Aylar aylar öncesinden biletlerini aldığımız Hollanda'ya uçağımız bugün kalkıyor.
Hollanda'ya 3. gidişimiz ama yine de epey stres yaptım. Çünkü bu sefer orada 16 gün kalacağız. Hollanda buralara göre oldukça soğuk. Geçen gittiğimizde çok üşümüştüm. O yüzden yanıma neyi ne kadar almalıyım'a çok kafa yordum. Baktım valizler yeterli olmayacak dün daha Defne uyurken sabah erkenden alışverişe gittim. (Defne ile beraberken alışveriş çok zor oluyor. Daha doğrusu olmuyor. Defne ile işlerimi halledemiyorum.) Novada'dan hızlıca bir büyük valiz birkaç kıyafet alıp Defne daha uyanmadan eve döndüm.
Eve geldiğimde teyzem vardı. Kahvaltı'ya gelmiş sağolsun. Annem valizi görünce direkt bunu arabaya nasıl sığdıracaksın, hadi Hollanda'ya götürmeyi başardık bu valizi Driebruggen'de nereye koyacaksın, evinde nereye koyacaksın ( benim evim benim kurallarım kime ne!) git iade et vs deyip moralimi alt üst etti. Stres düzeyimi daha da artırdı bu durum. Bu valizle nasıl gideceğim ya arabaya sığmazsa düşüncesi ile hiç rahat edemedim.
Valizlerimi hazırladım.
Akşam geç saatlerde de Bilaller geldi. Ertesi gün kahvaltıdan sonra hemen çıktık.
(Bu arada valizlerimi arabaya gayet kolaylıkla yerleştirdim. Driebruggen'de de sorun olmadı. )
Annem ben ve Defne benim aracımla yola çıktık. İzmir'de Adnan Menderes Havalimanı'ndan kalkacak uçağımız.
Allah'ım bugün de nasıl sıcak bir gün. Valizleri aracıma yerleştirdikten sonra buz gibi suyla duş almıştım ama bana mısın demedi. Meşhur İzmir sıcağı bugün hepimizi mahvetti.
Bu arada bu yazıyı yazmamın ana nedenine geliyoruz.
İzmir Menemen'e gelirken Helvacı Köyü'nden geçtik.
Burada anneannemin dedesi yatıyor.
Anneannemler aslında Ankara Kalecik'li.
Annemin annesinin babasının babası ( 4 nesil öncesinden bahsediyorum bu arada) Ankara Kalecik'te Akkız'la evlenmiş. Akkız'la evliliklerinden 2 tane oğlan çocukları olmuş. ( Bu oğlanlardan biri benim İsmail dedem olacak.) Daha sonra askere mi gitmiş yoksa Jandarma imiş de tayin mi olmuş o kısmı bilmiyorum. İşte genç yaşta bir sebebten Ankara'dan İzmir Menemen'in Helvacı Köyü'ne gitmiş bu dedemiz.
Köyde o gün bir düğün varmış. Dedem de o düğüne katılmış. Söylenenlere göre benim o dedem çok yakışıklı imiş. Meydanda görünmesi ile düğünde şöyle bir oynaması ile köyün bütün kızları ona aşık olmuş.
Köyde yakışıklı dedeme gelip gelip benim kızımla evlen demeye başlamışlar. O da köyün en zengin ailesinin kızıyla evlenip aileye iç güveysi olarak girmiş. Ve ömrünün geri kalan kısmını bu köyde, Menemen Helvacı Köyü'nde tamamlamış.
Yıllar yıllar sonra bu dedenin izini bulup anneannem, dayılarım, teyzem ve ailesi bizim aile, cümbür cemaat bu köye, Helvacı Köyü'ne gitmiştik. Ben ortaokula ya da liseye gidiyorum. O aile yani üvey kuzenler bizi çok güzel ağırlamışlardı. Bağlar bahçeler gezdirmişlerdi. Ben ilk defa bir bağ görmüştüm. Bu sıcakta bu kütükler kurumadan nasıl oluyorda tatlı sulu sulu üzümler oluşabiliyor, Allah'ın hikmeti işte, hayret etmiştim. Bağa gittiğimizde bir salkım üzüm koparıp ikram etmişlerdi de herhalde o salkım 2-3 kilo geliyordu.
Sonra dedemin mezarına gitmiş dualarımızı etmiştik.
Köyde ben diyeyim 90 siz deyin 100 yaşında belki de daha yaşlı eli yüzü buruş buruş hani derler ya kurumuş eriğe dönmüş çok ihtiyar bir kadın, ağzında diş kalmamış küçücük ağzı ile siz onun torunları mısınız deyip bize dedemizi anlatmıştı. Daha söze başlar başlamaz çok yakışıklı bir adamdı demişti de o ana kadar herkes abartıyor diye düşünen ben kadının hayran hayran onu anlatması ile artık kani olmuştum.
İşte bu dedemiz bu verimli bereketli güzel köyde gününü gün ederken -ki belki de evli ve çocuklu olduğunu hiç söylemedi bu insanlara- Akkız ve iki oğlu Ankara'da çok zor zamanlar geçiriyormuş.
Akkız sonunda dayanamamış, evi çekip çevirecek tarlayı bahçeyi düzenleyecek bir yardımcı, bir insan, bir gelin almaya karar vermiş.
Akkız 2 çocuğu ile ortada kalınca bağa bahçeye tarlaya hayvana adam lazım olduğu için henüz 14 yaşında bir çocuk olan İsmail dedeme 17 yaşındaki güçlü kuvvetli iri bir kız olan Ayşe Kadın'ı gelin olarak getirmiş. İsmail Dedem onun yanında minicik kalırmış. ( Bu arada hangi kafada bir insan kızına Kadın ismini koyar aklım almıyor. Nasıl bir sevgisizlik varmış ki o aile de kızını bir çocuğa eş olarak vermiş.)
Halit Refiğ'in Sultan Gelin (1973) filmini duymuşsunuzdur. Meşhur bir repliği vardır. Bir Sultan gelin varmış hay maşallah 10 ırgata bedel.
Hani eşi vefat edince başlık parası ziyan olmasın diye 4-5 yaşlarındaki küçük kardeşi ile nikah kıymışlardı. Besle büyüt bu çocuk senin nikahlın demişlerdi.
(Hatta bu yazıyı yazdıktan sonra oturdum bu filmi yeniden izledim. Korku filmi gibi yemin ederim, elim ayağım titredi izlerken.)
Ne zaman bu filmin adı geçse hemen Ayşe Kadın aklıma gelir. Ya da ne zaman Ayşe Kadın aklıma gelse bu filmi hatırlarım.
Ayşe Kadın ile 14 yaşında dedem nasıl oluyorsa 6 tane de çocuk yapabilmiş. Anneannem Hamide doğduğunda İsmail Dedem 15 yaşında imiş. Anneannem babasının askere gittiğini gayet net hatırlıyormuş.
Çocuk yaşta evlenen İsmail dedeme de bir çocuğa gelin giden güçlü kuvvetli Ayşe Kadın'a da, yakışıklı kocasının hayrını görmeyen Akkız'a da çok acırım.
Helvacı Köyü'nden geçerken işte tüm bu geçmişi hatırladım.
Ayşe Kadın ile ilgili başka ne biliyorum?
Anneannem benim gözlerimi ondan aldığımı söylerdi. Gözlerim tıpkı annesinin gözleri imiş.
Bir de Ayşe Kadın çok temiz tertipli bir kadınmış.
Annemin anlattığına göre Ayşe Kadın torunlarını bahçede leğende yıkamadan, aklamadan paklamadan eve almazmış. Ben de temizlik anlayışımı ondan aldığımı düşünüyorum. Çünkü Ayşe Kadın'ın da çocuklarının da ( anneannem ve kardeşleri) temizliği dillere destandır.
Bizim yakışıklı dededen olma bir de İzmir'de akrabalarımız çıktı. İzmir'de de bir ara evlenmiş çoluk çocuğa karışmış.
Menemenlilerden çok daha önce annem daha genç kızken onların da izini sürüp bulmuşlar.
O evlilikten doğan kızlardan biri (Anneannemin üvey halası oluyor) İzmir'de bir müfettiş ile evli imiş.
Bizim aile ile tanıştıktan sonra annemi o aileden birine istemişler. Çok zenginlermiş ama anneannem onların hayat tarzı bize uymaz diye annemi vermemiş.
Annem daha 15-16 yaşlarında bir genç kızken istemeye geldiklerinde müfettişin eşinin ve kızının bir karış eteklerinden platin sarı saçlarından sosyetik havalı davranışlarından bahsederlerdi bizimkiler.
Müfettiş emekli olduktan sonra Ayvalık'a yerleşmişler.
Ben çocuktum bir gün sora sora Ayvalık'ın o meşhur sokaklarından birinde oturan anneannemin halasının evini bulmuştuk. Etrafta komşular bir garip şekilde siz onları niye arıyorsunuz ki demişlerdi. Evdeler mi deyince de manalı manalı onlar hiç dışarı çıkmazlar ki gibi bir şeyler söylemişlerdi de eve geçince neyi kasdettiklerini anlamıştık.
Eski Ayvalık'ta çok şirin eski Ayvalık evlerinden birinde yaşıyorlardı ama bana bir ev depresyona girse nasıl görünürdü deseler o evi çizer o evi tarif ederdim.
Bizim müfettiş enişte emekli olunca İzmir'den Ayvalık'a gelmiş gelmesine ama sosyetik anne ve kızı bu durumu asla kabullenmemişler. Bu sakin sessiz huzurlu sahil kasabası onlara göre değilmiş. İzmirdeki sosyete çevrelerini arıyor buraya uyum sağlayamıyorlarmış.
Hep İzmir'e dönme hayali kurmuşlar. O yüzden de İzmir'e dönme umudu ile kolileri kutuları dahi açmamışlar. Babalarını protesto edip eve yerleşmemişler.
Biz gittiğimizde belki de 10 yıldır o evde olmalarına rağmen hâlâ her yerde açılmamış kutular vardı. Belki de hiç yıkanmamış yırtık pırtık öylesine gerilmiş sapsarı olmuş perdeler vardı. Ortalıkta atılıp atılıp ne amaçla bekletildiğini anlamadığım dağ gibi yığın yığın gazete vardı. Koltuklar kapkara pimpisti. Camlar hiç silinmediğinden ve dahi perdeler pek açılmadığından ev çok loştu.
Korkunç bir ortamdı.
Bize hiçbir şey ikram etmediler (edemediler) çünkü mutfakta tabak çanak bardak vs yoktu. Sadece bir iki tane öylesine idare eder bir kaç mutfak malzemesi öyle ortalıkta duruyordu.
Evin kızı annemden de büyük olan kız, bir zamanlar o platin sarı saçlı bir karış etekli çok havalı kız aşağı hiç inmedi. Anneannem o nerede bir görelim diye epey ısrar etti hatta yukarı yanına çıktı in aşağı kuzenlerini gör dedi ama kız ( 40-50 yaşlarında bir kadın) görüşmek istemediğini söyledi.
Şu anda düşünüyorum da (Bu arada bunu yazarken Driebruggen'de evde bahçede bambu koltuklara oturmuş 40 yıl öncesinden bahsediyorum ben, neden ki ? Yani neden yazıyorum bunları gerçekten bilmiyorum.) aslında anneannemin çok sert görünüşünün altında bazen merhamet damarı ortaya çıkabiliyordu. Neredeyse kendi yaşında hayata küsmüş kendini tamamen eve kapatmış uzaktan akrabasına üzülmüş onu kendine getirmek istemiş olma ihtimali daha yüksek görünüyor şu anda bana.
Bu denli depresyonda olan bu aileye cümbür cemaat 15-20 kişi gitmemizi ise acımasızlık olarak görüyorum. Yani ne gerek var?
Neyse işte bu da bana acı veren hatıralarımdan, utanarak hatırladığım anılarımdan biridir.
Yıllar sonra bir gün anneannemin annemle bir konuşmasına kulak misafiri oldum. Teyzem ve annem bizim gelinleri yani dayımın eşlerini de alıp yine bu halaya cümbür cemaat gitmişler. Ben de gittim mi hatırlamıyorum.
Anneannem durumlarını biliyorsunuz ne diye gittiniz diye çemkirmişti. Annem ben söylemedim beni götürdüler diye kendini savunmuştu ama eminim ki bu aptalca fikir ya annemden ya teyzemden çıkmıştır. Annemden çıkma ihtimali bence çok yüksek. Yani ne amaçlıyorlar da insanları rahatsız ediyorlar bilmiyorum. Aslında biliyorum; Akıllarına esmiştir. Hiç bir fikri enine boyuna düşünmedikleri için içlerinden biri aa halam var burada bir uğrayalım mı demiştir, diğerleri de ay hadi uğrayalım demiştir. Bir tane aklı başında biri de bi durun ne yapıyorsunuz dememiştir.
Bak ne alaka ama bir şey daha aklıma geldi. Büyük dayım evlendiğinde yengem kendi evinden çıkarken annesi ile birlikte çok ağlamıştı. Annesi Fatma Teyze çok üzgündü kızı evden ayrılıyor diye.
Düğün bitip dayımla yengem eve geçince bazen zekalarından ciddi ciddi şüphe ettiğim annem ve teyzem beni ve kuzenlerimi de alıp gece gece Fatma abla nasıl oldu ki deyip yengemin annesinin evine diğer ilçeye gittiler. Saat gece yarısını geçmişti.
Damat tarafı olarak düğün evine gelmemizle yengemin annesinin yüzünün nasıl bembeyaz kesildiğini, herkesin bir telaş ile ne oldu ne oluyor diye panik oluşunu çok iyi hatırlıyorum. O zamanlar çocuktum bu korkunun nedenini anlayamamıştım ama şu anda elbette çok iyi anlıyorum. Hatta babamın arabada beklerken bizimkiler için bir gram akıl yok bunlarda demesini de artık çok iyi anlıyorum da buna rağmen bu aklı kıt kardeşleri ne diye buraya getirdiğini anlayamıyorum.
Yine can sıkıcı utanç verici hatıralar.
....
Neyse işte sonunda İzmir Mavişehir'e vardık. Önce McDonald's a gidip Bilallerle buluştuk. İçecek bir şeyler aldım annem ile Defne'ye. Hemen bu cafenin arkasına araçlarımızı parkedip İzbana geçtik. Yaklaşık bir saat sonra İzmir Adnan Menderes Havalimanı'na vardık.
Akşam 20:20'de idi uçağımız.
Çok sıkıcı bir 3-3.5 saatlik yolculuktan sonra Amsterdam Schiphol'e indik. Çok şükür...
Osmancığımız önce beni Defne'yi ve annemi Driebruggen'e getirdi. Yolculuğumuz Amsterdam'dan buraya bir saati buldu. Sonra da Bilalleri almak üzere geri döndü.
Biz o kadar yorulmuştuk ki onları bekleyemedik hemen yatakları ayarlayıp uyuduk.
Akşam geldiklerini de hiç duymadım. Çok yorulmuşum.
Bu günümüz de böyle geçti.
Güzel bir tatil olur inş.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder