11/09/2012

REYHANÎ KASRI

Arkadaşımla her fırsatta eski Mardin'e çıkıyoruz, yeni yerler keşfetmeye çalışıyoruz.

Erdoba Konağı'ndan sonra Reyhanî Kasrı'na geçtik. 

Erdoba Konağı'nda önceden bir aile yaşarmış. Zaten içeri girdiğiniz anda o sıcaklığı, yaşanmışlığı her yerde hissediyorsunuz. 

Oysaki Reyhani Kasrı sonradan otel amacıyla yapılmış ve bu da içeri girer girmez hissedilen bir şey. 

Buranın  terasından da manzara mükemmel.

 Biz akşam üzeri gittik. 

Geceleyin Mezopotamya ovasına baktığınızda gerçekten çok etkileniyorsunuz çünkü uçsuz bucaksız göz alabildiğince uzanan tarlaların içinde meğerse ne kadar çok köy varmış şaşırıp kalıyorsunuz.


      Reyhanî Kasrı'ndan manzara mükemmel. 


Bu manzara eşliğinde kahve içmenin bedeli 4 TL.


ERDOBA KONAĞI

    09.11.2012

Geçen gün arkadaşımla Mardin' i sevme turuna çıktık.

    Önce Erdoba Konağı'na gittik.


   Erdoba  Mardin'in eski  isimlerinden biriymiş.


    Erdoba Konağı'ndan Mezopotamya manzarası müthiş.

                         
   Bir zamanlar burada bir aile yaşıyormuş

 Mükemmel bir ev...




                                                      

Büyülenmemek elde değil.



                               
 Mükemmel bir taş işçiliği.


      Maalesef akşam üzeri gitmiştik. Çay içerken hava karardığından güzel fotoğraf çekemedim.

 İlk iki fotoğrafı ben çektim gerisi google görsellerden.  

İnternetten bu kadar bulabildim.

 Şunu söyleyeyim ki Erdoba Konağı fotoğraflardan çok daha güzel.

İkramlara gelince... Arkadaşım kiremitte et ve ayran istedi; güzelmiş. Yemeğini gayet lezzetli buldu. Ben aç olmadığımdan sultan tatlısı istedim. İnternette resmi yok . Ömrümde hiç böyle bir şey yememiştim. Baklava yufkalarının içinde muz var. Ama şuruplu ve sıcak gelen bir tatlı. Bıçakla keserken çıtırt diye sesler geliyor. Baklavanın üstünü yemeği sevenler için güzel bir tatlı olabilir ama benim gibi baklavanın altını yemeği sevenler için pek güzel olduğunu söyleyemem ayrıca sıcak muz hiç bana göre değil. Beğenmedim. 

Erdobada Sultan Tatlısı 10 TL

10/15/2012

NAR AĞACI

Bugün çok mutluyum çünkü bugün hem internetime kavuştum hem de bilgisayarıma format attırdım. 

Ayrıca bugün pazar...

10/14/2012

SONUNDA YİNE İNTERNETTEYİM.

Nihayet internetime kavuştum.

Dile kolay Mardin'e geldiğimden beri yani şubat ayından beri bağlanma sorunu yaşıyordum.

 Artık sonunda yeniden web' deyim.

 Hoşgeldim...

8/17/2012

ESARETİN BEDELİ

 Bu sene ramazan çok zor geçti . 

Hava çok sıcaktı -evin içi bile 38 dereceyi gösteriyordu-  

Günler çok uzundu. 

Aç susuz bu sıcaklarda herhangi bir aktivite yapmak da çok zordu.

 Zaman geçmek bilmedi. 

Uyku düzenim tamamen bozuldu. 

 Sabah 6'da yatıp 10'da kalkıyorum. 

Gündüz de sıcaktan uyuyamıyorum.

Bir de tatilde olduğumdan, iş-güç de yok tabii, daha da zor geçti günler. 

Etrafımda herkes ramazan ne çabuk geçti özleyeceğiz diyor ama ben yeter artık bayram gelsin diyorum -içimden tabii-  

Susuzluğa ve uykusuzluğa bağlı baş ağrımdan kurtulmak istiyorum artık.

        Bu ramazan vakit geçsin yeter ki diye diye bol bol belgesel ve film izledim.

ESARETİN BEDELİ


İlk olarak gelmiş geçmiş en iyi film kabul edilen Esaretin Bedeli'ni izledim. 

Bana göre gelmiş geçmiş en iyi film değil ama gerçekten kaliteli bir film. 

Senaryo oyunculuk, konu çok iyi. 

Filmden pek çok ders çıkartılabilir.

 Öğrencilerime gönül rahatlığı ile izletebilirim bu filmi. 

Bir de bu filmi izleyene kadar idama karşı değildim. Suçu ispatlanmış çocuk tecavüzcülerini, katilleri bir de vergilerimizle niye besleyelim ki diyordum. 

Artık kafam daha karışık .

Esaretin Bedeli deyince unutulmaz film müziği mozart le nozze di figaro'yu da eklemeden geçemeyeceğim.


 REVOLUTİONARY LOAD


Sonrasında Revolutionary Road filmini izledim.

  İsmine bakıp yanlış anlaşılmasın ihtilal, devrim, savaş, gösteri falan yok.

Filmdeki çiftin yaşadığı sokağın adı Revolutionary Road. 

Gayet sıradan bir konu, gayet günlük olaylar. 

 Ama o denli güzel bir oyunculukla işlenmiş ki filmden çok etkilendim diyebilirim. 

Leonardo di Caprio ve Kate Winslet yıllar önce Titanikte tanışmışlar evlenmişler çocukları olmuş ve film de 10 yıl sonra bu aşkın geldiği noktayı gösteriyor gibiydi.




 PRENSESİN UYKUSU -ÇAĞAN IRMAK-

      Çağan Irmak filmlerini seviyorum.  

Sıradan bir konu, sıradan bir olay.

 Karakterlerin derinlikleri yok ama yine de çok sevdim bu filmi. 

Çok duygulandım. 

Çağan Irmak'ın daha güzel filmlerini izledim ama bu da bir zaman kaybı değildi.   

Filmin en güzel yanı da Redd Prensesin Uykusu adlı şarkıyı ilk kez dinlememdi. 


Bunların haricinde Thor, Altın Pusula, Cube ve Alice Harikalar Diyarında'yı izledim. 

Thor'u eğer sinemada para verip izleseydim çok üzülürdüm. 

Altın pusula nasıl bir filmdi hatırlayamıyorum bile öyle vasat, sıradan. 

Cube bir sürü cevapsız soru, bir sürü saçmalık ama zaman kaybı demem en azından filmdeki mekan ve filmdeki karakterler hakkında düşündürdü. Yine de tavsiye etmem kimseye.

  Alice Harikalar Diyarında ise etkilemedi bir şey kazandığımı düşünmüyorum.


8/14/2012

KONAK

   
         Babaannem konak için bizi köye davet etti.

 Pek çok yörük köyünde hâlâ devam eden bu gelenekte bir ev yani bir aile, köyün imamı, misafirler, köyün kimsesizleri ve yaşlıları için her gün camiye bir tepsi (ya da ne kadar gerekiyorsa.) yemek yollar. 

Buna konak denir.

 Bizim köyde bu geleneğe ilaveten ramazanda tüm köye yemek veriliyor buna da konak deniyor. 

Bizim köy yaklaşık 45 haneli küçük bir köydür.

 Son 10 yılda bir kaç aile emekli olduktan sonra köye yerleşmiş. 

Bu gençlerin! dışında köyün sakinleri yaşlı kadınlardan oluşuyor. 

Ne var ki şehre çok yakın olduğundan bayramlarda, işte böyle konaklarda köyün nüfusu bir anda artar.

      İşte bizde atladık dayımlarla birlikte babaannemin iftarına gittik. 

 Biz gittiğimizde kazan kazan yemekler pişmişti.

 Artık sofralar kuruluyordu. 

O gün çok sıcak olduğu için tüm sofralar bahçeye hazırlandı. 

Bayanlar konak sahibinin evinde, erkekler ise camide iftarını açacak.

Köyün güzel genç kızları konak sahibine sofraları hazırlamakta yardım ettiler.


  Köyün yakışıklı delikanları tepsi tepsi yemekleri camiye götürdüler.


       Evde bayanlar için 7, camide erkekler için 9 sofra hazırlandı bizim evde.


     Konak için aylar öncesinden hazırlıklar başlar, turşular kurulur, börülceler ayıklanır, derin donduruculara sebzeler atılır. 

Hiç kimse uyduruk yemek yapmaz. 

Ayrıca emekli bir kadına göre düşünürsek yemeğe oldukça yüksek bir bütçe ayrılır.(Köyün çoğunluğu yaşlı kadınlardan oluşuyor. )

 Yüklü alışveriş yapılır, konak günü geldiğinde tam bir imece usulü ile sabahtan yemekler yapılır. 

Hepsi de odun ateşinde piştiğinden yemekler gerçekten çok lezzetli olurlar. 

Tüm köy ahalisi suyunu ve biberini (bir değişik adet daha) alıp cümbür cemaat çoluk çocuk kimse evde kalmadan konak evine gelir, iftarlar açılır ve sonrasında mutlaka dua edilir. Allah'a şükredilir.

Babaannem iftarı için;

* Tavuklu şehriye çorbası
* Köfte-patates
* Pilav
* Yoğurtlu patlıcan-biber kızartması
* Salata
* Ayran
* Höşmerim tatlısı

yapmıştı. (Daha doğrusu yaptırmıştı.) 

Hepsi de birbirinden lezzetliydi.

Ortam çok güzeldi.

Yurdumun insanı ne güzel şeyler düşünüyor.

2026 Yılından Güncelleme:
Artık Konak merasimi evde yapılmıyor. Köyün yola bakan kısmına bir mekan yapıldı. İceride köye ait masalar sandalyeler tepsiler çatal kaşıklar çay ocağı vs var. Herkes buraya geliyor burada yemeğini masada yiyor.  

Bu son yıllarda arefe günleri kuzenim Ebru'ya ait. Bu sene de arefe iftarını o verdi.  Yemekte etli çorba sade et yemeği nohutlu pilav ayran ve kadayıf vardı. Halam da turşu getirmiş. Bu yaklaşık 250 kişilik yemeğe Altan ve Ebru 45.000 TL ödemişler. ( asgari ücret 28.000)


8/13/2012

BENİM ADIM KIRMIZI

 Hem çok sıcak hem çok uzun ramazan günlerinde bol bol film- belgesel izleyip, gazete- kitap okuyorum.

 "Manzaradan Parçalar " dan sonra dün 'Benim Adım Kırmızı' yı aldım. 

Aslında üniversitedeyken, 12-13 yıl önce ilk çıktığında okumuştum. 

Şimdi ise bu kitabın hem kütüphanemde olmasını istiyorum hem de zaten sıkıcı geçen bu uzun günlerde  - daha çok canımın sıkılma ihtimalini düşünerek hiç bilmediğim bir kitaba başlayıp risk almak yerine - hoşuma giden emin olduğum bir kitap okuyayım dedim.


Yine yeniden çok hoşuma gitti. 

Gayet başarılı bir Orhan Pamuk Kitabı.

7/31/2012

MANZARADAN PARÇALAR, ORHAN PAMUK


Bu bunaltıcı havalarda yapılabilecek en güzel şey eve kapanıp kitap okumak, belgesel izlemek, müzik dinlemek ve iftarı beklemek.

 Yukarıdaki kitabı okuyorum bugünlerde. 

İlk kez Orhan Pamuk'la stajer öğretmenken tanıştım. Bir öğrencim getirmişti okumam için. Kara Kitap o zamanki baskısında kapağı kapkara bir kitaptı. Açtım 2 sayfa okudum, sıkıldım. Ama öğrencime de geri okumadan iade etmeye gönlüm razı olmadı. Ben de her gece ödev olarak 2 sayfa okuyup öyle yatıyordum. Kitap hiç bitmeyecek gibi görünüyordu. Böyle 1-2 hafta geçti. Zamanla kitabın içine girdiğimi, olayları anlamaya başladığımı, kitapta kendimden çok şey bulduğumu fark etmeye başladım. okudukça daha da girdim romanın içine. 

Bir müddet sonra kitabın geri kalan yapraklarının azalmaya başladığını farkettim ve üzülmeye başladım. 

Bu kitap hiç bitmesin ben her akşam yatmadan önce 20-30 sayfa okuyayım ve bu iş ömrümün sonuna kadar sürsün istiyordum.

  Sonra nihayet Kara Kitap bitti. 

Kapağını kapattım rafa koydum.

 O anı hiç unutmuyorum. 

Kitaba bakıyordum ve bir an korktum çünkü kitap bana fısıldıyordu.

 Gerçekten hissettim.

Fısıldadığını duydum ve irkildim.

 Günlerce o fısıltılar kafamın içinde dönüp durdular.

 Kitabı öğrencime iade ettim; bu arada henüz lise 2. sınıf öğrencisiydi. (Ne kaliteli öğrencilerim vadmış benim) 

Sonra ben Kara Kitap da dahil diğer Orhan Pamuk kitaplarınının neredeyse hepsini  aldım ve okudum. 

Hepsini sevdim diyemem. 

İçlerinde Kara Kitap çok özel benim için.

 İstanbul'u da  -İstanbul sevgimden belki- yine çok beğendim.  Benim Adım Kırmızı harika bir kitap. Kar ve Masumiyet Müzesini de beğenerek okudum. 

 Yeni Hayat'ı anlamadım. 

Cevdet Bey ve Oğullarını başladım bitiremedim.

 Saf ve Düşünceli Romancı ilk kısımları tamam da sonradan yazar olmak isteyenler için daha uygun gibi, (Bu
kitabı bitiremedim.)  

Ha burada çevremde Orhan Pamuk okuduğum için çok eleştirildim. Bazı arkadaşlarım Orhan Pamuk'un çok abartıldığını aslında o kadar da iyi edebiyatçı olmadığını söylediler. (Ama bunu söyleyenler onun hiçbir kitabını okumamıştı.)

 Benim çok sevmem de sinirlerine dokunuyordu herhalde... 

Nobel ödülünü aldığında da direk gözler üstüme çevrildi, hedef oldum, eleştirildim.

Orhan Pamuk'un siyasi görüşlerini hayata karşı duruşumu tasvip edersin ya da etmezsin. Adam güzel roman yazıyor ve bence Nobel ödülünü sonuna kadar haketti.

 Son olarak Manzaradan Parçalar kitabını okudum ve bu kitabı da çok sevdim bu kitapta da kendimden çok şey buldum.

7/28/2012

ENGİNARIN BİLE BİR KALBİ VAR

Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain



 Bakımlı Fransa sokakları, kırmızı - yeşil renklerinin uyumu, çocuk Amelie'nin kulağındaki kirazlar, parmaklarındaki çilekler, filmde geçen mutfaklar, Amelie'nin kazakları, ayakkabıları, Amelie'nin şirin evinin penceresi ve penceresinin önündeki çiçekler, Amelie'nin dürbünü, Amelie'nin el yazısı, Amelie'nin kedisi, Amelie' nin hayalgücü, bisiklet yarışlarında koşan at, sinema izlerken göze takılan sinek ve daha pek çok ayrıntı...  

Filmden sonra krem brule kabuğu çatlatmak, mis kokulu bir kahve içmek, sıcak bir çayla tarçınlı bisküviyi yemek, Fransa sokaklarında turlamak, bir kanalda taş sektirmek, mercimek çuvalına elinizi daldırmak gibi hisler içinde buluyorsunuz kendinizi. 

Mutluluk, hayatta küçük ayrıntıları görme isteği beliriveriyor içinizde. 

Film müziklerini de unutmayalım; bir harika.

 Nasıl oldu kaçırdım, izlemekte bu kadar geç kaldım deyip hayıflanıyorum şimdi.

Unutulmaz replikler..

- Ben kimsenin gelinciği değilim.

- Siz bir sebze bile olamazsınız bayım, çünkü bir enginarın bile kalbi vardır.

- Sensiz şimdiki duygularım ancak geçmişin kuru bir kabuğu olabilir.

7/12/2012

İKİ DARBE ARASINDA



Tatilde kardeşim bu kitabı getirmiş. 

Uzun zamandır methini duymuş ama okumaktan imtina etmiştim.  

Okuyabileceğimi hiç zannetmiyordum. 

Çünkü darbe, siyaset , ergenekon...   

Bu terimler bana son derece itici geliyor.  

Bir gün şöyle bir karıştırayım dedim ve öyle kaptırdım ki  kendimi, kitabı bir solukta okudum bitirdim.

    Kitabın kapağını kapattığım gün akşam saatlerce uyuyamadım.

Bağnazlık ve yobazlık yüzünden ülkemizde saçma sapan neler dönmüş, ne kadar çok hayata kıyılmış, insanlar neler çekmiş.

 Bu kitaptan pek çok ders çıkardım. 

 Bugün rüyamda da İskender Pala'yı gördüm ve bu yazıyı yazıyorum.

 Kendisine çok teşekkür ederim.