Bugün Defne'yi okula bırakır bırakmaz Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'ne gitmek üzere yola çıktım.
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi bana 32 km uzaklıkta.
Oraya gidebilmek için Boğaziçi Köprüsü'nü kullanarak Ataşehir'e gitmem gerek. 09:40 gibi Defne'yi okuluna bıraktıktan sonra yola devam ettim. Bir iki dakika içinde ise kendimi korkunç bir trafiğin içinde buldum. Daha çevre yoluna girer girmez başlayan trafik karşı yakada Ataşehir'e kadar devam etti. Trafik öyle yavaş ilerliyordu ki aklıma kötü kötü şeyler geldi. Acaba roket saldırısına falan mı uğradık, savaş mı çıktı, ülkemizde kötü bir şey oldu da benim mi haberim yok, bu kıyamet gibi trafik neden? Dur kalk dur kalk 2 saatten fazla sürdü yolculuğum.
Metropol Avm'ye geldiğimde saat 11'i geçiyordu. Arabamı Metropol Avm'ye park ettim.
Oradan da bahçeye giden tünele geçtim.
Tünele giden yol biraz karışık. Pek çok ziyaretçi bu yolu bulamayıp geri dönüyormuş. Bana tarif etmeseler ben de asla bulamazdım.
Şöyle ki; Metropol Avm giriş kapısını karşımıza alırsak soldan yol boyu yürüyoruz. 20-30 metre kadar ilerde karşıda zıt yöne doğru aşağı bir yol daha iniyor. Yolun başında aşağıdaki tabela var. Bu sefer o yoldan (geldiğimiz yöne zıt) biraz daha yürüyoruz. Bu yol aşağı iniyor. Giriş kapısı burada.
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Boğaziçi Köprüsü bağlantı yollarının kesiştiği alan üzerindeki çorak ve atıl bölgelere ada ada yapılmış devasa bir bahçe. Adalara geçiş bu yüzden bu tünellerle sağlanıyor.
Ben ilk kez buralara geldim.
Araba ile gelirken her taraf gökdelenlerle dolu olduğu için ben herhalde yanlış geldim buralarda park bahçe vs görünmüyor demiştim.
Meğer gökdelenlerin arasında bir vaha imiş burası.
İnsan gelince bir şaşırıyor. Bu kadar betonun arasında nasıl böyle bir flora oluşabilmiş bu kadar yoğun eksozun altında bu ağaçlar nasıl yeşerebilmiş diye hayret etmekten geri kalamıyor.
Ben buraya sakuraları görmeye geldim.
O yüzden ilk olarak sakuraların olduğu adaya, Ertuğrul Adası'na yöneldim.
Merkez Ada'ya girer girmez "Sakuralar bu tarafta" tabelaları size yol gösteriyor.
Sakura mevsimini aman kaçırmayayım bir an önce gideyim göreyim diye çabaladığım halde bu sene de elim boş kaldı; geç kalmışım. Bir iki ağaç hariç sakuralar çiçeklerini dökmüş maalesef.
Evet sakuralar çiçeklerini dökmüş ama ardında kalanlar bile harika. Bayıldım bu bahçeye. Ayrıca bir iki ağaç hâlâ çiçekli ve en güzel hali ile arzı endam ediyor. Laleler defne ağaçları ve daha pek çok güzel bitki ile burası adeta cennetten bir köşe.
Burada her adanın bir konsepti var. Mesela sakuralar Ertuğrul Adası'nda.
Japonya'dan dönerken batan Türk gemisi Ertuğrul anısına bu ad verilmiş.
Japon kiraz ağaçları da en çok buraya yaraşmış.
Hakkını verebilmek, tam anlamı ile gezebilmek için bir tam gün ayırmak gerek bence.
Ben buraya geldiğimde saat 11:30 civarı idi. Evden 08:30 'da çıkmıştım. Yani 2.5-3 saatte gelebilmişim. Defne okuldan 15:45'de çıkıyor. Defne'yi okuldan alabilmek için en geç 13:00 gibi buradan ayrılmam gerektiği için biraz acele ettim. (Babasına Defne'yi alıp alamayacağını sordum, alamam gitmeseydin dedi.) Hızlı hızlı ayrıntılara takılmadan acele ederek gezdim. Defne'nin babası yarım saat sonra tamam alacağım ama sen yine de geç kalma hemen gel al çocuğu deyince böylece biraz daha etrafı gezme fırsatı oldu ama geride kalan adalara dönmedim. (Çünkü çok büyük bir alan burası).
Yani her yerini gezemedim ama sakuraları gördüm laleleri gördüm. Pek çok bitki ot ağaç gördüm. Epey bir fikir sahibi oldum.
Gönül isterdi ki her bir yazılanı okuyayım, her bir sergiye gireyim, her bir köşeyi gezeyim.
Gayet hoş güzel bir yerdi. Dilediğimce gezemedim ama olsun. Belki Defne'ye göstermek için ileride yeniden gelebilirim.
Burası eminim her mevsim ayrı güzeldir.
Burası muhteşem, verilen emeği görmemek mümkün değil. Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Üstelik bildiğim kadarı ile burası devlet eliyle değil bir iş adamı olan Nihat Gökyiğit tarafından yapılmış. Eşi Nezahat Gökyiğit nefes darlığından vefat edince hem çocukluk arkadaşı hem mahalle arkadaşı ardından 45 yıl aynı yastığa baş koyduğu sevgili eşi adına İstanbul'un belki de en beton, en olmayacak yerinde muhteşem bir akciğer yapmak istemiş. Önce bir hatıra ormanı yapmak imiş amacı ama sonra Tema Vakfı devreye girmiş sonra da pek çok öğretim görevlisi, üniversiteler, uluslararası işbirlikleri vs derken bu hatıra ormanı muhteşem bir botanik bahçesine dönüşmüş.
Olabilenin en güzeli olmuş kısacası.
Lakin ben bir yeri gezince sessizlik istiyorum, kuş sesleri, doğal göller ya da doğal nehirler, gerçek ortamında kayalar taşlar vadiler arıyorum. Kafa dinlemek istiyorum. Kentten betondan sesten izole olmak istiyorum.
Burası çok güzel bir yer ama tamamen yapay. Etrafta gökdelenler var. Sürekli bir araba sesi var. Burada kendimi bir uzay turisti imişçesine sanki Mars'ta inşa edilen biyosfer II'yi inceler gibi, yapılan işlere hayran olurken hissettim. Ara ara da bu tuhaf durumdan-duygudan göğsüm daraldı. O kadar garip geldi bana.
Ama yeniden söylüyorum gerçekten çok hoş bir bahçe olmuş burası.
Ali Nihat Gökyiğit ve ekibi öyle güzel bir iş çıkarmış ki burayı gezerken geçmişte bir kralın sevdiği kadın için inşa ettirdiği İrem Bahçeleri aklıma geldi. Nezahat Hanım'ı da biraz kıskanmadım da değil hani.
İnşallah bu bahçe burada Ali Nihat Gökyiğit'in eşine duyduğu sevgi gibi sonsuza dek varolur. Nezahat Hanım'ın da ruhu şad olsun.
Burada olmak güzeldi. Emek veren herkese teşekkürler.
Giriş ücretsiz.
Herkese çok tavsiye ederim.
Buradan geri avm'ye yürüdüm. Avm'de ilk 3 saat otopark ücretsiz. Demek ki 3 saat bile kalmamışım ki herhangi bir ücret ödemedim.
Buralara gelmişken Çamlıca Tepesi'ne de gideyim İstanbul'u bir de tepeden seyredeyim dedim. Yine korkunç bir trafik. Yaklaşık 10 km'lik yolu 1 saatte zor gittim. Tepenin önünde otoparka park ettim arabayı. 200 TL imiş otopark ücreti.
Çamlıca Tepesi bugün çok esiyordu. Hava çok soğuktu ve iyice bozmuştu. Hatta bir ara yağmur da çiseledi. Bu saate kadar bir şey yememiştim. Önce güzel bir kahvaltı yapayım dedim ama saat 14 olduğu için kahvaltı servisi bitmiş. Menemen sandviç tost vs de yoktu ben de köfte ekmek aldım.
Köfte ekmek 230 TL
Karton çay 10 TL
Burada manzaraya karşı oturdum o soğukta rüzgarda yemeğimi yedim.
Burada her zaman çalan Osmanlı müziği bugün yoktu. Daha farklı, kötü de değil ama ortamın ruhuna pek de yakıştıramadığım başka bir müzik vardı. Ta İstanbul'un fethinden de önce Orhan Gazi zamanı Çamlıca Baba burada şehit düşmüş. Sonraları ise burada bir dergah kurulmuş. Bence hâlâ bir uhrevi hava var. Dergâh makamı olduğu için de uhrevî bir müzik beklerdim. ( Küçük ayrıntıları dikkate alan huysuz bir insanım napıyım takıldım buna işte.)
Manzara her zaman ki gibi güzeldi.
Etrafta kimseler yoktu. Herkes kapalı mekanlara sığınmıştı. Rahat rahat gezindim manzaraya baktım. İlerde Marmara Denizi'nde demirlemiş gemiler bir göz yanılması olarak yüksekte görünüyor sanki bulutlarda geziniyorlardı. Ayrıca boğazın üstü kapkara olmasına rağmen oraya güneş vuruyor o kadar uzakta olmasına rağmen deniz parlak ve güzel görünüyordu.
Daha önce olmayan ( Demek ki 2019'dan beri hiç gelmemişim buraya.) Çamlıca Cami yan taraftan manzaraya dahil olmuştu. Ve buradan çok hoş görünüyordu.
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
BİR BAŞKA TEPEDEN
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü'yada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan
Yahya Kemal Beyatlı
Bakarken bakarken mutlu da oldum efkarlandım da.
Karmaşık duygular içinde idim.
Sonra kır kahvesine geçip bir çay daha aldım.
(Cam bardakta çay 12,5 TL)
Sonra da buradan ayrıldım. Yaklaşık 3 km ötedeki Çamlıca Camisi'ne geldim.
Caminin büyük bir otoparkı var. İlk bir saat ücretsiz. Sonraki saatlerde HGS sistemi ile otomatik ücret kesiyor. ( Benden 160 TL almışlar.) Aracımı park ettikten sonra önce İslam Medeniyetleri Müzesi'ne geçtim.
Müze ücretsizdi.
Müzeyi gayet beğendim.
Burada sakalı şerifler, hatlar, hilye-i şerifler, beratlar, tılsımlı giysiler, Kur'an-ı Kerimler Hacer-ül esved kaplamaları, sürre alayı aksesuarları vs var. Tamamı bizim kültüre ait değerler.
İslam Medeniyetleri denilince Farisi Kültüründen Hint Kültüründen ya da ne bileyim Afrika'dan mesela Zanzibar'dan bir şeyler beklemiştim. Mesela Maliki mezhebi ne der Hanbeli mezhebi nasıl bir şey Caferilerde Şiiler'de neler var Malezya'da müslümanların cografî farklılıktan kaynaklı farklı bir şeyleri var mı gibi farklı bir şeyler...
Diğer müzelerden farklı olarak teknoloji destekli gösteriler varmış ama onlara da ben denk gelmedim. Saat başı su ile ilgili güzel bir gösteri varmış ama ona da daha çok vardı giremedim.
İnsanların çok rağbet göstereceği bir caminin altına bir müze açma fikri dahiyane...
Normalde hiçbir müzeye adım atmayacak halkımız camiye gelmişken çoluk çocuk buraya geliyor dua okuya okuya geziyor sakalı şeriflerleri gözleri dolu dolu inceleyip iman tazeliyorlar.
Ben de beğendim. Ama yeniden gelmek isteyeceğim bir yer değil.
Müzeden sonra camiye geçtim.
Çamlıca Camisi açılalı 7 yıl olmuş. Vay arkadaş daha yenilerde açılmadı mı bu cami. Gerçekten zaman duygumda açıklayamadığım bir kırılma yaşıyorum. Akıp giden zaman benim için değişti sanki, kontrol edemiyorum. Bir noktada benim zamanım durdu ama etrafımda olaylar benden habersiz akıp gidiyor.
Bana sorsalar bu cami daha geçenlerde açıldı.
Camiyi çok beğendim.
İçeride mavi tonlar kullanılmış. Gayet aydınlık ferah iç açan bir cami.
Avludan manzara şahane.
Yan tarafta kamelyalar var isteyen çayını alıp manzaraya karşı piknik yapabilir. Arka tarafta manzaraya karşı bir tane de kafe mevcut.
Ben çok beğendim burayı.
Alt katta bir de antikacı var ki oradaki fincanlara tabaklara bayıldım. O kadar güzeller ki. Yalnız çok pahalı.
Aşağıdaki trio 5.500 TL idi. Sedef işcilik kullanılmış.
Kısaca iyi ki de ihmal etmemişim de gelmişim bu camiye.
Buradan çıktıktan sonra aslında bir de Küçük Çamlıca'ya geçeyim diyordum. Hatta Çamlıca Kulesi'nde de bir kahve içerim demiştim. Ama vakit kalmadı.
Dönüş yolunda hâlâ yol açılmamıştı. Daha Çamlıca'dan köprü yoluna girer girmez işkencem başladı.
Yaklaşık 2 saat süren yolculuktan sonra 18:30 civarı Kayaşehir'deydim.
Köprü geçiş ücreti 59 TL.
Paralı yollardan da geçmişim farkında olmadan. Hgs 30,5 TL kesmiş.
Trafikte neredeyse 5-6 saat geçirmeme rağmen güzel bir gün sayıyorum bugünü. Yeni yerler gördüm. Yeni şeyler öğrendim.
Her günümüz bir öncekinden güzel geçsin inş.
































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder