5 Haziran 2016 Pazar

RUMELİ KAVAĞI, GARİPÇE, RUMELİ FENERİ, TELLİ BABA TÜRBESİ GEZİSİ...

Yıllar yıllar önce çok sevdiğim bir arkadaşım bir izdivaç görüşmesi yapmak için biri ile görüşmüştü. Sabah erken saatte buluşmuşlar çocuk da bizim kızı alıp Rumeli Feneri'ne kahvaltıya götürmüş.

 Çok güzel bir gün geçirdiğini anlatmıştı.

Arkadaşım o kişi ile ilgili görüşü olumsuz oldu, bir daha görüşmediler ve çoktan başka biri ile evlendi.

Rumeli Feneri görüşmesini belki de kendisi bile çoktan unutmuştur ama bende yıllar içinde bu görüşme

  Rumeli Feneri= kahvaltı= mutluluk

şeklinde zihnimde yer etti.

Hayalimde yıllar yılı dalgaları sahile vuran sessiz sakin bakir bir kumsal, tertemiz mütevazi bir kaç kahvaltı yeri, bol bol huzur olarak şekillendi.

Bu hafta bu çok merak ettiğim yeri görmeye karar verdim. Bir rota oluşturdum. Hazırlıklarımı yaptım.

Sabah 8:15 gibi çıktık. Hava  parçalı bulutlu yağmurlu gösteriyordu. Sabah hava biraz kapalıydı ama yine de çok sıcaktı.

Havanın bulutlu olmasından memnundum. Böylece güneş altında olmadan daha rahat gezeriz diye düşündüm.

Cmt sabahı olmasına rağmen yine de trafik vardı.

Sık sık sahilinde yürüyüş yaptığımız Sarıyere  geldikten sonra Karadenize doğru yol aldık.

Rumeli Kavağı'na gelmeden deniz tarafında Telli Baba Türbesi' ni gördük. Hemen duramadık. Kemal biraz ötedeki Balıkçı restoranların otoparkında  durdu. Burada manzara enfesti.





Kemâl Telli Baba'ya dönüşte uğrayalım dedi. -Uğramadık-

Ardından Rumeli Kavağına vardık. Ben biraz dolaşalım keşfedelim dedim. Kemâl arabayı nereye parkedeceğiz dedi. Biraz ilerleyelim park yerlerini öğreniriz dönüşte keşfederiz dedi. -Dönmedik-

Biraz ilerde denizin aralardan göründüğü bir köşede sevimli bir fırın vardı. 2 hanım işletiyordu.  Klasik kahvaltı vazgeçilmezlerimiz olan simit açma ve ayçöreği aldıktan sonra yolumuza devam ettik.

Garipçeye geldik.

 Tam bir hayal kırıklığı...

Ben koy falan göremedim.

 Bol bol park etmiş araç vardı etrafta. Köye girer girmez vale karşıladı bizi. Biz kahvaltımızı kendimiz getirmiştik oturmayacaktık. Manzaraya bakıp köyü gezip devam edecektik. Kemale biz 5-10 dakika kalıp gideceğiz diyelim otopark ücreti ödemeyelim dedim. Kemal olmaz dedi. Kemal böyle konularda asla muhatap olmuyor.

Böylece Garipçeyi de gezemedik.

Garipçeden de bişey anlamadım yani .

Az önce google görsellerden koyu buldum.

Benim hayalimdeki ve muhtemelen arkadaşımın kahvaltı yaptığı huzurla anlattığı eski Garipçe

Kaynak google görseller

 Bizim bu hafta sonu gördüğümüz Garipçe
Kaynak google görseller

Aman iyi ki de durmamışız.

2 fotoğraf arasındaki 100 farkı bulunuz.

Biz büyüdük ve kirlendi dünya....

Hayal kırıklığı, hayal kırıklığı...

Oradan çıktık Rumeli Fenerine gittik. Aşağı sahile indik. Sahil denmez her yer betondu. Bol bol tekne vardı gezecek oturacak kahvaltımızı yapabileceğimiz ayağımızı suya sokabileceğimiz bir yer yoktu.

Arabadan hiç inmeden gerisin geri yukarı çıktık.

Aynen aşağıdaki fotoğraftaki gibiydi.
Kaynak google görseller

Bari kaleyi görelim dedik. Amcanın birine sorduk hemen azıcık ötede kaleye vardık. Her taraf leş gibi.

 Bakımsız virane. Yine hayal kırıklığı...

Oturacak kahvaltı yapacak hiçbir yer yok. Şöyle bir bakındık.  Hiç tekin gelmedi bana burası. Korktum açıkçası.




Bu da Rumeli Feneri

Hiç güzel değildi.

Yüzüm düştü.

Paulo Coelho Simyacı adlı kitabını okuyanlar bilir. Orada  kristal bardak satan camcı çok istediği halde Kabe'ye gitmiyordu. Oranın düşlerindeki gibi kalmasını istiyordu. Hayatta yapmak istediği bir şey olmasını, merak ettiği bir yer kalmasını istiyordu.

Kaleyi gezerken hep o camcı aklıma geldi. Keşke gelmeseydim de hayalimdeki gibi kalsaydı dedim.

Hayal kırıklığı...

Oradan çıktık. Rumeli Feneri'nin içinde bir park görmüştük gelirken, orada oturalım bari dedik.




Parkı bulduk. Bizden başka kimse yoktu. Tertemizdi. Piknik masaları güneş altında olduğu için biz çimlere oturduk. Defnecik sallanırken ben de kahvaltıyı hazırladım. Ortam hem ferahtı hem yemyeşildi dibimizde de salıncaklar vardi. Orası çok hoşuma gitti. Defne domateslere saldırdı cork cork emdi. Üstünü başını batırdı. Bişey demedim.

Sonra piknik malzemelerini toplarken parka bir babaane ve 2 torun geldi. Öyle her çocuğu sevmem ama bunlar bir şirin bir güzeller anlatamam. Büyük olan kız Betül küçük olan oğlan Berat. Esmer babaanne ve ona hiç benzemeyen masmavi gözlü sapsarı saçlı çocuklar,  nasıl güzeller nasıl sevimliler anlatamam. Oğlan 1.5 yaşında paytak paytak bir yürüyüşü var öldüm. 5 yaşındaki ablada bebek bebek deyip Defneyi sevdi ona çiçek kopartmış ay çok şirindi. Bir müddet oynadılar sonra babaanneleri onları götürdü.

Tam malzemeleri topladım artık gidebiliriz diyordum ki yağmur atıştırmaya başladı. Arabaya bindik. Aman Allahım nasıl yağmur nasıl yağmur...  Dönüşte tabii ki trafik felçti.

Nihayet evimize geldik.

Sonuç olarak bu cumartesi istediğim gibi gezemedim. Verimsiz bir gündü. Garipçe bozulmuş, Rumeli Feneri hiç güzel değil. Bir daha gitmem.

Tavsiye de etmem.

5 yorum:

  1. İnsan, doğada elinin değdiği yerlere kirlilik ve karmaşa götürüyor. Zaten tabiatın mükemmel bir işleyişi var, dokununca daha iyi olacağına nasıl inanmış bilmiyorum. Koyun haline çok üzüldüm. Resmen, burası güzel hemen ev yapalım demişler. Âh şu aç gözlülük... Sevgiler canım ❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendi ayaklarına sıkıyorlar. Bir giden bi daha gitmez ki buralara

      Sil
  2. Yeni yer gezmeye korkuyorum artık, kötü sürpriz olmasın diye ayaklarım hep bildiğim yerlere yöneliyor.

    YanıtlaSil
  3. Yeni güzel yerler keşfetmek istiyorum. Mümkünse pek kimse olmasın... Artık Adapazarı Bolu Bursa takılmayı düşünüyorum. Istanbulda her yer dolmuş taşmış.

    YanıtlaSil