7/02/2026

MAYIS ve HAZİRAN 2026

 Kendime biraz çeki düzen vereyim, sosyal medyada fazla vakit geçirmeyim, gereksiz işlere fazla dalmayım da zamanım ziyan olmasın diye başladığım bu seride bu ay da yazacak pek bir şey bulamıyorum. 

Ben de eskiden hep aşağıladığım acıdığım insanlara, günlük ev işlerinden başka bir şeyi olmayan, sabahtan akşama ekran karşısında ömür çürüten kadınlara dönüşmek üzereyim.

Ne doğru düzgün kitap okuyabildim bu ay ne de sinema izleyebildim. Ne de doğru düzgün bir müzik dinleyebildim. Belgesel podcast yazacak hiç bir şeyim yok inanamıyorum. 

Zihnimi açacak hiç bir şey yapmamışım yine.

Çabaladım durdum. Kendime sürekli telkinler verdim ama nafile bu ay da olmadı.

Sabah erkenden kalkıyorum. Defne'nin beslenmesi kahvaltısı okula hazırlık derken evden birlikte çıkıyoruz. Eve iş getirmemeye gayret ettiğim için okul zamanlarım çok yoğun geçiyor. Zaten bizim okulun sınıfları 45 kişi. Sadece öğrencilerin soruları ve sorunları, okulun işleri tüm günümü alıyor. Sonra Defne'yi okulundan alıp eve geçiyorum. Hemen yemek yapmaya girişiyorum. Defne herşeyi yiyen biri değil. Ona özel kendime farklı yemek hazırlıyorum. Akşamüstü Defne ile yemek yedikten sonra ise günün yorgunluğu çöküyor üstüme. Akşam 21'e kadar neredeyse hiç bir şey yapmadan sadece öyle uzanarak hayal meyal buğulu buğulu uyku ile uyanıklık arası öyle saçma sapan bir vakit geçiriyorum. Belki 1-2 saat uyusam kendime gelirim ama Defne asla izin vermez. Bir 15 dakika bile gözümü kapatsam sen benle ilgilenmiyorsun beni ihmal ediyorsun der. (O da haklı tek başına canı sıkılıyor evde. Ben de evde uyuyan birileri istemem.)  Saat 21 civarı ise kendime biraz geliyorum. Defne'nin ödevleri ertesi gün kıyafetleri ütü ve ev işleri ile zaman geçip gidiyor.

22:30 sularında Defne'yi uyutma çabasına giriyorum. Ama çok iyi biliyorum ki benim kızım 12'den 1'den önce uyumaz beni de uyutmaz. 

Zaten zorlamıyorum da.

Her akşam, erken uyuması lazım gelen ama asla uyumayan bir çocuğun sebeb olduğu vicdan azabı, günün yorgunluğunun getirdiği asabiyet ve bir sinir buhranı içinde yatağa giriyorum. 

Daha doğrusu şöyle oluyor; Defne yanı başında oturmazsam asla uyumaz. Ben yatağının yanında sandalyeye oturuyorum sohbet ediyoruz Defne ile. Bu sırada orada uyuyakalıyorum. Gece artık kaçta olursa müthiş bir bel ve boyun ağrısı ile uyanıyor ve yatağıma geçiyorum daha doğrusu kendimi yatağa atıyorum.

Biz çocukken kardeşim de ben de 20:00'de yatardık. Bu kız neden uyumuyor ve dahi neden benim de uyumama izin vermiyor bilmiyorum. 

Bekar yaşarken her akşam 11 en geç 12'de yatardım. Deliksiz huzurla mutlulukla sabaha kadar uyurdum. Her akşam önce evimin her yanını kontrol eder evimi tertemiz mis gibi bırakıp sonra mis kokulu pijamalarımı giyer akşam cilt bakımı rutinlerimi uygular son olarak da yumuşacık olsunlar diye ellerime ayaklarıma kremlerimi sürer öyle yatardım. 

Masal gibi görünüyor şu anda. Anlatıyorum ama ben bile inanamadım.

Tüm bunları kendimi teselli etmek için yazıyorum. Bu hayat gailesinde dik durmaya çalıştığım için kendime hoşgörülü olmaya çalışıyorum. Bu şekil yaşamda entel dantel aktivitelerin işi ne?

Bu arada bir arkadaşım babalar gününde "Çocuğunun hayatında hem şefkatli bir anne hem de sığınılacak koca bir dağ gibi durma fedakarlığını gösteren tek başına çocuk büyüten siz güçlü annelerin de Babalar Günü'nü kutlarım. " diye mesaj atmıştı da çok anlamlı gelmişti.

İşte böyle... 

Bu iki ay boyunca neler yapmışız bir bakalım..

Bu ay öncelikle zaten ipince bir kitap olan Dostoyevski'nin Beyaz Geceleri'ni bitirdim. Nisan ayında başlamıştım oysaki. Bu arada enfes bir kitap. Dostoyevski'ye hayran olmamak elde değil bayıldım. Sırf elime almadığım için okumam bu kadar uzun sürdü. 

Bir de erguvan zamanı Aşiyan'da Tevfik Fikret'in evine gitmiştim. O günün anısına evde daha önceden de okuduğum Tevfik Fikret'in Senin İçin kitabını okudum. O da güzeldi. Severek okudum.

Şiir kitabı olarak Edip Cansever'in Yerçekimli Karanfil'ini seçtim bu ay. 

Ben kesinlikle şiirden anlamıyorum. Hiçbir şey anlamadım bu şiirlerden ve hiç hoşuma da gitmedi. Ama yine de baştan sona okudum belki okudukça bir şey ifade eder diye ama yok. Aklımda kalan tek bir mısra hatta bir kelime bile yok.

O kadar sevmedim ki sonra en sevdiğim şairlerden biri olan Necip Fazıl'ı okuyayım bari dedim. 

Zaten çoğu şiirini ezbere bilirim. Baştan sonra bir taradım. (Bilmem ki bu kaçıncı baştan sona tarayışım.)  Bilmediğim unuttuğum bir şiiri kalmış mı arada bir baktım.

Yokmuş ama bazı şiirleri bana daha anlamlı geldi. İnsan bazı acıları yaşamadan bazı evrelerden geçmeden şiirlerdeki saklı manayı göremiyor. Bazı şiirlerini yeni anlayabiliyorum. Hatta öyle ki bir kaç şiiri haftalarca kafamda döndü durdu. 

Bir kere daha hayran oldum Necip Fazıl'a. 

Müzik olarak da klasik müziklere başladım başladım devam ettiremedim. Hiç klasik müzik dinleme havasında değilim bu aralar.

Ben de yine eskiden yaptığımı yaptım. Sevdiğim bir kişiyi seçip tüm albümlerini dinlemeye başladım.

Şimdi bazı insanlar bu kadın neden böyle yapıyor neden spontane şarkılar dinlemiyor diyebilir. Ben rastgele şarkı, radyo dinleyemiyorum. Diğer insanlar gibi arka fonda şarkılar türküler dönsün dursun diyemiyorum. Belki de öğretmen olduğum için artık sese çok duyarlıyım. Evde tv yok. Radyo vs çalınmaz bizim evde. Bir şey dinleyeceksem çok değerli vaktimden özel  bir zaman ayırırım o yüzden de karambole bir şarkı değil kendim seçtiğim kaliteli bir parça dinlemek isterim.

Önce Yavuz Bingöl 'le başlayım dedim ama dinleyemedim. Bana çok yavaş ağır geldi.

 Sonra Sezen Aksu'ya başladım. İlk  albümünden başlayıp devam ettim.

Bulaşık yıkarken temizlik yaparken bir albüm bitiyor zaten.

O kadar çok albüm var ki bitiremedim. 

Sinema olarak önce Spy diye eğlenceli bir film açtım. Çok sıkıldım. Ben sinema da izleyemiyorum artık. Zorla bitirdim. Hiç beğenmedim.

Sonra zorla Sener Şen'in Muhsin Bey'ini izledim. Yavuz Turgul'un yönettiği filmi onlarca yıldır merak ediyordum kısmet bu aya imiş. Lakin benim odak sürem korkunç kısaldıği için 4-5 günde ancak izleyebildim. 10 kere falan ara vermişimdir. Ama sonuçta izledim. İzlemeyi başardım yani mutluyum.

Çok sevdim mi hayır ama zaman kaybı değildi. 

Belgesel posdcast yok.

Umarım yaz tatilini daha verimli kullanabilirim.


 Okuduğum Kitaplar

 Dostoyevski Beyaz Geceler 

Tevfik Fikret Senin İçin


Şiir Kitabı

Necip Fazıl Çile

Yerçekimli Karanfil Edip Cansever


Dinlediğim Müzikler

Sezen Aksu albümleri


İzlediğim Filmler

Muhsin Bey Yavuz Turgul

Spy


Bu arada bugün sabah dış kapı önündeki pencereye koyduğum sardunyaları sulayacaktım. Bir de ne göreyim. Bizim sardunyaların yanına bir kumru yuva yapmış.

Geçmiş yıllarda da 2-3 kez kumrular yuva yapıyordu buraya. Ama sardunyamın altında geniş korunaklı bir alan vardı. Dışarıdan farkedilmeyen o yer kumrular için iyiydi. Şimdi o sardunya yok. Bunları yeni aldım. Altında saklanılacak yer yok. Bu şaşkın kumru da her yerden görünen buraya yapmış yuvasını. Hadi bakalım hayırlısı. 







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder