7/11/2026

KAPALI ÇARŞI

09.07.2026 Perşembe

Okullar kapandı. Bu sene her zamankinden farklı olarak tatil başlar başlamaz Edremit'e, annemin yanına gitmedim.

Biraz İstanbul'da kalıp dinlenmek rahatlamak istedim. Hem de bir kaç işimi halletmek istiyorum.

Okullar kapanınca ilk iş olarak uzun zamandır ihmal ettiğim evimi temizledim.

Neredeyse 10 gün boyunca rahat rahat mutlu mutlu evdeki her şeyi elden geçirdim.

Tüm dolapları döktüm. Pek çok eşyayı geri dönüşüme yolladım. Kapılar camlar halılar koltuklar her yeri sildim. 

Yıkanabilir her şeyi yıkadım. 

İçime sine sine bir temizlik yaptım. 

Oh be...

O kadar rahatladım ki anlatamam. 

Bugün sabah uyanınca Defne'yi babasına bırakıp Kapalı Çarşı'ya gittim. 

Başta hiç gidesim yoktu ama madem Edremit'te değilim işlerimden bir iki tanesi daha bitsin istedim.

Ayaklarım geri geri zorla gittim ama Kapalı Çarşı'ya gelince iyi ki de gelmişim dedim. İnsan burada İstanbul'un tam kalbine inmiş hissediyor. Cıvıl cıvıl her yer. Her tipten her ırktan her dilden insan var.

Her yer o kadar güzel ki.

Etrafı dolaşmaya başladım. Kapalı Çarşı çok büyük. Pek çok dükkan pek çok sokak var. Nerelere gittim nereleri gezdim hiç bilmiyorum. Başka başka dehlizlerdeyim sanıyorum ama bir bakıyorum yine aynı çeşmenin önüne çıkıyorum. (Kapalı Çarşı'da bir sürü güzel çeşme var. ) Böyle böyle epey bir dolaştım ama bence çok az bir kısmını gezebildim.

Bugün Kapalı Çarşı'ya yüzüklerimi tamir ettirmek için gittim aslında.

Benim çok çok sevdiğim, sürekli kullandığım bir kaç yüzüğüm var. 

Geçen yıl firuze yüzüğümün taşı düştü. Ben de Edremit'te her zaman gittiğim gümüşçüme tamir ettirdim. Ama daha ilk seferde yüzüğü takar takmaz taşı yine düştü. 

Bir yıldır yanımda gezdiriyorum ki düzgün bir tamirci bulursam hemen yaptırayım diye. 

İşte sırf çok sevdiğim firuze yüzüğümü tamir ettirmek için bugün Kapalı Çarşı'ya gittim. Tamirciyi de buldum. 

Baktım işinin ehli görünüyordu. 

Kapalı çarşının gümüşçüler bölümünde labirent gibi git gide karmaşıklaşan ara yerlerde sadece 2 kişinin sığabildiği minicik bir dükkanda idi tamirci. Bir kişi duvara dönük birşeyler yapıyordu. Diğeri sandalyesi ona yapışık yan tarafa doğru oturmuş orada işleniyordu. Dükkan sanırım 1m'ye 2 metre kadardı. Aşağıda görülen fotodaki kadardı işte. Bir seccade kadardı diyebilirim. O kadar küçüktü ama anladığım kadarı ile baya işleyen bir yer. Sadece ben orada iken bile 3-4 iş geldi. 

Yüzüğümü tamir etti sağolsun ama taşını içine gömmüş. Taş bir daha düşmesin diye böyle yapmış. Ben de orjinali gibi yapamaz mısınız ekstra ücret verebilirim dedim. O da olmaz bu şekilde kalması lazım dedi.

 O kadar üzüldüm ki anlatamam.

Keşke Edremit'te hiç de beğenmediğim yüzükçüme tamir ettirseydim. O en azından tam orjinaline uygun yapmıştı. Evet taşı anında düşmüştü ama bu sefer belki yeni bir çözüm bulurdu. 

Bilmiyorum zamanla belki gözüm alışır.

Bunun yanında Zultanit yüzüğümün de taşı düşmüştü. 

Onu da 200 tl 'ye yaptılar.

Bir de aşağıdaki yüzüğümü yaptırdım. Ta üniversitede okurken almıştım bu yüzüğü. O zamanlar hep parmağımda idi. Sonradan parmağıma olmadığı için öyle kenarda bekliyordu. Bir gün yeniden 36 beden olup bu yüzüğü takabileceğime inanıyordum hep. Defne oynarken de üstüne basıp eğriltmişti. Rengi de iyice kararmıştı. O kara eğri büğrü halini bile çok seviyordum.

Yıllardır öyle kenarda duruyordu. (En az 27 yıl) Bu sefer onu da tamir ettirdim. Ona da parça ekleyip ( O kadar çok genişletmek zorunda kaldılar ki mecburen parça eklediler, ühü ühü ağlamak istiyorum.) parmağıma uygun hale getirdiler. 

Yüzüğümü çok beğendim ama sanki artık eski yüzüğüm değil. Genişletilince orijinalliği gitti gibi. Parmağımda da eskisi gibi durmuyor. 

Buna da 300 tl aldılar.

Toplamda 700 tl ile 3 yüzüğüme kavuştum.

Lakin firuze yüzüğüm canımı çok sıktı.

 Ben de hazır buralara da gelmişken bugün her yerde firuze yüzük baktım ama hiçbirini de beğenemedim. Kendi yüzüğüm dışında hiçbiri de hoşuma gitmedi. 

Kapalı çarşıyı gezerken bir kapıdan çıkınca kendimi Nuruosmaniye Camisi'nin bahçesinde buldum.

İlk defa geliyorum görüyorum.

 Otantik minik dükkanların arasında bir anda yükselen Nuruosmaniye Camisi'ni çok beğendim. Etraf atmosfer çok hoşuma gitti.


Sonra yeniden Kapalı Çarşı'ya girdim. Helezonlar çize çize dolaştım. Sonunda yoruldum. 

Nereye gittiğimi bilmiyordum ama kendimi yokuş aşağı verirsem eninde sonunda Eminönü'nden çıkarım diye düşündüm. Aşağı aşağı inerek Mahmutpaşa Kapısı'ndan çıktım.  

Mahmutpaşa da cıvıl cıvıldı. Ne ararsan var burada.

Mahmutpaşa'nın aşağılarında Kürkçü Han'ın oralarda bir yerlerde esnafın tarif ettiği bir pasaja daldım. Neresi hiç bilmiyorum. Bir daha gitsem bulamam herhalde.

Orada da geçen yıldan beri aklımda olan bir kumaşı aradım. Mutfağımda dolaplarıma çekmecelerime sermek için bir kumaş arıyordum. Bir dükkan sadece o kumaşı satıyordu.( Duck keten kumaş)

İnternette gördüğüm beğendiğim bir kumaş altta kalmış, yakından görebilir miyim dedim. Satıcı da onu çıkarmaya çalışırken tüm kumaş topları lambur lumbur aşağı düştü. Kendimi öyle suçlu hissettim ki, oysaki hiç suçum da yoktu, daha da araştırmadan internette önceden beğendiğim bu kumaştan kestirdim. Belki biraz daha baksa idim başka bir desen beğenirdim. Neyse işte aldım çıktım.

3 metre kumaş 750 TL.

Buradan da Mısır Çarşısı'na geçtim.

Burada da benim turkuaz yüzüğümü aradım. Otantik yüzük halı fincan satan o minik dükkanların alt katları da varmış meğer. Küçücük daracık merdivenlerinden inerek - aşağı inerken epey ürktüm ve ürperdim-  beni alt katlara aldılar, özel koleksiyonlarını gösterdiler. Benim yüzüğüm İran turkuazı olduğu için birbirinin aynısını beklemiyorum zaten ama yine de biraz benzerini bile bulamadım ayrıca hiçbirini beğenemedim. Bir tane minicik taşlı bir firuze küpe beğendim ona da 5400 TL dediler. Almadım. 

Artık ayaklarım çok ağrımıştı eve gidecektim ama Yeni Cami'nin Hünkar Kasrı'nı da göreyim öyle eve gideyim dedim.

Hünkar Kasrı'nda bir sergi varmış ama 15.00'de açılacakmış biraz bekleyin dediler.

Ben de burada 15-20 dakika boşu boşuna bekleyeceğime tam karşısında bulunan Türkiye İş Bankası Müzesi'ne geçeyim orayı dolaşayım dedim.

Buraya giriş ücretsiz.

Hiç mi hiç beğenmedim. 

Bir parça şey bile ilgimi çekmedi. 

Yani müzenin amacı ne anlayamadım. Bir sürü hiç bilmediğim insanın yağlı boya portresi var. Kim bu insanlar neyi anlatıyorlar ne demeye çalışıyorlar hiç bir fikrim yok.

Zaten ayaklarım ağrıyor bir de hiç beğenmediğim bir yeri gezmek eziyet oldu.

Buradan da çıkınca bir de Hatice Turhan Sultan Türbesi'ne geçtim. Orada mermer taşların üstünde İstanbul seslerini dinledim.

Hani vapur seslerine karışan martı sesleri ve insan sesleri olur ya.  O sesler işte. 

Burada baya dinlendim. 

Sonra sergiye geçtim. Ben sergi için değil de etrafı görmek için gelmiştim. 

Etrafı da gördüm. Resimler de eh işte. Alttaki iki resim ise bence çok güzeldi.


Sergide yukarı yukarı çıkarken bir kalabalık gördüm. 

Louvre Müzesi'nde Mona Lisa'nın önündeki kalabalık gibi toplanmış insanlar. Allah Allah orada özel bir şey mi var deyip çok merak ettim.

Meğerse ikram varmış. 

Kim yaptı bilmiyorum ama kekler kurabiyeler simitler vs. tepsi tepsi ikram vardı.

Ben de gelmişken bir çay içsem çok iyi olur dedim. Çünkü sabahtan beridir çay içmedim başım ağrıdı ağrıyacak ve bütün gün sadece bir kaç lokma simit yiyebildim. Sıraya girdim. 

Önümdeki bir kaç kişi ile birlikte tepsiler boşaldı.  

Ya bizim insanımız neden böyle! Oraya ikramlık koymuşlar bir iki tanesini al geç değil mi?

Tabakları tepeleme doldurdular. Yani tatlılar tuzlular önemli değil ardı ardına üstüste yığdılar. Arkada insanlar bekliyor buna rağmen tepsideki poaçalardan 5 tanesini tabağa almakta hiçbir sorun görmedi bazı insanlar. Tabağına dağ gibi yığılmış kanepelerin arasında kalan her bir cm2 boşluğa peynir tepmeye çalışan bir adama görevli "Arkada da insan var be kardeşim!" diye uyarmak zorunda kaldı ki onun yerine ben yerin dibine girdim. Hiç bu ortama yakışıyor mu yani bir sanat galerisindeyiz. 

Ne kadar aç gözlü zevksiz insan var ya. Utanıyorum bu insanlarla aynı karede olmaktan. 

Neyse çayımı kurabiyemi ve kekimi aldım. Kim yaptı ise gerçekten güzeldi. 

Millet tabağındaki tepeleme tatlısı tuzlusu peyniri çikolatası domatesi salatalığı kurabiyesi hepsi aşure gibi birbirine geçmiş yiyeceklerin hepsini yemedi de lokur lokur yuttu diyelim daha doğru olur. Ne iştah varmış bu insanlarda ya Rabbim.

 Bu çay ve çikolatalı kek bana çok iyi geldi. 

Bu enerji ile hadi bir de Rüstem Paşa Camisi'ne gideyim dedim. 

Duyduğuma göre Mimar Sinan Rüstem Paşa'yı pek sevmezmiş. O yüzden caminin girişini öyle bir yapmış ki çoğu insan bulamıyor. 

Ben de çoğu zaman bulamıyorum. Bu sefer ama sora sora gittim girişi ķaçırmadım. 

Rüstem Paşa Camisi de çok güzel. Hem dışarıdan görünüşü hem de içerideki çiniler. 

Daha önce annem ve babamla gelmiştik. O zamanlar buralar çok köhne idi. Etraf pislik içinde idi. Şimdi düzenlemişler her taraf iyi görünüyor. Cami ise harika zaten. 

Bu arada yeri gelmişken Eminönü bana bu sefer çok güzel göründü. Etrafı düzenlemişler. Ağaçlar büyümüş. Her yer ferah temiz ve düzenli görünüyordu. Yeni caminin arkasında her yeri kaplamış olan saygısız izbandut gibi adamların işlettigi  saçma sapan çay bahçelerini geriye çekmişler. Etraf oldukça ferahlamış güzelleşmiş.

Rüstem Paşa camisi de gayet bakımlı ve hoştu. Babacığım Allah rahmet eylesin burayı yani Rüstem Paşa Camisi'ni çok sevmişti. O gün epey bir yağmur yağıyordu. Yağmur oluklardan tıpır tıpır dökülüyordu.

Bugün buraya geldiğimde de yağmur başladı. O zamanki kadar çok değil ama yine de etraf ıslandı. Hatıralarım hücum etti. 

Canım babacığım iyi ki de o zaman gelmişiz. Hastalıklarına rağmen yaşlılığına rağmen bazı hatıralar yaşayabilmişiz çok şükür.

Buradan sonra eve dönüş çilesi başladı. Ayağım ağrıdığı için tramvaya yürümek aktarmalar ve sıkış sıkış ortamlar bana zor geldi.

Artık eve döndüm. 

Güzel bir gündü. 

Keşke daha sık gelebilsem buralara...

Bugün gezdiğim yerler:

Kapalı Çarşı 

Mısır Çarşısı 

Mahmutpaşa

Rüstem Paşa Camisi

Nuruosmaniye Camisi

Yeni Cami Hünkar Kasrı

Türkiye İş Bankası Müzesi

Hatice Turhan Valide Türbesi



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder