3/30/2025

DOLMABAHÇE SARAYI, RESİM MÜZESİ

 

25.02.2024

Bu cumartesi sabah uyandığımda çok yorgundum. 

Dışarı çıkmayı istemekle birlikte hiç enerjim yoktu.

Ayrıca evi de temizlemem gerek. Alış-veriş de yapmam lazım. 

Defne " Anne, babamla kahvaltı yapalım mı" deyince ve bu konuda çok ısrar edince hemen dışarı çıkmaya Beşiktaş'a gitmeye karar verdim.

Defne'yi babasına bıraktıktan sonra metroya geçtim. 

Hâlâ acaba gitmesem mi geri mi dönsem diye ikilem içindeydim.

Yaklaşık 2 saat süren yolculuktan sonra Kabataş'a geldim.

Bir planım yok. Öylesine yürüyeceğim.

3 haftadır mutlu mutlu geldiğim cumartesi gezilerimde bu sefer neden bu kadar ilgisiz isteksiz kaldım diye düşünürken sonunda cevabı buldum: Defne ile vakit geçirebilecekken ve kızım bunu çok istiyorken tek başıma buralara gelmenin getirdiği vicdan azabı.

Ama buraya geldikten sonra diyorum ki evet iyi ki de çıkmışım evden.

Bugün çok güzel bir güneş var. 

Hava sıcacık.

Gayet huzurlu sakin güzel bir gün.

Biraz yürüdükten sonra açıldım. 

Dünyanın dört bir tarafindan insanlar buraları görmeye gelmişler.

 Herkes çok mutlu huzurlu.

Belki de bu huzurlu gülümseyen enerjisi yüksek iyi giyimli eli yüzü düzgün insanlar yüzünden tarihi yerleri gezmeyi seviyorumdur. 

Önce Dolmabahçe Camisi'ne geldim. 

Diğer ismi Bezmi Alem Valide Camii imiş.

Şimdiye dek yüzlerce kez yanından geçtim ama ilk kez içeri girdim.

Diğer bildiğimiz camilerden çok farklı.

Aydınlık ferah iç açıcı.

Boğaz manzaralı bir camii. 

Harika...

Manevi hava ise hiç yok. 

Süleymaniye de ya da Ayasofya'da ya da büyük bilindik bir cami olmasına da gerek yok küçücük bir camide mesela Firuzağa Camisi'nde bulunan uhrevi hava burada hiç yok.

İçeride hiç kimse yok belki de bu yüzden böyle hissediyorumdur.

Caminin süslemelerinden çok pencerelerinden boğazın eşsiz mavi sularını izledikten sonra buradan çıktım.

Ayaklarım beni doğruca Dolmabahçe Sarayı'na götürdü.

Şimdi bahçesi ne güzeldir.

İçeriye girince Saat Kulesi Cafe'den önce  yiyecek birşeyler aldım. Buranın bahçesinde oturmayı seviyorum. Tam denize nazır. Hoş bir havası var.

Bir kaşarlı sandviç (125 TL)  ve bir fincan çay (45 TL) aldım

Aslında bildiğimiz tatsız tuzsuz kaşarlı tost ama güzel bir tabağa koymuşlar yanına da yeşillik ve domates eklemişler. Çay da güzel porselen bir fincanda gelince yan tarafta da deniz manzarası olunca yerim de çok güzeldi gayet hoş bir kahvaltı oldu.

 Beğendim.

Bir fincan daha keyif çayı içtikten sonra saraya geçtim.

Önce bahçede baya gezindim. Son geldiğimde havuz tadilatta idi. Şimdi bahçe çok güzel olmuş.

 Herkes güneşin tadını çıkarıyordu.

Deniz ışıl ışıldı.

Önce Selamlık sonra da Harem'i gezdim.

 Bu arada burada müzekart geçmiyormuş.

 Dolmabahçe Sarayı Selamlık Harem ve Resim Müzesi indirimli 75 TL idi.

Ben başta fotoğraf çektim ama meğer  yasakmış. Beni uyardılar. Sarayın bahçe hariç hiç bir kısmında fotoğraf çekilmiyormuş. Buradaki fotoğraflar gezerken ilk 5 dakikada çektiklerim.

Saray her zamanki gibi harika idi. 

Yeni bölümler eklenmiş. Mesela Hazine odaları. 

Sarayda kullanılan çatal bıçak takımları yemek takımları su takımları sandalyeler sehpalar kıyafetler vs sergileniyor. 

Saray zaten güzel. O zaman kullanılan eşyalar da harika imiş. Her şey altın gümüş pırlanta. Herşey ama herşey ışıl ışıl.

Mesela aşağıdaki sofra örtüsü altın ile işlenmiş saçakları da altın.


 Eskiden bu sarayı gezdiğimde Osmanlı bu şatafat bu israf yüzünden battı diye düşünürdüm.

Şimdi ise sadece hayranlık duyuyorum bu zarafete.







 Parlayan herşeyin pırlanta sarı olan herşeyin altın olduğunu söylememe gerek yok herhalde.

Artık şöyle  düşünüyorum; Aynı zamanda iyi ki yaptırmışlar. (Malesef gerçekten böyle düşünüyorum.)

 Şimdi hepimiz en azından böyle güzel bir mekanın bahçesinde güneşlenebiliyoruz. 

Ayrıca Boğazda harika duruyor bu yapılar.

Bunlar da olmasa Boğaziçi şu anda olduğu gibi boydan boya hilkat garibesi yapılarla dolacaktı.

Ve şu anda olduğu gibi hiçbirini de halk kullanamayacaktı. 

Bu saraylar sayesinde harika bir ortamda resim sergisini deneyimleyebiliyoruz.

Şu anda hangi kurum böyle güzel geniş bir araziye hem de deniz kenarına mesela bir müze yapıp da bunu halka açabilir?

.....

Haremden sonra çok yorulmuşum. 

Orada dalları yerlere kadar gelen bir ağacın  altına montumu serdim oturdum ayaklarımı dinlendirdim.

Bir yandan denizi izlerken bir yandan da insanlara takıldı gözlerim.

 Turistler normal bir şekilde bir kaç hatıra fotoğrafı çektikten sonra yollarına devam ediyorlar.

 Türk kızları ama saçma saçma hareketler kasıntı kasıntı pozlar.

 Yani nasıl desem tam bir gerizekalı gibi görünüyorlar.

 Sürekli bir saç baş sallamalar dudakları büzüp büzüp poz vermeler. Herkes dudaklarını şişirmiş. Bunların bir samimi arkadaşı da yok herhal, olmamış bu dudaklar diyecek. 

Dışarıdan bomboş görünüyorlar. 

Mesela tam önümdeki kız ben orada oturduğum müddetçe poz verdi erkek arkadaşı da artık nasıl bir yokluk içinde ise garibim, hiç sesini çıkarmadan ne istiyorsa yaptı. Belki yüz tane fotoğraf çekti. Hani diyeceğim olmuyor bacım işte daha da zorlama. 

Herkes ama herkes sosyal medya yüzünden  kafayı yemiş. 

Allah'ım bakamıyorum bile. Anlatırken de korkuyorum benim de bir kızım var. Allah'ım sen koru yarabbim. 

...

Burada epey dinlendikten güneşin ve denizin tadını  çıkardıktan sonra Resim Müzesi'ne geçtim. 

Hem bahçe hem müze harika idi. Bayıldım.

Hatıra dükkânından Şeker Ahmet Paşa, Hoca Ali Rıza, Osman Hamdi Bey, Hüseyin Zekai Bey'in resimlerinin olduğu 4 adet kitap aldım. Her biri 190 TL idi. Müzekart  indirimi ile 684 TL'ye geldi.

Aslında daha gezerim, Yıldız Parkı Ortaköy  Bebek'e de uğrarım diyordum ama ayaklarımda güç kalmadı.

Demek ki Dolmabahçe Sarayı'na da tam bir gün ayırmak gerekiyormuş.

Çok çok güzel bir gündü. 

Çok mutlu huzurlu eve döndüm. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder