyor. Bencillik toplumun en büyük yaralarından biri maalesef.
Yazılacak çok şey var ama yazı da hayli uzadı. her ne kadar sonunu çok beğenmesem de güzel bir filmdi.
09.07.2026 Perşembe
Okullar kapandı. Bu sene her zamankinden farklı olarak tatil başlar başlamaz Edremit'e, annemin yanına gitmedim.
Kendime biraz çeki düzen vereyim, sosyal medyada fazla vakit geçirmeyim, gereksiz işlere fazla dalmayım da zamanım ziyan olmasın diye başladığım bu seride bu ay da yazacak pek bir şey bulamıyorum.
14.06.2026 Pazar
Bugün sabah erkenden daha 06.00 bile olmadan uyandım.
Kahvaltımız 07.00'de başladı.
Kahvaltı çok çok iyiydi. Van'da Van Kahvaltısı diye aldığımız hizmetten kat be katını bu 3 yıldızlı otel bize sundu.
08:15'de aracımız Isparta Merkez'den kalktı.
İlk durağımız Sagalassos Antik Kenti idi.
Ben aslında bu tura sadece burayı görmek için katıldım.
Yıllardır burayı takip ediyorum ve çok merak ediyordum.
Onun için bugün benim için çok heyecan verici oldu.
Yollar çok güzeldi.
Isparta-Burdur köyleri öyle güzel ki.
Her taraf yemyeşil.
Evler bahçeler tarlalar insana sevinç veriyor.
Sagalassos Antik Kenti'ne giderken Ağlasun İlçesinden geçtik. Çok güzel bir yer. Ben İstanbul'da yaşamasam buralarda yaşayabilirim hissi bile geçti içimden.
Yukarıda fotoğrafta görülen yerleşim yeri Ağlasun.
Sagalassos Antik Kenti epey bir tepede.
Eskiden zengin insanlar tanrılara yakın olabilmek için şehirlerini tepelere kurarlarmış.
Sagalassos Antik Kenti'nde Müze Kart geçiyor. Bunun dışında ögretmenlere ve çocuklara ücretsiz.
Jolly Tur rehberimiz Erman Bey Sagalassos hakkında epey bir bilgi verdi. Bir rehberle böyle yerleri gezmek çok başka.
Kente girişte hamam var. Gelenler önce hamamda temizlenir ve bir müddet burada kalması sağlanırmış hastalık varsa bulaşmasın diye. Bir nevi karantina yani.
Biraz yukarıda tüccarların satış yaptığı pazar yeri var. Daha da yukarıda ise bir meydan var ki fotoğraflarda hep burası gösterilir.
2000 yıl önce yapılan bir çeşmenin hâlâ akıyor olması muhteşem...
Sagalassos Antik Kenti'nin çok büyük kısmı şu anda toprak altında imiş.
Geçmişte hristiyanlar tüm heykelleri parçaladıkları için bazı paganlar heykelleri yer altına gömmüşler bu yüzden de orijinal heykeller de günümüze kadar bozulmadan gelebilmiş.
Buradaki heykeller orijinal değilmiş. Orijinalleri Burdur Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyormuş. Ama orayı gezmedik. Tek gelsem mutlaka Burdur'u da gezer müzeye mutlaka uğrardım
Daha pek çok bilgi verdi rehberimiz.
Üst taraflarda antik tiyatroyu mezarları manzarayı da izledikten sonra buradan çıktık.
Çok güzel bir seyir terası yapmışlar. Burada herkes çay kahve içti. Defne de Niğde Gazozu istedi.
Seyir terasından da muhteşem manzaraları izledikten sonra yeniden aracımıza geçtik.
Sagalassos Antik Kenti'ni görebildiğime çok memnunum.
Harikaydı.
Daha sonra ise yine çok güzel manzaralar seyrede seyrede virajlı yollarda içimiz dışımıza çıka çıka Salda Gölü'ne geldik. İndiğimde artık her yanım sallanıyordu. Yol çok yormuştu. Önce biraz kendimize gelelim dedik. Hem ayaklarım açılsın hem kafamdaki uğultu geçsin diye biraz dolandık. Oradaki minik dükkanları gezdik. Zaten 3-4 tane. Pek bir şey yok.
Sonra da öğle yemeğine geçtik.
Defne tavuk şiş aldı ben de körili tavuk aldım. Sonra bize buraların meşhur gazozlarından getirdiler meyve suyu istediğim halde. Olsun denemiş olum. Hiç beğenmedim bu arada. Ama görsel olarak çok tatlı bir rengi vardı. Buranın lavantalı gazozu meşhurmuş. Onlar da lila rengi. Herkes bu uçuk mor gazozlardan içti hatta şişe şişe eve aldılar. Ben gazlı içecek sevmediğimden hoşuma gitmedi.
Yemek güzeldi, oldukça lezzetli idi.
(Salda Belediye Tesisler öğle yemeği 810 TL)
Hesabı öderken görevli buranın ceviz ezmesi çok meşhur ister misiniz dedi. Oradakiler de çok güzel mutlaka alın dediler.
Hadi bir deneyelim diye aldım sonra okulda arkadaşlara da dağıtırım diye 2 paket daha aldım. ( Ceviz ezmeleri gerçekten de muhteşemmiş. Bir paketini Defne'nin babasına verdim. Diğer iki paketi ise dağıtacaktım ama vazgeçtim kendime sakladım. Okulda arkadaşlar için zaten güllü lokum almıştım.)
Sonra da tesisin önündeki gölgelik alanda banklarda çay kahve içtik. Defne de arkadaşı ile sallandı. Burası da ferah temiz güzel bir enerjisi olan çok hoş bir yerdi.
Biraz dinlendikten sonra Salda Gölü'ne gittik.
Salda Gölü masmavi turkuaz rengi ile dünyada bir tane imiş.
İmiş... Eskiden...
Ama biz gittiğimizde sahil bembeyaz değil kapkara idi.
Evet eskiden bu sahil bembeyazmış ama sonra iş makinaları gelip kamyon kamyon bu kumu taşımışlar.
Başta inanamadım mevsimseldir çok yağmur yağdı ya o yüzdendir dedim ama daha önceden buraya gelenler hepsi aynı şeyi söyledi.
Söylenenlere göre buranın kumu satılmış.
Zehir zıkkım olsun inş.
Rehberimiz üniversiteyi Isparta'da okumuş. Gerçekten de böyle bir şey var mı diye sorduğumda bu konuda konuşmak istemiyorum dedi.
Adam haklı tabi.
Mesela Salda Gölü'nün kumu nerede diye sorsam kamyon kamyon bu eşsiz benzersiz kumu çalanlar değil de bu soruyu soran ben suçlu oluyorum hatta vatan haini ilan ediliyorum.
Bir de burada şunu da ekleyeceğim; Sagalassos Antik Kenti'ni anlatırken bir ara Erman Bey şuna benzer belki on cümle kurdu; Şimdi hiç kimse siyasete çekmesin kimseyi hiç bir zümreyi hiç bir partiyi kasdetmiyorum sadece tarihi bir bilgi veriyorum. Sakın herhangi bir yorum yapmayın.
Antoninler nasıl bu kadar muhteşem bir anıt yaptılar, çünkü çok zenginlerdi, sanattan anlıyorlardı ve zenginliklerini göstermek geleceğe bir hatıra bırakmak istediler. Peki nasıl zenginleştiler? Liyakate dayalı bir sistem geliştirdiler. Kral oğullarını ya da yakınlarını başa geçirmediler her işi layığına vermeye çalıştılar vs vs...
Şimdi soruyorum ben de, sadece kendime soruyorum;
Liyakate önem verdiler demek ne zamandan beri bu kadar tehlikeli bir cümle oldu?
da bu adam, Erman Bey bunu söylemeden önce belki 10 kere kimseyi hiç bir grubu kasdetmiyorum bir yere çekmeyin demek zorunda kaldı.
Salda gölü kenarında yürüdük ayaklarımızı suya soktuk. Mayolarımızı almak neden aklımıza hiç gelmedi diye de epey hayıflandık.
Salda Gölü'nü de gördük çok şükür. Bana göre şu anda diğer göllerden farklı değil. Daha da gelmem herhalde.
15.15 itibarı ile aracımız Salda Gölü'nden hareket etti.
Uzun uzun rahatsız bir yolculuktan sonra çok şükür çok da trafiğe takılmadan gece 2 civarı Yenibosna'ya indik.
Defne'nin babası bizi karşıladı eve getirdi çok şükür.
Eve gelir gelmez bir dinlenme tesisinden -hangisi unuttum o kadar çok durduk ki- aldığım muhteşem kirazları yedik. Böyle muhteşem kiraz ömrümde bir kaç kere görmüşümdür.
Yolda midemiz bozulur diye ellememiştik.
( Bir kilo kiraz 250 TL)
Sonra da yattık ki gece 03:30 civarı idi.
Bir kaç saat sonra kalktık. Defne kendi okuluna gitmedi. Benimle geldi. Ben de nöbetçi idim ve 8 saat dersim vardı.
Pazartesi biraz zor geçti.
Okul işlerim bu aralar o kadar yoğun ki bu yazıyı ancak bugün bitirebildim.
...
Çok güzel bir hafta sonu geçirdim.
Gezime bayıldım.
Bizim grup hani sürekli söylenen mıy mıy kadınlar var ya seyahatimizle ilgili öyle güzel şeyler yazmışlar ki hem şaşırdım hem de çok duygulandım. Herkes ne kadar güzel bir gezi olduğundan bahsetmiş ki Erman Bey bile yazılanlara şaşkınlığını gizleyemedi.
İyi ki de gitmişim.
Hayatımda çok güzel bir tecrübe, unutamayacağım bir anı oldu.
Defne bile beğendi yani.
İnşallah bir gün kendi arabamla rahat rahat istediğim gibi gezme imkanım da olur.
Jolly Tur Tur ücreti iki kişi 10.000 TL
Gülbirlik Fabrika Satış Mağazası 4.420 TL
Ceviz Ezmeleri 3x190= 570 TL
Afyon Kahvaltı 230 TL
Gülbirlik Kahvaltı 280 TL
Isparta kahvaltı simit 30 TL
Eğirdir Öğle Yemeği Sönmez Kebap 800 TL
Salda Tesisler Öğle Yemeği 810 TL
Isparta Akşam Yemeği Ferah Kebap 1300 TL
Afyon akşam yemeği bisküvi 65 TL
Salda Gölü'nde çay ve kahve 135 TL
Gülbirlik Dondurma 60 TL
Eğirdir Dondurma 100 TL
Afyon Dondurma 205 TL
Sagalassos Gazoz 60 TL
Hatıra Bileklik 160 TL
Çanta 300 TL
TOPLAM: 19.245
31.05.2026 Pazar
Bugün Karaca Otel'den ayrılış saatimiz 09:45.
Sabah otelde bir Van kahvaltısı alacağımız söylendi.