14.03.2026 Cumartesi
Dikkat Dikkat: Bu sayfa her iki üç yazımda dile getirdiğim
yorgunum
hastayım
evi temizleyemiyorum
Defne'ye yetemiyorum
bıktım bu hayattan
5'lisini içermektedir. İçerikte daha da başka bir şey yoktur.
....
Ara tatile -Allah'a şükür - girdik.
Herkes bir yerlere gidiyor.
Kardeşim de Eylem'le bu tatilde Portekiz'e gidiyor. Bilalciğim aylar öncesinden başladı: Abla tatilde nereye gidiyorsun? Sana da bir yer ayarlayalım, sakın evde durma.
Biliyor tabii ablasını. Çünkü ben bu tatilde de evde olmak istiyorum. Evet bu tatilde tek istediğim şey sabah geç saatlere kadar uyumak, kendiliğimden rahat rahat yataktan kalkmak, bol bol dinlenmek, miskin miskin evde dolanmak ve dinlenirken de yavaş yavaş hiç acele etmeden keyif ala ala evimi temizlemek.
Gerçekten artık doya doya bir temizlik yapmak istiyorum. Bekar günlerimdeki gibi içime sine sine foşur foşur evi temizlemek ışıl ışıl parlayan hatta bence gülümseyen evime bakarak bir fincan kahve içmek istiyorum.
Gerçekten düşünüyorum da tatilden tek beklediğim tek istediğim şey bu. Şöyle öğlene kadar uyusam, evimi arabamı ve kendimi istediğim gibi bir temizlesem o kadar hafifleyeceğim o kadar mutlu olacağım ki.
Ama annem evde kalacağımı Edremit'e gelemeyeceğimi duyunca çok üzüldü. Baya bir duygu sömürüsü yaptı. Ben de o zaman bu bir iki gün evde kalayım biraz işleneyim öyle gideyim Edremit'e dedim. Yani yine koşuşturmacalı yine yorgun bir hafta beni bekliyor.
Dün okuldan gelince hiçbir şey yapamadım. Bugün sabah hadi Bismillah deyip işlerime başladım.
Ama bizim evde iş yapmak keşke öyle kolay olsa. Zaten çok zor konsantre oluyorum. Tam işe başlıyorum Defne acıktım diyor. Hiç iştahı olmayan kızım nedense ben iş yapmaya niyetlenince dakka başı acıkıyor. Tam başlıyorum anne bana kivi soysana diyor. Tam başlıyorum anne portakal suyu sıksana bana diyor. Tam başlıyorum anne bir çay mı içsek diyor. Bak anne sana minişlerimi göstereyim, anne gıdıkla beni, anne hadi saklambaç oynayalım, benimle hiç ilgilenmiyorsun anne, benle hiç oynamıyorsun anne, beni önemsemiyorsun anne... 10 yaşına geldi boyu boyuma yaklaştı ama hâlâ böyleyiz.
10 dakikalık bir iş bizim evde saatler sürüyor. Ben ne zaman bir iş yapmaya teşebbüs etsem işim yarım kalır tamamlamak için kararlı olsam da Defne söylene söylene sonunda da ağlaya ağlaya iş yaptığım her dakikayı burnumdan getirir. Sinirlerim o kadar laçka olur ki sonunda pes ederim. Allah benim belamı versin tamam bırakıyorum herşeyi derim.
Bazı zamanlar mesela yıkanmış çamaşırların yığın yığın olduğu, bulaşıkların dağ gibi yığıldığı zamanlar ya da işte şimdi şu anda, hayatımın sadece debelenmekten ibaret olduğunu düşünüyorum. Sadece temizlik de değil daha pek çok noktada böyle. Bir an geldi ve hayatım durdu bir adım ileri gidemiyorum gibi. Uzay boşluğunda olduğu yerde hareket eden ama bir adım ileri gidemeyen astronotlar gibiyim. Sanki bir dayanak bulsam ilerleyeceğim ama itici bir gücüm yok. Ya da bataklığa saplanmış bir ceylan gibiyim. Hareket ettikçe daha da batıyorum. Eylem var ama sonuç yok. Hayatım sadece boşa bir enerji kaybı.
Bazen durumumu kabullenip evde boş boş oturuyorum. Duvarlara bakıyorum boş boş. Defne buna da sinir olur. Resmen oyuncağı - mecazî anlamda değil gerçek anlamda- oldum kızımın.
Bu konuda Defne'ye kızgın değilim. O tamamen olması gerektiği gibi. Ben bir türlü bu anne olma işini kabullenemedim. Hayatımda sadece annelik olsa ben sadece yemek yapan ev temizleyen ve çocuk kaprisi ile uğraşan sadece bunlarla yetinebilen biri olsaydım herşey daha kolay olacaktı. Eski bekar beni öldürüp yasını tutamadım. İki benliğim arasında sıkışıp kaldım. Ne bu hayatımı kabullenebiliyorum ne de eski hayatımdaki gibi yaşayabiliyorum. Böyle saçma sapan iki arada bir derede bir boşluktayım.
Bir film izlemiştim. Film ahirette geçiyordu. Cehennemlik olan 4 kişi vardı. Ama cennete gittiklerini sanıyorlardı. Cehennem zabanileri artık insanları kaynar kazanlara atmaktan ütü ile p.nis preslemekten sıkılmışlardı. Aralarında konuşup daha yaratıcı çözümler bulmuşlardı. Mesela (Diğer tüm cennet sakinleri aslında insan kılığında iblislerdi. ) diğer insanlara uçma dersi veriyorlardı herkes mutlulukla gökyüzünde bir oraya bir buraya süzülürken sıra bunlara gelince vakit bitti sizinki sonra diyorlardı. Ya da güzel bir yemek var tam yiyecekken bir şey buluyorlardı yedirmiyorlardı. Tüm hevesleri kursaklarında kalıyordu.
Böyle zamanlarda aklıma bu dizi geliyor.
Allah günahlarıma karşılık beni cezalandırıyor olabilir mi? Nankör olmaktan Allah'a sığınırım ama bazen kendimi şu pencereden aşağı atmamak için hiçbir neden bulamıyorum.
Düşünüyorum mesela ben tam iskeleye varıyorum bir iki dakika için vapuru kaçırmış oluyorum. Annem dünyanın en güzel yerlerinden birinde oturuyor ama o güzel yerin tadını bir an bile çıkartamıyorum. Edremit'e bir keresinde tatile gittiğimde bir gün bile güneş açmamıştı ki bir yerlere gideyim gezeyim göreyim. Mesela bir plan yaparım o gün tüm gün yağmur yağar ama pazartesi ben okuldayken hava günlük güneşlik olur. Tam en güzel bir restorantta yemek yiyeceğim o saatte hastalanıyorum midem bulanıyor o lezzetli yemekleri yiyemiyorum. En sevdiğim filme gidiyorum en ön sıra kalmış oluyor ve anlayamadığım bir sebebten filmden zerre keyif alamıyorum. Tam güzel bir an yaşayacağım saçma bir şey oluyor geriliyorum ve o anı yaşayamıyorum.
Böyle işte.
Nankörlük etmek yanlış bir şey söylemek istemiyorum ama herkes mi böyle yaşıyor yoksa bunlar sadece bana mı mahsus?
"Bekar olduğunuzda sadece mutlu çiftler göreceksiniz. Evlendiğinizde ise sadece mutlu bekarlar" Bernard Shaw
Neyse temizlik sırasında ev böyle karmakarışık iken ben daha depresif oluyorum. Her şey yerli yerine konulunca da rahatlıyorum hayat da daha güzel görünmeye başlıyor.
Güncelleme: Bu yazıyı yazmaya başlayalı 3 gün oldu. Dün Defne kuzenlerine gitti. Ben de evi epey toparladım. Bugün de Defneciğim arkadaşı ile dışarı çıktı. Böylece evde işlerimin çoğunu bitirdim. Şu anda gece 2 oldu. Ayaklarım korkunç ağrıyor. Bileklerim bile ağrıyor bez sıkmaktan sanırım. Yorgunluktan bakışlarım bile garipleşmiş ama hayat şu anda çok daha iyi görünüyor. Canım kızım iyi ki doğmuş iyi ki de hayatımda olmuş. Bekar hayatımı düşünüyorum da çocuksuz hayatım da pek matah bir şey değildi zaten ( Asla o günlerime dönmek istemem.) O zamanlar da temizlik öncesi çok gerilir bir sebep bulur ağlardım. Annemin deyişi ile halama çekmişim. Küçüklükten beri ağlanacak bir şey illaki bulurum ben. ( Yazdıklarımı yeniden okuduğumda o anki düşüncelerim için pişman oldum lakin silmeyeceğim.)
....
Bugün de tam kahvaltı sofrasını topladım konsantre oldum işe başladım Defne anne Şamlar'a gidelim mi dedi.
Tamam kızım gidelim dedim. Nasılsa bitmez benim işim.
...
Her sene baharın ilk günlerinde Şamlar Tabiat Parkı'na çiçek açmış vişne ağaçlarını ve akyıldızları görmeye gidiyorum.
Defne gidelim mi deyince aslında bir yandan da sevindim bu sene de kaçırmayacağım.
Bugün ögle vakti Şamlar Tabiat Parkı 5. Kapı'ya gittik.
Bugün hava kapalı ve oldukça soğuktu.
Bir cumartesi sabahı olmasına rağmen kimse de yoktu. Koskoca ormanda sadece 1-2 kişi vardı.
Önce baharın müjdecisi sunbalaları yani akyıldızları aradım.
Evet her yerde açmışlar.
Bahar gelince Mart ayında ilk olarak papatyalar ballı babalarla birlikte akyıldızlar görünüyor.
Her yerde bu minik çiçeklerden oluyor.
Sunbala akyıldız tükürük otu da deniliyor bunlara.
Sonra her sene yanında fotoğraf çektirdiğimiz -vişne ya da çakal eriği tam bilmiyorum -ağacımıza gittik. O da daha tam değil çoğu tomurcuk halinde ama çicek açmış. Hava çok soğuk herhalde o yüzden arılar da henüz gelmemiş. Normalde bu ağaca binlerce arı geliyor.
Sonra ben yürüyüş parkuruna geçecektim.
Defne'nin babası gitme kurda kuşa yem olursun dedi. Ben de 1 saat içinde görünmezsem itfaiyeye haber verin dedim. Defne anne gitme dedi. ( Ben nereye gitmek istesem Defne ile bu muhabbet illa ki olur.) Ben gideceğim deyince de bu sefer onlar da benimle geldiler. Genelde Defne babası ile oynar ben tek giderim, bu sefer hep beraber yürüdük.
Şamlar Tabiat Yürüyüş Parkuru her zaman ki gibi aşırı tenha idi. Yolculuk boyu sadece bir kişi gördük.
Burası İstanbul'da bulunan diğer parkurlar gibi değil. Çok tenha çok bakir.
Aslında ben de burada yürürken çok korkuyorum. Başıma bir iş gelse kimse yok.
Defne anne ayı gelirse ne yapacağız deyip durdu. Elimize bir sopa aldık öyle devam ettik.
Açıkçası ben çok tırsıyorum bu yoldan. Yabani bir hayvan çıkarsa karşımıza ne yapacağıma dair hiç bir fikrim yok.
Parkur boyu doğa ile başbaşa bir yürüyüş yaptık. Yol boyu bir sürü bembeyaz çiçeklenmiş ağaç gördük.
Evvel bahar çiçekleri de açmış. Evvel bahar çiçeklerine çuha ya da mart çiçeği de denir.
Yaklaşık 2,5 km 'lik parkurun sonuna yaklaşırken de bir aile gördük. Ot topluyorlarmış. Kaz ayağı diye bir bitki varmış onu topluyorlarmış. Bu parkurda ot toplayan birilerini illaki görüyoruz.
Sonra basket sahasına gittik. Defne ile baya basketbol voleybol oynadık. Sonra da evimize geldik. Defne o kadar yorulmuş ki inanamadım. Erkenden uyumak istedi.
Ben de akşam yeniden işlerime başladım.
Defne dakika başı bir şeyler söyledi elbette. 2-3 mutfak dolabı silmek saatlerimi aldı. Ama sorun değil. Keyif alarak yaptım işlerimi.
İnş kolaylıkla bitiririm ve memlekete bir an önce gidebilirim.









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder