12.09.2026 Cumartesi
Bugün İstanbul Kazan Ben Kepçe instagram grubum ile Galata-Karaköy Gezisi'ne katıldım.
Bu gece neredeyse hiç uyuyamadım. Sabaha kadar içim vazgeç gitme bu geziye, ne gerek var deyip durdu.
Çünkü yarın Defne'nin doğumgününü kutlayacağız. Aynı zamanda okullar açılıyor, ders notu hazırlamam lazım ve en önemlisi yeni eğitim öğretim yılına motive olmam lazım.
Sabaha kadar döndüm durdum.
Sabah 06.00 gibi kalktım. Zaten uyuyamıyorum.
Akşama çok pişman olacağım ama evde durursam yine pişman olacağım biliyorum. Madem her halükarda pişman olacağım bari yeni bir yerler göreyim hem biraz hareket olur dedim. Hazırlandım, 07:30 gibi evden çıktım. Defne'yi babasına bırakıp metroya geçtim. 3 metro ile Haliç Galata Köprüsü'ne geldim. Saat daha 09:20 idi. Bizim buluşma saati 10:00'du.
Köprüde durup Haliç'i seyrettiğim ilk dakikada iyi ki de gelmişim dedim.
Bu manzarayı görmek için değer.
Bu köprüden Tarihi Yarımada harika görünüyor.
Biraz burada manzaraya baktıktan sonra Azapkapı tarafına yürüyüp Sokullu Mehmet Paşa Camisi'ne geldim. Buluşma yerimiz burası idi.
Sabah erken saat olmamasına rağmen kadın erkek bir sürü insan banklarda çimlerin üstünde orada burada her tarafta yatıyordu.
Ayrıca etraftan çok ağır kokular geliyordu.
Burnumun koku alma yeteneğini kaybettiğini sanıyordum ama bu iğrenç kokuları gayet iyi alabildiğime göre yanılıyormuşum.
Bir adam da etrafta dolanıyordu ve hiç tekin görünmüyordu. Burada beklemeye korktum, kafelerin oralara yürüdüm. İleride Sarıyer Börekçisi varmış orada oturdum saatimi bekledim. Bir çay ve bir simit söyledim. Kahvaltıdan pek keyif aldığımı söyleyemem. Çayım yarım kaldı. Simit de hoop çantaya.
Buluşma saatinde arkadaşlarla ve rehberimizle tanıştık. Toplamda 14 kişiydik. Önce biraz bilgilendirmeden sonra camiyi gezdik.
Aslında eskiden buralar yerleşim yeri imiş. Bu cami de bir külliyenin parçası imiş. Sıbyan mektebi ve diğer yapılar 1950'li yıllarda Tersane Yolu yapımı sebebi ile yıktırılmış. Etrafta da ev kalmamış. Şimdi cemaatsiz boynu bükük kalmış bu cami. Oysa o kadar güzel ki. Hem konumu hem kendisi.
Buradan çıkınca karşı tarafta surlar beliriyor. Rehberle gezmenin güzel yanlarından biri. Mesela ben bu duvarı görmemiştim bile. Bunlar Cenevizlilerden kalma surlarmış. Ceneviz aileler mahalle aralarına böyle duvarlar inşa etmişler. Duvarların üstünde de ailelerini simgeleyen işaret kondurmuşlar.
Sonra Saliha Sultan Çeşmesi'ne geldik. Bu çeşmeyi otobüsle arabayla buradan geçerken herhalde bin kez görmüşümdür. Hep de çok güzel bulmuşumdur. Ama ilk kez bugün yakından inceleme fırsatım oldu.
Yakından çok daha güzel.
Muhteşem bir çeşme.
Galata'nın irili ufaklı dükkanlar, insanlar ve araçlarla dolu sokaklarının arasında bir vaha gibi bu cami. Çok değişik uhrevi bir havası var. İnsan içeri girince bir nefes alıyor.
Bu caminin fetih öncesi Araplar tarafından yapıldığı düşünülüyor ama bence kiliseden bozma.
Daha sonra Galata Mahkemesi Sokak'tan geçtik. Rüstempaşa Hanı'na uğradık.
Galata'nın arka sokaklarıda yürüdük. Tek başıma asla giremeyeceğim sokaklar. Zaten rehberimiz de söyledi tek başınıza buralarda dolaşmayın.
Hanlar ticarethaneler bedestenler gördük. Yokuş çıktık yokuş indik çok yorulduk.
Sahilde Makbul İbrahim Paşa Camisi'ni de geçtikten sonra Karaköy Meydan'a geldik.
Karaköy Meydan'da yine tarihi binaları inceledikten sonra Yeraltı Camisi'ne gelince yemek ve namaz molası verildi.
Karaköy İskelesi'nde sahilde gölge bir balıkçıya oturdum. Balık ekmek ve şalgam istedim.
Balık ekmeği küçümseyenlere bakmayın, İstanbul'da salaş bir balıkçıda denize bakarak yenen balık ekmek hayatı çok güzelleştiren anlardan biridir. İstanbul'da bir kültürdür balık ekmek.
Buluşma vaktimiz geldiğinde gezmeye devam ettik.
Bir sürü sokaklara girdik. Sarmaşıklarla kaplı bir barlar sokağından geçtik ki çok güzeldi. Başka güzel mekanlar gördük.
Hep ismini duyduğumuz St Benoit Lisesi, Avusturya Lisesi, Kuledibi Göz Hastanesi, Galata Kulesi'nin de yanından geçtik.
Daha neler gördük neler...
Galata'nın yokuşlarını çıktık indik. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de çatı kilisesine çıktık. 6 kat eski merdivenleri çıkarken canım çıktı. Kiliseye geldiğimizde oradaki kadın herkesin başını örttürdü. Şalvar gibi bir pantalon giymiş olan arkadaşımıza da etek giydirtti. Arkadaşımız bu pantalon etek gibi zaten diyince siz cimiye (cami demek istiyor) büyle mi gidorsunuz dedi. Aksanlı konuşan gayrimüslümleri filmlerde görüyordum gerçekmiş.
Saat 15:30 olduğunda artık hiçbirimizde derman kalmamıştı. Rehberimizin kendisi de çok yoruldu. Normalde bu geziler 17 gibi bitiyor ama devam etseydi de ben zaten bırakacaktım. Allah'a şükür kendisi Komando Merdivenleri'nde geziyi sonlandırdı.
BugünGalata-Karakoöy Gezisi'nde hiç görmediğim bilmediğim yerleri gezdim. İstanbul'un bu taraflarına hiç gelmemiştim.
Gezimi çok yararlı buldum iyi ki de gelmişim lakin buralar hiç bana göre değil.
Her taraf turist kaynıyor ama buralarda ne buluyorlar ben anlamıyorum.
Her yer karmakarışık pis ve çok kötü kokuyor. Böyle lağım değil küf değil çöp de değil ne olduğunu anlamadım ama kurumuş kusmuk gibi ağır bir koku var etrafta. Günahın kokusu olsa böyle kokardı. Evet her ne kadar kendimi açık görüşlü biri olarak ifade etsem de kültürel müslümanlığım iliklerime işlemiş. Etrafı gezerken cünüp gezenlerin diyarı işte demekten kendimi alamadım. Yüksekkaldırım, Galata... Bu sokaklarda neler döndüğünü İstanbul'da bilmeyen yoktur.
Hem kokudan hem pislikten iğrendim. (Sonradan aklıma geldi, Haliç de kokuyor olabilir.)
Bir daha ne gelmek ne de görmek istiyorum buraları.
İstanbul Kazan Ben Kepçe
Galata-Karaköy Gezisi 500 TL


















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder