03.07.2024 Çarş
Bu sabah erkenden saat daha 06:00 olmadan uyandım. Dünden çok yorgunduk ama mecbur kalktık. Valizleri hazırlayıp kahvaltıya indik. Annem çok hayret etti. Çünkü dünkü yorgunlukla bu saatte kimsenin kahvaltı yapamayacağını hatta kimsenin uyanamayacağını düşünüyordu. Herkes de kalkmış herkes de bir güzel kahvaltı yapıyordu.
Biz de sabah 06:30 olmasına rağmen gayet güzel kahvaltımızı yaptık.
Ayrıca biraz dinlenince bugün herkesin eli yüzü düzelmiş. Bir ferahlamış herkese bir rahatlık bir neşe gelmiş.
Valizleri otobüse yeniden yerleştirip sabah 07:10 gibi yola çıktık.
İlk durağımız Akif Usta Sürmene Bıçakçısı.
Önce bize Sürmene Bıçağı nasıl yapılır özellikleri nedir gösterdiler. Küçük bir şov yaptılar.
Hem anneme hem de Eylemlere hem de kendime bu güzel bıçaklardan aldım.
Bir de kendime çakı aldım.
Sonrasında isteyenler için çay ikramı oldu.
Sürmene bıçaklarına 1820 TL ödedim.
Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim: 07:30 da Sürmene bıçakçısında idik ve biz bir önceki grupmuşuz, geç kalmışız, bizi bir sonraki gruba eklediler. Yani sabah 07:30'da insanlar full enerji ile satışa başlıyorlar. Hiç kimsede uyku emaresi yoktu.
Bu arada bu bıçaklar o kadar keskin ki turun son günü Tokat'ta otelden çıkarken önümüzde oturan bey, bıçağın yerini düzeltmek düzgün yerleştirmek için uğraşıyordu. Eşi de aman dikkat et deyip duruyordu. Buna rağmen bıçak eline geldi. Hemen otelin servisi ile acile götürmek zorunda kaldılar. Parmağına 4 dikiş atıldı. Turdaki bir bayan aman ben bunu kullanmayayım vitrinime süs olarak koyayım dedi. Biri tahta falan kesip biraz köreltelim bu bıçakları dediler.
Şu anda bıçağı evde uzun bir bardağın içine koyuyorum ki yanlışlıkla sivri tarafına kimse dokunmasın.
Hiç bu kadar iyi kesen mükemmel bir bıçağım olmamıştı.
Bıçakcıdan sonra Trabzon Of'daki Dem Çay Fabrikasına gittik. İlk defa çay bitkisi gördüm.
Çok çay içen biri olarak hoş bir tecrübe oldu.
Defne'ye Karadeniz kuşağı bağladık. Kırmızı bir Karadeniz başlığı taktık. Sembolik çay topladı. Çok tatlıydı.
Burada çay nasıl yapılır iyi çay nedir öğrendik.
Defne yöresel Karadeniz kıyafetleri giymiş olan sunucuyu çok komik buldu. Ayrıca adamın Karadeniz şivesine de bayıldık. Burada bahçede sürekli Karadeniz müziği çalıyordu ve ara ara horon tepen bir gurup vardı bizim gurup da onlara eşlik etti. Annem de onları izlerken ikram çaylardan içti. Ben de çeşit çeşit çayları inceledim.
Oradan da 1 kilo mayıs çayı aldım.
Mayıs çayı 1 kilo: 280 TL
Buradan çıktıktan sonra Trabzon Çaykara'dan devam ederek Uzungöl'e gittik.
Uzungöl'ü hiç merak etmiyordum.
Medyada Uzungöl bitti, Araplar istila etti vs vs sürekli söylendiği için buraya karşı bir önyargım vardı. Buradan hoşlanacağımı hiç zannetmiyordum.
Harika ormanların gürül gürül derelerin minik çağlayanaların arasında giderek Uzungöl'e vardık.
Eskiden bir film izlemiştim. Öldükten sonra kendilerini cennette buluyorlardı ve ilk hissettikleri şey insana iyi gelen mis gibi tertemiz bir hava idi.
Uzun göle iner inmez o cennetteyim hissi veren mis gibi harika havayı alabiliyorsunuz.
Ben minicik bir göl bekliyordum. Fotoğraflarda küçücük görünüyor ama burası epey büyük bir gölmüş. Hatta bu küçücük gölün yanında bu kocaman cami ne alaka diyordum ama inince cami hiç de absürd durmuyor. Gayet de gölle uyumlu bir cami.
Yan tarafta bir dere akıyor.
Yolumuzun üstünde iç taraflarda bir de çağlayan gördüm. Ama yanına gidemedim vakit yoktu.
Burası için bir saat süremiz vardı. Gölün dörtte birini bile dolaşamadım. İlerlerde ne var ne yok bilmiyorum.
Ama gezdiğim kadarı ile bayıldım bayıldım.
Bilaller eski bozulmamış halini bir görseydin keşke diyorlar.
Ben bu bozulmuş halini bile çok sevdim.
Manzara ağaçlar tepede yaylalar herşey harika.
Bu arapların bir bildiği var ki buralara geliyorlar. Her yer bungalov otel her yer restorant dondurmacı wafflecı... Yukarıdan paragliding yapanlar iniyor bir yandan.
Buraya bir kez daha gelip doya doya gezmek havasını teneffüs etmek istiyorum.
Kesinlikle fotoğraftaki gibi bir yer değil: Mükemmel bir yer, cennetten bir köşe.
Uzungöl'den çıktıktan sonra Rize Çamlıhemşin'e gittik. Oradan servislere bindik. Çünkü gideceğimiz yerlere otobüs giremiyormuş.
52+52+30= 134 ( tam emin değilim) minibüs parası ödedik.
Çat Vadisi boyunca ilerledik. Çat deresinin üstünde Çinçiva Köprüsü diğer adı ile Sevdaluk Köprüsü'nde mola verdik.
Ben başta köprüye çıkmaya korktum epey dik görünüyor ama baktım ki bizim arkadaki köylü teyzeler bile çıkmış ben de çıkayım bari dedim.
Gayet etkileyici bir Roma köprüsü.
Buradan devam ederek Zilkale'ye geçtik. Minibüs öyle sıcaktı ki kapı açık gidelim dedik. Arkadaki yaşlı teyze tutulurum ben dedi açık kapıyı kapattırdı. Klima da çalışmıyordu. Sıcaktan fenalık geçirdim yol boyu. İnince kaleye çıkacak gücü bulamadım. Tam kalenin arkasında uçurumun yanıbaşında püfür püfür mini bir çay bahçesine oturdum. Orada bir çay istedim. Manzara öyle güzeldi ki anlatılmaz.
(Çay:10TL)
Sonra da Polovit Şelalesine gittik.
Bu yolculuk epey heyecanlı geçti. Ama güzel manada heyecan değil. Kalp çarpıntısı şeklinde gerginlik yaratan bir heyecan. Yollar aşırı dar tek kişilik, yan taraf uçurum, iki araba yanyana gelince her seferinde subhanallah subhanallah çekiyoruz.
Hatta büyük bir mercedesle karşılaştık. Araçlar sığmadı. Milim milim hareket ederek anca geçtik. Defneyi kapı tarafına çektim korkumdan.
Kaçkarların eşsiz güzelliklerini temaşa ederek ve gürül gürül Çat deresini takip ederek Şelale'ye ulaştık.
Manzara harikulade idi.
Palovit Şelalesi'nden sonra geri Çamlıhemşin'e geri döndük. Oradan otobüslerimize bindik.
Buradan Ayder Yaylası'na geçtik.
Burası da bitmiş diyorlardı.
Rehberimiz Bayram Bey de burada birşey yok dedi.
Bitmiş haline bile bayıldım.
Önce Kaçkarlardan süzüle süzüle akan harika dereyi ve Gelintülü Şelalesi'ni gördük.
Sonra aşağı yürümeye başladık.
Baya bir yürüme yolu vardı.
Aşağı inice şoförümüz ve 3 günlük eşi ile muhabbet ettik. Şöförden de başta hiç hoşlanmamıştım ama şimdi onu da sevdim.
Buradan Defne'ye taç ve Ayder Hatırası aldık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder