ŞİİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ŞİİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4/01/2025

KAVAK YELLERİ

 



Delilik biliyorum, senle olmak delilik

Takılıp kaldım, karşı koymam imkansız

Yaşanan yıllarım senden çok daha fazla

Hüzünlerim alır gider sevinçlerimi


İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri

Sende daha yeni yeni kavak yelleri


Doğrusu yanlışı ağrısı sancısı ne varsa yaşanacak

Gözyaşı ayrılık pişmanlık dargınlık hepsi benim olacak


Al beni, sarıl bana 

Beni koru kollarında


 

Korkuyorum...



İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri

Sende daha yeni yeni kavak yelleri


Kaçmayı çok denedim ansızın bu sevgiden

Kaç kere yenik düştüm istemeyin bunu benden

Sarhoş tutkularım koynumda ben bir deli

İş işten geçti artık dönemem geri


İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri

Sende daha yeni yeni kavak yelleri


Besteciler: Nilüfer Yumlu / Ülkü Aker / Buğra Uğur

3/28/2025

ZİYA PAŞA


Seyretti hava üzre denir taht-ı Süleyman

Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde

                                                     Ziya Paşa

3/27/2025

RİNDLERİN AKŞAMI

 



Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç.

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç.

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile

Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan

Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan

Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.

Guruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,

Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!

Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül.

7/02/2019

ZAMAN KIRINTILARI

ZAMAN KIRINTILARI

Biz, zaman kırıntıları,
Zaman sinekleri,
Tozlu camlarında günlerin sessiz kanat çırpanlar
Ve lüzumsuz görenler artık
Bu aydınlıkta kendi gölgelerini!
Sanki siyah, simsiyah taşlar içinde
Siyah, simsiyah kovuklarda yaşadık biz,
Sanki hiç görmedik birbirimizi,
Sanki hiç tanışmadık!

Dünya bize öyle kapattı kendisini…
Neye yarar hatırlamak,
Neye yarar bu cılız ışıklı bahçelerde
Hatırlamak geçmiş şeyleri,
Bu beyhude akşam bahçesinde
Kapanırken üstümüze böyle
Zaman çemberi
Hatırlıyor yetmez mi
Güneşe uzanan ellerimiz!

Aynalar sonsuz boşluğa
Çoktan salıverdi çehremizi,
Yüzüyoruz,
İpi kopmuş uçurtmalar gibi.
Biz uzak seyircisi bu aydınlık oyunun,
Birdenbire bulanlar içlerinde
Gülüncün sırrını,
Ne kadar benziyoruz şimdi,
Aynı tezgâhtan çıkmış testilere
Bir şey, bir şey kaldırdı bütün ayrılıkları!

Baksak aynalara
Tanır mıyız kendimizi,
Tanır mıyız bu kaskatı
Bu zalim inkârın arasından
Sevdiklerimizi.

Ben zamanı gördüm,
İçimde ve dışımda sessiz çalışıyordu,
Bir mezar böyle kazılırdı ancak,
Yıldırımsız ve baltasız,
Bir orman böyle devrildi!
Ben zamanı gördüm,
Kaç bakışta bozdu hayalimi,
Ve kaç düşüncede!
Ben zamanı gördüm,
Şimşek gibi bir ânın uçurumunda.

Kim tanır bizi şimdiden sonra,
Aydınlığı kıt gecemize
Misafir olanlardan başka;
Kuru tahta üstünde bizimle
Paylaşanlar günlerimizi
Ve benim gözlerimle bakanlar güneşe
Ancak tanır bizi
Mor çemberlerin uçuştuğu akşam sularından!
Akşamın tek bir ağaç gibi
Dal budak saldığı sular
Çocukluk rüyalarının bahçesi!
Sakın kimse el sürmesin dallara,
Yapraklar, meyveler olduğu gibi kalsın
Benim uykum boyunca!

Ben zamanı gördüm,
Devrilmiş sütunları arasından
Çok eski bir sarayın
Alnında mor salkımlar vardı
Ve ilâhlar kadar güzeldi.
Uçmak için kanatlanmayı bekleyen
Yavru kuş gibi doğduğu kayada
Ben zamanı gördüm
Çırpınırken avuçlarımda.

