20.05.2026 Çarşamba
Aslında bugün Heybeliada'ya gidecektim. Lakin Defne'nin babası Defne'yi okuldan alırım fakat akşam maçım var erken gel dediği için gezimi iptal etmek zorunda kaldım.
Başka da bir yere gitmek istemedi canım, ben de herhangi bir plan yapmadım.
Sabah uyanınca ama yine de hazırlandım. Defne'yi okula bıraktım. Yolda daha önce hiç gitmediğim Aynalıkavak Kasrı'na gitmeye karar verdim.
Aynalıkavak Kasrı'nı merak da etmiyordum açıkçası. Hiç bir yere gidesim de yoktu. Sırf sabahtan akşama ev işi yapmayayım diye kendimi dışarı attım.
Çevre yoluna daha çıkar çıkmaz trafik başladı. Her çarşamba daha da geriden başlıyor bu trafik. Her hafta yoğunluk daha da artıyor gibi. Dur kalk dur kalk yolculuğum bir buçuk saat sürdü. Oysaki Hasköy bana sadece 26 km uzaklıkta. Sabah 08:30 gibi evden çıkmıştım Aynalıkavak Kasrı'na ulaştığımda saat 10'u geçiyordu.
Aynalıkavak Kasrı'nın otoparkına geçmemle hemen içime bir ferahlık dalgası geldi. Çünkü otoparkta sadece 3 araç var. Ayrıca etraf gayet güzel. Her tarafta mis kokan güller var. Otopark ise inanılmaz bir şekilde ücretsiz.
Kasır dışarıdan bir göz yanılması olarak küçücük bir köşk gibi görünüyor lakin burası gerçekte epey büyük.
Kapının girişinde minicik bir havuz var ki bu detay çok hoşuma gitti.
İçerisi aydınlık ferah ve zevkli.
Burası bir musikî müzesi imiş. Bu kısmı yani müzik kısmını biraz zayıf buldum. Odalarda ud tambur ney gibi müzik aletleri var. Başka da bir şey yok gibi.
(Bu arada musiki müzesi fikri çok hoş.)
Kasır hemen bitiyor. 5-10 dakika içinde dışarıdaydım.
Sonra bahçeyi gezdim. Bu sırada hava iyice bozdu. Hafiften yağmur başladı.
Yağmurun geçmesini beklerken bahçede büyük havuzun yanında Beltur'a uğradım.
Buradan bir fincan çay ( 90 TL ) ve bir kutu çikolatalı biscotti ( 320 TL) aldım.
Etrafta kafeyi işleten bir genç, çay molası vermiş 2 bahçe görevlisi bir de benim yaşlarımda bir kadın var. O da bir Türk kahvesi söylemiş. Başka da kimse yoktu.
Burada hayatımdaki en güzel kahvaltılarımdan birini yaptım.
Hava ferah etraf sakin manzaram çok güzel çay enfes olmuş biscotti ise taze ve lezzetli.
Aslında burası deniz görüyormuş, sahile oldukça yakın olmamız gerek ama şu anda önümüzde harıl harıl bir inşaat var ve manzara kesilmiş.
Çaydan sonra biraz daha bahçede dolaştım.
Pittosporyumlar açmış gül mevsimi de gelmiş. Her taraftan mis mis kokular geliyordu.
Bu sırada yağmur da iyice arttı. Aslında buradan çıkınca Haliç boyu yürürüm diyordum ama galiba bugün bu havada mümkün değil.
Ben de kapalı bir mekan olarak buraya 1-2 km uzaklıkta Rahmi Koç Müzesi'ne gitmeye karar verdim.
Otoparktaki mis kokulu kırmızı gülleri de bol bol koklayarak çıktım buradan.
Aynalıkavak Kasrı'nı çok sevdim.
Buraya her yolum düştüğünde uğrarım herhalde.
Sonrasında 2. durağım olan Rahmi Koç Müzesi'ne geldim.
Rahat rahat otoparkına park ettim.
Müzeye giriş bileti indirimli öğretmen 250 TL.
Buraya 23 yıl kadar önce öğrencilerimle gelmiştim. O zaman da beğenmiştim.
Bugün ise hayran oldum.
O zaman öğrencilerle ilgilenmekten çoğu şeyi görememişim bugün onu farkettim.
Her şey çok ama çok güzeldi.
Çok çok keyif alarak gezdiğim bir müze oldu.
Rahmi Koç ve ekibi tam Haliç'in kenarında öyle bir müze yapmış ki anlatılır gibi değil.
Gelip görmek lazım.
İstanbul'da böyle bir müze olduğu için gurur duydum.
Rahmi Koç nelere nelere meraklıymış meğer. Hani erkek çocuklarının çeşit çeşit arabası olur hatta büyüyünce de duvarda bir bölmede sergilerler ya. ( Mesela hep yoğurt yapmak için süt aldığım şarküterideki beyefendi bile pastırmaların, cevizli zeytin ezmelerinin, salçaların, organik sirkelerin, kars ballarının arasında cemakanlı bir bölme yaptırmış oyuncak arabalarını sergiliyor ki bir tanesine 7.000 tl verip almış zamanında, geçen uzun uzun anlatıyordu. Direkt aklıma o arabalar geldi.) Rahmi Koç da çeşit çeşit araba almış ve bunları bir sergileyeyim demiş. Yalnız bir fark var bunlar gerçek araba.
Ayrıca ne zevkleri varmış adamın. Yani tekne motoru da biriktirilir mi üşenmemiş biriktirmiş. (Bir ara Rahmi Koç'un istifçi olabileceği bile aklıma geldi. Eline gelen herşeyi bir kenara koymuş sonra da atamadığından e sergileyim bari demiş olabilir. Çünkü bazı eşyaların müzelik değerinin olup olmadığı konusunda şüpheye düştüm.)
Her bölüm yine de ayrı bir efsaneydi.
Bir de şunu söylemem gerekir ki böyle bir müze oluşturmak sadece para ile olacak bir şey de değil. Nice varlıklı insan görüyoruz. Böyle değiller. Bu malzemeleri birleştirip böyle bir ambiansta birleştirmek için vizyon gerekli bir de bence biraz da sevgi gerekli. Rahmi Koç'un işini ne kadar sevdiğini de anladım.
Motorlar torna makinaları zeytinyağı fabrikasını gezerken bunu hissettim.
Yani demem o ki mesela kim böyle bir şeyi dur şunu da müzeye koyayım der ki.
Müzede klasik arabalar motorlar bisikletler at arabaları trenler tekneler ne ararsan var.
Bu kayıklar bu sandallar bir harika.
Bunları hayran hayran incelerken bir anda haftalardır eve fissler düdüklü tencere alırsam ekonomim bunu kaldırır mı ya da ekonomim fissler düdüklü tencere almam ile ne kadar bozulur diye düşündüğüm aklıma geldi, beni bir gülme aldı. İnş birileri görmemiştir. Gerçi görseler ne olacak. Her yer çoluk çocuk dolu. Onlarla ilgilenen öğretmenlerin ise beni görecek halleri kalmamış. ( Hepsi de fenalık geçiriyor dur oğlum in oğlum gitme oğlum elleme oğlum...)
Bu bize bir kısmı yansıtılmış zenginlik benim hayal edemeyeceğim seviyede, hayal gücümü aşıyor.
Müze gez gez bitmek bilmedi. Yılda 3-5 kez gelmeliyim ki biraz hakim olayım buraya.
Dışarıda bahçede bir tren istasyonu bile var. Tabii ki gerçek trenler de...
Hatta müze küçük bir limana açılıyor.
Müzenin bir vapuru denizaltısı vs var.
Bahçede ise manzara harika. Karşıda Fener Rum Patrikhanesi, Kırmızı Fener Rum Erkek Lisesi ve Yavuz Sultan Selim Camisi görünüyor. Hava kapalı olmasına rağmen manzara harika.
İnsan bakmaya doyamıyor.
Müzede daha neler neler var. Anlat anlat bitmez.
Hadi şurada bir boşluk oluşmuş buraya da bir vinç yerleştireyim demişler herhalde.
Buraya artık yeter dedikten sonra bir de karşı tarafta bulunan Lengerhane'ye geçtim. Oranın konsepti ise bambaşka idi.
Zengin insanın oyuncakları da farklı oluyormuş.
Bir sürü gemi kayık maketi var. Boy boy çeşit çeşit ama her biri ayrı ayrı muhteşem. Ben kendime neden böyle bir gemi maketi almayı hiç düşünmedim acaba.
Hmm şimdi aklıma geldi, benim evim 65 m2, bu maketleri alsam dahi koyacak bir yerim yok.
Burada da çesit çeşit oyuncaklar düğmesine basınca dolaşan oyuncak trenler, harika demir yolları ışıklı şehir maketleri vs var.
Yine çok çok beğendim.
Buraya küçükken gelseydim ne kadar da severdim. Hatta Bilalciğim ile gelse idim keşke. Hatta düşünüyorum da Bilal İstanbul'a gelince onu kesinlikle buraya getirmem lazım. Defne ise bence sıkılır. Benim sevdiğim zevk aldığım hiç bir şeyden hoşlanmıyor.
(Nitekim evde Rahmi Koç Müzesi çok güzel hadi hafta sonu seni Rahmi Koç Müzesi'ne götüreyim diye sorduğumda direkt istemiyorum dedi ve reddetti. Babası ile gitmek ister belki dedim ama babası da gerek yok dedi.)
Burayı da gezdikten sonra çıktım.
Otopark ücreti 180 TL tuttu.
Rahmi Koç Müzesi'ne de tam puan veriyorum.
Buradan 3. durağım Miniatürk'e geçtim.
Miniatürk de buraya çok yakın 2 -3 km ötede. Burası Sütlüce diye geçiyor.
Ne alaka ama Sütlüce deyince Defne'nin bana dinlettiği bir şarkı aklıma geliyor.
Bence çok güzel bir şarkı.
Bak şimdi bunları yazarken kafamda sürekli bu şarkı dönüyor.
Şarkı için buraya tıkla
Kımıl kımıl tüm yıldızlar
Dikkatli bakınca şekilleniyor
İşte bak şu bir koyun belki
Şu da süt annemi andırıyor
Kayan bir yıldız
Dilek tutmalı
İnşallah kafama düşer
Ah dileğim tuttu
Yıldız değilmiş bu bir brokoliymiş
Brokoli, bırak oni
Uç özgürce dön evine
Küçük ve sevimli brokoli
Özgür olmak en güzel şey
Uç Özgürce, Özgürce
Özgürce, Özgürce, Özgürce,
Görümce, Börülce, Sütlüce
Sütlüce'de inecek var
Tövbe tövbe estağfurullah tam da hiç olmayacak yerde böyle şeyler düşünüyorum. Rahmi Koç Müzesi küçük büyük çocuk kaynıyordu hem de bir sürü oyuncak vardı herhalde o yüzden böyle çocukça şeyler aklıma geliyor.
Buraya Miniatürk'e gelmek de hiç aklımda yoktu.
Rahmi Koç Müzesi'ni gezerken çok yağmur yağdı. Ve şu anda yağmur dindi ama hava hâlâ kapalı yani tam da miniatürk gezilecek hava. Çünkü orası tam güneş altı. Ağaç ya da gölge yapabilecek hiçbir şey yok. Güneşli havalarda oralarda gezmek bir eziyet oluyor. Şimdi hava tam da kapalı iken orayı gezmek harika olacak.
Tekrar yağmur yağmadan hemen gittim.
Otoparka gayet rahat bir şekilde parkettim.
Miniatürk giriş ücreti öğretmen 90 TL
Önce yine Beltur'dan bir çay aldım. ( çay 25 TL) Biscotti'lerimden bir iki tane daha yedim. Sonra da Miniatürk'ü gezdim.
23 yıl önce buraya geldiğimde burası yeni açılmıştı. O gün hava çok sıcaktı. Öğrencilerle gezerken beynim kaynamıştı sıcaktan hiç bir şey anlamamıştım.
Meğer burası da ne kadar güzelmiş. Bugün keyifle gezdim.
Ayrıca burada sergilenen eserlerin pek çoğunu dünya gözüyle gördüğüm için de kendimi iyi hissettim.
Ne kadar güzel bir vatanda yaşıyoruz, Türkiyemiz ne kadar güzel.
Bir inci tanesi gibi ülkemizin her yerine serpilmiş bu eşsiz eserlerin kopyasına bakmak bile harika.
Çok güzel olmuş burası da.
Her eseri inceledikten sonra artık ayrıldım. Otopark burada da 180 TL tuttu.
Dönüş yolunda yağmur çok şiddetlendi. O kadar ki silecekler yetişmiyordu. Sanki gökten bir el kova kova su atıyordu. Aklıma kötü kötü şeyler geldi. Hani haberlerde görüyoruz ya arabalar sürükleniyor, korktum biraz.
Ayrıca yağmurlu günlerde araba kullanmayı hiç sevmiyorum önümü tam göremiyorum. Camları kapatmak zorunda kaldığım için arabanın içi de bunaltıcı oluyor.
Neyse işte 16 gibi Defne'nin okulunun oradaydım.
Sağ salim gelebildim çok şükür.
Hiç beklemiyordum ama harika bir gün geçirdim.
Spontane takıldım bugün ve çok güzeldi.
Harika bir duyguyla eve döndüm.
Bugünkü gezime puanın 10/10


































Fotoğraflar harika.özellikle çiçekler ..
YanıtlaSil