31 Temmuz 2017 Pazartesi

BİZİM KÖY PLAJI, SİLİVRİ...

Dün  Emriye ablamın tavsiyesi ile Silivri taraflarına doğru gittik. 
Silivrinin biraz ilerisinde Selimpaşa plajının yaklaşık 5 km ötesinde Güllüoğlunun tam karşısından içeri girince güzel bir plaj karşımıza çıkıyor.


Plajı gayet beğendim. 
Öncelikle her yer kumluktu.. Benim için kum olması çok önemli. Biz Edremit'te hep taşlık yerde denize giriyoruz. Defne açısından hep korku içerisinde oluyorum aman düşer mi, ayağı taşa takılır mı diye. Burada ise  Defneciğin ayakkabı giymesine bile gerek kalmadı, koşturdu durdu bütün gün. Kumlarda yuvarlandı. Dalgalarla boğuştu.  Kovasıyla kaleler yaptı. Kuzenleri Eslem ve Zeynep'le oynadı durdu. Çok eğlendi.  Sağ olsun kızlar da çok ilgilendiler Defnecikle. Ben de rahat ettim. Sayelerinde biraz dinlendim, denizin keyfine vardım.

Buraya gelince önce ayakkabısız kumlarda yürüdüm. Çevreyi biraz inceledim. Sonra da kendimi suya attım, su gayet sıcaktı, denizin dibi de hep kumdu, çok hoşuma gitti, bol bol  yüzdüm. Yüzerken ayağımın kuma basması kadar keyifli bir şey yok. 


Bir de bu denizin şöyle bir özelliği var; ilk önce su derinleşiyor fakat biraz ileri gidince orada sığ bir alan var. Hatta boy göğüs hizasına kadar düşüyor. Başta derinleştiği için çoluk çocuk oralara kadar gelemiyor. Böylece curcunadan uzakta rahatça deniz keyif yapabiliyorsunuz.


Plajın arka tarafında çay kahve soğuk içecek servisi yapan yerler var. Şezlongunuza kadar getiriyorlar. Bu da güzeldi. Arkadan sürekli çalan çıstak çıstak müzik ise bazı kişilere çok güzel gelse de ben hiç hoşlanmıyorum. Sade dalga ve oynayan çocukların sesini tercih ederdim.

Arka taraflara ise ulu çam ağaçları ve gölgelikler ve altında çocuk parkı var. Defne hep kumlarla oynadığı için götürmeme gerek kalmadı. Şemsiye altında oturmak istemeyen gölgelik arayanlar için de yer var yani.

Arka tarafta fast food yapan bir dükkan ve market var. 

Yani hiçbir şey getirmeden de akşama kadar keyif yapılabilir.


İlk gittiğimizde deniz çok dalgalıydı; sorun değil. Dalgalı denizi eğlenceli bulurum hatta büyük büyük dalgalı suda yüzmeyi daha çok severim. 

Başta deniz baya kirliydi yani bulanıktı her yan yosun deniz bitkisi doluydu. 
Bizim memleketten de biliyorum ki en güzel sahiller bile rüzgarın ve daha bilemediğimiz hava koşullarından ötürü bazen bulanık olur. Yine sorun yok yani.


Akşama doğru ise deniz biraz duruldu sakinleşti, bulanıklığı önemli ölçüde azaldı.


Bu cumartesi benim için çok güzeldi.Kuma ayak basmak çok güzeldi, Defnenin kumsalda koşturmaları, denizde dalgalarla oynaması çok hoştu. Kumsalda bir sürü deniz kabuklusu gördüm. Eskiden bizim Edremit sahillerinde de olurdu -artık yok- 

Sonra uzun zamandır duymadığım yosun kokusu mu iyot kokusu mu bilemiyorum ama bir deniz kokusu vardır ya buram buram, öyle kokuyordu burası.


Burada bana göre en büyük problem deniz analarıydı. İlk gördüğümde millet bunlara rağmen nasıl yüzebiliyor demiştim; hayret etmiştim. Kayıp Balık Nemo da bir sahne vardı Nemonun babası okyanusta deniz analarının olduğu bir yere gelmişti ve aralarından geçmek zorunda kalmıştı. O zaman ben ölürüm yine de böyle bir yerde yüzemem demiştim. 

Burası da öyle, bir sürü deniz anası vardı. Farklı olarak bunlar küçük ve dokungaçları yok. Boyutları en fazla avuç içi kadar. Başta baya tereddüt ettim suya girip girmeme hususunda. Sonra baktım millet hiç takmıyor ben de attım kendimi suya. Bu sırada görümcemin kızı Eslem aaa elime deniz anası geldi dedi. Söylediğine göre bir çarpma falan da olamamış. 

Yüzerken bir kaç kere benim de elim çarptı ve çok acayip oldum, panikledim. Ama sonradan sonra bir inceleyeyim bakayım dedim. Elime ilk kez bir deniz anası aldım. Böyle yumuşak ama diri, cam bir bilyeye benziyorlar. Suphanallah diyorsunuz. Tamamen şeffaf ama elinizde varlığı var ağırlığı var bırakınca hareket ediyor. O gün 20-30 kez deniz anası inceledim. Korkum geçti. Bu da değişik bir hatıra oldu benim için.

Akşam üstü son bir kez daha denize gireyim dedim. Uzaklarda yüzerken 15-20 adet kafanın da su üzerinde yüzdüğünü gördüm. Önce baya bir tırstım; yılan mı ki o... Ne kıpırdayabiliyorum ne de uzaklaşabiliyorum öyle kalakaldım. O sırada oralarda yüzmekte olan bayana seslendim; Şunlar ne garip şeyler böyle dedim. O da haa onlar kefal yavruları akşamları nedense kafaları dışarıda yüzüyorlar dedi. Emin misiniz dedim. ''Ben de başta yılan zannetmiştim de kefal onlar kefal eminim her akşam görüyorum hatta bak üstlerine yüzeyim hemen suyun dibine kaçarlar' dedi ve üstlerine yüzdü. Ben de o sırada bir adet balığı tam anlamı ile gördüm de birazcık rahatladım. Hayatımda ilk kez böyle bir şeye şahit oldum. Güzel bir anı olarak kaldı bugüne dair.


Bu güzel günün sonunda ise kötü bir şey oldu. Görümcemin arabasına hırsız dadanmış. Tatilden dönüyorlardı ve  bizi görmek için buraya uğramışlardı. Arabanın camını çıkarıp valizleri çalmışlar. Giyilmiş kıyafetleri ne yapacaklarsa artık. Pis sapıklar... Görümcemin kızı Zeynep mayosuyla ortada kaldı. Canım benim. Kızların sinirleri bozuldu, ağladılar.  Hep oluyormuş burada hırsızlık. Her zaman ve her yerde olduğu gibi bilindiği halde tedbir alınmamış. Otoparkta kamera falan yok yani. Yapanın yaptığı yanına kar kaldı yine maalesef.

Cana gelmesin de mala gelsin deyip teselli ettik birbirimizi. Yapılabilecek bir şey yok.


Çok güzel bir gündü. Mutlulukla eve döndük.

GÜNCELLEME:

Bugün yani 05.08.2017 Cmt günü yine buraya geldik. Deniz cam gibiydi. Suyu lıkır lıkır içmek geldi içimden o kadar temiz ve berraktı. Deniz analarından ise eser yoktu. Bir adet bile deniz anası görmediğim için şaşırdım. Ayrıca su çok güzel ve sıcaktı.

Bugün 12.08.2017 Cmt... Yine buraya geldik... Deniz çok çok güzeldi, sıcacıktı... Ömrümde böyle sıcak deniz çok nadir görmüşümdür. 

Bugün kıyılarda biraz yosun vardı ama ilerisi harikaydı...

Geçen gelişimizde koyun bir yarısını bugün de diğer yarısını yürüyüp burayı baştan aşağı gezdik... En güzel yer Bizim Köy Beach Clup olan yerdi yani bizim oturduğumuz yer. Buranın kumu çok güzel hiç taş yok hem de arka tarafta ağaçlar var. Hem de iskelesi güzel.

Burada  2 şezlong 1 şemsiye 30 tl isterseniz sehpa da getiriyorlar. Yiyecek İçecek servisi de var. Çay 2.5 TL


23 Temmuz 2017 Pazar

DEFNE'NİN YENİ KIYAFETLERİ ve OYUNCAKLARI(18)...

Defne bu aralar hangi tokamı görse koluna bilezik yapıyor. Bütün tespihler de kolye oluyorlar. Eşarplarımı takıp takıp aynada kendini izliyor. Galiba anası gibi kokoş olacak bizim kız.

Edremitteyken kızıma hediye paketi yaptım. Benim süslü kızıma bilezikler ve bir sürü toka aldım... 




Bir de  Edremitte kaliteli çocuk kıyafetleri satan bir mağaza keşfettim
 Bir sürü güzel şey beğendim. 
Şimdilik bu elbiseyi aldım.


Emriye Halası benim minik serçem için bu şirin ayakkabıları almış. Teşekkürler...


Filiz teyzesi bu cici pantalonu almış. Teşekkürler...


Anneannesi yazın giysin diye rengarenk ayakkabılar almış.



Çay seti almış. Teşekkürler nennesi...



Büyük Emine Yengesi masal anlatan bu kuzucuğu hediye etti.




Bilal Dayısı ve Eylem Yengesi de Defnenin çok sevdiği bu rengarenk toplardan almışlar.



Sevgili kuzen Ege Bora da çok iyi sakladığı ve çok sevdiği bu oyuncaklarını Defnecik için getirmiş. Teşekkür ederiz Ege Bora Abisi












Anneannesi bir sürü kıyafet almış.










Babası da bime gelen bu ayakkabıları almış. 



14 Temmuz 2017 Cuma

GÜRE, EDREMİT...

Çocukluğumdan beri yüzmek için gittiğimiz bir yer var; Güre, Sosyal Sigortalılar Kampı ya da Ankara Kampı civarı diye geçiyor. Bizim ailedeki ismi ise "tarla"


Eskiden tarlaya pek gelen olmazdı. Çünkü hem her yanı taşlıktı hem de denizde deniz kestanesi bulunuyordu. Ayaklarını kuma gömmek isteyen ailenin yaşlıları, çocuklarla kumdan kaleler yapmak isteyen ebeveynler, yüzme bilmeyip kıyıdan kıyıdan eğlenmek serinlemek isteyen yerli turist için burası pek cazip değildi.

Edremit körfezinin her bir yanı yazlıkla dolmadan önce  tarla gibi bakir ağaç altı gölgelikli hatta denizden su çıkan piknik yerleri vardı.

Bizim gibi tenhalık seven aileler için ideal yerlerdi yani.

Deniz kestaneleri ise bizim ailedeki gibi neredeyse yürümeyi öğrenmeden yüzmeyi ögrenenler bireyler için pek bir sorun teşkil etmiyordu.

Küçüklerin tecrübesizlik ve dikkatsizliklerinden ayaklarına batan kestanenin dikenleri ise bir gece zeytinyağlı bezde bekletililip ertesi gün rahatça çıkarılabiliyordu.


Zamanla site inşaatları başladı. Her yan şantiyeye dönüştü.

Buraların yazlıkla dolacağını bu sakinliği özleyeceğimizi hepimiz biliyorduk.

Şimdi deniz kenarında bu civarlarda kala kala sadece bu küçük zeytinlik kaldı yeşil olarak. Sağımız solumuz arkamız yazlık.

Sadece temiz sularda yaşayabilen deniz kestaneleri de artık yok.

Eskiden herbirini hayranlıkla incelediğim parlak beyaz taşlar da yok.

Deniz eskisi gibi değil sanki.

Çok fazla çoluk çocuk suya girdiği için kıyılarda pek durmuyorum, hemen derinlere kaçıyorum ki oralar hala berrak temiz.


Yine de hala bu mekanı bu manzarayı seviyorum.




12 Temmuz 2017 Çarşamba

KADIRGA KOYU, ASSOS...

Bu pazar yüzmeye Kadırga Koyu'na gittik.

Bu fotoğraf google görselden alınmıştır

Edremitten yaklaşık 60 km uzaklıkta . Aşağı yukarı 1.5 saat sürüyor yol. Edremitten Küçükkuyu'ya kadar normal yoldan gittikten sonra Ayvacık'a değil Assos'a doğru dönüyoruz. Bundan sonra yol dar ve kötü. İki araç yanyana zor geçiyor ama etraf çok güzel. Yolun her iki tarafında zeytin tarlaları var. Ara ara deniz tarafında kampingler, apart oteller, derme çatma lokantalar ve Ayşe Fatma Ananın Yeri gibi ev yemekleri yapan yerel işletmeler görülüyor.  Zeytin ağaçlarının arkasında ise hepimizi heyecanlandıran masmavi deniz var.

Uzun ve zor yine de zevkli bir yolculuktan sonra Kadırga Koyu'na varıyoruz.

Bu fotoğraf google görsellerden alınmıştır.

Buraya daha önce de gelmiştim. Sakin huzurlu bir yerdi ki kardeşlerim  eskiye göre burayı kalabalık bulmuş  ''birkaç yıl önce buraları pek kimse bilmezdi çok tenhaydı " demişlerdi.

O zamandan bu zamana ben görmeyeli  bir hayli değişmiş. Her tarafa beach clup tarzı yerler içecek içki ikram eden bungalolar şezlonglar lokantalar falan kurulmuş. Her yandan çıstak çıstak müzik geliyor. Girer girmez valeler karşılıyor sizi.

Bu ortamlar bana göre değil:(

Hala sakinlik arayanlar için kenar taraflarda yer mevcut -şimdilik-  Otopark ücretsiz ve şemsiyemizi rahatça açabileceğimiz yaygımızı serip denizi seyredebileceğimiz bir yer bulabildik çok şükür.


Ayrıca ben burayı kumluk, suyu sıcak bir yer olarak hatırlıyordum. Ama her taraf taşlıkmış. Defnecik için kum istiyordum ve sırf aslında bu yüzden gidelim de gidelim diye tutturmuştum. Neyse yine de Defnecik burada oynayabildi.


Deniz ise buz gibiydi. Her türlü suda yüzen ben bu sefer çok zorlandım.  Girdikten sonra bile alışamadım. Oysa ki kardeşlerimin dediğine göre burası hep soğukmuş. Bu sefer pek yüzemedim soğuktan. Defneciği de suya girmesi için uğraşmadım. Kıyıdan kıyıdan oynaması için çaba sarfettim.


Denizin temizliğine ve berraklığına ise diyecek bir şey yok. Zaten soğuktan dolayı giren hemencecik çıkıyor denizi kirletecek pek bir ortam oluşmuyor.


Bütün gün Defne ile oynadım. Defne suyun soğuklugundan sanırım denize girmedi, kıyıda oynadı hep.  Suda yüzmeyi çok seven cici köpek Şans'ı sevdi durdu. Milletle konuştu, şirinlik yaptı, bir sürü abur cubur yedi.

Veee -altı bağlı değildi- korktuğum şey başıma geldi, mayosuna kakasını yaptı. Kısa süren bir panikten sonra soyunma kabinine aldım temizlemeyi başardım diğer mayosunu giydirdim. Eve gelir gelmez de Kemal temizlemiş sonra bir de ben deterjanlı suyla iyice yıkadım ama hala kokuyor. Artık mecbur makinada yıkayacağım.

Kadırga dönüşünde ise trafik vardı. Defne sürekli kucağımdaydı. Koltuğunda bir türlü durmadı. Kucağımda iken emniyet kemerini bağlamaya çalıştım, Defne ise sürekli kemerden çıkmaya çalıştı.  Sürekli kıpır kıpır hareket halindeydi. Yolculuğumuz emniyet kemeri ve Defne arasındaki savaşa döndü. Bir süre sonra ise sıkıldı  eve gelinceye kadar sürekli ağladı. Benim de bir vakit sonra doğal olarak sinirlerim bozuldu. Yol işkenceye dönüştü hem benim için hem de Defne için.

Akşam sıcaktan, güneşten cildim harap olmuş,  Defne yüzünden sinirlerim zıplamış ve sanırım suyun soğukluğundan ya da arabadaki klimadan bilemiyorum bir ton dayak yemiş gibi attım kendimi yatağa. Gece de Defne çok sıkıntılı idi. Döndü durdu yatakta yavru kuşum.

Bir Assos günümüz de böylece güzel mi kötü mü tam karar veremediğim bir şekilde geçti.

Bir daha Kadırga Koyu'na yolum düşmediği müddetçe sırf yüzmek için gitmem.