7/21/2026

ÇARDAK, LAPSEKİ, ÇANAKKALE

14-15-16 Temmuz 2026

İstanbul'da günler su gibi akıp geçti. Okullar kapanalı 2 haftadan fazla oldu. Evde harika vakit geçirdim. Sabahları rahat rahat uyandım. Kendimi çok da yormadan temizliğimi yaptım.Yemeklerimi yavaş yavaş pişirdim. Oturdum sinema izledim. Güzel müzikler dinledim. Çay kahve içtim. Bol bol kitap okudum. Güzelce dinlendim. 

Bütün bir yazı böyle mutlulukla huzurla geçirebilirdim. Ama artık Edremit'e gitme zamanı geldi. 

Salı günü kahvaltıdan sonra evi toparlayıp yola çıktım. Bu sefer önce Çardak'a, Bilal'lerin yanına uğrayacağım. Orada bir gece kalıp öyle Edremit'e geçeceğim.

İstanbul'dan Edremit'e giderken her seferinde farklı yollardan çıkıyorum. Geçen sefer Yandex rotayı Küçükçekmece'den vermişti de saatlerce trafikte kalmıştım. Bu sefer işimi Yandex'e bırakmadım. Rotamı kendim belirledim, Kuzey Marmara Otoyolu'nu kullanıp hiç trafiğe takılmadan rahat rahat çıktım İstanbul'dan.

Etrafı seyrede seyrede hiç acele etmeden Eylem'in memleketi Çardak'a geldim. Hiç yorulmadım.

( 1915 Çanakkale Köprüsü: 1480 TL

Otoyol ücretleri toplam: 392 TL

Artı 5000 tl trafik cezası Tekirdağ Yulaflı'da kırmızı ışıkta geçmişim. )

Bilal bizi yolda karşıladı. Hiç oyalanmadan Kum Adası'na geldik. Burası Çardaklıların denize girdiği yer. Bilallerin evine yürüme mesafesinde.

Bu arada Çardak Lapseki'nin bir beldesi. Lapseki ise Çanakkale'nin bir ilçesi.

Çardak Çanakkale Boğazı boyunca uzanmış bir kaç sıra evden oluşan minicik bir belde. Biraz ilerisinde araba ile yaklaşık 5 dakika uzaklıkta yine kıyı boyu uzanan Lapseki bulunuyor. Boğaz boyunca bir yarım saat kadar ilerleyince ise Çanakkale başlıyor.

Kum Adası Çanakkale Boğazı'na doğru hafifçe bir girinti oluşturmuş bir plaj.


Kumluk'un arka tarafında binlerce kuşun bulunduğu bataklık gibi bir yer, bir sazlık var. Ön taraf ise iğde ağaçları ile dolu minik bir yarımada. 

Boğaza bakınca uzakta Çanakkale Köprüsü görünüyor. 

Boğazın bu tarafinda Çardak hemen yanında Lapseki boğazın karşısında ise Gelibolu bulunuyor.

Plaj sandalyelerimizi masamızı bir iğdenin gölgesine kurup hemen kendimizi suya attık. 

Deniz sıcacıktı. Pek alışık olduğum bir durum değil. Gidenler bilir Edremit'in suyu Arktika'dan hallicedir, çok soğuktur. Çoğu zaman denizde yüzerken dişlerim takırdar. Bazı zamanlar ise iki kulaç atıp girdiğim gibi çıkarım. Burası ise insanın yüzdükçe yüzesi gelen yerlerden. ( Güncelleme: 21 Temmuz 2026 Edremit'e geldikten sonra 4 kere Altınoluk'a denize geldim. Hepsinde de deniz harika idi. Saatlerce yüzdüm. Edremit'in suyu da gayet sıcaktı.)

Sadece sıcacık bir su olması değil başka özellikleri ile benim alışık olduğum denizlerden çok farklı. Bir kere bu su yeşil. Suda bir sürü yosun çeşidi vardı. Defne ile bunları epey bir inceledik. Bu yosunlardan maske yaptık. (Edremit'in suyu turkuaz değil de yeşilimsi mavidir. Fethiye'nin mavisi yoktur bizim oralarda. 2 gün sonra Altınoluk'ta denize girerken bizim oraların suyu bana çok mavi ve besberrak geldi. Buraya yani Çardak suyuna göre Edremit sahilleri Maldivler bile sayılabilir.) 

Ayrıca burada pek çok deniz kabuğu var.

Defne bir sürü topladı. Bazıları canlı olduğu için geri suya attık.

Bir de suda tam yanımıza avuç içi kadar bir taraklı denizanası geldi. Ama sanırım ölmüştü. Hiç hareket etmedi. Bilal onların sürekli ışık yaydığını bu sahillerde bol bulunduğunu söyledi. Defne ile hayret ettik bu tamamen şeffaf jölemsi varlık nasıl yaşıyor beyni nerede midesi nerede?  Allah'ın hikmetlerinden biri işte. Google görsellerde deniz taraklısı şu şekilde;

Defne yüzerken yunusları görmüş. Ben de ufuk çizgisine zıplayan yunusları görme umudu ile uzun süre baktım ama sadece yavaş yavaş süzüle süzüle gelen dev yük gemilerini gördüm. 

Bir ara Defne deniz yıldızı bulmuş getirdi.

Sonra ben de denizde buldum.

Öyle şirinlerdi ki.  

Yıllar önce bir arkadaşım bana denizden çıkardığı deniz yıldızlarının fotoğrafını atmıştı. 

Ben kendimi bildim bileli yüzerim bir kere bile deniz yıldızı görmedim. Senede bir kaç gün tatile giden biri nasıl deniz yıldızı buluyor da ben hiç bulamıyorum diye hayıflanmış bu durumu o kişinin saflığına, temizliğine, güzel yüreğine, Allah'ın sevgili kulu olduğuna vermiştim. ( Evet bir deniz yıldızına bile dertlenebiliyorum Allah başka keder vermesin inş. )

Ben de bugün kızıma denizden deniz yıldızı çıkardım ve gösterdim.

Bu arada bu yazıyı yazarken ( Edremit'teyim şu anda. ) bizim evin önündeki tellere 8-9 tane kuş kondu. Nasıl güzel ötüyorlar.

Geçen yıl evin önünde farklı öten hiç bilmediğim 2 kuş vardı. Fotoğraflarını çekip araştırmıştım. Kırlangıçmış bunlar. Geçen sene 2 taneydiler bu sene 9 tane olmuşlar. Penceremin önünde ötüp durdular gün boyu. 

 Yani demem o ki artık bizim evden de kırlangıç sesleri duyuluyor. Denizden deniz yıldızı da buldum. Güzellikler beni bulmaya başladı galiba. Makus talihim değişiyor mu ne?!

Denizde epey bir vakit geçirdik. Güneş de hiç yakıcı değildi.  

Akşamüstü artık toparlandık.

Çardak'ın simgelerinden biri Fener'e kadar yürüdük. Güneşim batışını izledik.


Evimize geçmeden önce Aykut Amcalara uğradık önce.

Biraz sohbet ettik. 

Aslında bizim kaldığımız ev yani Bilallerin yaşadığı ev Zihniye teyzelerin evi. Aykut amca hastalandığı ve artık merdiven çıkamadığı için düz girişli bir eve kiracı çıktılar. Böylece Aykut Amca'yı hastaneye götürürken kolaylık oluyor.

Burası yani kiracı çıktıkları ev eski bir Çardak evi. Hani kapıların hiç kapanmadığı, evin önünde kanepe olan, akşamları komşuların sokakta oturup çay kahve içtiği küçük sahil kasabası sokakları vardır ya; burası öyle bir yer. Köy gibi bir yer işte.

 Etraf ile çok güzel komşuluk ilişkileri var. Herkes birbirini tanıyor selam veriyor.

Bilal bir gün önce onlara zıpkınla avladığı balıklardan vermiş. Onlar da bugün bir kova dolusu şeftali getirmişler.

Biraz sohbet muhabbetten sonra Zihniye teyzenin bizim için pişirdiği yemekleri ve şeftalileri alıp eve geçtik.

Bir zamanlar denize karşı olan şimdi ise yeni yapılan evler yüzünden manzarası  kapanan asma yaprakları ile çevrili küçük balkona akşam yemeğini hazırladık. Sabahtan beri hiçbir şey yememiştik. Defne de ben de çok acıkmışız. Yemekler de çok güzeldi.

Tatlı niyetine de şeftalileri yedik. Daha bu sabah toplanmış kütür kütür baymayan kabuklarını bile yiyebileceğim bu şeftaliler muhteşemdi. 

Çardaklı komşunun kendi bahçesinden topladığı bu meyve şeftali ise biz İstanbul'da ne yiyoruz bilemiyorum. 

Yemekten sonra bana bir ağırlık çöktü. Bir an önce kendimi nasıl yatağa atabilirim diye düşünüyorken hadi hadi Lapseki'ye gidiyoruz dediler. Saat neredeyse 23.00 oldu yatsak filan dedim. Tavuk muyuz biz bu saatte uyunur mu hiç dediler. 

Hoop diye kalktık. Lapseki'ye gittik. 

Burası ışıl ışıl capcanlı bir sahil. Çay bahçeleri parklar...


 Köprü buradan pek minik görünüyor. Sanki bir göl üstünde minyatür bir süs köprüsü gibi. Üstünden bizzat kendim geçmesem devasa büyüklüğüne inanamayacağım.

Burada insanların kuyruğa girdiği meşhur bir dondurmacı var. Oradan, Doğan Pastanesi'nden dondurma aldık.

 Bahçesinde oturduk. Bu sırada ben epey bir açıldım. Enerjim yerine geldi.

Sahil çok güzeldi.

Lapseki küçücük bir yer olmasına rağmen bu kadar geniş bir sahilinin olmasına ve dahi yüzlerce insanın burada olmasına ise epey şaşırdım. Tüm Lapsekililer buraya akmış bu akşam herhalde. 

Akşam eve geldik hemen odalarımıza çekildik. Lakin uzun süre uyuyamadım. Her yanım özellikle de yüzüm çok sızlıyordu. Yüzerken hiç yakmayan güneş vardı ya 50 faktör güneş kremine rağmen hiç farkına varmadan çok fena yakmış beni. Her yerim kıpkırmızı idi. Elim yüzüm de çok fena şişti. Gözlerim küçücük kaldı. 

Sabaha kadar döndüm durdum.

Ertesi gün sabah erkenden daha saat 8 bile olmadan kahvaltı hazırdı. 

Asmalı balkonumuzda kahvaltı çok güzeldi. Bilal erkenden kalkmış fırından taze ekmek haşhaşlı çörek almış. Eylem lorla yapılan bir kahvaltılık hazırlamış. Defne için taze köy yumurtası kaynatmışlar. 

Neşe içinde kahvaltımızı yaptıktan sonra hiç oyalanmadan yine Kumluk'a gittik.

Deniz yine çok güzeldi. Epey bir burada vakit geçirdikten sonra yine Zihniye Teyzelere uğradık. Bir kahve molası verdik.

Bu sefer de komşular bahçelerinden saf zeytinyağı vermişler.

Eve geçip bir saat kadar dinlendik. İkindi vakti Çardak merkezde bizim evden de görünen hemen arkamızda bulunan tarihî Gazi Yakup Bey Camisi'ne geldik.


 Burası ta Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmış. O kadar eski.

Asıl camiye zamanla ekler yapılmış.

İçeride devşirme sütunlar var. Sütunların üstünde kartal kabartmaları vs var. Sütunların arkasında cami başlıyor. Değişik güzel bir havası var caminin. Beğendim.




Bahçede ise Gazi Yakup Bey'in mezarı var. Gazi Yakup Bey Fatih Sultan Mehmet'in emri ile burayı kuran kişi imiş. İnsanları burada iskan ettirerek Çardak beldesini oluşturmuş. 

Bu arada burası yani Çardak Gazi Yakup Bey zamanında kurulmuş lakin Lapseki isminden de anlaşılacagi gibi tarihi  ta Romalılara kadar dayanıyor. Çok eski bir yerleşim yeri.

Camiden ayrılıp hemen arka tarafında bulunan Gazi Yakup Bey Han'a geldik. Burası da gayet hoş bir yerdi. Şimdi kapalı ama ara ara içinde etkinlikler yapılıyormuş. Etrafta çay bahçeleri var. Güzel bir ortam.

Buradan sonra hemen aracımıza atlayıp Çanakkale'ye gittik.

Yol boyu güneş hep yüzüme yüzüme vurdu.

Zaten acı içindeyim.

Biraz eziyetli bir yolculuk oldu.

Bu arada kendimi güneşten korumak için insanların tuhaf bakışlarına aldırmadan UV korumalı şemsiye kullanıyorum. Her yerimi kapatan boydan boya elbise giyiyorum. (Annemin Mahmut Efendi Cemaatine bağlı bir arkadaşı var. Annem benim bu kapalı kıyafetlerimi görünce S. Hoca görse bayılır bunlara demişti.) Kollarıma namaz kolluklarından kullanıyorum. Açıkta kalan boynumu ise bandana ile örtüyorum. Pahalı 50 faktör güneş kremi kullanıyorum.

Evet o kadar çabama rağmen bu iki günde tüm kazanımlarımı kaybettim, cildim mahvoldu. 

O kadar ki yüzüme gelen ışınlar bana vurup da yansımıyor da o kuantum taneleri sanki ısırıp ısırıp yüzümden bir parça koparıyor. 

Sonra sahilde ordu evine akşam yemeğine geldik. 

Defne tavuk aldı ben de balık isteyecektim. Lakin bizimkiler yemek söylemedi. Ben de ortama uyum sağlayayım dedim ben de söylemedim. Bizimkiler ortaya bir sürü meze aldılar. Yoğurtlu biber kızartması, köz patlıcan, cacık, fava, girit ezmesi, börülce salatası, soğan halkası, patates tava, patates kroket, sigara böreği, paçanga böreği, amerikan salatası bunları hatırlıyorum. Ekmek de istemediler. 

Mezeler gayet hoştu. Tam karşımızdan güneş batıyordu. Ortam da çok hoştu. 

Tam yemekler bitti ki karşımızda yangın söndürme gemileri şov yapmaya başladı.  Bugün 15 Temmuz...  Kutlamalar yapılıyor.


Sonra bahçeye geçip çay içtik. Ben o kadar şiş hissediyordum ki çay falan içemedim. Bu sırada altında oturduğumuz çam ağaçlarından çok yüksek cırcır böcekleri ötmeye başladı. 

Akşam karanlık çökünce Çanakkale kordonda dolaştık. Bu sırada Bilal bize yine insanların kuyruğa girdiği meşhur bir dondurmacıdan dondurma aldı. Dondurmalar çok harika görünüyordu ama ben yiyemedim patlayacak gibiydim.

Akşam geç saatlerde eve döndük. 

Ertesi gün de şirin kahvaltımızdan sonra Edremit'e doğru yola çıktım. 

Çardak'ta çok güzel bir 2 gün geçirdim.

Her şey çok güzeldi. 

Sonra rahat rahat bir yolculuk ile Körfez'e ulaştım. Yolumuzun neredeyse üstü sayılır önce Yeşilyurt Köyü'ne saptım. Biraz orayı gezdikten sonra da yine yolumuz üstü sayılır Adatepe Köyü'ne geçtim. Buralar Türkiye'nin en güzel köylerinden. Gerçekten de çok güzeller. 

Lakin Defne viyk viyk hiç durmadı. 50 derece sıcaklıkta ne işimiz var buralarda deyip durdu. Haklı tabi ama ben de yolumuzun üstü, gelmişken buraları da bir görelim öyle gidelim eve diyordum.

Adatepe Köyü'nün meşhur dondurmalarindan aldım sussun diye ama işe yaramadı.

Defne ağlaya ağlaya öldü. Bir 15 dakika bile gezmeme müsade etmedi. Daha ferah bir zamanda tek başıma gelirim yeniden inşallah.

Sonra Altınoluk'a geldik. Yüzdük yüzdük. Deniz muhteşemdi. Akşama da Edremit'e geldim sonunda. 

İnşallah Edremit tatilim güzel geçer.








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder