30 Mayıs 2016 Pazartesi

İÇ BAKLALI ENGİNAR...

Bu akşam menüde iç baklalı enginar vardı.

Tarifi seviminaskanası.comdan aldım.

O kadar lezzetli oldu ki bu tarife 10 üzerinden 10 verdim.

Enginar da kılçıksız ve çok lezzetli çıktı. 

Tarifini unutmadan paylaşayım dedim.


 * Önce iç baklamızı bir tencereye koyup haşlamaya başlıyoruz. Benim baklalarım 5 dakika içinde yumuşadılar. Üzerine  çeşmeden su ilave edip soğumaya bırakıyoruz.

* Yayvan bir tencerede zeytinyağında incecik doğranmış soğanı kavuruyoruz. 

* Soğanlar kavrulurken bir kasede 1 su bardağı soğuk suya 2 tatlı kaşığı un ilave edip topaklar gidene kadar karıştırıyoruz. 

* Kavrulan soğanların üstüne ekliyoruz.

* 1 adet küçük limonun suyunu da ekledikten sonra enginalarımızı yıkayıp tencereye alıyoruz. ( 2 adet enginar kullandım)

* Ara ara suyunu kontrol ederek gerekirse su ilave ederek yaklaşık 30-40 dakika enginarlar yumuşayıncaya kadar pişiriyoruz.

*  Bu sırada iç baklalarımızın kabuklarını soyuyoruz. Enginarlarımız pişmeye yakın göz kararı iç baklaları ilave edip bir 5 dakika sonra ocağı söndürüyoruz. 

* Enginar ve iç baklaya çok yakışan olmazsa olmaz dereotumuzu ilave edip yemeğimizi dinlendiriyoruz. 

Afiyet olsun.

* Yemeğimiz pişerken tencerenin kapağını çok açmayalım.

* Enginarlara kaşık çatal değdirmeyelim.

* Enginarları oynatmadan tenceresinde dinlendirelim.


29 Mayıs 2016 Pazar

HAŞHAŞLI İRMİK TATLISI...

Markette minik silikon muffin kalıpları gördüm. O kadar şirinlerdi ki dayanamayıp aldım. Geçen hafta da dayanamayıp 2 adet metal muffin tepsisi almıştım. Sanki sürekli kek yapan biriymişim gibi ev bir sürü kek kalıbı ile doldu. (Evlenmeden önce de bir sürü kalıp almıştım). Eşim diyette eee ben 90 kiloyu geçtim eve ekmek bile almıyoruz zayıflayalım biraz  forma girelim diye ama ben habire kalıp alıp duruyorum. 

Ha bir de sanki pilav yapıyorum da gittim 2 adet de pilav kalıbı aldım. 

Eninde sonunda gidecek bu fazla kilolar o zaman gelsin tartlar, turtalar , kurabiyeler...
Şimdilik haftada bir gün ödül olarak kilo yapan herhangi birşey yiyebiliyoruz.

 Muffin kalıplarım hazır... Düzgün bir muffin tarifi lazım bana.  Lezzetli muffin tarifi arayadururken sırf şu şirin kalıpları kullanayım diye  irmik tatlısı yaptım.  Süslemek için çikolata sos kullanacaktım lakin artık nasıl özlemişsek tatlı şeyleri sosu yapmama fırsat kalmadan akşamına hepsini yedik bitirdik.



Tarif hep bildiğimiz tarif. Daha önce de  vişne soslu olarak bu sefer tart kalıbında yapmıştım.  Bakınız Vişne Soslu İrmik Tatlısı

Haşhaşın kırt kırt ağza gelmesini seviyorum.  O yüzden irmikli tatlılara haşhaş ekliyorum.

Malzemeler

* 1 litre süt
* 1 bardak irmik
* 1 bardak şeker
* 1 paket vanilya
* 2 yemek kaşığı mavi haşhaş


Yapılışı

Vanilya hariç hepsi bir tencereye konulur. Kaynayınca içine vanilya eklenir. Kalıplara dökülür. 1 gece dinlendirilir. Süsleyip servis edilir.

Karışım kaynadığında çok cıvık oluyor. Endişelenmeyin sonradan tam kıvamına geliyor.

Afiyet olsun.

28 Mayıs 2016 Cumartesi

DEFNE FERAH 8,5 AYLIK...

Son yazdığımdan beri


Defneyi çocuk doktoruna kontrole götürdük, her şey yolunda ( maşallah)


Mehmet Akif Ersoy Kalp Hastalıkları Hastanesine kardiyolojiye kontrole gittik. İlk doğduğunda kalbinde birkaç küçük delik vardı, doktor büyük ihtimalle zamanla geçer demişti, her şey normal çıktı. (çok şükür)


Kanuni Sultan  Süleyman Eğitim Araştırma Hastanesine kalça çıkığı kontrolü için eşim götürdü. Önünde 170 kişi varmış bir yarım saat beklemiş. Sıra ancak 5-10 kişi ilerlemiş. Sıra gelmesi mümkün olmadığı için geri dönmüş. Artık başka hastaneden randevu alacağım.

Ebe kontrolü vardı. Son kontrolden beri boyu 3 cm uzamış; 70 cm olmuş.

Kan değerleri biraz düşük çıkmış Artık kan ilacını sabah akşam 8 damla olarak vereceğiz. Ben de bunu duyduğumdan beri çay miktarımı azalttım, biraz daha beslememe dikkat edeyim, kan haplarımı düzenli kullanayım. 

*** 


Artık oyuncak sepetine ilgi gösteriyor. Oyun halısında kendi kendine oynuyor, 5-10 dakika...


Hala hacı yatmaz, yere koyduğum an ağlıyor, beraberken iş yapamıyorum.


Defneyi her gün mutlaka dışarı çıkarıyorum. Aşağıdaki parkta ve site içinde biraz yürüdükten sonra eve en yakın markete günlük alışveriş için gidiyoruz. Kayaşehirin mis gibi egzoz gazını teneffüs ederek, yokuşta zorlanan hafriyat kamyonlarının annn annn sesleri eşliğinde çocuğum irkile irkile korkma yavrum diye diye markete gidiyoruz. Market ana yolun karşısında diğer sitenin içinde. Ana yoldan karşıya geçmemiz lazım hem durak hem yaya geçidi var hem de siteye giriş kapısı var bebeği de görüyorlar ama bir tane Allah'ın kulu da durup yol vermiyor ki karşıya güvenle geçelim. Araç trafiği ise hiç bitmiyor. Kalbim çarpa çarpa karşıya geçiyoruz. Bir keresinde markete bebek arabası ile gitme gafletinde bulundum. Karşıya geçerken adamın biri bana el kol hareketi yaptı. Ne güçlükle karşıya geçiriyorum görüyor, çocuğu görüyor, çabamı görüyor, bana yol vereceği yardımcı olacağı yerde bir de el kol hareketi yapıyor öküz herif . Allah'a havale ettim o sürücüyü de...

Her dışarı çıktığımda markete gitmek için karşıya geçerken ana yolun yanına yokuş başına bu blokları dikmeyi akıl eden mühendislerin, onay veren idarecilerin ebesine sülalesine en güzel dualarımı yolluyorum. Her Defne korkup irkildiğinde o kamyon kadar...... deyip güzel enerji yoluyorum o insanlara ....

Ya sev ya terket diyebilirsiniz, sevmiyorum Kayaşehiri, sevemiyorum... 

Ama terk edemiyorum da... 

3+1 ev fiyatları 750 000 TL ye dayanmış Site içinde adam gibi bir ev için ise 1 000 000 (1 trilyonu) gözden çıkarmak lazım. Ödeyememekten değil de neden hayatımı borç harç içinde geçireyim dünya kadar banka faizi ödeyeyim. En güzel yıllarımı borç içinde para düşünerek yaşayayım.

*****

18 Mayıs 2016

Defne Ferah 9000 g
Ben 91,2 kg


23 Mayıs

Artık kendi başına oyun oynamaya başladı. Ben de yavaş yavaş iş yapabilmeye başladım. Çok şükür.

Bugün ağlarken söylenmeyi öğrenmiş. Miya miya miya diye bir yandan söylenip bir yandan ağlarken, ben öldüm gülmekten. Geceleri uyku haliyle ağlarken zaten söyleniyordu (artık sabrının kalmadığı, çok ciddi acıktığının göstergesi) gündüz ise hiç duymamıştık.

Bir de babası bugün çamaşır sepetine oturtmuş. Düşme tehlikesi olmaksızın arabasında! keyifli keyifli oynadı küçük kuşum.


25 Mayıs

Bugün ilk kez muzu eline verdim kendi kendine yedi.  Tetikteydim. Yanıma burun aspiratörünü de aldım bir takılma durumu olursa onunla çekerim diye. Kalbim küt küt çarptı o zevkle muzunu yerken. Şükür rahat yiyebildi.

Ayrıca bugün muzdan cesaret alıp yemeğin suyuna ekmek bandırıp verdim rahatça yedi şükürler olsun. Gerçi pek ekmek verme taraftarı değilim ama ekmek tadını da bilsin yani.

26 Mayıs

Bugün kendi başına koltuğa yaslanarak desteksiz ayakta durabildi.

Artık yere oturtabiliyoruz. Sağa sola kaykılmıyor.

Emeklemiyor ama oturduğu yerden nasıl beceriyor bilmiyorum yer değiştiriyor.

Bugün ilk kez uykusunda dönmüş yüzüstü uyuyakalmış minik serçem. Elleri de yüzünün altında kalmış nasıl masum nasıl masum...

Bu aralar altını değiştirdiğimde ya da emerken aralarda yatakta sürekli dönüyor. Dönmek çok hoşuna gidiyor, bir dönüyor bir emiyor bir dönüyor bir oynuyor o şekilde hiç sabit durmuyor.


27 Mayıs

Artık  gündüzleri uzun uzun uyuyor. Ben de iş yapabiliyorum. Allah'ım bugünleri de mi görecektim. Geceleri ise sürekli uyanıyor.  2 saat bile deliksiz uyuyamıyorum. Hep kucağımda uyumak istiyor. Diş çıkardığını düşünüp anlayışla karşılıyorum ama belim kolum koptu artık. Yatarak adam gibi uyuyamadım nicedir. Ha bu arada bizim kız 8,5 aylık oldu hala  bir tane bile diş yok.

Yatakta bir oraya bir buraya dönüyor. Habire yer değiştiriyor. Kendini attıra attıra yatağın kenarında gelip ayaküstü düşürüyor kendini yere değdiriyor ayaklarını. Büyük bir zafer kazanmış edasıyla bana bakıyor sonra ben de afferin kuzuma diyorum.

Yere koyunca yer sert geliyor galiba bilemiyorum dönmek istiyor ama cesaret edemiyor, bir ayağını arkaya atmaya çalışıyor ayak sallanıyor sallanıyor uğraşıyor uğraşıyor yok ... Ayak yere değmeyince de sinirleniyor ağlıyor.

Ay bir de bu aralar terliklere merak saldı. En büyük isteği bir terliğin altını dikkat buyurun altını yani üstünü değil, yalamak; izin vermedikçe çıldırıyor. Artık mecbur yeni aldığım çok kullanmadığım bir terliği kontrol edip verdim. Abartmıyorum yarım saat sesi çıkmadı terliği yalamaktan ısırmaktan...

Bir de ayakkabısının altını yalamak istiyor. hey Allah'ım.  Bu aralar en büyük mutluluğu ayakkabısının ipleri ile oynamak kenarlarını dişleyip altını yalamak...

***

Bugün Kemal pazardan çilek almış ama nasıl güzel kokuyor nasıl güzel kokuyor. Bütün ev çilek koktu öyle muhteşem  bir şey yani. Ben de gittikçe geldikçe ağzıma bir iki atıyordum. Defne Ferah bir fark etti, bir hayırdır bakışı attı, gözünü de ayırmadı benden, çileğimi yutamadım o derece, mecburen tattırdım. Önce çileği baya bir inceledi sonra işaret parmağı ile yavaştan yavaştan biraz dokundu (o küçücük parmağı yerim ben) Allah'ım sonra o dişsiz ağzıyla çileği cork cork emdi, çok sevdi. 2,5 tane çilek yedi yavrucuğum. Defneciğim beni affet,  sen çileği yerken aklıma bu kaplumbağacık geldi. ama sen ona benzemiyorsun tabii  ki  sen tatlı tatlı kibar kibar ( gerçekten de ) yiyorsun canım benim.









Bugün yani 28 Mayıs 2016 itibari ile

Defne Ferah 9100 gr

ben 90,6 kg

inanamıyorum ama zayıflamışım. :)) hadi bu bir başlangıçtır inş.





25 Mayıs 2016 Çarşamba

DEFNE FERAH'IN YENİ KIYAFETLERİ ve OYUNCAKLARI(14)....

Havalar ısındı artık bebişe ferah ferah kıyafetler almak lazım. Bir kaç dükkan gezdim. El kadar tişörtlere 55 TL fiyat biçmişler. Hayret ettim. Tişört bildiğin bebek tişörtü.  Bir pantolon bir tişört 100 TL yi geçiyor.  

Ben yine usul usul LCW ye gittim. Şimdilik idare edecek bir kaç takım kıyafet aldım. Bir kaç parça da cıvıl'dan aldım.  Gerisini yazın Edremit pazarından bakacağım. Orada hem ucuz hem kaliteli kıyafetler bulabilirim diye düşünüyorum. 





















Markete alışverişe gitmiştim. Defne Ferah bunu görünce o kadar mutlu oldu öyle sevinç çığlıkları attı ki dayanamayıp bu aaarı vız vız vızı da aldım. 






Şimdilik bu  kadar...


24 Mayıs 2016 Salı

UNSUZ BROWNİ...

Bugün unsuz browni yaptım.
 Tarif serhira.blogspot.com dan...

Çok hafif güzel bir kek oldu. Gayet güzel kabardı. Şekeri de tam sevdiğim gibiydi. Beğendim. Eşimden de tam not aldım, paylaşayım dedim.



Malzemeler

* 4 yumurta ( oda sıcaklığında)
* 1 bardak şeker
* 1 su bardağından 2 parmak eksik zeytinyağı
* 1 yemek kaşığı oda sıcaklığında tereyağı
* 1 kahve fincanı süt
* 1 paket kakao
* 1 paket vanilya
* 1 paket pirinç unu
* 1.5 paket kabartma tozu
* 1 su bardağı süt
* 1 paket çikolata sos
* Hindistan cevizi



Hazırlanışı

* Yumurta ve şeker köpük köpük oluncaya kadar çırpılır.

* Sıvı yağ, tereyağı, bir fincan süt eklenip çırpılır.

* Kakao, vanilya, pirinç unu eklenip çırpılır.

* En son  kabartma tozu eklenip tahta kaşıkla karıştırılır.

* Kare borcam ıslatılır -Yağlanmaz- Karışımımız dökülür.

* Önceden ısıtılmış 180° fırında 25 dakika kadar pişirilir. (kürdan testi yapın)

* Kekimiz ılıklaşınca üzerine 1 bardak süt eklenir.

* Kekimiz soğuyunca üzerine çikolata sos yapıp dökülür.

* Hindistan cevizi ile süslenir.


Afiyet olsun.

20 Mayıs 2016 Cuma

EMİRGÂN KORUSU2...



Bu cumartesi Emirgân Korusundaydık. Emirgânı hep çok kalabalık hatırlıyorum. Şimdiye dek hep lale zamanı gelmişim herhalde bu yüzden. Bir de bekarken geldiğimizde köşklerde yiyip içerdik. Oralar hâlâ kalabalık. Şimdi ise piknikçilerin tarafındayım oralar ise çok daha tenha.

Geçenlerde sabah erkenden gelip piknik masalarında kahvaltı yapmıştık. Eşim çok beğenmişti.

Bu hafta sonu annemlerle yeniden geldik.

24 Nisan 2014 Salı günü yani 2 yıl önce lale zamanı annemle ikimiz otobüsle Emirgan'a gelmiştik. Ben o kalabalığa girmem diyerek Kemal gelmemişti. Annemle inat ettik bu tatil günü evde oturmayacağız deyip otobüsle gitmiştik. Yol 3 buçuk saat sürmüştü. Daha Eminönü'ne gelmeden annem geldik mi geldik mi deyip duruyordu. Emirgan'a varıp ta otobüsten indiğimizde ikimizin de otobüs gürültüsünden kalabalıktan sıcaktan oksijensizlikten kafa beyin patlamış artık gezecek halimiz kalmamıştı. Annem bir kez daha İstanbul'da yaşanmaz demişti.
Saatler süren dönüş yolundan sonra kafamız kazan gibi vücudumuz kasılmaktan kütük gibi olmuşken  ertesi gün azıcık dinlenince iyi ki de gitmişiz hatıra oldu işte demiştik.

Bu sefer kendi aracımızla Emirgan'a varmamız yarım saat kadar sürdü. Hava çok rüzgarlıydı. Bu  yüzden arka taraflarda kuytu bir yer bulduk.



İlk kez Emirgan'ın arka taraflarını gördüm keşfettim. Arka tarafta 2 kapısı daha varmış. Daha önce hiç rastlamadığım yürüyüş yolları varmış.

Emirgan korusu gerçekten baya büyük bir koruymuş.

Bu sefer hemen eve dönmedik epey oturduk.

Defnenin pantalonunu dizlerine kadar sıvayıp çimlere bastırdık. Ay çok tatlıydı. Çimleri koparıp koparıp inceledi,yemeğe kalktı. Açık havada güzel bir uyku çekti.

Bir sürü gelin geldi. Onları izlemek de eğlenceliydi.

Bir adet saf odun mu desem kütük mü desem mal mı desem öküz mü desem karar veremedim, tipine baksan adam sanacağınız biri gelin arabasının önünde gayet naif hoş bir kıza, gelin hanıma yani, düğün fotoğrafı için '' mal gibi sırıtıyorsun'' diye bağırıyordu. Düşünebiliyor musunuz kızın suçu gelin fotoğrafı için kocaman gülmek !!!!  '' bu adamla ömür geçmez daha imzaları atmamışken bir kez daha düşün '' bakışı attım. inş vazgeçmiştir o adamdan.

Çamların altında genç hoş bir bayan ders çalışıyordu, bir yandan da kahvesini yudumluyordu. Tacize uğramadan rahatça ders çalışmak da büyük bir nimet.  Ben üniversitede iken bir keresinde Gülhane parkında iki kez de Sultanahmet meydanında kitap okuma gafletinde bulunmuştum. 10 dakika bile izin vermemişlerdi insan müsveddeleri. Böyle turistik bir mekanda onlarca sivil polisin içinde bile yine de rahat vermemişlerdi hayvan oğlu hayvanlar. Bu kızcağız  ağaçların altında huzurla ders çalışmanın bir nimet olduğunu acaba farkında mı?

İnsanlar top oynuyorlardı, yürüyüş yapıyorlardı, çocuklarını eğlendiriyorlardı. Genel olarak herkes mutlu görünüyordu.

Defneyi anneme bırakıp ön taraflara yürüyüş çıktım. Boğazı seyrettim.

Çok güzel bir gündü.

Geçen sefer otopark ücreti 2 saatliği 10 TL idi.
 Bu sefer tüm gün 10 TL olmuş çok sevindim. Geçen geldiğimizde lale festivali imiş fiyatlar o yüzden şişikmiş. Artık normal tarifeye dönmüşler.


Aşağıda bir cumartesi sabahı bomboş Emirgan yollarını görüyorsunuz efendim.


Emirgan'da farklı güzel bir hava var. Buraya sık sık gelmeyi düşünüyorum.



17 Mayıs 2016 Salı

CİLDİYEYE GİTTİM...

Uzun zamandır cilt problemlerim var. 
Hatta bununla ilgili bir-iki ay önce bir yazı yazmıştım. 
Tedbiren bütün kozmetik ürünlerimi yenilemiştim.
Bir ara düzelir gibi oldu. Bende sevindiydim.
Sevincim çok kısa sürdü.
Son zamanlarda  cildim iyice çığırından çıktı. 
Ergenlikte bile görmediğim sivilcelerim yüzümden boynuma yayıldı. 
Aynı zamanda yüzümde renk değişikliği de var.

Ben de artık vaktidir deyip
 Bakırköy Lepra ve Deri Hastalıkları Hastanesinden randevu aldım.

Annemler de evde olduğu için Defneyi onlara bırakıp içim rahat bir şekilde 5 vasıta değiştirerek hastaneye vardım. 
Kayaşehirden 8:00 da çıktım. 
Eşim metroya bıraktı.
9:50 deki randevuma 9:55 de yetiştim.

Hastaneye vardığımda Kayaşehire uğramayan bahar her taraftan hissediliyordu.
Dört bir yandan kuş sesleri geliyordu.
 Daha önceleri hiç duymadığım kuş sesleri vardı.
 Doktordan çıktıktan sonra bahçedeki gülleri inceledim. 
Aşağıda fotoğrafını çektiğim gül nasıl güzel kokuyordu anlatamam.
Yıllardır kokan gül görmemiştim.
Sarı pembe beyaz turuncu kırmızı  rengarenk güllerin hepsi de birbirinden güzeldi. 
Kayaşehirde hiç gül gördüm mü ben acaba
Aklıma bir tane bile gelmiyor. 
Kaya gibi şehir işte Kayaşehir, kupkuru.


Hastane hiç beklediğim gibi değildi. 
Küçük küçük sevimli  4-5 bina vardı.
Ağaçların altında kaybolmuşlardı.



Her taraftan güzel bahar kokuları geliyordu.
Tam kafa dinlemelik bir yer.


Ara ara buraya geleyim diye aklıma geldi tövbe estağfurullah.
 Bir sürü iğde ağacı baygın baygın kokusunu salıyordu.




Bir de ileride küçük bir binaya doğru uzamış hanımeli vardı. 
Kayaşehir de şimdiya dek bir tane bile hanımeli görmedim.
Kayaşehir de varsa yoksa top akasya var maalesef o da çiçek açmıyor.

Beş dakika kadar baharı içime çektikten sonra hızla eve döndüm, Defneciğim acıkmıştır.

Cildime gelince;

Tamamen psikolojikmiş.
 Benim sivilcelerim hastalık sivilcesi değilmiş. alerji sivilcesi de değilmiş.
Stresimi azaltma yollarını bulacakmışım. 

16 Mayıs 2016 Pazartesi

BÜYÜK ÇAMLICA, ÜSKÜDAR GEZİSİ...

Annemle babam memleketten geldiler.  Babam bir ara Aziz Mahmut Hüdayi türbesinin nerede olduğunu, ulaşım imkanlarını falan sormuştu. Aklıma geldi. Pazar günü için Çamlıca-Üsküdar gezisi planladım.

Hafta sonu gezi güzergahımız
* Büyük Çamlıca Tepesinde kahvaltı
* Aziz Mahmut Hüdayi Türbesi
* Yeni Valide Camii
* Mihrimah Sultan Camii
*Şemsi Paşa Camii
* Tarihi Kanaat Lokantasında yemek
şeklinde idi.

Biraz daha vaktimiz olsaydı Kız Kulesinden İstanbul'u seyreyleme ve  Salacak sahilleri merdivenlerinden gün batımını izlemeyi de eklerdim.

Pazar günü sabah erkenden uyandık. Hızlıca hazırlandık.
Elimi çabuk tutmama rağmen yine de 8:15 de ancak evden çıkabildik . 
Geç kaldık yani.
Oysaki  Cumartesi akşamından Defne'nin kıyafetlerini kendi kıyafetlerimi hazırlamıştım. 
Hatta eve belki aç geliriz diyerekten gecenin 12 sinde  çorbamı, yemeğimi bile yapmıştım.

Sabahın serinliğinde yola çıktık. Hava çok güzeldi. Rüzgar vardı ama sorun yok bu yaz günü esinti çok iyi gider değil mi...

Pazar günü olmasına ve sabah erken saat olmasına rağmen trafik vardı -İstanbulun hiç bitmeyen trafiği-
Yaklaşık 45 dakika sonra Çamlıcadaydık.


Hava pırıl pırıldı ve boğaz çok güzel görünüyordu.


Manzara çok güzeldi.

Manzaraya biraz doyduktan sonra aşağıda çamların altına geçtik.
Kahvaltımızı yaptık.


Büyük Çamlıca Tepesi bu pazar aşırı kalabalıktı.
 Biz gittiğimizde bütün masalar doluydu. 
Biraz gezip tozduktan vakit geçirdikten  sonra güzel temiz bir masa bulabildik. 
Cumartesi temizlik yapılmamış sanırım çamlığın  her yanı çöp doluydu. 
İstisnasız bütün bankların altında bir ton çekirdek kabuğu vardı.
Çekirdek kabuklarını yere atanlara hakkımı helal etmiyorum.
Eğitimsiz saygısız birisi ise sigara izmaritini bankın tahtalarının arasına gömmüştü.

Canımı sıkmamaya çalıştım ama o kadar yol gelip de çöplerin arasında kahvaltı hazırlayınca insanın asabı epey bozuluyor. 

Kahvaltımızı yaptık.
 Bu sırada epey bir üşüdük.
Alt taraflar cayır cayır yanarken biz tepede donduk.
Hatta eşimin daha ayrılmadan orada boğazı şişti.

Sosyal tesislerde ise insanlar açık havada kahvaltı yapıyordu.
Gayet güzel ve nezih bir kahvaltı artı 2 adet çay 12 TL. 
Ortam da gayet hoştu.
Aslında buraya gelirken hiç bir şeyi evden getirmeye gerek yokmuş.

Fakat mekan çok kalabalıktı.

Bir de eskiden alttan alttan çalan, huzur veren Osmanlı Müziği yerine garip bir  çistak çistak müzik koymuşlardı şaşırdım. 

Ayrıca emzirme odası çok küçük ve havasızdı.
Çocuğu ışık hızı ile emzirip çıkardım,
bu süre zarfında bile içim dışıma çıktı.

 Kahvaltı soframızı toplayıp,
manzarayı biraz daha seyredip tepeden ayrıldık.

Böylece annemle babam dün bir tepeden ilk kez  İstanbula bir baktılar.

Ben gelmeyeli yıllar olmuştu.

Bir daha gelir miyim ...Hayır
 Hafta sonu gelmem. Gelirsem hafta içi gelirim.
Çok kalabalıktı kafam şişti.

Bir de neden Çamlıca girişini düzenlemiyorlar anlamıyorum.
Çok köhne kötü bir girişi var.
20 yıl önce de geldiğimde dikkatimi çekmişti.
Hâlâ aynı tas aynı hamam.


Çamlıcada otopark ücreti 10 TL


KISACA:  Manzara güzeldi ama ortam pek güzel değildi; çok kalabalıktı, benim kafam kaldırmıyor.