Bak martılar kanat çırpıyor sana
Bir rüyadan kopmuş gibi bembeyaz
Yelkovan kuşları yalıyor suyu,
Sen ki bakışından yumuşak bir yaz
Gülümser en yeşil gecesinden
Ve sesin durmadan, durmadan örer,
Yıldız yosunu bir uykuyu…
Bak, martılar kanat çırpıyor sana.

Süzülen yelkenler var enginde,
Dalgalar var, güneş var.
Güneş ayna ayna, güneş pul pul
Güneş saçlarınla oynar
Omzundan tutar giydirir seni,
Sırtında tül olur belinde kemer
Boynunda inci
Ve dişlerinin zâlim çocuk sevinci
Birden Tanrılaşırsın genç adımlarında
Mevsimler önünde çözer yükünü
Bahçeler yığılır eteklerine!
Rüya ile
Hayal arasında
Hayal ile
Hakikat arasında
Yalnız sen varsın!
Gece ile
Gündüz arasında
Güneşle
Göz arasında
Yalnız sen varsın!

Niçin sen yaratmadın bu dünyayı?
Ellerinin mesut işaretlerinden
Daha güzel doğardı eşya!
Daha zengin olurdu aydınlık
Kendi karanlığından çağırsaydı sesin,
Sular başka türlü akardı
Sert kayalardan göklere doğru
Büyük, mavi, aydınlık sular!

Eğilme sakın üstüne
Kendi yeşilinde boğulmuş havuzların,
Ve bırakma saçlarını tarasın rüzgâr,
Durmadan çukurlaşan bu aynada!
Bilinmez hangi uzaklara götürür seni
Dudak dudağa öpüştüğün hayal!
Sokma güneşle arana,
İmkânsızın parıltısını!
Ve tanımadan, hiç tanımadan sev insanları!
Değişmenin ebedî olduğu yerde
Güzeldir hayat!

Ne kadar uzak, uzak
Yollardan gelir bize
Ve çok yabancı bir şey gibi sevinçlerimiz,
Keder durmadan çiçek açar içimizde.
Ne çıkar unuttuk hepsini!

Biz ki boş yere gerilmişiz anladık artık,
Yıldızların amansız çarkına
Ve boş yere sızlamış kemiklerimiz,
Bilmiyoruz şimdi, mevsim yaz mı, bahar mı
Bahçelerde hâlâ güller açar mı,
Bilmiyoruz, kadınlar, kızlar,
Şarkılar masallar var mı?
Gece ile gündüz,
Acıdan kaskatı kesilmiş yüz,
Uykusuzluktan harap göz,
Öpüşen dudaklar,
Çözülmeye razı olmayan eller var mı?
Ayrılık var mı gurbet var mı?
Biz beyhude yere gecikenler,
Çoktan bitmiş bir yolun ucunda
Bilmiyoruz şimdi ıssız gecede
Ne yapar ne eder,
Gidip de gelmeyenler,
Beyhude bekleyenler!
Biz ayın çıplak arsasında
Savrulan zaman kırıntıları.

Nereden bilelim bunları!
Ahmet Hamdi Tanpınar
( 1901 – 1962 )

6/13/2019

MONA ROZA

Mona Roza

Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek... Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki ben Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki ben Mona Roza bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Bir gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Altın bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki can verir bir gülümsesen Bir tüy ki kapalı gece ve güne Altın bilezikler o kokulu ten Mona Roza siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Aaahhh! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza siyah güller, ak güller Sezai Karakoç

4/04/2019

ÇİLE, NECİP FAZIL

Buraya ara sıra  beğendiğim kitapları yazıyorum. Başucu şiir kitabım olan Çile'yi yazmayı ise hiç düşünmedim. Onun eşsiz güzelliğini anlatabilmek imkansız  olduğundan beynim direk bu seçeneği  elemiş. Fakat burada yine çok  sevdiğim  yazarlardan biri olan Ahmet Arif ile ilgili yazımın çok  fazla tıklandığını görünce Çile'yi yazmamak Necip  Fazıl'a ihanet oluyor gibi geldi.

Nerden başlasam ne yazsam bilemiyorum. Çile'den bir kaç şiir  seçtim. Her şiiri ayrı bir güzel. Bana göre gelmiş  geçmiş en iyi söz  ustalarından biri. Şiirlerini okumaya  doyum olmaz. Özellikle de vefatına yakın dönemde yazdığı şiirler nefes kesicidir.

Necip Fazıl'la ilk tanışmam 11. Sınıfta olmuştu. O zaman Erzincan depremi olmuş, sınıfımıza depremden kurtulan 3 kişiyi yerleştirmişlerdi. Sınıfa yepyeni taze bir nefes olmuşlardı. Bizim sınıf, öğretmenlerin  ağlayarak çıktığı, bir giren öğretmeni bir daha görmediğimiz, gelenlerinde yaka silktiği berbat bir sınıftı.  

Günübirlik yaşayan hiçbir yüce  amacı olmayan hababam sınıfımıza ağırbaşlı  idealist ahlak timsali  3 vakur öğrencinin gelmesi ile sınıfın tüm havası değişmişti. 

İşte onlardan birisi ile bir gün konuşurken şiirden hiç hoşlanmadığımı söylemiştim. O da Necip Fazıl'dan bahsetmişti. Benim hiç duymadığımı bilmediğimi anlayınca çok şaşırmış  bir kaç  şiirini  okumuştu. Sonra üşenmemiş sayfalarca  Necip  Fazıl şiirinin
yazılı olduğu  kağıtlar vermişti . O kadar çok şiir vardı ki çok emek verip hazırladığı belliydi. Sırf  verilen emek zayi omasın diye bu küçük defterin her bir satırını okumuş  Necip Fazıl'a hayran kalmıştım. Benim edebiyat dersi dışında ilk okudum şair Necip  Fazıl'dır.  Bu arada bana  Necip Fazıl' ı kazandıran Murat Erdem'e çok teşekkür  ederim.  Şunu da belirtmeliyim ki Murat'la aramızda arkadaşlık dışında  hiçbir  gönül  iliskisi yoktu. Sırf  örnek  olacak bir dava adamını  göstermek için  çaba harcamıştı. O 10-15 sayfayı yıllarca  hatta onyıllarca diyeyim sakladım. Ara ara açıp bakıyordum. Şimdi neredeler hiç bilmiyorum. Ben de şimdi onun hatırasına bu yazıyı yazıyorum. Umarım bir kişi bile olsa ben de birilerine Necip Fazılı tanıtmış  olurum.

Bol şiirli  günler...



2/12/2019

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM, AHMED ARİF

Benim bloğumda en çok okuduğum her seferinde daha da hayran olduğum en sevdiklerimden olan şair; Ahmed Arif'e bir yazı ayırmasaydım, olmazdı.

 Buraya bir sürü şey yazdım sildim, yazdım sildim baktım olmayacak en iyisi onun şiirlerine kendimi bırakayım.




8/20/2015

AVLUDA OTURAN ŞİZOFRENLER...



AVLUDA OTURAN ŞİZOFRENLER

Bir daha giymemek üzre
devirip taçlarını
şuuraltında,
karanlıkta oturuyor küskün krallar.

Bunların ruhlarına ne olmuş?
Kartallar delip göğüslerini
yedi kat göğe mi çıkarmış?

Burada ayaklarına keçe
bağlamış şimdiki zaman
ki uyuyan geçmiş uyanmasın:
suyun başındaki dev,
bin başlı ejderha,
kapıyı tutan gardiyan.

Kiremitler birbirine nasıl
aktarırsa yağmur suyunu
onlar da öyle aktarıyor
-kendilerinden bir şey katmadan-
yüzlerine, içlerine yağan
ve artık onların olmayan hüznü:

Kimseyle konuşulmayacak kadar,
tanrıyla konuşulmayacak kadar dipte,
derinde kalan şeylerin hüznü.

Kaderin çöküp tortulandığı,
meleklerin, şeytanların dolaşmadığı,
ışığın ve düşüncenin ulaşmadığı yerler...
Usun ve ruhun dibi
serin ve tozlu bilinmezlik:
bazen boğulmuş bir çığlık,
çözülüp gitmiş bir maske,
bazen bir hançer
(kötü huylu bir yarada paslanan)
ya da bir kemik
(vicdanın eritemediği)
salına salına iniyor aşağı,
tozutarak
(dipte uyuyan) zaman'ı
sonra her şeyi,
her şeyi yeniden örtüyor balçık.

Cahit Koytak