Geçtiğimiz pazar Büyükada'ya gittim.
Sabah 05:30'da güneş daha yeni doğarken uyandım. 06:15 Eminönü otobüsüne yetiştim. 07:20'de Eminönündeydim. Sabah bu saatlerde hem de pazar günü yollar bomboş. 07:30 Adalar vapuruna yetiştim çok şükür. Sabahın bu saati Eminönü de çok tenhaydı. Ayrıca deniz çok güzel görünüyordu. Adalar vapurunda ise yine çok kalabalık olmamakla birlikte beklediğimden fazla kişi vardı.
O gün sabah çok güzeldi. Pırıl pırıl bir güneş vardı. Hava ne çok sıcak ne de çok soğuktu. Tam ideal gezmelik bir hava idi. Sabah çok erken saatte Boğaz, Ayasofya, Sultanahmet Cami, Topkapı Sarayı, Galata Kulesi kısaca tarihi yarımada o kadar güzel görünüyordu ki. Bir yandan tarihi yarımadayı izlerken bir yandan mis gibi yeni demlenmiş taze çayımı yudumladım bir yandan da sabah fırından yeni çıkmış çıtır çıtır simitimi yedim.
09.05 de Büyükada'da idim.
Büyükada'da ilk farkedilen şey korkunç berbat at pisliği kokusu. Ve maalesef tüm gezi boyunca bu kokuya maruz kalıyorsunuz. Zamanla burnum alışır dedim ama yok hiç alışmadı.
Bu koku sorununa neden bir çözüm bulmuyorlar aklım hiç almıyor. Hem bisikletliler rahat bisikletlerine binemiyorlar hem biz yayalar yolda rahat yürüyemiyoruz hem de atlara yazık değil mi. Her atlı geldiğinde durup onlara yol vermek zorunda kalıyoruz. Ayrıca atlara eziyet ediliyor. Aslında buraya bu konu ile ilgili çok şey yazılabilir ama bu konuyu kısa keseceğim.