8/19/2026

ARCTURUS

(Photo by Trevor Jones)

Arcturus gökyüzüne baktığımızda en parlak en titrek, yıldız tanımına belki de en çok uyan gökcismidir.

Tüm ışık kirliliğine rağmen batıda hemen ufuk çizgisinin biraz üstünde belirgin bir şekilde göz kırpıp durur.

 Arcturus gökyüzünün en parlak 3. yıldızıdır aslında. En parlak yıldız olan Sirius yaz akşamlarında görülmez. İkinci en parlak yıldız olan Canopus ise kuzey yarımküreden görülemez. 

Diğer parlak gökyüzü cisimleri olan Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn ise bir yıldız değil gezegendir. 

Bizim yarım kürede bu yaz gecelerinde 23.00 24.00 sularında gökte en parlak yıldızı aradığınızda gördüğümüz yıldız Arcturus'tur.

Onu gökyüzünde bulmak çok kolay.

Büyük Ayı'yı bul. (Büyük Ayı gökyüzünde en kolay bulunan takım yıldızıdır. Işık kirliliğine rağmen çok rahat seçilebilir.)

Kepçe kısmından değil de sap kısmınan devam ederek minik bir helezon çiz, biraz aşağıda o patladı patlayacak gibi görünen deli deli atan kırmızı yıldız, işte o yıldız Arcturus'tur.

Adı Antik Yunancada "Ayı Bekçisi" anlamına gelir, çünkü Büyük Ayı takımyıldızının hemen yakınında yer alır ve onu gökyüzünde takip ediyor gibi görünür. 

Arcturus artık yaşlı bir yıldızdır. Kendi yakıtını tüketip şişerek kırmızı dev evresine evrilmiştir; gelecekte dış katmanlarını atarak bir beyaz cüceye dönüşecektir.

Bir keresinde bir öğrencim memlekete yaylaya babaannesinin yanına gittiğinde gökyüzünde gitgide yükselen tabak gibi turuncu bir cisimden bahsetmişti. Dolunaydan bahsediyorsun sanırım dediğimde ısrarla hayır o gördüğüm ay değildi demişti.

Konuşmanın gidişatından gördüğü cismin kitapta gördüklerine hiç benzememesinden kaynaklı bir kafa karışıklığı olduğunu anlamıştım da öğrencimizi o gördüğü şeyin dolunay olduğuna bir türlü ikna edememiştim. 

Hiç kimse ona ay doğarken kırmızı olduğunu yavaşça göğe yükseldiğini, göğe yükseldikçe de renginin açıldığını ve boyutunun giderek küçüldüğünü ( göz yanılması olarak elbette)  yazmamış söylememiş göstermemiş. (Ayrıca akrabaları da dalga geçmiş bu kızımızla anladığım kadarı ile, hâlâ ne olduğundan haberi yok.)

Gökyüzünün görünmediği pencereli evlerde büyüyenler için yeni doğan dolunayı bir uzay mekiğine benzetmek mümkün olabilir elbette. 

Yeni nesil gökyüzünden bihaber.

Ben de çok cahilim bu konuda. 

Gökyüzünü çok iyi bildiğimi söyleyemem.

Ama diğer insanlardan farklı olarak;

☆ Işıksız bir yerden geçerken babam arabayı hemen kenara çeker bize Samanyolunu ve belli başlı yıldızları gösterirdi, çok şanslıyım.

* Eskiden ışıksız bir yer bulabiliyorduk.

* İstediğimiz zaman arabayı kenara çekebiliyorduk.

Şu anda aynı şeyi Defne'ye yapmak istesem ne ışıksız bir yer bulabilirim, ne de arabayı çekebileceğim bir tarla.

☆ Çirkin, kasvetli hiçbir estetik kaygının güdülmediği eğitimsiz vizyonsuz misyonsuz ve parasız insanların oturduğu tipik bir Türk sokağında biçimsiz eğri büğrü çarpık çurpuk bir evin derme çatma çatısına teleskop kuracak kadar astronomi sever bir kardeşe sahip olduğum için çok şanslıyım. Böylece teleskoptan jupiter'in turuncu lekesini, uydularını, Satürn'ün halkalarını, Ayın kratelerini kendi gözlerimle görebildim.

 Şanslıyım yani.




19.08.2026 Çarşamba

Çok sıkılıyorum.

Allah'ım affet ama dayanamıyorum.

Dün Defne'ye " Ben sabah 5'te kalkacağım sabah yürüyüşüne gideceğim sen de güzelce uyu. Sen daha uyanmadan dönmüş olurum." dedim.

Annem ben de gelirim diye atladı. 

Defne de evde beni yalnız mı bırakacaksın diye ağladı.

Yani annem bir adım dahi atamayan bir insan. Nereye gitse oturur sonra dönüşte onu oturduğu yerden alıp eve döneriz. 

Yani oturup da etrafı da seyretmez ki. Hep aynı pozisyonda hiç kıpırdamadan telefonda oyun oynar. Günün 24 saatinin 20 saati telefona bakıp geçiyordur. Uyurken bile telefonunu yan tarafa bırakmaz, telefonu göğsünde uyur ki uyanınca anında ekrana bakabilsin. Gece uyurken bazen telefonu elinden alıyorum. Hani bebeklerin emziğini çıkarınca titreyerek uyanırlar ya öyle uyanıyor. 

Neyse tamam sabah sizi de uyandırırım hep beraber gideriz dedim. 

Bu sefer de e ne götüreceğiz oraya çay kek poaça...

Sadece biraz yürüyüş yapıp dönecektim eve. 

Aman vazgeçtim kalsın.

Benim biraz evden uzaklaşayım akıl sağlığımı koruyayım biraz mutlu olayım diyen aklıma tüküreyim.

Kalsın.

Annem her gün eee bugün napıyoruz diyor.

Ee bugün napıyoruz? 

Şu cümle kadar sinirimi bozan bir şey yok bugünlerde.

Yani benden başka annesine animatörlük yapan biri daha var mı bu hayatta?

Bu hayattaki tüm görevi annesine aktivite bulmak olan başka biri var mı acaba.

Ben annemle beraber yaşamıyorum. Üniversiteyi kazandım ayrıldım evden annemle aramda 300 400 km mesafe var ama yine de nereye gitsem bana niye haber vermedin ben de gelirdim diye trip atan bir annesi olan var mı mesela.

Kendimi pıçaklamak öldürmek istiyorum o denli bıktım bu hayattan. 

Ee bugün napıyoruz? 

Her gün bir şey yapmak zorunda mıyız?

Herkes her gün bir yerlere mi gidiyor? 

Otur evde biraz ev işi yap yemek yap. Namaz kıl tespih çek. 

Defne bir yandan annem bir yandan.

İki çocuklu bir kadın gibi her gün bu ikisi ile uğraşmaktan didinmekten yoruldum.

İstanbul'a da dönemiyorum. 

Sanki bir uzaylı ahtapot 8 koldan bana sarılmış sıkıyor her yerimi. ( Geçen hasta olduğumda sabaha kadar uzaylı ahtapotlarla uğraştım.)

 Dünyanın en güzel memleketinde en güzel zamanlarımda ruhumu daralttıkça daraltarak bana eziyet ederken mutlu musunuz ey tanrılar!

Eğleniyor muyuz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder