Defne ile birlikte geçen pazar ( 12.11.2023) Hollanda'ya iniş yaptık.
Yurdışına seyahat etmek düşündüğümden de zormuş.
Valizleri taşımak (kesinlikle tekerlekli valiz gerekiyormuş) pasaport- bilet kontrolleri daha önce yurtdışına çıkmadığımdan bilmiyordum, tahmin ettiğimden çok daha uzun süren çileli zor işlemlermiş.
Ben Hollanda'ya sadece kardeşimi görmek için gittim.
Bu tatilde çok da gezesim yoktu açıkçası. Son yıllarda özellikle de pandemiden sonra bana bir tembellik geldi. Son zamanlarda konfor alanımdan çıkmakta zorluk çekiyorum. Tatillerde yeni bir şey denemektense evde miskin miskin ayağımı uzatıp dinlenmek istiyorum.
Bu yüzden de Hollanda'ya hiçbir şeye heves etmeyerek hiçbir şey bilmeyerek hiçbir şeyi araştırmayarak sadece Osmancığımı görmeye gittim.
Bu ülke ile ilgili bir beklentim de bilgim de yoktu.
Uzun yorucu sıkıcı bir uçak yolculuğundan sonra ( Defne çok çok sıkıldı hatta patladı sıkıntıdan diyebiliriz, beni de çok darladı) Amsterdam'a vardık.
Amsterdam Havayolları İstanbul Havalimanı'na göre çok sönük çok sade idi.
Zaten ruhum sıkkındı daha da sıkıldı.
Hiç sevmedim Amsterdam'ı.
Bilaller benden yaklaşık 3 saat önce gelmişlerdi havaalanında beni bekliyorlardı.
Aşağı indiğimde Osmancığım, kardeşim beni bir demet gerbera ile karşıladı. Uzun süredir neredeyse 1.5 yıldır kardeşimi görmemiştim.
Çiçek demetini alır almaz ve tabii ki bir de bizimkileri görür görmez içimi bir mutluluk kapladı. Biraz rahatladım. Gerginliğim geçti.
Biraz hoşbeş biraz muhabbetten sonra koştur koştur arabamıza gittik. Çünkü otopark ücretini daha da fazla ödemek istemiyoruz.
Osman 7 kişilik bir araç kiralamış. Tüm valizleri yükledik. Oh çok rahat ettik.
(7 kişilik araç günlük 65 euro)
Önce güzel güzel yollardan tarlalalardan geçerek Utrecht'te De Haar Kalesi'ne geldik.
Fakat geç saat olduğu için kale kapanmıştı. Şöyle bir bakıp dış kısmından biraz gezip burada fazla oyalanmadan kalacağımız yere doğru devam ettik.
De Haar Kalesi'nden birşey anlamadım ama şimdi google'dan fotoğraflara bakınca epey güzel bir yermiş. Bir daha ki gidişimde mutlaka burayı yeniden görmek istiyorum.
Yolda bir süpermarkete uğrayıp yiyecek aldık.
Bu da değişik bir deneyimdi. Buradaki market fiyatları çok farklı. Bir kere yiyecek içecek o kadar ucuz ki. Herşey 1 euro civarı ve altı. Şampuan temizlik malzemeleri 4-5 euro civarı. Tabii ki bizim paramız değersiz olduğu için en ucuz şeyler bile bize astronomik fiyata geliyor o ayrı bir mesele. (Şu anda 1 euro= 31 TL)
Yaklaşık 60 euroya 7 kişiye ( özellikle de Ege Bora'ya, Ege Bora çok abur cubur yiyor) bir kaç gün yetecek yiyecek içecek aldık.
Ardından ilerleyen saatlerde ıssız köy gibi bir yere geldik. Aracımızı evden uzak bir yere parkettik. Eve yol yokmuş! ( Allah Allah)
Giethoorn hakkında hiçbir fikrim yoktu. Yani gördüğüm herşey benim için bir sürpriz olacak.
Otopark'a arabamızı park ettikten sonra karanlık ıssız patika yollardan geçerek evimize geldik.
Her yer çok karanlıktı ve hiçbir şey görünmüyordu.
Labirent gibi yerlerden geçerek bir eve geldik. Her yer birbirine benziyor iken bu karanlıkta bizim çocuklar bu evi nasıl oldu da bulabildi hâlâ hayretler içindeyim.
İlk izlenim: Minicik şirin tatlı bir ev...
Ev çok kullanışlı görünüyordu.
Evin girişinde bir lavabo ve banyoya karşı tarafta bir gömme fortmanto var. Onun yanında yine gömme bir dolap var.
Lavabonun yan tarafında 2 kişilik bir yatak odası var. Burada Defne ve annem kalacak.
Buradan açık bir mutfağa ve salona geçiliyor.
Salondan üst kata ise bir merdiven var.
Üst katta 4 adet yatak var.
Her şey var evde. Buzdolabı çamaşır makinası bulaşık makinası ocak mikrodalga kahve makinası kettle tost makinası mikser çay yapabilmek için cam bir demlik ( bak çay Yılmazlar için çok önemli o yüzden demliği görünce epey bir sevindik) vs akla gelebilecek lazım olan herşey mevcut.
Çeşit çeşit tabak bardak kupa var.
Salon da iskandinav tarzı mobilyalar var. Bir tane çok hoş ahşap bir vitrin ve içinde güzel porselen takımlar var. Çok güzel lavantalı bir yemek takımı, çeşit çeşit vazolar, fincan takımları, hatta harika mavi çini bir salata tabağı, ilgi çekici yoğunluk farkı ile çalışan daha önceleri hiç duymadığım görmediğim bir termometre var.
Salonda bir köşede tv ses sitemi dvd player ve bir sürü film, bir sürü oyun, altta kutularda çocuklar için oyuncaklar vs var.
Ortada dolabın içi kitapla dolu.
Ahşap tavan eve çok sıcak bir hava vermiş. Bizim köydeki evin tavanının aynısı.
Duvarlarda tablolar etrafta şirin objeler var. Burada kaldığımız süre içinde evde mutluluk veren hep yeni şeyler keşfedecektik. Aaa ne şirin bir biblo aa ne tatlı bir çerezlik aaa ne güzel bir kupa aaa ne güzel mumluk aaa bu da varmış şu da varmış vs vs.
Yukarıda çatıda evin ihtiyacı olabilecek diğer malzemeler var. Ütü masası sepetler çarşaf dolabı vs...
Banyoda şirin sepetlerin içinde el havluları keseler dışarıda yine sevimli hasır sepetlerin içinde banyo havluları var.
Her odada kirlileri koyacağımız çok şirin ahşap sepetler var
Mutfak tertemiz. Bir sürü kurulama bezi var. Deterjan sünger çeşit çeşit temizlik malzemeleri var.
Burası sanki bir apart değil de bir arkadaşımın evi.
Bence zaten burada birileri yaşıyordu. Hem de çok mutlu olmuş güzel hatıraları olan bir aile yaşadı. Sonra ya başka daha geniş bir eve taşındılar ya da vefat ettiler çocukları da bu güzel enerji ile dolu evi kiralıyorlar.
Hiç sorun yapmadan, önceden yıkamadan içim rahat tüm eşyaları bardakları içime sine sine kullandım.
Ev tertemiz.
Ayrıca evi önceden ısıtmışlar buz gibi eve girmedik yani.
....
Önce evi keşfedip mutlu mutlu dolandıktan sonra bir şeyler yiyip içtik.
Çay demledik sonra annemin poaçaları ve Osman'ın arkadaşının annesinin yaptığı keklerden yedik.
Sonra bizimkiler yürüyüşe çıktı, ben yattım. Çok yorulmuşum.
Gece daha gün doğmadan kalktım. Uykumu çok güzel almışım.
Hava hâlâ karanlıktı pek bir şey görünmüyordu.
Bir müddet yatak keyfi yaptım.
Sonra ev ahalisi de ayaklandı hepimiz erkenden kalktık.
Ve ortam aydınlanınca manzara ortaya çıktı.
Salondan görünen şu şekilde idi;
Evin önünden kanal geçiyormuş.
Muhteşem...
Hemen bahçeye çıktık.
Üstümüzden o sırada uçan bir kaz sürüsü geçti. ( Uçan kaz ve Nills'deki kazların aynısından )
Ev o kadar şirin manzara o kadar güzel ki anlatamam.
Allahım hep hayalini kurduğum mükemmel bir ev.
Evin önünde kanal var.
Eve ait bot kano kayık var.
Yan bahçede kullanabileceğimiz 2 adet bisiklet var.
Bahçe çok güzel.
Bahçede oturabilmek için masa var.
Bir de yan tarafta minik bir ev var. Ardiye olarak kullanılıyormuş.
Komşu evlerle aramızda çitler var mahremiyet sağlanabiliyor.
O kadar harika bir ev ki anlatamam.
Hiç böyle bir şey beklemiyordum.
Evin önündeki kanalı bahçeyi manzarayı botları bu evin şirinliğini görünce ağlamak istedim.
İyi ki gelmişim.
Hep böyle bir evde yaşamak istemiştim.
Bahçede hayran hayran etrafı inceledikten sonra içeri geçip hep beraber kahvaltı hazırladık.
Herkes çok mutluydu.
Benim hayallerimi bile aşan bir yer burası.
Kahvaltıda herşey harikaydı.
Yiyecekler enfesti.
Osman bize neli olduğunu hâlâ anlayamadığım sebzeli börek kızarttı ki mükemmeldi.
Çeşit çeşit Hollanda peyniri almış, harikaydı.
Kahvaltıdan sonra vakit kaybetmeden hemen yürüyüşe çıktık.
Allah'ım o kadar güzel bir yere gelmişiz ki anlatamam.
Böyle bir yere gelmeyi bu güzellikleri temaşa edebilmeyi hayal dahi edemezdim ben.
Sanırım sonbahar olduğu ve sabah erken saatler olduğu için (Belki de çiseleyen yağmurdan bilemiyorum) etraf çok sakindi kimsecikler yoktu.
Mükemmel bir zamanda gelmişiz.
Her yer o kadar güzeldi ki anlatılmaz.
Her ev ayrı ayrı harikaydı.
Hepsini de ayrı ayrı fotoğrafını çekmek isterdim.
Tüm evler birbirine benzer gibi görünse de hepsi birbirinden farklı idi.
Hepsinin de ayrı ayrı bir karakteri vardı.
Her evin camlarının önünde mutlaka canlı çiçek var. Pencerelere duvarlara bahçeye yerleştirilmiş değişik objeler var.
Evlerin çatısı benim hiç bilmediğim bir kaplama ile örtülü.
Evlerin çatıları düpdüz değil eğimli.
Sanki bir masal kitabının içine girdim. Çünkü böyle bir yer ancak masallarda olur.
Buradaki evler masal evlerine benziyorlar ya da diğer ihtimal masallarda çizilen evler bunları ilham almış.
Bahçeler çok bakımlı idi.
Evler çok bakımlı idi.
Kanal çok bakımlı idi.
Durağan bir su olmasına rağmen hiç koku yoktu.
Her tarafta ördekler var. Aralarda tarlalarda kuğular kazlar ve sakar meke kuşları görülüyordu.
Giethoorn'da kaldığım süre içinde hep hir mutluluk hali içinde dolaştım durdum.
Bir bot ( kayık ) kiraladık ve kanallarda dolaştık.
Bot turu da çok keyifli idi. Bir Osman bir Bilal bir Ege sonra da Defne Ferah ve Eylem botu kullandı.
Kanalda bizden başka kimseler yoktu.
Yağmur hafif hafif yağıyordu. Sonrasında ise arttı.
Islandık ama sorun yok.
Çok keyifli idi.
Kanallardan çıkınca çok güzel bir göle geldik. Eminim normal bir zamanda çok daha güzeldir. Lakin orada rüzgar ve yağmur çok şiddetlendi fırtına şeklini aldı. Defneyi sarıp sarmaladım. Kafanı çıkarma sakın kızım dedim. Kendim de kafamı gömdüm. Etrafa bakamadım.
Buradan çok keyif aldığımı söyleyemem. Hem çok üşüdüm hem de çok korktum. Tekne devrilirse Defne ile ne yaparım diye düşünmekten fenalık geçirdim. Defneyi sarıp sarmalayacağım diye ellerim dışarıda kalmıştı. Öyle bir donmuş ki saatler geçmesine rağmen ilerleyen saatlerde sızlayıp durdu.
Kanala geri girince rüzgar kesildi. Bir oh çektim. Şiddetli fırtınadan hepimizin yüzü kıpkırmızı idi. Ve kıçımıza kadar ıslanmıştık. Kanalda yağmur daha da şiddetlendi. İyice ıslandık. Galiba çok fena görünüyorduk. Kafede oturup kahvaltı yapan turistler bize güldüler biz de (napalım geldik geziyoruz der gibi ) onlara güldük. Kaç bin km öteden evde oturmaya gelmedik yani gezeceğiz tabii ki.
Tekne turu bitince güzel manzaralara baka baka devam ettik.
Sonra eve geldik.
Evde bir sürü petek var. Sular damlayan kıyafetlerimizi peteklere serdik dönüşümlü olarak sabaha kadar ancak kurutabildik. Sular damladığı için sürekli yerleri sildik.
Çay molasından sonra Bilal Osman Eylem bisikletle yeniden dolaşmaya çıktılar.
Akşama Osmancığım harika yemekler yaptı. Yemekte yoğurtlu (Turkish yoghurt :) ) mayonezli salata ( havuç marul ve diğer yeşillikler paketli doğranmış halde aldı. Ömrümde yapmadığım hiç görmediğim bir şey), kremalı makarna, tavuk şnitzel, Hollandaya özgü harika peynir suflesi ve yoğurt vardı.
Masaya lavantalı yemek takımını koyduk. Mavi çini kaseye de salatayı koyduk. Ortaya pille çalışan şirin mumlardan koyduk. Ses sisteminden radyo açtık. Masa çok güzel görünüyordu. Yemekler enfesti. Radyoda çalan müzikler de harikaydı. Yıllardır ilk kez radyo dinledim.
Bir de burada bizim evlerdeki gibi aydınlatma yok. Abajurlar var. Sarı ışık kullanıyorlar. Ortam hafif loş oluyor. Başta çok garipsedim ama sonra alıştım.
Işık müzik ortam çok rahatlatıcı idi.
Çay kahve çerez derken zaman geçti.
Ertesi gün uyanınca evi bir güzel temizleyip ziyaretçi günlüğüne de hoş şeyler yazıp ayrıldık.
Burada 2 gece kalmış olduk.
Giethoorn'a bayıldım.
Giethoorn'da evimizin (Giethoorn oasis) gecesi 250 euro
Bot turu 40 euro
Turist harcı kişi başı 1,5 euro
Seni hiç unutmayacağım Giethoorn, Giethoorn Oasis
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder