2023 SONBAHAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2023 SONBAHAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3/29/2025

HOLLANDA'YA VEDA

 

2 gece Geithoorn ve 3  gece de Bolo Distirct Cityden'de kaldıktan sonra Cuma günü sabah erkenden havaalanına gitmek üzere yola çıktık. 

RİJKS MUSEUM, VAN GOGH MUSEUM, NEMO MUSEUM

 

Osmancığımızın bu sabah erkenden gitmesi gerekiyordu. Dersi varmış. Öğle 13:00 sularında bize katılabilecekti.

Sabah 06:30'da (Sanki bir gün önce 25 km yürümemiş gibi maşallah barekallah.) Bilal kalktı bize kahvaltı hazırladı. 

ZAANDIJK ZAANSE SCHANS, HOLLANDA

 

 Giethoorn'dan Amsterdam'a gitmek üzere Salı günü (14. 11. 2023) yola çıktık.

Yollar çok güzeldi. 

Her taraf kanal her taraf su.

Sulak arazilerde kuşlar kuğular ördekler var.

Ara ara harika evler ve bahçeler var. 

Hollanda'da kafana göre ev yapamıyormuşsun. O kadar belli ki. Çarpık göz yoran hiç bir bina yok. Yıkık dökük hiçbir yer yok. Kenarda köşede bir çöp bir süpürge bir alet edavat bile yok. 

Her yer tertemiz her yer çok düzenli her yer iç ferahlatıcı.

Yan tarafta bisiklet yolları var. İnsanlar gönül rahatlığı ile bu güzel doğada bisiklet kullanıyorlar. 

Hatırlıyorum da Kemal bisikletini ilk aldığı zamanlarda hem de Başakşehir'de metropolde yani, köpeklerin saldırısına uğramış hastanelik olmuştu. Ben Kayaşehir parkında bile güvenle yürüyemiyorum. Köpeklerden ödüm patlıyor. Kaç kere köpek saldırısına uğradım ve gözümün önünde kaç kişi köpek saldırısına uğradı.

Hollanda'da ise başıboş köpek yok. 

Aynı zamanda bir tane bile parmaklıklı pencere görmedim. 

Her yer tertemiz ve güvenli.

Bir ara durup benzin aldık. Burada benzini kendin alıyorsun.

 Trafik kurallarına herkes çok iyi uyuyor. Herkes sakin sakin gidiyor. Kimse trafikte korna çalmıyor el kol hareketi çekmiyor arabayı önüne şak diye kırmıyor.

Bu ülkede medeniyeti iliklerine kadar hissediyor insan. 

Amsterdam'a gelince Bolo District Cityden Otel'e geldik.


Burayı görünce nasıl ruhum sıkıldı anlatamam. 

Geithoorn'dan sonra bu yapılardan modern şehir hayatından nefret ettim. 
 
Oysa ki aslında otelimiz çok güzel bir yerde idi. 

Yanımızda kocaman bir kanal geçiyordu. Önümüzde kocaman bir park vardı.
Metroya trene yakındı. 

Gayet hoş bir oteldi aslında.

4. katta suitimize yerleştik. 2 banyo 2 tuvaletli mutfaklı salonlu geniş bir daire burası. Kapı yok ama 2 oda 1 salon gibi bir yer.
 (Bolo District Cityden suit gecesi 330 euro)

Osmancığın bir işi vardı. Gece ilerleyen saatlerde dönmek üzere gitti.

Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra hep beraber yürüyüşe çıktık.



Yakınımızdaki Erasmus Park'a gittik.

 Park çok güzeldi. 

Herkes spor yapıyordu. 

Annem hasta olduğu için çok dayanamadı otele döneyim ben dedi.

Bilaller de hızlı hızlı yürüdükleri için ben siz önden gidin dedim. Onlar da ayrıldı.

Biz Defne ile kanallara ördeklere köpeciklere baktık.

Aslında ortam güzeldi.

Lakin benim ruhum sıkıntıdan patlayacaktı neredeyse.

Defne de anne yoruldum ben deyip duruyordu. Yağmur da başladı. 

Otele döndük. 

Telefonumu Defne kaptı. Ben de TV 'den Liziqi'yi açtım hiç bir şey yapmadan boş boş bir gün geçirdim. ( Şu an çok pişmanım ama düşünüyorum da ne yapabilirdim. Defne yoruldu yürümek istemiyor. Annem hastalandı içeride yatıyordu. Yol bilmem iz bilmem telefonsuz çıkamam kendime güvenemem. Telefonu yanıma alıp çıksam Defne ben gelene kadar boşluktan hiç bir şey yapamamaktan kafayı yer. Annem hasta ona yaklaşmasını istemiyorum. Annem telefonunu Defne'ye verse bu sefer de annem sıkıntıdan patlayacak. Zaten de telefonunu vermez. Defne ile çıksak yürümek istemiyor yoruldu çocuk. Kısaca mecburen evde vakit geçirdim.) 

Akşam Bilaller geldi. 25 km yürümüşler. Amsterdam merkeze gitmişler çok güzelmiş.

Sonra Osman da geldi.

Yatma vakti gelince bizim yatakta yatmadık. Annem hasta olduğu için tüm odayı ona verdik. Biz içerideki devasa köşe koltuğunu açtık. Defne Ben Osman burada yattık. 
Tıpkı Abidin Dino'nun mutluluğun resmi tablosundakiler gibi idik.

O kadar mutlu uyudum ki anlatamam. 
....

Ertesi gün sabah daha gün doğmadan uyandım.

Burası İstanbul'a göre 2 saat geri. Yani ben kalktığımda saat 6:00 ama İstanbul'da saat 8:00 idi.

Vücut saatim İstanbul'a göre çalışıyor ve bu yüzden de sabahları uykumu almış olarak rahat rahat erkenden uyanabiliyorum.

Sabah uyandıktan bir müddet sonra herkes ayaklandı, kahvaltılık almak üzere Defne'yi de alıp Osman'la beraber buraya yakın bir süpermarkete gittik. 

Burada bir şey daha dikkatimi çekti. marketlerde kasiyer yok. Herkes kendi alıp ödeyip çıkıyor. Arada bir eleman ara ara kontrol ediyor. 

Marketlerde yiyecekler çok çeşitli ve çok taze...

Hepsi de iştah açıcı ve enfes görünüyor.

Bir sürü kahvaltılık malzeme ve taptaze sıcacık ekmekler aldıktan sonra suitimize döndük. 

Harika bir kahvaltı yaptık.

Sonra Zaandijk Zaanse Schans'a gitmek üzere yola çıktık.  

Bilal, Eylem, Ege Bora ve Osman bisikletle gidecekti.  Defne ile ben ise trenle gidecektik. 

 Bizi tren istasyonuna kadar getirdiler. Osmancık zaten biletleri önceden ayarlamıştı.

Osman herşeyi adım adım önceden anlattı.

 Lakin dakika bir gol bir yanlış trene bindim ve çok gerildim. Daha birinci adımda hata yaptım. 

Ama neyse ki Osman çok mutedil sakin ve çözüm odaklı davrandı olur böyle şeyler dedi. 

Zaandem durağında indiğimde Osman'la Ege Bora bizi karşıladı bir oh çektim rahatladım.

Sonra bizi doğru trene bindirdiler onlar da bisiklet kiralamak üzere geri gittiler. (Fakat kiralayamamışlar bir sonraki trenle Zaanse Schans'a geldiler.) 

Zaandijk Zaanse Schans'ta hepimiz buluştuk.

Geithoorn'dan sonra hiçbir yeri beğenemem zannetmiştim ama buraya da bayıldım.

Çok çok güzeldi.








Burada peynir müzesini  gördük.

Tahta Hollanda takunyaları nasıl yapılır öğrendik.

Yel değirmenlerini gördük. 

Sokakları dolaştık. 

Her taraf sıcak çikolata kokuyordu.

Harika bir gün geçirdik.

Bilal ve Eylem bisikletle döndüler biz Ege Bora Osman Defne trenle geldik.

Amsterdam'a gelince bir parkta mola verdik. Defne orada parkta epey oynadı bayıldı.

Yine süpermarketten yiyecek içecek alıp  suitimize döndük.  

Hazır doğranmış marul rendelenmiş havuç domates ve salatalıkla harika bir salata yaptık. İçine zeytinyağı ve limon koyduk harika oldu. Osmanla Bilal pizza yaptı. Yanında ben Defneye ve kendime yumurta haşladım.

Bir de annem için hazır tavuk suyu çorbası almıştık. O kadar güzel oldu ki. Bol bol limon sıkıp içtik.

 Harika bir akşam yemeği idi.

Defne ben annem otelde kaldık. Bilaller yine Amsterdamı gezmeye gitti.

Keşke ben de gidebilseydim.

Ama annem biraz iyi olmakla birlikte hâlâ gripti Defne'yi de yalnız bırakamazdım. Biz de gitsek Bilallere ayak bağı olurduk.

Kısmet inş bir daha ki sefere merkeze giderim inş.

Bu günümüz de böyle  geçti.

GİETHOORN, HOLLANDA

 

Defne ile birlikte geçen pazar ( 12.11.2023) Hollanda'ya iniş yaptık. 

Yurdışına seyahat etmek düşündüğümden de zormuş.

Valizleri taşımak (kesinlikle tekerlekli valiz gerekiyormuş) pasaport- bilet kontrolleri daha önce yurtdışına çıkmadığımdan bilmiyordum, tahmin ettiğimden çok daha uzun süren çileli zor işlemlermiş.

YENİ TAKILARIM( VI)

Bu aralar takılara merak saldım. 

Yazdan beri o kadar çok takı aldım ki.

 Hepsini de ayrı ayrı çok seviyorum. Ara ara kutumu alıp aldıklarımı inceliyorum.

Boş zamanlarımda internetten hep takı bakıyorum. 

Artık yeter almayacağım dedim geçen günlerde. 

Dün apartman görevlisi her ay yaklaşık 1500 TL ekstra apartman bakım ücreti formunu imzalatınca aman para her yere gidiyor hatta korkunç para gidiyor zaten de birikmiyor birikenle de dişe dokunur birşey alınmıyor deyip aslında kendimi bununla kandırıp yine takı sipariş verdim.

En yakın zamanda da altına dönmek istiyorum en azından para eder. Evde bir adet bile altın takım yok. Hollanda dönüşü altın takılara başlamayı düşünüyorum.

Ben eskiden de takıları çok  severdim. Aslında hep aldım.

 Ama eskiden böyle ağır, evde günlük hayatta kullanamayacağım takılar aldım. Boncuk deri bijuteri yani bunlardan daha farklı takılar. Şimdi ise evde günlük hayatta kullanacağım basit zarif ince gümüş takılar alıyorum. 

En son yazdığımdan beri önce bu incecik ama ışıl ışıl pırıl pırıl yüzüğümü aldım. Alırken çok tereddütlü almıştım ama eve gelince çok sevdim. Hiç çıkarmıyorum parmağımdan. Lakin benim parmaklarım zayıflamış. 21 numara kullanıyordum bu yüzük bol geldi. İşaret  parmağında kullanıyorum.

Sonra da bunu aldım. Aslında çok hoş bir yüzük ama baya açmak zorunda kaldım. Ben de biraz kötü durdu. Biraz parmağıma da batıyor. Ama yine de çok seviyorum. Parmaklarım inceldikçe daha güzel duracak. 

Sonra da bugün  bunu aldım.

Yine 21 numara. Lakin çok  büyük geldi. Ama iade etmeyeceğim. İşaret parmağımda dursun. 

Bu yüzüğü de çok sevdim. Işıl ışıl inşallah kararmaz.




 Yeni yüzüğüm ve kolyem geldi. 

Çok basit çok sade...

Hiç böyle sade takılarım olmamıştı bu yaza dek.

Yüzüğümü hiç çıkarmıyorum. Kolyeme de bayıldım.

Evet yüzük boyum 21 ama bu aralar bol gelmeye başladı. Buna da çok seviniyorum. İnş en yakın zamanda tüm yüzüklerimi darlaştırmak nasip olur.

TUTANKHAMUN, ÇOCUK KRALIN HAZİNELERİ SERGİSİ

 

29.10.2023

Dün Tutankhamun, Çocuk Kralın Hazineleri sergisine gittik.

Aslında sabah Eyüp'e sabah namazına gidecektik. Bu sergiye ise pazar günü gitmeyi planlamıştık. Ama bir gece öncesinde ilerleyen vakitlerde Eyüp'e gitmekten vazgeçtik. 

Sabah Defne ile uyananınca önce yatakta yarım saat kadar yatak keyfi yaptık, oyun oynadık. Sonra bizim sitedeki bakkaldan ekmek almaya gittik. 

Hava o kadar güzeldi ki. 

Parkımız gözüme çok güzel göründü o sabah.

Mutlu bir sabahtı yani.

Kahvaltı da yaptıktan sonra bu güzel havada evde durmak ekim ayına ihanettir diyerek sergiyi gezme ve sonrasında Florya sahillerinde de tertemiz mis gibi açık havada dolaşma umudu ile Kemal'e sergiye bugün gidelim mi dedim o da tamam dedi. 

Böylece gitmeye karar verdik. Kemal 12:30 gibi bizi almaya geldi. 

Hep beraber Florya Akvaryum'a gittik. 

Yollar açıktı. Yaklaşık yarım saat sonra Florya'daydık. Önce arabayı park ettik. Florya Akvaryum'da otopark ücretli 90 TL. Sonra da sergiye geçtik. 2 öğretmen 1 öğrenci indirimlerle birlikte 900 TL verdik. Bu arada karşılaştırma olsun (gelecekte okursam) asgari ücret 11.402 TL

Sergiye geçmeden önce bize 5 dakikalık bir bir tanıtım videosu izlettiler. 

Sonra sergiye geçtik.

Ortam ışıklandırılması müzikler ilgi alaka çok iyiydi.

Önce Mısır Medeniyeti ile ilgili heykeller haritalar canlandırmalar John Carter'ın çalışma ortamı derken sonrasında Tutankhamun'un dedesi annesi babasının heykelleri sonra ise mezarın giriş yolunu andıran bir koridorla Tutankhamun'un hazinelerine geldik.

Sergi mükemmeldi.

Tutankhamun'un hazinelerinin bire bir replikası idiler. Daha önceleri iki boyutlu fotoğraflarını gördüğüm nesneleri bir de böyle üç boyutlu gerçek boyutlarında görmek inanılmaz bir deneyim oldu.


Sergideki neredeyse herşeyi  önceden  biliyordum. Resimleri eşyaları defalarca internetten, internet öncesinde dergilerden görmüştüm okumuştum. Ama yine de bilemediğim şeyler de varmış.

Mesela ben aşağıdakileri Tutankhamun'un oyuncakları zannediyordum. Bunlar divanmış meğerse.


En bilmediğim hiç duymadığım öğrenince çarpıldığım şey ise şu oldu;

Ben Tutankhamunun 3 lahdi olduğunu  3.sünün 110 kilo som altından olduğunu ve sonrasında mumyanın üstünde 10 kiloluk altın maskesi olduğunu biliyordum ama bu 3 tabutun konduğu bir lahit ve artı onu koruyan 4 tapınak olduğunu hiç mi hiç bilmiyordum.


Mükemmel.
Aşağıda  ise John Carter mezarı  bulduğunda çektiği fotoğraf. İlk lahit görülebiliyor.



Sarı olan herşeyin altın olduğunu söylememe gerek yoktur herhalde.



Sergide en etkilendiğim şeylerden biri de Tutankhamun'un babası Akhenaton'un heykelleri idi. 
Söylenenlere göre Hz. Yusuf'tan etkilenmiş.
Hayranım bu insana. 
Yepyeni tek tanrı inancını getiriyor herkese savaş açıyor. 
Herşeyi yeniden yapılandırılıyor. 
Heykeline bakarken çok duygulandım. 
Eğer duyurabilseydim sesimi.... 
Selam olsun sana demek isterdim.




Gezerken içimde bir yanda heyecan bir yanda korku aynı zamanda bir hüzün bir yanda da saygı ve tarif edemediğim pek çok duygu ile karmakarışıktım.
 
Aslında daha hayatının baharında ölmüş olan Tutankhamun'a acıyordum da...

Bu hazinelere bakarken 
 bu ihtişam karşısında hissettiğim en baskın duygum huşu idi. 

Bu ihtişam çocukluğumuzdan beri bize anlatılan hissettirilen firavun korkusu taşımıyordu. Dehşete düşüren bastıran ezen bir ihtişam değildi ki buna gerçekten çok şaşırdım. Canlı canlı renk renk hayat dolu yaşayan hisseden bir medeniyetin rengarenk kıpır kıpır bir yansımasıydı. İnekler, balıklar, timsahlar, kediler sanki ortada geziniyorlardı. Tanrılar sevecendi. Güler yüzlü ve güvenilirlerdi. Firavunlar korkunç değil sevecen insanî idiler. 
Mesela Tutankham'un otururken göbeği vardı. Eşi göğsüne yağ sürüyordu. Başka bir oymada gayet samimane elleri birbirine dokunuyordu. Biri diğerine abı-hayat sunuyordu. Tutankhamun'un mezarında eşi ile aşkını anlatan tapınak vardı. Bazı heykellerde kadınlar eşlerinin omuzlarına el atabilmişti. 

Yani ki demek istediğim firavunlar ve eşleri bu ihtişam içinde birlikte güler yüzlü ve güzeldiler. 

Çağlar boyunca hep güzel anılmak güzel görülmek istemişlerdi ve bence başardılar.
 



Bu sergi ile bir kaç saat başka alemlere gittim geldim.

Dışarı çıkıp da güneşi gördüğümde şaşkındım. 

Sergiyi çok beğendim.

...

Sergiden sonra Florya sahilinde biraz yürüyüş yaptık. Lakin hava o kadar sıcaktı ki başımıza güneş geçti. Piştim. Sosyal tesislerden hemen yukarı gölgeye çıktık. Dondurma yedik ferahladık. Oradan yeniden sıcağa aşağı inmek istemedik otoparka geri geldik evimize döndük. 

GÜNCELLEME:  Ben firavunları sevecen güler yüzlü huzur dolu insanlar olarak görmüştüm.

 Lakin bilinçaltım hiç de böyle algılamamış.

 Gece korkunç korkunç rüyalar gördüm.

 Mumyalanmış halleri ile sabaha kadar benle uğraştılar. 

Korkudan geberiyorum az kalsın. 

Kabusumda arkamdan beni takip eden Firavun Tut için o daha 19 yaşında hem de sargılarından dolayı yürüyemiyor bile diyordum ama korkum dehşetim geçmiyordu.

Tövbe estağfirullah...

ATATÜRK ARBORETUMU (2023 SONABAHAR)

 

 07.10.2023

Bugün sabah Atatürk Arboretumu'na gitmek üzere yola çıktık. 

Atatürk Arboretum'da yeme içme yasak olduğundan önce Kemerburgaz Kent Ormanı'na kahvaltıya gittik.