18 Mart 2017 Cumartesi

GELİŞTİREN ANNE-BABA, DOĞAN CÜCELOĞLU...

     İlk olarak  üniversitede ders kitabı olarak okutulan İnsan ve Davranışı kitabı ile Doğan Cüceloğlu ile tanışmıştım. Sonra Yeniden İnsan İnsana ve İçimizdeki Çocuk kitaplarını okumuştum.. Çok faydalanmıştım bu kitaplardan. Şimdi aradan neredeyse 20 yıl geçti ve bu kitabı aldım.





Doğan Cüceloğlu
Geliştiren Anne-Baba
Remzi Kitapevi - 2016 basım
191 sayfa

     Değerlendirme yapacak olursam;

     Ebeveynler bu kitabı okumalı, içinde çok değerli bilgiler var.


     Bu kitabı okumak bir zaman kaybı değildi. Pek çok şey öğrendim ve öğrendiklerimi hemen uygulamaya başladım ve faydasını da hemen gördüm.  Ama buna benzer çok kitap okuduğum için sanırım kitabı biraz sıkıcı buldum.  Dediğim gibi buna benzer çok kitap okuduğumdan mıdır nedir, hep aynı şeylerden bahsediyormuş gibi geldi bana. Defne ile ilişkimde yanlış yaptığım pek bir şey yokmuş (elhamdülillah)

Altını Çizdiklerim...

* Keşfetmek bir çocuğun en çok zevk aldığı şeydir.

* Çocuğunuzu gerçekten değerli görüyor musunuz.
   Peki, değerli gördüğünüzü ona hissettiriyor musunuz?

* Ona baktığınızda istenene mi istenmeyene mi bakıyorsunuz, çocuk anlar.

* Sevgi anne babanın günlük işlerinden fırsat bulup ara sıra çocuklarına göstermesi gereken lüks bir duygu ve davranış değildir. Bebeğin sağlıklı bir insan olarak büyümesi için elzem bir ruhsal gıdadır.

*Çocuğun davranışlarını değiştirmek anne babanın gücünün dışındadır. Çocuğun davranışını çocuk kendi değiştirebilir.

* Kendini ihmal etmek kendini sevmekten daha büyük bir günahtır.

* Acı gerçek şu ki aile genellikle hayallerin öldürüldüğü yerdir.

* Geliştirmek isteyen anne baba çocuğun davranışına değil kendiyle çocuğu arasındaki ilişkiye önem verir.
























14 Mart 2017 Salı

DEFNE FERAH'IN YENİ KIYAFETLERİ ve OYUNCAKLARI(16)...

     Uzun zamandır Defne Ferah'ın kıyafetlerini oyuncaklarını yayımlamıyordum.

Oysa ki o kadar çabuk büyüyor ki kuzucuklar sürekli kıyafetleri yenileniyor.

 Bazen hiç giydirmeden küçülüveriyor giysileri...

Buradan geçmişteki fotoğraflara baktığımda aaa evet bunu da giydiriyordum aaa bu da vardı gibi  cümleler çıkıyor ağzımdan. Bazı kıyafetlerini unutmuş oluyorum.

 Yeniden Defne'nin kıyafetlerini ve oyuncaklarını bloğumda görmek istediğime karar verdim. 

İşte Defne Ferah'ın son kıyafetleri ve oyuncakları...

Artık bahar geldi. Hafta sonları sabah yürüyüşlerimiz başlar inş. Bu yüzden dışarıda giyebileceği eşofman takımlar aldım.







Bu sızdırmaz akıtmaz suluğu kuzenimde görmüştüm. Hemen Defne'ye de aldım. Keşke daha önce alsaymışım. Hiç su içiremediğim kızım bu son 2 gündür su içiyor.  Hem de hiç yerlere dökmeden maşallah, herkese çok tavsiye ederim. (Gerçekten de hiç sızdırmıyor)



Bunlar da çok beğendiğim yazlık şirin takımlar...


Bu eteğe de bayıldım umarım Defne de çok sever.


Az önce bu pijamaları giydirip yatırdım. O kadar yakıştı ki...


Bunlar da gündelik penyeler...


Bu şortlu takımı da Filiz teyzesi almış, teşekkür ederiz kendisine..


Bu takımı da Ebruş teyzesi ile Hatice teyzesi almış,  teşekkür ederiz kendilerine...



Bu pijama takımlarını, bornozu bir de yastık kılıfını da Osman Dayımız almış. Çok düşüncelisin çok zevklisin. Osman Dayıııı seni çok seviyoruzzzz.











Defne Osman Dayısının aldığı bu pijama takımının şortunu ( yıldızlı olan) o kadar seviyor ki her gün ittir ittir  (giydir) diyor. Biz de her gün ittiriyoruz.



Bu pofuduk takımları ve pantolonu da Hacer Teyzesi almış, teşekkür ederiz..









Anneannesi de memleketten gelirken bize bu atkı bere kaşkol takımını örmüş. Ellerin dert görmesin anneciğim.



Anneciğim memleketten gelince Defneciğimin süeterleri küçülmüş diyerek şipşak bu süeteri de ördü.



Annennesi ile dedesi  kızıma bir de bebek almışlar.



Taa edremitlerden bir de bu bisikleti getirmişler.



Bir de bu pandufla ayakkabıyı almışlar, teşekkürler...



Bu takımı da babaannesi almış, teşekkür ederiz.



 Recep Enişte de bu ayakkabıları yollamış, teşekkür ederiz.




Benim kızım atları çok seviyor. Babası bu atı görünce dayanamamış almış. Defne görünce o kadar mutlu oldu ki yatarken koca atı da yatağa koydurdu öyle uyudu yavru kuşum.


Babası bir de bu çekçeki almış Defne bununla da çok güzel oynadı.


Babası bir de bunu almış ama Defne'nin şimdilik pek ilgisini çekmedi bu oyuncak.



Ben de ŞOK markete ekmek almaya gittiğimde bu dinozoru gördüm çok beğendim, aldım ama kendim oynuyorum. Defne henüz bu vidaları sıkamıyor.



Bunlar da kışın başında almış olduğum takımlar...

Kalın kışlık pantalon



Bunun üstüne giymesi için hırka



Hırkanın içine giymesi için bady






Defne'nin kışlık montu






Dışarıda giymesi için pantalonu




Alt-üst takım


Bunlar da evde giymek için penyeler...




Bu da balıklı pandufu... Bütün kış bu vardı ayacığında.



Bu takımı da pazardan aldık annemle.... Alırken çok tereddüt ettim pazar malı iyi çıkar mı acaba demiştim . Ama çok beğenerek kullandım o kadar rahat ki...
(Yalnız ilk yıkamada dikiş yerlerinden söküldü)



ve bunlar da çıtçıtlı bodyler..


güle güle giysin güle güle oynasın kuzucum...

10 Mart 2017 Cuma

KIRMIZI SAÇLI KADIN...

     Orhan Pamuk'un bir önceki kitabı Kafamda Bir Tuhaflık'ı diğer tüm Orhan Pamuk kitapları gibi merakla hevesle beklemiştim. Basılır basılmaz da almış bir çırpıda okumuştum ama benim için tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Çok sıkılmıştım okurken. Orhan Pamuk hiç yaşamadığı hiç bilmediği fakir hayatını roman yapmasın, saçma oluyor demiştim.

     Kırmızı Saçlı Kadın'dan bir röportajında bahsettiği zaman da bir önceki kitabı yüzünden midir nedir hiç heyecan duymadım. Biraz ön yargılıydım kitaba karşı. Merakla ve hevesle çıkmasını beklediğim bir Orhan Pamuk kitabı değildi.

     Aslında ilk okuduğum Orhan Pamuk kitabı olan Kara Kitap o kadar üst düzey bir romandı ki istemeden diğer tüm kitapları onunla kıyaslıyorum. (Tabii ki hiçbiri ona yaklaşamadı bile.) Benim Adım Kırmızı'yı gayet başarılı buldum beğendim , İstanbul da gayet güzel, Masumiyet Müzesi erkek zihniyetini anlamam açısından faydalı oldu, Kar denilince nedense aklıma Nuri Bilge Ceyhan '' Kış Uykusu'' filmi geliyor -ne alakaysa-  Şiirsel görsel bir şeyler hatırlıyorum o kitapla ilgili. Oysa siyasî bir kitapmış ama o kısmı hiç hatırlamıyorum. Cevdet Bey ve Oğullarını bitirmeyi başaramadım. Oğuz Atay'ın Tutunamayanları gibi ne zaman başlasam bir müddet sonra bırakıyorum. Yeni Hayat'ı millet niye çok sevdi hiç  anlam veremedim. Manzaradan Parçalar, Öteki Renkler, Babamın Bavulu'ndan aklımda pek bişey yok, fazla bir şey  hatırlamıyorum ama olumsuz bir duygu da yok. Ben Bir Ağacım zaten kitaplarından seçtiği makaleler... ( vay be çoğu kitabını  okumuşum kendimle gurur duydum şimdi)
.
.
.

    Böylece eve gelen bir koli kitabın içinde okumaya başladığım en son kitap Kırmızı Saçlı Kadın oldu.

     Okumaya bir başladım, su gibi aktı kitap. Eleştirebileceğim pek çok  yönü olsa da gayet beğendim kitabı. Bir Kara Kitap ya da Benim Adım Kırmızı değil tabii ki.


Bundan sonrası kitaptan alıntılar (spoiler) içerir.



Kapak resmi
Daniel Gabriel Rossetti,  Regina Cordium



     Öncelikle kapak resmini hiç beğenmedim. Daha güzel bir kapak olabilirdi. Açıkçası kırmızı saçlı kadını biz hayal etseydik keşke. Bir sirk çadırı olabilirdi kapakta ya da bir çıkrık ya da daha güzeli Büyük Çekmece taraflarının eski uçsuz bucaksız bir tarla halinde iken fotoğrafı olabilirdi. Ya da arka kapakta bulunan minyatürlerden biri de olabilirdi.

     Başlık da Kırmızı Saçlı Kadın değil de KUYU olsaydı çok daha heyecan verici olurdu. Ya da SÜHRAP da olabilirdi.  Kırmızı Saçlı kadın olunca büyük bir aşk hikayesi bekliyor insan.

     İlk bölümler gayet heyecanlıydı. Belli ki kuyuculuk mesleği ile ilgili çok araştırma yapmış Orhan Pamuk. Mahmut Usta, Cem, kontrole gelen fabrika sahibi eşi çocukları bomboş tarlalar, gökyüzündeki yıldızlar, manzara betimlemeleri karakterler gayet başarılıydı.

     Başlangıçta gerilim gayet yüksekti, her olay gayet mantık çerçevesinde heyecan verici bir şekilde ilerliyordu.

    Son kısım için ise aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Sonraki bölümler çok zorlamaydı. Orhan Pamuk'tan beklenmeyecek kadar beklendik bir son çıktı karşımıza. Tesadüfler tesadüfler... Keşke Cem Mahmut Ustadan hiç haber alamasaydı. Kuyuyu bulsaydı merak içinde kalsaydı. Hatta bir gece gizlice  içine girseydi bir kemik parçası bulma umuduyla... Oralarda kahvelere takılsaydı, konuşulanlara  kulak kabartsaydı acaba Mahmut Ustayla ilgili birşey var mı, araştırmalar yapsaydı ama hiç bulamasaydı çok daha heyecanlı olmaz mıydı?

     Kırmızı saçlı kadın yani Gülcihan'ın son konuşmaları hiç gerçekçi değildi. Hiç tanımadığı bilmediği 17 yaşında bir çocukla kocasınının yokluğunu fırsat bildiği ilk vakitte yatacak kadar hormon denetiminde yaşayan basit bir kadının hikayenin sonuna kurulmasına ve romanı ele geçirmesine sinir oldum. Böyle bir insanın bu kadar incelikli düşünebileceğine hiç ihtimal vermiyorum. Enver gibi bir karakterin bu romanı yazabilme ihtimali de hiç mi hiç yok. Hikayeyi Ayşe den dinleseydik çok daha gerçekçi ve etkili bir son olabilirdi. Hatta Topkapı sarayından arkadaşı Filiz bile yazsa idi daha inandırıcı biri roman olabilirdi...

Yani bu roman bir aşk hikayesi değil.

Kurgu  güzel düşünülmüş, başlangıçta baya özenilmiş uğraşılmış  kitabın sonları ise aceleye gelmiş.

4 Mart 2017 Cumartesi

MÜCELLA NAZAN BEKİROĞLU...

     En sevdiğim Nazan Bekiroğlu kitabı oldu diyemem...

 Eğer yazarını bilmeden okusaydım bu bir Elif Şafak ya da Ayşe Kulin kitabı derdim.

 Herkes okuyabilsin diye sanırım, anlaşılır akıcı sade bir dille yazılmış.

 Kitapta -aradığım ve beklediğim- meşhur Nazan Bekiroğlu sözcük oyunları yoktu.

 Karakterler derinlemesine işlenmemişti, olaylar arasında yeterince bağ kurulamamıştı.

     Ayrıca roman denilince ben orada İstanbul kokusu ararım. İstanbul sokakları, ağaçları, boğaz havası, İstanbul karmaşıklığı, trafiği...  Oysaki bu hikaye Trabzon'da geçiyor, Hiç gitmediğim, hiç bilmediğim bir şehir. Manzaralarına iklimine tamamen yabancıyım, mekanla bağlantı kuramadım, resmi gözümde canlandıramadım.

     Nazan Bekiroğlu'nun  en sevdiğim kitabı olan Cam Irmağı Taş Gemi tadını bulamadım bu kitapta. Ya da İsimle Ateş Arasında ki kadar üzerinde çalışılmış hissi vermedi. Bir Nar Ağacı kadar ya da Bir Yusuf ile Züleyha kadar ruhuma dokunmadı. Olaylar, karakter arası geçiş sağlam değildi. Romandaki karakterler birbirine giriyordu bir müddet sonra, başa dönüp dönüp bu kimdi diye bakma ihtiyacı hissediyordum. Böylece üstünde pek de üzerinde çalışılmış bir roman hissi oluşmadı bende.




     Ama tüm bunlar Mücella'nın etkileyici bir kitap olmadığını göstermez.

Etkilendim. 

     Mücella'nın hayatından etkilendim.

 Mücella karakterinin gerçek olmasından etrafımızda böyle insanlar olduğunu bilmekten etkilendim.
Ayrıca bu kadar sıkıcı bir hayattan evet hayatında farklı yeni  hiç bir şey olmayan sıradan bir ev kızından  bir roman çıkarmış olan Nazan Bekiroğlu' nu da kutlamak isterim.

Nazan Bekiroğlu tarzını az çok bildiğimden kitabın sonuna doğru Mücellanın hayatında bir mucize beklemedim. Sonu şaşırtıcı olmadı benim için.

Bir kaç günde bir ömre şahit olmaktan yorgun düştüm.

     Kırgın kederli bitti Mücellanın hayatı.

Ayrıca yeni nesil bu tip aileleri pek bilmez ve eminim kitabı okuyan gençlerden  pek çoğu ömründe Mücella ve annesi gibi birisi ile tanışmamıştır. Oysaki ben hem yaşım dolayısıyla hem aile yapım dolayısıyla böyle anneler ve kızları tanıdım. Bu yüzden sıkılmadan sonuna kadar okuyabildim. 

 Bu roman beni etkiledi çünkü ben bir Mücella olmak istemiyorum
O kişilerden - hayatı yaşamadan ölenlerden- olmak istemiyorum.

 Hayatı seyretmek değil yaşamak istiyorum . 

İçinde yazılmaya değer, kayda değer bir şeyler olsun hayatımın. 

Tüm bunları hissetmemi sağladığı için kendime bir çeki düzen verme isteği uyandırdığı için bu kitap benim için çok değerli.

***  Bu yazıyı yazarken sen kim oluyorsun da Mücella'nın hayatını yaşanmamış değersiz  buluyorsun dedim. Bir insanın tamamlanması hayatının değerli olması için ile de evlenmeli çoluk çocuğa mı karışmalı bir erkeğin kahrını mı çekmeli bir ömür... Tertemiz evinde sakin huzurlu yaşamış Mücella, hem bir sürü dostu akrabası olmuş. İki yeğenine bir ömür annelik etmiş daha ne olsun. 

Ama sonra neden Mücella'ya acıdığımı neden Mücella gibi olmak istemediğimi anladım. Çünkü Mücella böyle bir hayat istememişti. Annesinin gereksiz sıkması engellemesi yüzünden böyle bir hayata mecbur bırakılmıştı.Kendisi seçmemişti bu hayatı. Yaşlandığında da tamamen tükenmişlik duygusu içine girdi tatmin olmuşluk duygusuna değil. Oysa pek çok kişi deniz manzaralı bahçeli bir evde sessiz sakin huzurlu yaşamak için neler vermez ki . Ama Mücella güzel temiz sakin bir ömür yaşadım, bir sürü arkadaşım dostum oldu demedi '' kendisi hayatını bomboş olarka tanımladı, duvardaki karayemişle birlikte yaşlanan kuruyan bir gül oldum'' dedi. 


24 Şubat 2017 Cuma

BİR MÜSLÜMAN EVRİMCİ OLABİLİR Mİ ? CANER TASLAMAN...

Uzun zamandır neredeyse 2,5 yıldır kitap okuyamıyordum.

Geçenlerde internetten sipariş verdiğimde ve kargo ile kitaplarım kapımda teslim edildiğinde ve o karton kutuyu açarken hissettiğim duygu tarif edilemez bir mutluluktu. 

Uzun zamandır kafamı meşgul eden bir konuydu evrim teorisi. Okuldan ilahiyatçı arkadaşlarıma sorduğumda kesin bir dille reddetmişlerdi.  Ama aklım bu işte bir yanlışlık olduğunu hep söylüyordu. Bu kitap bana çok faydalı oldu, düşüncelerim berraklaştı netleşti.



Kitap DESTEK yayınlarından çıkmış

Ocak 2017 Basım

Arkasında fiyatı 15 TL olarak geçiyor.

175 sayfa



* Gayet okuması kolay, akıcı bir dille yazılmış.

* Bir görüşü dikte etmeye çalışmıyor size seçenekler sunuyor, Kitabı okurken sürekli bir düşünme sorgulama halinde buluyorsunuz kendinizi ki bu benim çok hoşuma gitti.

* Caner Taslamanın ilk okuduğum kitabı ama görünüşe göre son olmayacak.

* Evrim konusunda gayet aydınlandığımı hissediyorum.


Gelelim Kitap ne diyor;

* Evrim teorisinin temel tezleri ve ortaya konulma süreçleri

* Evrim teorisi ve Allah inancına farklı yaklaşımlar

* Evrim teorisi ile ilgili anket sonuçları ( Müslümanların çoğu evrimle inançları arasında bir sorun görmüyorlarmış.-hayret- )

* De ki yeryüzünü gezip dolaşında yaratılışın nasıl başladığını görün'' (Ankebur29)

* Kun fe ye kun  Bir anda mı yaratma süreçle mi yaratma?

* Nuh tufanı küresel miydi evrensel miydi

* Çamurdan yaratılma

* Tek nefisten yaratılış Adem ile Havvadan türeme

* Hz ademin yaratıldığı yer

* Hristiyanlıkta ve İslamiyette evrim teorisine bakış farklılığı

* Kuranda evrim teorisi var mı

* Evrim teorisine karşı teolojik agnostik tavır

* Mucizelere bakış açısı

* Ruh ve beden ilişkisi

* Sosyobiyoloji

* Sosyal Darwinizm ve İslam

gibi konu başlıkları var.



* Bilim ve din denilince çoğu kişinin aklına ilk olarak evrim teorisi gelir.

* En yaygın yanılgılardan biri evrim teorisi ateizm ile ilişkilendirilmesidir.

* Bir Müslüman evrimci olabilir mi ayrı bir sorudur, evrim teorisinin delilleri yeterince güvenilir midir ayrı bir sorudur.

* Hadislerde israiliyyat ve mesihiyyat mevzu hadislerin kaynağıdır.( Yani hadis denilen bazı sözler aslında Yahudilikten ve Hristiyanlıktan geçen rivayetlerdir.)

* Kuran canlıların hangi süreçlerle yaratıldığından bahsetmemiştir.

* Bir Müslüman evrimci olabilir. Kuranı Kerimde yaratılışın nasıl olduğuna dair herhangi bir ayet yoktur.

* Kitapta evrimle ilgili sorulan soruların hepsine de ( en azından benim duyduğum düşündüğüm) cevap var.

Tavsiye ederim.