Oradan Üsküdara geçtik.
Önce Aziz Mahmut Hüdayi Türbesine gittik. 
Çok izbe bir yer.
Buraya da neredeyse 20 yıl önce gitmiştim.
O zaman da kötü görünmüştü bana.
Millet akın akın geliyor.
Ayak kokusu girişte çok fena
Nefes alamadım.

Eskiden hafif bir tepede imiş muhtemelen belki de boğazı görüyordu kim bilir.
Küçük şirin huzurlu bir tekkeydi zannımca.
 Zaman içinde evlerin arasında sıkışmış kalmış.

Babamın 2 rekatlık namazını bekledikten sonra aşağı indik. 

Yeni Valide Sultan Camii' ne gittik.


Kuş kafesi şeklindeki üstü açık Gülnuş Valide Sultan Türbesi  her gördüğümde olduğu gibi yine beni gülümsetti. 
Valide Sultan tam benim kafadanmış. 
Ben de üstümde toprak olmasını
 kuşların ötmesini,
 üzerime yağmurun yağmasını isterdim.


 Şu şadırvanın inceliğine şu avlunun güzelliğine bir bakar mısınız?

Atalarımız ne güzel ince düşünmüşler, göze hitap eden bakıp bakıp dinlendiğimiz huzur duyduğumuz mekanlar oluşturmuşlar.


Caminin büyüklüğü ile orantılı güzel bir bahçe. Tarihi çınarlar... Oldum bittim burayı çok sevmişimdir.





Üniversiteyi ilk kazandığımda yani 1994 yılında Üsküdarda bir yurtta kalmıştım.
 O zamanlar buraların kıymetini bilmemişim.
Yanından geçip gitmişim pek çok şeyin yanından dokunmadan geçtiğim gibi.
 Hiç farkında değilmişim bu güzelliğin.
Bazen tekrar başa döndüğümü genç enerjik güzel halimle buraya gelip namaz kıldığımı her mevsim ayrı bir güzelliğini keşfettiğimi hayal ediyorum. Sahilde turladığımı yeni mekanlar keşfettiğimi düşünüyorum. Bir yıl böyle güzel bir mekanda yaşadım da sahil boyu bir kez yürümedim inanamıyorum. Okul-yurt, yurt-okul ekseninden dışarı çıkmamışım ona yanıyorum.

Bütün insanlar gibi geçmişte yapabilecekken yapmadıklarımı düşünüp yine hüzünlendim.

Yeni Valide  Camii bahçesinde biraz dinlendikten sonra Mihrimah Sultan Camii ne geçtik. Tam öğle vaktiydi. Orada cemaatle namaz kıldık. Bayan tarafı hınca hınç doluydu.


Bir kez daha bu camiye aşık oldum.
Kavurucu yaz günleri ne ferahtır bu caminin taştan avlusu.
 Ne kadar güzel görünür deniz
 ve III. Ahmet Çeşmesi.

Her seferinde kendimi eski İstanbul'da denizin hemen yanı başındaki bu camide hayal ederim. Saltanat kayıklarının zarafetle camiye yanaşını, o zamanlar manzaranın kim bilir ne kadar güzel olduğunu o zamanlar yaşasaydım avluda oturup saatlerce deniz şıpırtısı  ve kuş sesi dinleyeceğimi hayal ederim.


Kendimi hayaller alemine kaptırdığım birkaç mekandan birisi burası



Buradan  Yeni Valide Caminin alt tarıafnda bulunan balıkçılara gittik. Annem bize Balık ekmek ısmarladı. Hiç aç değildim. Buna rağmen çok beğendim. Çok güzel hazırlamışlardı. Ayrıca fiyatları da çok uygun balık ekmek 7 TL

Burada karnımızı doyurduktan sonra Şemsi Paşa Camii ne gittik.



Kaç göz böyle güzel bir manzaraya şahit olmuştur ki...










 Burayı da hep çok sevmişimdir. İstanbulun en sevdiğim mekanlarından biridir. Üniversitedeyken bu caminin yanındaki çay bahçesinde otururduk saatlerce...Tam deniz kenarında minicik huzurlu bir cami. Mimar Sinanın son eseri. Küçücük minyatür bir külliye... Küçücük bir alanda bir cami bir kütüphane bir türbe ve abdesthane mevcut.

Burada baya oturduk. Ruhumuzu dinlendirdik.

Buradan da meşhur Kanaat lokantasına gidip meşhur kaymaklı ekmek kadayıfından yedik. Annem ısmarladı sağolsun.

Ardından eve döndük.

 Üsküdar mükemmel bir mekan ama bir daha haftasonu gitmem.
Aşırı kalabalık ve gürültülü idi.
Kafam hâlâ uğulduyor.


Dünden aklımda kalan şeyin bir tatlı huzur olmasını dilerdim lakin  ilk aklıma gelen şey uğultu insan seli ve trafik malesef...

9 Mayıs 2016 Pazartesi

BEYKOZ KORUSU2...

Bu cumartesi Beykoz Korusuna yeniden gittik. 
Geçen hafta  keşfetmiştik burayı fakat o gün hava çok soğuktu, gezememiştik.
 Defne Ferah üşür diye korkmuştuk. 
Bu hafta hava güzel olunca yeniden buraya gelmeye  karar verdik.

Geçen hafta 7:30 da yola çıkmıştık.
Yollar da boştu 8:00 gibi korudaydık, in cin top oynuyordu.
Bu sefer baya geç kaldık, trafik de vardı. 
Yer bulamayacağımıza her yerin çok kalabalık olacağına emindim. 
Koruya varınca ise  şok oldum çünkü yine kimsecikler yoktu. 
Kahvaltı içi sosyal tesise gelen 3 otobüs dolusu öğrenci ise 15-20 dakika içinde terketti koruyu.
Biz bize kaldık.

Hava çok çok güzeldi. 
Boğaz çok çok güzel görünüyordu. 
Telefonumun ayarlarını bozmuşum sanırım hiç güzel foto alamadım bu sefer. 
Fotoğraflardan kat be kat güzeldi koru bu cumartesi.




Annem babam memleketten gelmişlerdi.
Bu yüzden biraz daha kapsamlı bir kahvaltı hazırladık
Aynı zamanda görümcem ve çocukları da vardı. 
Güzel bir kahvaltı masası hazırladık.
 Hep beraber güle eğlene mis gibi açık havada yaptık kahvaltımızı.

Koruda bu cumartesi bir etkinlik vardı.
Az ötemizde canlı müzik vardı. 
Çocuklar için bir sürü oyuncak getirmişlerdi.
 Sihirbazlık gösterileri, balonlar vs eğlenceli bir ortam vardı.
 Bir de aşağıdaki animatörler vardı ki çok şirinlerdi. 
 Görümcemin çocukları bayıldılar bunlara.
Günümüze renk kattılar.



Sonra koruyu keşfetmeye çıktık.
Kuş sesleri mis gibi kokular eşliğinde gezdik koruyu.
 Bol bol oksijen aldık. 
Çok iyi geldi.
 Minnoşumun hiç sesi çıkmadı.
Bir güzel uyudu babasının kangurusunda.



Sonra sahile indik. 
Öğle sıcağı bastırmıştı. 
Fazla dolanamadık.
 Bir ağaç gölgesinde gözlerimizi boğazın maviliklerinde dinlendirdik.

Dediğim gibi manzara mükemmeldi ama güzel foto çekemedim maalesef:(



Gökdelenlerinde güzel göründüğü oluyormuş.


Boğazı seyretmeyi, kuş sesleri dinlemeyi ağaçların loş gölgelerinde dolaşmayı ve sessizliği severim. 
Güzel bir gün yaşadım bu cumartesi.

Beykoz Korusu çok güzel, tavsiye ederim.



5 Mayıs 2016 Perşembe

ETLİ PATLICAN YEMEĞİ...


Yeni aldığım çift taraflı tavamla patlıcan yemeği yaptım.





Eskiden patlıcanlı yemekler fazla yapmazdım. Çünkü patlıcan kızartılınca çok yağ çekiyor. Patlıcanı kızartmadan yemek olarak pişirirsem de lezzetsiz olur diye düşünüyordum.

Çok yanılmışım. Böyle de gayet güzel oluyormuş.






* 300-400 gram etimizi tavaya atıyoruz. 2-3 kaşık zeytinyagı ekliyoruz. Biz yağlı sevmediğimiz için az kullanıyorum.  Etler suyunu çekip hafifçe kızarınca üzerinde 2 adet soğan, 3-4 adet sarımsak ekleyip biraz daha kavuruyoruz. Bu sırada üstüne 3 adet köy biberi  3 adet orta boy alacalı soyulmuş patlıcan 2 adet domates 1 kaşık da domates salçası ekliyoruz.  Tuz karabiber pulbiber ekleyip, kapağını kapatıp, altını kısıyoruz. En kısık ateşte kapağı fazla açmadan  1 saat kadar pişiriyoruz. Hafif pişmeye yakın nazikçe karıştırıyoruz. Su eklemiyoruz. Fazla karıştırıp dağıtmıyoruz.  Altını kapadıktan sonra incecik kıyılmış maydanoz ekliyoruz. En az 1 saat dinlendirip servis yapıyoruz. Afiyet olsun.