Bir Kış Uykusu geçti hayatımdan...
Yıllar yıllar önce sanki asırlar geçti bir arkadaşımla Nuri Bilge Ceylan'ın Kış Uykusu filmini konuşmuştuk.
Dün gibi hatırlıyorum.
Filmi kritize etmiştik.
İkimizin filme bakış açısı çok farklıydı.
O konuşmamızdan sonra bir de onun gözü ile yeniden izlemeliyim bu filmi demiştim.
Aradan 7 yıldan fazla geçmiş.
Nihayet dün yeniden izledim.
Aslında film ile ilgili upuzun bir yazı yazdım ama sonra bana çok anlamsız geldi. Hepsini de sildim.
O kadar çok yorum o kadar çok yazı varki filmle ilgili benimkisi eksik kalsın.
Sadece;
Yine hayran oldum bu filme. Hatta daha da sevdim daha da anladım.
Hani bazı filmler olur bunu ben yönetmeliydim, bunlar benim, tam anlamı ile ben, dersin.
Bazen bir şarkı ya da bir nağme dinlersin de bunun bestecisi nasıl ben olmam dersin.
Ya da bir kitap bir hikaye okursun bunu ben yazmış olmalıyım yoksa nasıl bu kadar benden olabilir bu duygular nasıl bu kadar bana dokunur dersin.
İşte Kış Uykusu'nu izlediğimde böyle hissediyorum.
Nuri Bilge Ceylan'ın her sahnede filmin her bir saniyesinde ne demek istediğini anlıyorum.
Bundan sonrası yoğun spoiler içerir.
Kış uykusunda Aydın karakteri genellikle egoist bencil itici bir karakter olarak anılır. Oysa ki ben en çok da o karakteri iyi anlıyorum onu hissedebiliyorum. Nihal karakterine ise insanlar acıyorlar ama asıl ben onu bencil ve karaktersiz buluyorum. Konfor alanından çıkma cesareti ve gücü bulamadığından daha yumuşatmadan söylersek sadece tembelliğinden geride kalan tüm enerjisini Aydın'a mutsuzluk vermek üzere kullandığını düşünüyorum.
Dediğim gibi daha pek çok şey yazabilirim ama onun yerine daha önceden yazılmış bir değerlendirmeyi direkt biraya alayım.
kurtukuzuyayemedenadam'ın eksisözlükte yaptığı değerlendirmelerin çoğuna katılıyorum. Ben de yazsaydım aşağı yukarı aynı şeyleri yazacaktım.
O yüzden kelimesi kelimesine alıntılıyorum.
Aydın: Filmde adının hakkını veren, aydın olan tek karakter. Buradaki yorumlara da kabacak baktığım kadarıyla en fazla haksızlık yapılan karakterdir de aynı zamanda. Zaten filmi izlerken insanların Aydın hakkında ne düşüneceğini az çok tahmin etmiştim ki pek yanılmadım.
Aydın karakteri babadan zengin ancak hayatının büyük bölümünü tiyatro oyunculuğu yaparak geçirmiş ve geçimine kendisi de katkıda bulunmuş. Filmde kiracısı İsmail ve onun kardeşi İmam Hamdi ile olan münasebetlerine çokça yer verilmiş. Birçok kişi de Aydın'ı haksız bulmuş. Halbuki kirasını ödemeyenler onlar. Durduk yere adamın arabasının camını kıranlar da onlar. İsmail küfür kıyamet evinden kovdu onları. Ona rağmen Aydın Bey muhatap olmadı. Birçok kişinin sevdiği karakter Hamdi sözde ara bulucu, iyi niyetli bir zat. Ama Aydın Bey ve Hidayet gittikten sonra ana avrat sövmesini de biliyor. Bir insanın zengin olması, başkalarına istediği zaman malına zarar verme hakkı mı verir? İnsanlar yaptıklarından sorumludur. Paran olmadığı halde çocuğun gidip elin adamının arabasına zarar vermişse o kişiden özür dilemek ve maddi hasarını telafi etmek zorundasın. Kimse kimseye beleşe yaşam hakkı vermek zorunda değildir. Bu bireylerin değil devletin sorunudur. Aydın paragöz olmakla eleştirilmiş. Neymiş mal motorcu giderken Hidayet yerinde mi diye sormuş. Velev ki bunu para için sormuş olsun, bunun nesi yanlış kardeşim? İnsanlar verdikleri hizmetlerin karşılığını isteyemezler mi?
Aydın ayrıca o küçük kasabada kendi başına bir şeyleri değiştirmeye çalışıyor. Kimsenin doğru düzgün okumadığı yerel gazetelere köşe yazısı yazıyor. Türk Tiyatro Tarihi isimli bir eser oluşturmaya çalışıyor. Bunun için kendi çapında hazırlıklar yapmış. Çalışma odasına Muhsin Ertuğrul'un resmini asmış, belli ki severek yapıyor bunu. Ama kendisini sürekli eleştirenlere ve yaptığı işi küçümseyenlere bakıyorsunuz hiçbir şey yapmadan oturduğu yerden ahkam kesen, kimseye faydası olmayan tipler. Yeri gelince onlara da değineceğim. İşin kötüsü hayatımızda da böyle insanların sayısı gerçekten fazla. Hani siz kendinizce bir şey yapmaya çalışırsınız ama bu tür şahsiyetler sürekli yaptığınız işleri küçümser halbuki kendisinin hiçbir faydalı eylemi yoktur.
Ha bi de yazılmış ki işte Hamdi geldiğinde oda kötü koktuğu için rahatsız olmuş da hemen camı açmış. Kardeşim insanların pisliklerini başkaları çekmek zorunda mı? Adam isterse 100 km yürüyerek gelmiş olsun. Karşıdakinin her daim hijyensizlikten rahatsız olmaya hakkı vardır. Kaldı ki adam camı açtı sadece. O kadar kötü niyetli olsa yerler soğuk diye terlik istemezdi Hamdi için. (Bunu bazıları ayak kokusu kesilsin diye istemiştir diye düşünüyordur eminim.)
Motorcu lavukla olan sahneleri ayrı sinir bozucu. Ulan baban yaşında adam yanına gelmiş senle sohbet etmeye çalışıyor. Mantar toplamış ikram etmek istiyor. Be y.vşak insanda hiç mi edep olmaz? Aydın'ın yerinde olsam çoktan s.kt.r etmiştim onu otelden. Madem macera seviyor, güzel bir macera olurdu onun için.
Necla: Filmdeki en boş insanlardan biri. Alkolik kocasından ayrılmış ayrılmasına ama bir yandan da onun hasretinde. Gelmiş Aydın'a tebelleş olmuş ama bir yandan da sanki onu oraya zorla getirmişler gibi sürekli şikayet halinde. Aydın çalışırken odasına girip onu rahatsız etmekte kendince bir mutluluk ve haz duygusu buluyor. Kendince bazı aptalca fikirleri de var. Kendisine kötülük yapan insanlara hiçbir şey yapmadan onların iflah olmasını beklemek gerekiyormuş. Hatta Aydın, seni öldürmeye gelene de mi böyle yapacaksın diye sorduğunda evet ona da karışmam isterse öldürsün diye cevap vermiş ama otel çalışanı bunun sik.k bir bardağını makineye atınca maaşından kesmeyi düşünecek kadar aptal bir insan. En sevmediğim insan tiplerinden. Bir halta yaramayıp sürekli başkasını eleştiren, hiçbir şeyden memnun olmayan vasat insan modeli.
Nihal: Bir diğer çıkarcı, fitneci insan modeli de bu. Zamanında Aydın zengin diye evlenmiş şimdi de sanki zorla evlenmiş gibi tirplerde. Ekmek elden yaşamaya alıştığı için gidemiyor da bir yere ama giderim diye yalandan artistlik yapıyor bi de. Aydın'ın en suçlu olduğu kısım bu karıyı İstanbul'a -veya nereye gitmek istiyorsa artık- s.kt.r etmemek. Ulan zaten bi halta yaradığın yok. Bi de utanmadan elin adamlarını toplayıp getiriyorsun üstüne. Aydın'ı o toplantıdan yani adamın kendi evinden kovuyorsun. Aydın, bunlarla iş yapma bu iş ciddi iştir diyince zırlamaya başlıyorsun. başka da yaptığın bir b.k yok zaten.
Aynı zamanda çok da ikiyüzlü bir karakter. Sözde yardım perisi, okulları falan kurtarıyor ama uzak yerlerden gelen yardım isteğine (Aydın'a gelen mektup) hiç düşünmeden gerek yok diye karşı çıkıyor. Niye? Çünkü yardımı gösteriş için yapıyor. Başka insanlarla beraber olmak için yapıyor. Ağzını yayarak kahve likörü isteyen s.k.k Bülent öğretmen gibilerle beraber olmak hoşuna gidiyor. Burada amaç yardım değil zira.
Bir diğer husus da filmin sonunda İsmail ve Hamdi'nin evine kendi başına elinde bir tomar parayla gidiyor. Aydın'la tartıştıkları bir sahne vardı hatırlarsanız. Gelip sağı solu dağıtıyordu o esnada çekmecelerden para çıkıyordu. Bu kadın hangi parayı götürdü İsmaillere? Aydın'ın s.k.k yardımlaşma derneklerine ismini gizleyerek verdiği para. Peki bu ne yapıyor? O parayı (neredeyse bir ev parası) kendi parasıymış gibi götürüp canlı canlı yanmasını izledi. Bu kadar aptal işte. Sonra Aydın bunun uyarınca kibirli oluyor. Hadi ordan. Ulan madem o kadar iyilik yapmayı seven birisin, niye aylardır kira ödeyemedikleri halde elinde para varken gidip vermedin de Aydın sana para verince koşa koşa götürüp verdin? İşte bu kadar iki yüzlü bir kadın.
Bu arada tren garında yanına kimse oturmasın diye valizini koyan adamdan milyonlar var bu ülkede. Karakterler her daim ayrıntılarla kendini belli ettirir. Nitekim sonrasında Aydın ile Hidayet'in arasına girip kapıdan soğuk geliyor diye yer değiştirmemesi valizi boşuna yanına koymadığını gösteriyor. Bencillik toplumun en büyük yaralarından biri maalesef.
Yazılacak çok şey var ama yazı da hayli uzadı. her ne kadar sonunu çok beğenmesem de güzel bir filmdi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder