22 Mayıs 2018 Salı

GRACE KELLY'NİN GELİNLİĞİ, EN GÜZEL GELİNLİK...

Malum bu cumartesi Prens Harry ve Meghan Markle'nin düğünü vardı. Sosyal medyada Meghan Markle'nin gelinliği makyajı saçı başı çok konuşuldu.

Meghan Markle'nin gelinliği çoğunluk tarafından beğenilmezken kimileri bu sade
gelinliği çok beğendi.

Ama tarihte gelmiş geçmiş en güzel gelinlik denilince herkesin hem fikir olduğu bir gelinlik var;  Grace Kelly'nin muhteşem gelinliği...



Grace Kelly  1956 yılında Monaco Prensi Rainer ile evlenirken giymiş bu gelinliği.


Bu gelinliğin tasarımını Helen Rose yapmış.

91 metre ham ipek, 23 metre ipek tafta, 274 metre dantel kullanılmış.

Gelinlikte kullanılan danteller 125 yıllık antik Belçika danteli imiş.

Gelinlik için 30 terzi 6 hafta boyunca çalışmış. Sonunda bu muhteşem eser ortaya çıkmış.


Grace Kelly'nin gelinliği bir sanat eseri kabul ediliyor ve aradan yarım asırdan fazla geçmiş olmasına rağmen hâlâ pek çok designera ilham vermeye devam ediyor.










21 Mayıs 2018 Pazartesi

LİNUM BİENNE, DELİ KETEN...

Bugün boş dersimde okulun arka bahçesinde bulunan çayırlık alanda dolaşırken bu bitkileri gördüm. 


Plant-net programım ve internette kısa bir araştırmadan sonra bu otların keten bitkisi olduğunu öğrendim. Deli keten deniyormuş. 



Bir tanesini kopardım bilgisayarın başında google görsellerden bakarak inceleyeyim diye ama daha bilgisayarın başına oturmadan yaprakları dökülüverdi. Öyle narin öyle çıtkırıldım bir bitki.

17 Mayıs 2018 Perşembe

CAM IRMAĞI TAŞ GEMİ, NAZAN BEKİROĞLU...



Nazan Bekiroğlu'nun en sevdiğim kitabı.

Hatta en sevdiğim kitap.

Puan vermem gerekse 100 üzerinden 100 verirdim.

Dönüp dönüp yeniden okuyorum.

Bir roman okur gibi değil bir şiir okur gibi.

Hem o kadar sade hem o kadar derin bir kitap.

Her cümlesi üzerinde uzun uzun durulup okunmalı.

Üzerinde  altı çizili hiçbir cümle olmayan tek kitabım çünkü birinin altını çizersem öbür cümleye  haksızlık olur.

Nazan Bekiroğlu'na bu güzel romanı bize hediye ettiği için teşekkürler...

Bol bol okumalı günler....

15 Mayıs 2018 Salı

SCHRÖNDİNGER'İN KEDİSİ ( KABUS ve RÜYA) ALEV ALATLI...

Su gibi akıp giden,  iki üç günde mutlu mutlu okuyup bitirdiğim Mina Urgan'ın Bir  Dinozorun Anıları ve Bir Dinazorun Gezileri'nden sonra Alev Alatlı'nın birbirinin devamı bu iki kitabını okumaya karar verdim. İlk cilt Kabus eh işte  az buçuk anladım fakat 2. cilt Rüya'yı anlamak hiç kolay değildi. Daha önce de okumuştum bu kitapları ve o zaman da anlamakta çok zorlanmıştım. Aradan neredeyse 15 yıl geçmiş.


Öncelikle bu kitaplar kesinlikle boş kitaplar değil. Okurken ufkunuz açılıyor pek çok şey öğreniyorsunuz. Kitabın her yanı altını çizdiğim cümlelerle dolu.


13 Mayıs 2018 Pazar

POLONEZKÖY TABİAT PARKI...

Uzun zamandır Polonezköy'ü araştırıyor, burayı görmek istiyordum.

Öncelikle mekan araştırmasına girdim.

Kahvaltı için pek çok alternatif varmış. Bir kaç güzel mekan  buldum (internette). Kişi başı kahvaltı 70 tl artı otopark ücretli artı içtiğin su hatta kahvaltı üstüne içtiğin kahve bile fahiş bir fiyatta.

Sevgili eşime durumu anlatınca  o da kusura bakma, ben bir kahvaltıya 150 TL vermem diyince ve ben de hayret bir şey ki ona sonuna kadar hak verince o halde oradaki Tabiat Parkında yürüyüş yapalım  dedim. Orada piknik masaları varmış kahvaltımızı piknik masalarında yapıp yürüyüş parkuruna geçip eve döneriz dedim. Koskoca meşhur  Polonezköy Tabiat Parkında çocuklar için de herhalde bir park bulunur diye düşündüm. Ayrıca Polonezköy'de bir sürü gezilecek görülecek yer varmış.

Böyle güzel hislerle bugün sabah yola çıktık. Polonezköy hem İstanbul'a o kadar da uzak değilmiş. Yaklaşık bir saat sonra oradaydık. Saat 9:30 sularıydı.

İlk izlenim; korkunç kalabalık. Aman Allahım nereye geldik.

İlk olarak tabii ki otopark bulmaya çalıştık. Ama her yer her yer tıklım tıklım... Daracık sokaklar üstüste arabalar.

Kemalin hemen yüzü düştü. Hiç sevmez trafiği kalabalığı böyle yerleri. Nerde bu piknik alanı diye diye söylene söylene nihayet bir otopark bulduk. İnternetten bulduğun yer böyle olur işte  deyip deyip parkettik arabayı. Sırt çantalarımıza en gerekli eşyaları ve birkaç parça kahvaltılık koyup ve termosumuzu da yanımıza alıp çıktık yola.

Polonezköy de her yer kahvaltı yeri. Internetten okuduğum polina stella leonado  ve benim kahvaltıda karar kılıp gidemediğim villa polonez ....İçine girmedik mekanı bilemem ama her yer tıklım tıklım görünüyordu. Her taraf insan her yer araba.

Biz tabiat parkına doğru yola çıktık.  Ben bir yandan tuvalet arıyorum ama yok. Kemal sırt çantasından habire şikayet ediyor bu malzemeleri ne biçim yerleştirmişsin sırtımı acıtıyor diye söyleniyordu. Oysa ki malzemeleri kendi yerleştirmişti.

Sonra termostaki çay sızmış ki benim bunda da hiçbir dahlim yoktu. Kendisi evde doldurdu ve çantaya yerleştirdi hiç ellemedim bile o termosa. Yolun ortasında durdu tüm çantadaki eşyaları fırlattı, çatallar bardaklar havada uçuştu, senin yapacağın işin .... diye bağırdı.

Yarın ilk iş boşanma avukatı bulacağım diye karar verdim.

Ver o çantayı sen benimkini al dedim. Neyse çantaları değiştik. Bu arada o çanta parkur boyunca benim sırtımda idi  hiç de sırtımı acıtmadı.


Tabiat parkına girdik. Her taraf ağaçlık, kuş sesleri, soldan bir de dere akıyor. Bence gayet güzel bir yürüyüş yoluydu.