31 Ekim 2018 Çarşamba

EKİM 2018

Bu ay biraz zor geçti. Bu aralar hem derslerin en yoğun olduğu zaman hem de destekleme kursları başladı. Haftada üç gün okul çıkışında kursum var. Aslında cumartesim bana kalsın diyerek hafta içine almıştım kursları fakat bu bana her gün ses kısıklığı akşamları yerinden kalkamama ve korkunç yorgunluk şeklinde geri döndü. Günde yaklaşık 8 saat ders anlatmış oluyorum ki bir de bunun hazırlığı var. Sadece fotokopi için her hafta en az 2-3 ders saatimi ayırıyorum. Bir de üstüne bu sene okulda evrak işleri eski yıllara göre sanki daha fazla.

Bu sene eski yıllara göre okulda çok daha yorgun hissediyorum kendimi.  Oysaki sadece 21 saat derse giriyorum ama yine de akşama tamamen tükenmiş olarak eve geliyorum. Yaşlandığımdan diyeceğim ama sanki ondan da değil.

Aslında en çok yoran şey kurslarda öğrencilere yardımcı kitap tavsiye edemediğimiz ve kitap aldıramadığımız için tüm yükün benim omuzlarıma binmiş olması. Her kurs için araştırma yapıp onları test tarayıp fotokopi çektirmem. Sürekli fotokopinin başındayım.  Akıllı tahta da yok.Keşke almasaydım kurs diyorum ama sırf öğrencilerime karşı kendimi sorumlu hissettiğim için bu kursları vermek zorunda hissettim. Parası da yerin dibine girsin diyorum şu anda bunları yazarken o kadar yorgunum.

Aslında ben bunları anlatmayacaktım. Nereden geldim ki bu konuya, geçelim....

                                                   ................

Hem havaların soğuması ile soğuk algınlığından kaynaklı halsizlik hem de  Defne'nin tuvalet eğitimini hâlâ  alamamış olması ve dolayısıyla kreşe gidememesi ve dahi benim İstanbul'u gezme hayallerimin suya düşmüş olması ve bundan mütevellit hayal kırıklığına tükenmişlik sendromu da eklenince günler benim için bu aralar çok zor geçti.

Ama yine de ısrarla zorla bir şeyler yapmaya çalıştım.

Bu ayki en güzel şeylerden biri Mozart'ı keşfetmekti.

Hani derler ya; ya Mozartçısındır ya da Beethovencu.  Ağustos ayım Beethoven ayı olduğu için ve ilk olarak hep Beethoven dinlediğim için ve ona alıştığım için Mozart başta beni pek sarmamıştı. Böylece kendimi  Beethovencı olarak görüyordum. Başta Mozarttan hiç mi hiç hoşlanmamıştım. Ama bir dinleyeyim genel kültürüm artsın dedim. Önyargısız dinlemeye başlayınca o kadar hoşuma gitmeye başladı ki artık mutfak işleri ile uğraşmak çamaşır katlamak benim için zevk haline geldi.Çünkü iş yaparken müzik açıyorum. Bu aralar evde Mozart çalıyor. Artık senfonileri de karıştırmıyorum. Üstüne bir de Amadeus diye Mozart'ın hayatını anlatılan bol ödüllü bir film izledim ki gerçekten de mükemmel bir filmdi. Böylece Mozart da en sevdiklerim arasına girdi. Kemal başta kapat şu gıygıyı deyip bağırıp duruyordu evde ama artık o da alıştı biraz, galiba. Artık sadece yeterince  kültürlendinmi karıcığım diyor.  Queen Night Aria'yı ise kaldıracak durumda değil hala. O kadının sesini duydukça kanı çekiliyormuş sinirleri bozuluyormuş.

Bunun dışında her ay bir şiir kitabına yoğunlaşmaya karar verdim. Bu ay Orhan Veliyi seçtim. Önce öyle karışık karışık okuyordum. Sonra baştan sona (aslında şiir böyle okunmaz ama ) bir taradım. Şiirlerin çoğunu da neredeyse ezberledim. Orhan Veli de gayet iyiydi. Hayatıma bir güzellik kattı.

Aöf Felsefe kitaplarımı okuyabilmek onlara yoğunlaşabilmek için yeni bir kitaba başlamadım ama  okulumun ders kitaplarını da okuyamadım. Aman Allahım bu ay hiçbir şey okumadım.

Bunun dışında yeni bir yer keşfetmedim. Ancak Emirgân korusuna gidip sahilinde yürüyüş yaptım. Emirgân Sütiş'te keşkül yedim. Bu arada aklıma gelmişken Emirgân Sütiş'te bir keşkül 17 TL.  Doların yükselişini hiç bu kadar keskin hissetmemiştim ta ki o keşküle kaşık atana dek...

Umarım Kasım ayı benim için çok daha verimli olur.


GİTTİKLERİM

* Emirgan Korusu 06.10.2018 ve
                               27.10.2018


OKUDUKLARIM
-----

AYIN ŞİİR KİTABI

Orhan Veli Tüm Şiirleri


İZLEDİKLERİM

* Amadeus
* Brigt Star

DİNLEDİKLERİM

MOZART

En sevdiklerimden başlayarak yazayım dedim ama karar veremedim. En sevdiklerim bunlar. En çok etkisinde kaldığım ise sanırım Lacrimosa.

* Turkish March
* Symphony No: 40
* Marriage of Figaro
* The Piano Sonata No:16 in C major
* Piano Concerto No:21 Andante
* Symphony No:13
* The Magic Flute Queen of the Night Aria
* Lacrimosa
* Requiem
* Symphony No:25 in G minor



Bu kadar...







20 Ekim 2018 Cumartesi

DEFNE FERAH'IN YENİ KIYAFETLERİ ve OYUNCAKLARI(23)

Anneannesi  kızım için bu bebekleri almış. Çok beğendik. Çok teşekkür ederiz. 


Bu Limon

 Alttaki ise Arçe. 

Bu aralar Defne tüm bebeklerine oyuncaklarına isim koyuyor. Bazıları bildik isimler olsa da çoğu tuhaf tuhaf isimler.


Ebruş teyzesi Defne için bu şirin taçları almış. Teşekkürler...


1 Ekim 2018 Pazartesi

EYLÜL 2018

Bu ay hem okulların açılması hem de Defne Ferah'ın tuvalet eğitimi sebebi ile pek bir şey yapamadan su gibi akıp geçti. 

Bu ay boş kaldığım her vakit çamaşır yıkayarak çamaşır katlayarak sağ sol temizleyerek geçti diyebilirim. 

İlk iki hafta kayınvalidem ve Emriyenin iki kızı bizle idi. Sonraki 2 hafta ise annem ve babam bizimle. 

İşten sonra eve gel yemek yap mutfağı hallet çamaşırları hallet, evdekilerle biraz muhabbet et, Defne ile oyun oyna derken zaten yatma vakti geliyor. Defne uyuduğunda ise her ne kadar uğraşsam da kafamı kaldıramıyorum, resmen sızıyorum.

Yani kısacası entelektüel anlamda pek verimli bir ay değildi. İşten güçten kafamı kaşıyacak vaktim kalmadı. Ancak bu kadar yapabildim.

* GİTTİKLERİM

* Hidiv Kasrı
* Sabancı Öğretmen evi

* OKUDUKLARIM;

* Düşünce Tarihi Orhan Hançerlioğlu
                                Remzi Kitabevi

* Anna Karenina Leo Tolstoy
                                İletişim

* Cimri Moliere


* İZLEDİKLERİM

* Anna Karenina (2012)

* Anna Karenina( 1997)

* Predestination



14 Eylül 2018 Cuma

ANNA KARENİNA, LEV TOLSTOY


Bugün Anna Karenina'yı bitirdim. İletişim yayınlarında tek kitap olarak basılan 1015 sayfalık kitabı okurken tek sıkıldığım yer Nobokov'un Anne Karenina için yazdığı son söz oldu.

Herkesin söylediği gibi Tolstoy'un gelmiş geçmiş en iyi yazarlardan biri.


Şiddetle tavsiye ederim.

13 Eylül 2018 Perşembe

ANG LEE FİLMLERİ

Bu ay (Ağustos2018) uzun zamandır aklımda olan şeyi yaptım; Sevdiğim yönetmenlerin tüm filmlerini izlemek...

Ang Lee ile başladım.

Ang Lee'yi ilk olarak Crouching Tiger Hidden Dragon (Kaplan ve Ejderha)  ile tanıdım. O filmi o kadar sevmiştim ve seviyorum ki her izlediğimde hâlâ etkileniyorum.

Daha sonra Brokeback Mountain'i izleyip bu filmi de etkileyici bulmuştum.

Sence and Sensebility yine 10 numaraydı.

En son olarak da Life of Pi ile zirve yaptı ve Ang Lee benim için en sevdiğim yönetmenlerden biri olma tahtına oturdu.

İste Ang Lee'nin yönettiği ve benim ulaşabildiğim filmler...

En sevdiğimden başlayarak yazayım.

*  Crouching Tiger Hidden Dragon 10/10



Dünyanın en güzel müziğine sahip film. Tan Dun mükemmel bir film müziği yapmış. Hatta bu yazıyı yazarken bir yandan Tan Dun Farewell'i dinliyorum.



Hem görsellik hem konu olarak bu film  beni çok etkiledi.  Çok çok güzel bir film. Aldığı tüm ödülleri hakediyor.

*  Life of Pi 10/10





Mükemmel bir film. Her saniyesi özenle çekilmiş. Keşke sinemada izleseydim.

* Sense and Sensebility 10/10



Harikaydı. İnsanda hiç ağırlık oluşturmayan kuş gibi hafif bir film.


* Brokeback Mountain 10/10



İlk çıktığında sırf Ang Lee filmi olduğu için satın alıp izlemiş, konuyu  garipsemekle birlikte filmi etkileyici bulmuştum.

Geçenlerde yeniden izlediğimde ne kadar mükemmel bir film olduğunu anladım. Görüntüler, doğa çok güzel. Ormanlar nehirler, atlar, koyunlar kuzular... Müzik de harika. Oyunculuk mükemmel.


Homofobik iseniz baştan hiç izlemeyin.  Eşcinsel iki  kovboyun birbirine olan sevgisi anlatılıyor.

* The Wedding Banquet

Ne diyecegimi kaç puan vereceğime karar veremedim. İyi de diyemem kötü de diyemem. Tavsiye de etmem.

* Dikkat Şehvet

Gereksiz cinsellik vardı. Kendisinin iddia ettiği gibi burada sanatsal bir durum da göremedim. Sahneler benim açımdan rahatsız ediciydi. Fimi izlerken sıkıldım ve rahatsız oldum. Bunun dışında yine de boş bir film gibi gelmedi ama bir daha izleyeceğimi ve de kimseye tavsiye edeceğimi sanmıyorum.

* The İce Storm

İç karartıcı idi. Kokuşmuş amerikan aile yapısı tüm çıplaklığı ile verilmişti. Çocuk yaştaki aktristleri görmek istemedigim rollerde oynatmış ki hiç hoşlanmadım. Bu film için zaman kaybı diyemem ama izlemesem daha iyi olurdu yani. Tavsiye etmem.

* Hulk ( 2/10)

Fantastik filmleri çok sevmeme rağmen Hulk hiç hoşuma gitmedi. Tam bir zaman kaybı idi benim için. Ang Lee filmlerinde en berbat olanı bu sanırım.