3/31/2025

ÜLKER TAKIM YILDIZI

 


03.08.2024 Cumartesi

Çok eskiden bir sabah güneş doğmadan çok önce çok erken saatlerde babam terasta bana gökyüzünde Ülker Yıldız Kümesini göstermişti. 

Bakalım kaç yıldız sayabiliyorsun demişti. 
Daha önce hiç görmediğim bu masmavi yıldız kümesinden çok etkilenmiştim.

O zamandan beri her yaz düzenli olarak gökyüzüne bakarım ve Ülker'i ararım. 

Ülker Yıldız Kümesi sabaha doğru ortaya çıkıyor ve oldukça silik.  

Sırf görebilmek için gece ara ara uyanıp gökyüzünde onu arıyorum. 

Her bulduğumda ise nedensiz çok mutlu oluyorum.

Son zamanlarda sadece toz zerreleri olarak görebiliyordum.

Bu sene de defalarca geceleyin kalkıp gökyüzünü inceledim.

Aslında zaten çoğunlukla terasta yıldızların altında yattığım için gece bir ara uyanıp gökyüzünü şöyle bir tarayıp geri dalıyorum.

Bu sene bir türlü göremedim. Herhalde gözlerim iyice bozuldu artık seçemiyorum diye düşünüyordum.

Ülker'i bir türlü seçemedim, gözlerim bozuk ama bu sene farklı olarak şöyle bir şey oldu: Gökyüzüne karşı hassasiyetim artmış.

Nasıl anlatsam...  Bu sene yıldızlar bana daha parlak daha yakın nasıl desem salkım salkım görünüyor. 

Acaba tasarruf tedbirleri olarak belediyeler ışıkları kapatmış bu yüzden de yıldızlar netleşmiş olabilir mi? Belki...

Şimdi anlatırken bile biraz gülüyorum abarttığım düşünülecek ama bir gün uyurken güneş üstüme doğdu, beni yakıyor zannettim ama uyandığımda hâlâ gece idi. Dolunay'ın ışığı öyle boldu ki masmavi ışık üstüme serpiliyor sanki yüzümü yakıyordu. Tam içeri geçecektim ki aklıma bazı doğaltaşların ay ışığında yıkandığı negatif enerjilerinden bu şekilde kurtulduğu aklıma geldi. Kendimi aya teslim ettim tüm kötü duygularımdan üstümdeki kötü enerjiden beni arındır dedim, minik bir ayin gerçekleştirdim.

Hem geçen gün güneşe bakmanın çakraları açtığına dair birşeyler dinlemiştim. Ay ışığı da işe yarayabilir, neden olmasın.

 Bir kaç gün boyunca ay beni uyandıracak kadar güçlü ışıdı ben de kendimi her seferinde ona teslim ettim ışığınla yıka beni arındır beni tertemiz saf hale döndür beni dedim.

Şimdi düşünüyorum da dolunay gezintileri var; mehtaplı geceler gemi turları. Ben neden bunlara hiç katılmıyorum acaba.

Dün yine terasta yattık. Gece bir kaç kez uyanıp gökyüzünü seyrettim, yedi kızkardeşi yani Ülker'i aradım. Göremedim. Açıkçası zaten artık göremeyeceğimi düşünüyordum. 

Sonra sabaha karşı bir ara uyandığımda gökyüzü o kadar berrak yıldızlar öyle ışıl ışıl idi ki . 

Bu sefer her zamankinden de ışıl ışıldı.

Harika idi.

Hayran hayran kendimden geçercesine gökyüzüne bakarken masmavi parlaklığı ile Ülker Yıldız Kümesini gördüm.

Hem de o kadar net gördüm ki.

Son zamanlarda sadece toz zerreleri olarak gördüğüm yıldızları bu sefer sayabildim bile.

Normalde yedi kızkardeşlerden altı tanesi çıplak gözle rahatlıkla görülebiliyormuş. 

Aslında eskiden yedisi de görülüyormuş biri sönükmüş sadece, ama nedeni bilinmiyor bu yıldız artık iyice sönükleşmiş: Artık 6 yıldız  görebiliyoruz.

 Ben beş tanesini rahatlıkla gördüm.

Nasıl mutlu oldum. Demek ki gözlerim o kadar da bozuk değilmiş çok şükür.

Biraz tırsmadım da değil. 

Deprem olacağı zaman da gökyüzü çok berrak olduğu söyleniyor. Hafif bir korku ve endişe de eşlik etmedi desem yalan olur


Ülker Yıldız Kümesine bizler Süreyya diyormuşuz. Yedi kandilli Süreyya kelimesi buradan geliyormuş. 

Diğer ismi ise Pervin imiş. Peren Pelin yine Ülkerin isimlerindenmiş.

 Japonca'da Subaru yine Ülker demekmiş.

M45 ise astronomi ismi. İngilizcede ise ismi Pleiades.

Yunan mitolojisine göre bu yıldızlar Atlas ve Pleione’un yedi kızı olup sonradan yıldız halini almıştır. Altısı tanrılarla evlenen bu kızlardan sadece Merope bir ölümlü ile evlendiği için utancından parlaklığını kaybetmiş ve bu yüzden bazen görünmez olmuştur.

Çıplak gözle altı üyesinin görünmesine rağmen bu kümenin 100’den fazla üyesi varmış. Böylesi kümelerdeki yıldızlar, yaklaşık olarak aynı zamanlarda, aynı gaz ve toz bulutu içerisinde, aynı kimyasal element oranları ile doğarlarmış ve uzayda hep beraber aynı yönde ilerlerlermiş. Yani gerçekten “kardeş” sayılabilirlermiş.

Efsaneye göre, Zeus, Titan'larla olan savaşında, zaferi kazandıktan sonra, savaşta karşı tarafı tutan Atlas'ı, yeri ve gökleri sırtında taşımaya mahkûm etmiş; giderek yeryüzü ve gökyüzü haritalarını içeren kitaplar, bu nedenle atlas diye isimlendirilir olmuşlardır. Konu ile alakası yok ama Atlas geçtiği için bunu da eklemeden geçmeyeyim dedim.

Kiowa Efsanesi 

Söylentiye göre 7 kız kardeş ormanın derinliklerinde oynarken peşlerinden gelen büyük ayıyı görmezler. Bir süre sonra içlerinden biri ayıyı fark eder ve kaçmaya başlarlar. Bir kovalamaca başlar ve kız kardeşler bu şekilde ayıdan kaçamayacaklarını anladıkları an bir kaya üzerine çıkar ve Amerikan yerlilerinin inandığı yüce ruha dua etmeye başlarlar. Yüce ruh kızları bulundukları kaya ile birlikte göğe yükseltir ve o kadar çok yükselirler ki gökyüzünde birer yıldız olup Pleiades’i oluştururlar.

Onları kovalayan ayı ise kayaya tırmanmaya çalışırken kayada pençe izlerini bırakır. Bu hikayedeki kaya olduğu düşünülen yapı günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’nde Wyoming eyaletinde Devil Tower adında bulunmaktadır.

“Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan / Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan” 

Mehmet Akif Ersoy

Çanakkale Şehitleri


Buhârî (“Tefsîr”, 62/1) ve Tirmizî’de (“Menâḳıb”, 71) mevcut bir hadiste, aslen hıristiyan olan Selmân-ı Fârisî’nin Hz. Muhammed’in risâletle görevlendirildiğini duyunca iman etmek üzere Acem diyarından Medine’ye gelerek müslüman olması dolayısıyla Resûl-i Ekrem’in, “İman Süreyyâ yıldızı kadar uzakta da olsa bazıları her türlü gayreti göstererek onu elde eder” dediği belirtilmektedir. Hadiste Süreyyâ, uzaklığından veya yüksekliğinden kinaye olarak erişilmesi güç bir yerde bulunmayı ifade etmekte, iman ise onun parlaklığına teşbih edilerek hidayet nurunun aydınlığının kuvvetine vurgu yapılmaktadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder