30 Ekim 2012 Salı

İZMİR'DE YAŞAYIP KÜRDİSTAN KİMLİĞİ TAŞIMAK...

          Bu sefer memleketten dönerken otobüste yol arkadaşım İzmir'de doğmuş büyümüş Mardinli 23 yaşında bir biriydi. Oradan buradan konuşurken bir ara ...

.....      - Biz doğu kürdistanın kurulmasını istiyoruz
ben     -  kürdistan kurulursa senin hayatında ne gibi bir değişiklik olacak?
....      -  Kimliğimizi kazanmış olacağız..
ben     - Kimlik kazanmak derken?
....      - Kimliğimiz yok bizim..
ben     - Kimlik derken neyi kastediyorsun?
....       - Kimliğimde Türk yazıyor oysa ben kürdüm
kimliğimi çıkardım.. gösterdim..
ben     -  Neresinden rahatsız oluyorsun bu kartın?
....      - Bak burada Türk bayrağı var biz burada kürdistan bayrağı istiyoruz
ben    - Gerçekten öğrenmek için soruyorum.. Diyelim ki küdistan kuruldu sana da kürt bayraklı bir kimlik verdiler o zaman bütün sorunlar çözülmüş oluyor mu? Kimliğini kazanmış  mı oluyorsun?
....     - Evet o zaman bütün bu savaş bitecek.  Doğu kürdistan kurulacak biz öyle istiyoruz.
ben   - Doğu kürdistan???
....    - Evet Türkiye'nin doğusu
ben   - Peki batı kürdistan neresi ?
.....   - Türkiye'nin geri kalanı
ben   - Peki sen doğma büyüme izmirliymişsin.. Bütün hayatın,  arkadaşların İzmir'de .. İşini gücünü bırakıp Mardin'e taşınacak mısın?
...     - Tabii ki hayır

( Hatun batı kürdistanda yaşama hayalleri kuruyor anlaşıldı)

...  Herkesin bir ülkesi var arapların kendi ülkeleri var biz de bir kimlik istiyoruz...
ben   - Yani tüm sorun kimliğinde bir bayrak ve taşınmasan da yaşamasan da uzakta bir kürdistan devletinini kurulmuş olması öyle mi
....   - evet o zaman gençlerimiz ölmezler dağdan inerler..
ben   - Peki sen az önce sevdiğin aşık olduğun adamın Şemdinli'de askerlik yaparken her gün Yasin okuyup üflediğini her gün Allah'a onu koruması için yalvardığını söyledin ... Dağdaki teröristler için neden gençlerimiz deyip sahipleniyorsun..
....    - Kan dökmeden bir şey elde edilemiyor çünkü..
ben   - Peki sevdiğin adam o teröristler tarafından öldürülebilirdi, şehit olabilirdi.. hiç düşünmüyor musun ?
...       -  O ölen askerlerin hiçbiri şehit değil kendi kardeşlerini  öldürüyorlar. Gavur öldürürsen şehit olursun bir de o askerlerin babaları vatan sağolsun diyorlar ya nefret ediyorum o cümleden, sinir oluyorum.
ben    - O teröristler öldürdükleri her insan için Allah katında yargılanacaklar...  Masum çoluk çocuğun katili oldular...Hepsi için ayrı ayrı hesap verecekler .. Hem o Mehmetçik  masum insana saldırmıyor .. Kendine namlu doğrultmuş olana cevap veriyor.
....    
( evet katlettiler katil onlar diyemedi . masum vatandaştan ne istediler, diyemedi... Ağzından dahi kaçırmadı. Anladım ki bu insanlara  2- 3 klişe cümle ezberletmişler,  kürt kimliği demişler ama bunların kimlikten tek anladıkları tek şey cüzdanlarında taşıdıkları kart  )
       Okulda bir öğrencim nevroz kutlamalarında taşkınlık yapmış nezarete atılmış, Gururlu gururlu hocam ben dün geceyi nezarethane  geçirdim dedi .. Ben de 'evladım sen daha 9. sınıf öğrencisisin önce kendini düşünsene neden geleceğini  mahvediyorsun, sicilini kirletiyorsun'   - hocam ben kürdüm     - ee nolmuş ben de türküm sen kürtsün ne oluyor yani         - hocam ben kürdüm benim bir geleceğim yok         - neden yokmuş         - ...               cevap yok ... çocuğa öğretmişler sen kürtsün bir geleceğin yok,  altı bomboş ...sorsan bu düşmanlık neden  2 cümle söyleyemez....

 
      Mardin'e yaklaşırken kurak ağaçsız  dümdüz  araziler aralarında kerpiçten çirkin köyler gördük.. Yanımdaki bak bu köylere bir de İzmir'in köylerini düşün dedi .

         ( Tabii doğu kürdistan kurulunca bu köylerden bir anda su fışkıracak, şu  topraksız taştan araziler bir anda verimli topraklara dönüşüverecek, bir anda devasa çınar ağaçları boy gösterecek, çöl fırtınaları her yeri kuma  boğmayacak,  toprak ağaları artık kürdistan kuruldu alın  topraklarım fazla bana alın  yarısı da  sizin hakkınız, sizin olsun deyip bu vatandaşları hemen toprak bağ bahçe sahibi yapacaklar..Aman kürdistan kuruldu deyip bu uçsuz bucaksız  yol geçmez kervan geçmez köyler bir anda ihya oluverecek, plazalar fışkıracak bu köyden,  gerizekalı...  ) demek istedim de 24 saatlik bir yoculuktan sonra artık konuşacak halim yoktu, sustum,  zaten anlamıyorlar..











23 Ekim 2012 Salı

BURASI MARDİN DEDİM BAŞIMA İŞ AÇMADIM...

Evet korktuğum sürücü sınavı  da geldi geçti... O gün çok gergindim ... Okulun önü sınava girecek olan adaylarla doluydu...Hepsi erkek ve hepsinin elinde sigara.. Her yerde sigara içiliyor ama Mardin'de herkes ama herkes çoluk çocuk kadın erkek herkes çok fazla sigara  içiyor... Her yer (müdür yardımcıları odaları dahil)  leş gibi sigara kokuyor... Yani asansörde bile içiyorlar anlayın... ( Bir keresinde asansörde sigara içen kelli felli bıyıklı adama -iki dakika sabredemediniz mi beyefendi- dedim o da  sesini benden çok  çıkararak bu asansörde fan var dedi ... bu kadar yani...)

Okula girdim... Tabi dumansız hava sahası Mardin'de  işlemediğinden okulun içi de fosur fosur sigara içenlerle doluydu... Baştan işi sıkı tutayım dedim ...Mahkeme duvarı gibi bir suratla çıktım karşılarına...  15 gün önce polis telefon çetesini çökertmiş de kimsenin telefonuna mesaj falan gelmedi  ... Şükürler olsun ki benim salonda kopya teşebbüsleri olmadı... Sadece son dakikalarda kopya çekme girişiminde bulundular; mahkeme duvarı suratım devreye girdi, vazgeçtiler .. Bir de son dakikalarda  adını resim çizer gibi yazan (okuma yazma yok) soruları okumadan cevapları işaretleyen  bir aday saçma sapan bir bahane buldu ; bağırdı, çağırdı, olay çıkarttı, beni tehdit etti...  Saçma sapan bir şeydi  işte bir de onunla uğraşmak zorunda kaldım

Sınav süresince herhangi başka önemli  bir sorunla karşılaşmadığım için bir gün önce girdiğim post yüzünden vicdan azabı çekmeye başladım, öğrencilerimin gülümseyen yüzleri aklıma geldi,  haksızlık yaptığımı düşündüm... Hatta sınavdan sonra ilk iş olarak Mardinlilerden özür dilemeye karar verdim... Ama sınav bitimine  10 dakika kala gördüklerim yüzünden vazgeçtim..

Tam sınıfımın çaprazındaki sınıfta  -kapıda durduğumda içerisi görünüyor-  soruları kolektif bir şekilde hep beraber cevapladıklarını  gördüm .. Hatta öğretmenlerden biri adayın cevap kağıdını almış kendisi çözüyordu... Ben de o sınıfın kapısına gittim özellikle dik dik baktım, gözetmen panikledi, salon başkanı pala bıyıklı olansa ne var ne bakıyorsun diye o da bana dik dik  baktı ...  Hep duyardım doğuda sınavlarda öğretmenler soruların cevaplarını veriyormuş diye artık inanıyorum... Vermişlerdir...  Gözlerimle gördüm...   Okul  başkanı olan müdüre gittim - başıma iş almayacaksam size bir ihbarda bulunmak istiyorum- dedim olayı anlattım dilekçe veya yazılı bir belge vermedim . Dolayısıyla hiçbir şey de olmadı.. Burası Mardin dedim başıma iş açmadım yani...










19 Ekim 2012 Cuma

BURASI MARDİN... BAŞINA İŞ AÇMA...

          Çok karmaşık duygular içindeyim... Aslında günüm çok güzel başladı... Birkaç gün önce müdür yardımcısı öğrencilerin benden çok memnun olduğunu söylemişti ve  bugün de okulun rehber hocası öğrencilerin beni çok sevdiğini söyledi... 14 yıllık eğitim hayatımda ilk kez oluyor bu :) ... (özel ders öğrencilerimi ve velilerini hariç tutuyorum)   8 yıl boyunca özel okullarda canımı dişime taktım uğraştım durdum ama hak ettiğim cümleleri idarecilerden hiç duyamadım... Hatta işsiz kalıpta özel ders vermeye başladığım ilk yıl bir öğrencim sınavda kimyayı fullemiş.  LYS sınavından sonra beni arayıp ' Allah razı olsun hocam sayenizde kimya sorularının hepsini doğru yaptım ' dediğinde  hüngür hüngür ağlamıştım... Hayatımda ilk kez bir öğrencim bana teşekkür etmişti...  İyi ki de 8 yıllık kolej hayatından sonra işsiz kalmışım...  4 yıllık özel ders hayatımda psikolojim düzeldi,  kendime geldim... Bir öğretmen için o kadar önemli ki bu cümleler...  yaptığının karşılığını görmesi, takdir edilmesi.. Mardin'de Kasımiye Medresesi var , meşhur... Orada hocaların ders verdiği odalara açılan kapılar insan boyundan daha küçük. Çünkü edepsiz bir öğrenci olur da  hocanın karşısına eğilmeden girer diye bilerek küçük yapmışlar kapıları.. Bir zamanlar bu kadar değer verilirmiş öğretmenlere...

          Her neyse mutlu mutlu eve dönerken ekmek almaya bizim evin yanındaki bakkala gittim ..Tam paranın üstünü beklerken pat küt sesler duydum ... Arkamı döndüğümde gördüm ki  bir adam küçücük el kadar çocuğu dövüyor... ağzına burnuna yumruklarını  indiriyor... Dondum kaldım ...Sonra koştum çocuğu adamın elinden aldım... ' ne yapıyorsunuz ' diye bağırmaya başladım ...  Gençten bir adam... Babası olduğunu söyledi... Belli.... Küçük yaşta evlendirilmiş hemen de çoluk çocuğa karışmış...  O an çocuk arkamda tir tir titrerken, eteklerime sarılmış ağlarken , babasından saklanırken çok şey söylemek istedim o adama ' el kadar çocuktan ne istiyorsun, hak etmiyorsunuz baba olmayı, bekle 10 yıl daha güç yetirebilirsin bu çocuğa,  umarım aynı dayağı sana da atarlar bir gün, o minicik çocuğu nasıl tir tir titrettiysen Allah da seni aynı konuma getirsin sen de tir tir titre... ' ve daha pek çok şey söylemek istedim. Ama içimden başka bir ses o adamın elinden çocuğu alırken ' dikkat et , bu topraklarda insan hayatı çok ucuz.. Her gün görüyorsun her gün haberlerde izliyorsun... dikkat et ' diyordu... Sadece ters ters bakmakla yetindim (malesef)  Eve geldim saatlerce elim ayağım titredi...
         Ayrıca yarın istemediğim halde sürücülük sınavı için gözetmenlik vermişler... Bugün arkadaşlar uyardı.. Kopya çekerlerse (cep telefonlarına cevaplar mesaj olarak geliyormuş ) görmezden gel dediler... Burası Mardin, başına iş açma  dediler.... Şimdiden çok gerildim, ben görmezden gelemem ki ...  Nefret ediyorum başıboşluktan, vurdumduymazlıktan,  kuralların işlememesinden,  birilerinin konuşması ile iş yapılmasından...  Mardin'e gelince anladım ki (ya da MEB'e geçince  hangisinden kaynaklanıyor henüz bilemiyorum)  gerçekten de ben memur tipi bir insan değilmişim... Salla başını al maaşını beni korkunç derecede yıpratıyor ...Resmen ruhum kirlendi burada ... Meğer ben ciddi ciddi  medeni ve batılı bir insanmışım da haberim yokmuş... İstanbul' da  boğaza karşı kahve yudumlarken arkadaşlarla  doğu hakkında ahkam keserken, hükumetin doğu  politikalarını eleştirirken, askerin polisin yaptıklarını kritik ederken meğer  ne kadar da boş boş konuşuyormuşum ,saçmalıyormuşum; bizim topraklarımız... bizim değerlerimiz... bizim bağlarımız.. bizim insanlarımız.... Hiç de Mahsun' un filmlerindeki gibi değilmiş  buralarda hayat ... Dürüstlük, helal rızk, kul hakkı  ara bulabilirsen... Nefret ettim buradaki yaşamdan.. Meğerse ben hiç mi hiç sevmiyormuşum Anadolu'da ki yaşantıyı.... Ben hiç de sevmiyormuşum meğerse aile bağlarını, aşiretleri... Her şeye karışılmasını, ricalarla torpillerle iş yapılmasını... Hani 9 aydır uğraşıyorum gayret gösteriyorum burayı sevmek için ama her gün saçma sapan bir olay yaşıyorum... Ben sevmeye çalıştıkça burada bir b*k yok boşuna uğraşma diye nefret etmem için sanki ellerinden geleni yapıyorlar...  Hasret kaldım insanca yaşamaya... Haksızlığa uğradığımı hissetmemeye... ( Mardinli arkadaşlarım dostlarım ne olur üstlerine alınmasınlar, burada yaşamışlarsa ne demek istediğimi benden iyi anlarlar; çok dertliyim çok)
          Artık İstanbul'da geçen diziler izliyorum... Bir zamanlar ben de buralarda yürüyordum ben de buralarda oturmuş balık yemiştim, çay içmiştim demek için ... İstanbul'a gittiğimde yaşlı başlı güngörmüş bir çınar görsem sarılacağım hiç kimseye aldırmadan ... Bir banka oturup saatlerce suya bakacağım... Yağmur yağdığında altında sonuna kadar ıslanıcam  .... O kadar hasretim maviye...yeşile...yağmura....  Her sabah kahvaltı yaparken fatih portakalı izliyorum sırf arka fonda kıyıya dalgalar vuruyor ya işte o dalgaları seyredebilmek için...o derece yani...



15 Ekim 2012 Pazartesi

NAR AĞACI...

          Bugün çok mutluyum çünkü bugün  hem internetime kavuştum hem de  bilgisayarıma format attırdım... Ayrıca bugün pazar... Sabah taze ekmek,  taze çay ve  gazetemle güzel bir kahvaltı ... Ders notlarım hazır... Yarın giyeceğim kıyafetlerim hazır... Evimi temizledim... Çamaşırlarımı yıkadım, ütüledim... Alışverişimi yaptım... Sonra  Mardin sokaklarını turladım...Hem hava da nihayet biraz ferahlamış- gezerken pişmedim -... Ev sahibimle görüştüm sorunlarımın bir kısmını hiç sinirlenmeden anlatabildim... Ayrıca  akşam eve gelirken bir dilim pasta  aldım... Güzel bir çay demledim...   Bugün İstanbul'da boğazda kahvaltı yapamadım ya da Sarıyer sahillerinde turlayamadım... Yavuz Selimden Haliç'e bakamadım  ya da ne bileyim Taksimde kalabalıklara karışamadım, Eminönü'nde balık ekmek yiyemedim, Kuzguncukta banklara oturup gelen geçen gemileri seyredemedim....  Mardin'de yapabileceklerimin en iyisini yapmaya çalıştım...

Ve şimdi günün en güzel kısmı başlıyor;  Nazan Bekiroğlu'nun Nar Ağacını okuyacağım ...






           İlk izlenim;
           kırmızı nar ağacı yazısının kabartmalı olması, ele gelmesi hoşuma gitti.(tabii resimden anlaşılmıyor dokunmanız gerek)  Kitabın altındaki işleme fotoğrafı  gayet güzel ve ilgi çekici... Bunun haricinde kapak resmi ve fotoğraf bana itici geldi . Ayrıca ilk yüz bin yazısı ya da başka kitaplarda olan kapakta bilmem kaçıncı baskı  bana çok itici geliyor...  Kitabın fiyatı 22,5 TL ama ben öğretmen indirimiyle 18,5 tl ye aldım..




14 Ekim 2012 Pazar

Sonunda yeniden internetteyim...

Nihayet internetime kavuştum... Dile kolay Mardine geldiğimden beri yani şubat ayından beri bağlanma sorunu yaşıyordum...  Artık sonunda yeniden web' deyim .. Hoşgeldim...