22 Kasım 2011 Salı

SABAHTAN AKŞAMA ROMAN OKUMAK

Karanlık kış günlerinde evde yapılacak en güzel şey şöyle sıcak bir fincan çay eşliğinde sessiz sakin kitap okumaktır. Bugünlerde havayı çok soğuk bulduğumdan ( Aslında o kadar da soğuk değil İstanbul; ben üşüyorum)  evde boş zamanlarımı tembellik yaparak, sabahtan akşama roman okuyarak geçiriyorum; Anna Karenina ... Gerçekten de  gelmiş geçmiş en güzel romanlardan biriymiş.

     
Bunlar da yeni aldığım kitaplar... Nun masallarını aldığım gün okudum, diğerlerini de yatmadan önce karıştırıyorum.


  
 Aynı zamanda Marmara Üniversitesi İlahiyat yayınlarından Kuranı Kerim meali aldım. Onu da sindire sindire okumaya çalışıyorum...


11 Ekim 2011 Salı

SÜLEYMANİYE GEZİSİ (10.10.2011)

     Bu sabah tüm olumsuz hava koşullarına rağmen çok sevdiğim bir arkadaşımla Süleymaniyeye gittik... Geçmiş  yıllarda olsaydı böyle bir  havada asla...  Ama arkadaşım sabah aradı ben de tereddütsüz gitmeyi  kabul  ettim( Hiçbir fırsatı kaçırmayacağıma dair kendime söz vermiştim )   İyi ki de gitmişim...  İstanbul yağmur yağarken de çok güzel...Uzun zamandır görmediğiniz bir dostla bir çift kelam etmek de...



6 Ekim 2011 Perşembe

AYASOFYA GEZİSİ (06.10.2011)

Perşembe günü benim boş günüm. Her fırsatta gezme kararım ( KARAR1) sebebiyle daha haftanın başından bugün için gezi planları yapıyorum. Bu hafta Sultanahmet'e gitmeye karar vermiştim. Sabah uyandığımda her zaman ki mazaretler başıma üşüşmeye başladılar. 'Evde otur dinlen 'dedim kendime önce, geçen Cihangir gezisinden kalma ayak ağrılarım çok artmıştı (Cihangir merdivenlerini bilenler ayaklarımın neden ağrıdığını çok iyi anlayabilir)  Sonra 'ev çok battı otur temizlik yap' dedim ama pazar günleri dışında temizlik yapmak yok kararımca bundan da vazgeçtim. Böylece küçük bir kahvaltıdan sonra attım kendimi dışarıya. Her ne kadar İstanbul'un kurtuluşu nedeniyle trafik keşmekeşinden dolayı 3 saatte Sultanahmet'e varsam da bugünü güzel geçirmeye kararlıydım.

Önce Firuzağa Camii' nden bahsedeyim. Firuzağa Camii tramvay durağının tam karşısında kalır. Meydanın en eski camilerinden biridir. Küçük ama çok şirin  bir bahçesi vardır. Tuvaletleri tertemiz ve de ücretsizdir (ama temizliğinden dolayı hep fazla fazla bahşiş atarım yine de) Caminin içi tenha ve huzur dolu olması hasebiyle namaz kılmak için büyük camilerden çok daha idealdir.

Firuzağa'dan sonra Sultanahmet Camii'sine geçtim. Camiyi zaten herkes bilir o yüzden anlatmıyorum. Sadece herkesin bilmediği bir şey aktarmak istiyorum. I. Ahmet'ten önceki padişahlar fetihlerden döndüklerinde kendilerine geçen payla yani kendi keselerinden camiilerini ve de diğer hayırlarını yaptırmışlardır. İlk kez I. Ahmet kendi kesesinden değil de devletin parasıyla bir camii yaptırır ( bizim Sultanahmet Camisi yani) Halk ta bunu protesto eder ve bu camide namaz kılmaz.  Neredeyse 100 yıl boyunca ( yanlış duymadınız 100 yıl) bu durumu boykot etmiş ecdadımız. I. Ahmet 14 yaşında padişah olmuş, 14 yıl hükümdarlık yapmış ve de 28 yaşında hayata gözlerini yummuş. Aynı zamanda I. Ahmet Fatih Sultan Mehmet'in yasalaştırdığı kardeş katli kanunu değiştirerek Ekber ve Erşed Yasasını getirmiş. ( Çünkü kendinden önce tahta geçen III. Mehmet tahta geçtiği günün  sabahında  çoğu bebek 19 kardeşini boğdurtmuş. Bu da halkın vicdanında o denli büyük yaralar açmış ki I. Ahmet böyle bir yasa çıkartmak zorunda kalmış)

     Sultanahmet Camisinden sonra  Ayasofya'ya geçtim. Bu mekana kaç kere geldiğimi bilmiyorum, ama her geldiğimde hayret, dehşet, büyülenme benzeri duyguları yine ve yeniden yaşıyorum. Bizans İmparatoru M.S 537 de Justinien Ayasofyanın açılışında kendini tutamayıp 'seni geçtim Süleyman ' diye haykırmış. Bu yazımda hiçbir fotoğraf koymuyorum, lafı da uzatmıyorum çünkü Ayasofyanın ihtişamını hiçbir fotoğraf, hiçbir söz anlatamaz.

     Ben  size Sultanahmet tramvay durağının biraz ilerisinde bulunan Çiğdem Pastanesi'ni anlatayım. Her daim taze, kaliteli, ve de fiyatları uçurulmamış kurabiyeler, pastalar, börekler mekanıdır kendileri. Börekleri hafiftir, pastaları iç kıymaz, ve de çayları her zaman tazedir. Çok şirin çay bardakları vardır, masalar ahşap, şekerlikler bakırdandır. Duvarlara gömülü minik şöminelerde mumlar yanar. Mekan küçük, loş ama samimidir. Bir yandan kabaklı böreğini yerken bir yandan Türk kahvesini yudumlayan turistler görürsünüz. Mekan dar olduğundan muhtemelen yany ana oturursunuz, böylece Türk kahvesini içme usulünü anlatmak durumunda kalıp başka diyarlardan başka dillerden başka dinlerden başka renklerden  güzel insanlar tanırsınız. İşte öyle bir mekan burası.

Şimdilik bu kadar...

5 Ekim 2011 Çarşamba

CİHANGİR GEZİSİ ( 04.10.2011)

Karar1 kapsamında çok sevdiğim bir arkadaşımla  bugün sabah kahvaltısına Beşiktaş'a gittim. Dolmabahçe Sarayının arkasında Gümüşsuyu'na çıkarken yanda bir çay bahçesi var. Belediyeninmiş. Manzara güzeldi, yerler yeni yıkanmıştı, ortamda çam ağaçlarının ferahlığı vardı,  cana yakın işletmeciler ve yanı başımızda öten paçalı horozlar, sakin sakin gezinen tavuklar ve bu tavukların mis gibi taze taze yapılmış yumurtası. Hasılı kelam mis gibi bir kahvaltıdan sonra Cihangir sırtlarında keşfetmemizi bekleyen sokaklara doğru yolculuğa çıktık. Böyle gezilerde yanımdan ayırmadığım Murat Belgenin İstanbul Gezi Rehberimin rehberliğinde dolaşmaya başladık, Küçük bir ayrıntı -Cihangir ara sokaklarında bir evden çıkan Sinan Çetin'i gördük adam aynı televizyonda göründüğü gibi sempatik bir tip-

Çok güzel ahşap evler, daracık sokaklar keşfettik, sonra da Cihangir Cami'ne gittik.

 Cihangir Kanuninin oğlu, Süleyman oğlu Mustafa'yı boğdurttuktan sonra Cihangir üzüntüsünden ölmüş. Kanuni de bu oğlu için bu camiyi yaptırtmış, sağlığında cihangir şehzade henüz kimselerin yerleşmediği bu sırtları çok sever sık sık buralara gelirmiş. Cihangir Camii'nden manzara çok güzel , Taksime yolum düştüğünde sık sık gelip şöyle bir manzarasında dinlendiğim, ruhuma nefes aldırdığım bir mekan. Bu günde hava çok güzeldi, deniz masmaviydi,  sohbet koyuydu. Sonra sonsuz gibi görünen basamaklardan Fındıklı'ya indik.

 İşte bu güzel günden hatıra birkaç  fotoğraf...





DÖNÜŞÜM

Kafka  Dönüşüm'de  Gregor Samsa'nın  yavaş yavaş bir böceğe dönüşünü anlatır. Bu yazımda bir böceğe nasıl  dönüştüğümü anlatmayacağım. Yok...  İnsan pek ala bir kelebeğe de dönüşebilir. Tırtıldan kelebeğe dönüşümü diyorum yani Metamorfoz ...

Evet kararlıyım bu sene geçmiş yıllardan farklı olarak iç dünyamda bir dönüşüm yapmaya, bir ihtilal gerçekleştirmeye.

Aslında her şey benim güzel fincanımla başladı. Onu geçen bahar görmüş ve de çok beğenmiştim. Bu yaz memleketten dönünce tesadüfen bir dükkanda yeniden gördüm, aldım... Minicik bir fincan...  Ama beni o denli mutlu etti ki anlatamam.. İşte bu da benim güzel fincanımın resmi
       
Dedim ki bir fincanla bu kadar mutlu olabiliyorum, demek ki aslında ben mutlu olabilen biriyim. Sadece bana iyi gelenleri keşfetmem, ruhumu sıkanları da tespit edip hayatımdan şutlamam gerek.

Ben de bazı kararlar almaya başladım.
      
          KARAR 1) Bol bol gez

Bu planımı hemen uygulamaya başladım. Her boşluğumda bir yerlere - ille de süper yerler olmasına gerek yok, alışveriş merkezi hatta marketin üstündeki butikçi bile olur, yeter ki evden çıkayım- gitmeye başladım. Bu gezmelerim sırasında, her fırsatta gezdiğim alışveriş merkezleri, Fatih, Bakırköy, Mecidiyeköy derken güzel şeyler gözüme çarpmaya başladı. Mesela hiç aklımda yokken bir radyo alıverdim. Şimdi evde mutfakta her fırsatta radyo dinliyoru; bulaşık yıkarken, yemek yaparken, çay demlerken radyom hep açık.
     
           KARAR 2) Kitap oku

           Bu kararım kapsamımda ise bu ay her hafta bir kitap almaya gayret gösterdim

*Orhan Pamuk  Saf ve Düşünceli Romancı
*Nazan Bekiroğlu Yol Hali
*İşte Böyle Dedi Zerdüşt Nietzsche
*Kuranı Kerim Meali aldım...


           KARAR 3) Sosyalleş

           Bu kararım kapsamımda  uzun süredir çok ihmal ettiğim arkadaşlarımı aradım , ihmal ettiğim çocuk göz aydınları, yeni eviniz hayırlı olsun ziyaretlerini tamamlanaya çalışıyorum. Bunun yanı sıra dersler yoğunlaşmadan, kış bastırmadan herkesi arıyorum, son güzel güneşli günlerin tadını çıkarmak için davet ediyorum. Arkadaşlar insan ruhuna çok iyi geliyor gerçekten.

           KARAR 4) Spor yap

           Bu kararımı verdikten sonra da hemen bir spor merkezine yazıldım, 10 gündür her gün spora gidiyorum. sadece 10 gündür gitmem rağmen hem ruhuma hem de bedenime çok iyi geldi.

           KARAR 5) Ev temizliğini pazar günü yap, diğer günler temizliği düşünme

           Herhalde en zor uyguladığım karar bu oldu... Mesela bugün salı ve çok temizlik yapasım var. Mesela dün gece sabahın 01 inde içimde zor bastırdığım bir duygu sürekli tüm dolapları boşalt ve geri yerleştir diyordu. Tüm kitapların tek tek tozlarını alıp büyük bir vecdle yerine koyan, kendimi engellemesem günlerce temizlik yapıp ellerim paralanıncaya kadar elimi sudan çıkartamayan biriyim. Her akşam yatmadan önce evi son kez gözden geçiren, ve de sabah uyanınca ilk iş olarak odaları tek tek gezip ( gece inceleyip de yatmama rağmen ) her şey yerli yerinde mi diye kontrol eden düzen hastasıyım. Evde arayıp ta bulamadığım hiçbir şey yoktur, bir toplu iğneyi bile gözüm kapalı bulup verebilirim o denli yani. İşte bu yüzden kendime söz verdim, pazar günleri doya doya temizliğimi yapacağım ve de haftanın geri kalan günleri iş yapmayı düşünmeyeceğim, çamaşır ve ütü de dahil. Tabii ki hala çok düzenliyim sadece evi süpürüp silmiyorum, dolapları indirmiyorum, camları silmiyorum. Şimdilik zor gidiyor bakalım...

Şimdilik bu kadar...

      

18 Mayıs 2011 Çarşamba

AV MEVSİMİ

 Ben silkinip ayağa kalkmak istedikçe ömrümün ağırlıkları beni yatağa çekiyor. Sürekli öksürdüğümden geceleri uyuyamıyorum ( En çok da komşularıma acıyorum) Sürekli nane limon çayları içiyorum.  Son günlerde yaptığım tek şey; mutfağa geçmek, sıcak bir şeyler hazırlamak, içmek , biraz sakinleşip rahatlayıp uyumak , şiddetli baş ağrısı ile kalkıp tuvalete gitmek,  yeniden sıcak bir şeyler... Böyle devam eden bir kısır döngü...

İşte evde böyle oturup hastalığımın geçmesini beklerken uzun zaman önce aldığım elimin altındaki dvd'lerden birini izledim.. AV MEVSİMİ...


 Bu filmi izlemek bir zaman kaybı değildi ama ne bileyim olmamıştı. Vasat bir film. Çok klişe. İzlemeyenler için filmi anlatmayacağım . Bir kere senaryo oturmamıştı, bariz pek çok hata vardı. Daha başında neler olacağını anlıyorsunuz. Sonu belli olan bir cinayet filmi düşünün. Çatışma sahneleri çok acemiceydi. Umarım gerçekte Türk polisi böyle değildir. Yavuz Turguldan beklediğim -bizden şeyler - pek yoktu. Oyunculara bir şey diyemem hepsi mükemmel oyunculukluk çıkartmış (Çömezin aşkını hariç tutuyorum)  Müzikler de güzeldi, Cem Yılmaz'ın söylediği  hayde türküsü de gayet güzel oturmuştu . Hatta filmin tek unutulmaz sahnesiydi.

 Hani bazı filmler vardır tekrar tekrar izlersin, televizyonda görünce kanalı değiştiremezsin. Her seferinde hoşuna gider, her seferinde yeni bir şeyler görürsünkeşfedersin. Hem hüzünlendirir, hem güldürür, hem de gülerken ağlatır... Mesela  Züğürt Ağa, Sultan, Eşkiya, ( Hepsi de Yavuz Tugrul filmi) En son Kabadayı'yı izlemiştim o da güzeldi... Ama bu son filmi ıı ıı ... Ayrı bir yerde tutuyorum Yavuz Turguldan kendine yaraşır filmler yapmasını istiyorum.







SÜS KİRAZI

Uzun bir kış uykusundan kalkmış gibiyim. Kış geçti, bahar geldi. Ömrümden koskoca bir mevsim geçti. Şimdi de geç gelmiş ve hemen gidecekmiş gibi duran güzel bahar mevsimi var. Ama o kadar yorgunum ki. Ömrümde hiç olmadığım kadar yorgunum. Dinlenmekle de geçmiyor, uyandığında yattığınkinden yorgun kalkanınız varsa benim ne demek istediğimi anlar. Ömrümde ilk kez ölümü çok düşünüyorum. Kendime ölümü daha yakın hissediyorum. Son bir kaç haftadır havalar güzelleşti ya ben de cılız silkinişlerle kendime gelmeye çalışıyorum. Önce 2-3 hafta kadar önce beslenmemde biraz değişikliğe gittim, hafif sağlıklı şeyler yemeye çalıştım, birkaç günde etkisini gösterdi en azından sabah uyanabiliyorum artık,  sonra bahar yürüyüşlerine başladım. Önce tomurcuklar göründü, sonra Çin Manolyaları. Salkım söğütler narin dallarını uzattı yavaş yavaş sonra süs kirazları, Başakşehir'de öyle güzel alımlı edalı süs kirazları var ki. Çiçekli süs kirazını görmeyenler çiçek açmış ağaç gördüm demesin.

                Bu resim google görsellerden alınmıştır.

Bakın süs kirazı ağacı böyle bir şey.. Bir de bunun pembe açanları var. Bu ağaçlara her baktığımda cennetten bir ağaç gelmişse kesin bu ağaçtır diyorum... 

ATALETİ KIRMAK

Uzun zamandır kitap okuyamıyorum. Oysa ki eskiden okuduğum kitapların listesini tutardım. Bir de okuyacaklarımın listesini.  Gittiğim her yere mutlaka kitabımı da götürürdüm. Akşamları yatmadan önce ayrı, çantamda parkta otobüste okuduklarım ayrı, günlük hayatta okuduklarım ayrıydı. Bir de her gün görev gibi okuduklarım vardı.  2-3 yıldır pek bir şey okudum diyemem.

İşte geçen gün artık üstümdeki bu ataleti kırayım, ufkumu genişleteyim diye kitapçıya girdim. Sevdiğim yazarların yeni kitapları çıkmış, sevindim. Bir sürü seçenek arasından  İnkilap yayınlarından çıkan Dünya Tarihi adlı kitabın birinci cildini aldım. Henüz ilk iki sayfasını okudum, beğeneceğim ufkumu açacak bir kitap gibi görünüyor...

9 Mayıs 2011 Pazartesi

SİYAH-BEYAZ

Çok merak ettiğim bir filmdi.... İşini sevmeyen bir doktor, bir ressam, yalnızlığı seçmiş bir kadın, ve de birkaç kişi daha. Her akşam siyah beyaz adlı barda buluşup sohbet ediyorlarmış. Oyuncu kadrosu mükemmel hele de Nejat İşler ve Şevval Sam ikilisi de olunca izlemek için can attım.

SONUÇ: Tam bir zaman kaybı...

Konuşmalar sığ, zaten bir konu yok,  alakasız alakasız sahneler, sıradan günlük hayat desem değil, doğaçlama desem hiç değil... Şevval Sam zaten hiç olmamış.. Habire içiyorlar, tüttürmedikleri bir sahne yok.

Kısacası keşke hiç izlemeseydim...

Benim bir buçuk saatim boşa gitti sizinki gitmesin diye yazıyorum bunları.


 

4 Mayıs 2011 Çarşamba

BİR DEMET MİS KOKULU TAZE PAPATYA

        
Dün doğum ziyareti için Bakırköy'e özel bir hastaneye gitmiştim. Öncesinde adet olduğu üzere çiçek alayım dedim. Bir demet mis kokulu taze papatya almaktı amacım. Koskoca Bakırköy'ü dolaştım, tüm çiçekçilere girdim, çıktım papatya satan bir yer nihayet buldum fakat burası da sokak satıcılarının mekanıydı, çiçekler güzeldi, tazeydi fakat sunum kötüydü. Karar vermek zordu. Taptaze bir buket karışık çiçek bana daha samimi göründü ve istediğim papatyaları bulamasam da güzel bir demet yaptırdım ve yola koyuldum, hastaneye vardım.

Hastaların yanına çiçek götürülemiyormuş girişte buketimi bırakmak zorunda kaldım, kartımı aldım, ziyaretimi yaptım. (Acıbadem hastanesinde ziyarette çiçek götürülemiyor hastalarda alerjiye sebebiyet verebileceği için danışmada özel bir mekana çiçekler bırakılıyor, size bir kart veriliyor siz o kartı hastaya veriyorsunuz, hasta taburcu olurken de emanetleri teslim ediliyor) Ziyaretten sonra tam çıkacakken köşede çiçekleri gördüm, içimden şöyle bir bakmak geldi kimler neler yollamış. Bir de ne göreyim. Devasa boyutta aranjmanlar, orkideler, lilyumlar, güzel güzel saksılar, vazolar, balonlar, bebekler, ayıcıklar, güzel güzel yazılmış kartlar, iyi dilekler .... veeee bi köşede benim boynu bükük minik buketim. (Aslında minik değildi ama aranjmanların yanında küçücük kalmıştı)  Öyle ezik öyle gariban duruyordu ki... Bakakaldım... Allahım Allahım ...  Bişeyler yapmalı ve hemen o buketi oradan çekmem lazımdı. ( Mahalle baskısı böyle bir şey olsa gerekti) Hemen hastanenin yanındaki çiçekçiye koştum tek ve bir tane  aranjman vardı pazarlık bile yapmadan aceleyle  onu aldım hastaneye koşar adımlarla gittim ve buketi değiştirmelerini istedim... Personel önce hiç bir şey anlamadı öyle aval aval baktı  Sonra çiçeklerin yanına gidip de benim minicik ezik,boynu bükük şeffaf poşete lastik bantlarla sarılı zavallı buketimi görünce ne demek istediğimi anladılar. Ve hemen değiştirdiler.

Bu olayda ise tek güzel olan şey şu anda evimde baktıkça mutlu olduğum bir demet çiçeğimin olması.  O sahte cafcaflı aranjmana göre bin kat samimi ve en azından mis gibi kokuyorlar. 


internette güzel bir aranjmanın ortalama fiyatı 40-50 tl


benim buketim 20 tl...


Aşağıdakiler ise bugün  bebeğe aldığım elbise.. Özellikle pembe olmayan bir elbise aradım ve bunu görür görmez aşık oldum umarım onlar da  beğenirler. Fotoğrafta çok büyük görünüyor ama aslında boyu bir karıştan biraz fazla.

17 Nisan 2011 Pazar

BİR KÜÇÜK BAHAR ESİNTİSİ

     Bahar denince hafif bir meltem ve mis gibi  taze bahar havası, çiçek açmış erik  ağaçlarının , sümbüllerin , leylakların kokusu  aklıma gelir.  Çocukluğumda çiçek açmış badem ağaçlarına tırmandığım için, babamın annem için topladığı bir kucak dolusu leylağın evi günlerce saran kokularını teneffüs edebildiğim için, ve de rengarenk çiçek bahçesinden doyasıya çiçek toplayıp evde vazoya yerleştirebilme zevkini tattığım için ne kadar da çok şanslıyım... İşte  bugün aldığım şebboyların kokusu evimin her yanını kaplayınca böyle güzel duyguları hatırladım.


                         Aşağıdakilerde 15 gün önce aldığım diğer şebboylarım...

                         
                          Şebboyların demeti 5 tl ama eve kattığı anlam paha biçilemez...

11 Nisan 2011 Pazartesi

DÜZENLİ KİTAPLIKLAR İÇİN

Ziyaretime gelen arkadaşlarım hep kitaplığımın ne kadar düzenli göründüğünü söylerler. Size göstermek istediğim küçük bir aparat var.  İkeadan 1.5 TL ye almıştım ( 3-4 yıl önce) hala satılıyor mu bilmem ama benim evimde olduğu gibi  kitap, dergi ve dökümanınız çoksa ve de düzgün durmalarını istiyorsanız  çok işinize yarayabilir...




9 Nisan 2011 Cumartesi

KAPALIÇARŞI KAPALI KUTU

Kapalı çarşı deyip geçme
Kapalı çarşı kapalı kutu

demiş Orhan Veli.

Ben de bugün uzun zamandır aradığım boş vakti buldum ve Kapalı çarşıya gittim. 17 yıllık İstanbul hayatımda içinden defalarca transit geçiş yaptım ama şöyle etraflıca gezmek şimdiye dek nasip olmamıştı. Çok otantik, çok farklı bir alem... Bir ara otantik takılara bakarken yanımdaki bayana çarptım o ise gülümseyerek '' insan burada kendinden geçiyor değil mi '' dedi. Gerçekten de ana yoldan yan dehlizlere saptığınızda git gide daralan, 2 kişinin zor geçtiği yollar. Labirent gibi alanlarda yüzlerce gümüşçü yan yana dizilmişler. Kendini kaybetmemek ve de kaybolmamak ne mümkün.


Milyonlarca takı arasından görür görmez aradığımı buldum. Kehribar yüzüğümü aldım bugün.
 



Bir de geçenlerde ametist bir kolye almıştım onun kutusunu yüzük kutusuna çevirdim... Kutunun  güzelliği biraz kayboldu ama yüzüklerim açısından işime çok yaradı.





8 Nisan 2011 Cuma

BAHARI HATIRLAMA


Geçenlerde bir arkadaşım çiçek açan ağaçları gördükçe içini mutluluğun kapladığını yazmış... Ben de fotoğraf makinamı aldım ve baharı duyumsama gezisine çıktım... Gerçi henüz çok erken  ... Ama yine de dolaşırken sümbüllerin kokusunu alabiliyorsunuz ... Hem ağaçların yeni yeni  çıkmış filizlerini gördüm, ismini bilmediğim bir ağaç beyaz beyaz çiçek açmıştı... İçim huzurla dolmadı ama gezim bir zaman kaybı değildi.