3/30/2025

ŞAMLAR TABİAT PARKI

 

27.04.2024 Cumartesi sabah erkenden kalktım. 

Sabah sabah dilimde bir şarkı

" Güneşin doğuşu batışı farksız

Nasıl yaşadımsa yine yaşarım ben aşksız"

Sözlerini bilinçaltım nasıl da değiştirmiş:)

Bütün gün söyleyip durdum içimden ki bu şarkıyı yıllardır dinlemiyorum.

Sabah hava çok güzeldi.

Ben saat 10 falan olmuştur diyordum. Defne anne saat daha 07:30 bile değil deyince çok mutlu oldum.

Hadi Defne kalk çıkalım bir boğaz havası alıp gelelim dedim ama Defne kesinlikle reddetti hatta ağlamaya başladı. 

Hemen de boncuk boncuk gözyaşları dökülüverir kuzumun.

İstemiyormuş sevmiyormuş yoruluyormuş ben de gitmeyecekmişim. 

İyi tamam ağlama artık, gitmiyoruz dedim. 

Önce kahvaltı hazırladım özenle.

Defne yine mi yumurta dedi beğenmedi kahvaltısını. Sanki ben kuşüzümlü kıymalı börek yapsam yiyecekmiş gibi...

Sonra her zamanki hadi oynayalım anne faslı başladı.

 Hadi oynayalım anne, oyna benimle anne, benimle ilgilen anne diye diye bir iki saat de öyle geçti.

Arada banyoyu temizledim. Etrafı topladım. Mutfağı temizledim. İki posta çamaşır attım.

"Sessiz bir köşede her şeyden uzak

Meçhul yarınlara terk edilmişim

Dostluklar yalanmış sevgiler tuzakmış

Tuzak

Hayret yanılmışım yalnızım şimdi

Oysa mutluluğu hayal etmiştim

Gidenler unutmuş aşkları yalanmış

Yalan" 

Of içim nasıl sıkkın.

Tam etrafı süpürüyordum ki Şamlar'a gitmeye karar verdik. 

İşlerimi hemen bitirip hazırlandım.

11:30 gibi bizi almaya geldi Kemal.

Kemal'in arkadaşı Mert de geldi bizimle.

Önce File'ye uğrayıp kahvaltılık birşeyler aldık.

Sonra da Şamlar 5. Kapı'ya gittik.

Burayı hiç bu kadar kalabalık görmemiştim.

Genelde sadece biz olurduk.

Bir yer bulduk yerleştik. Defne babası ile top oynamaya başladı ben de etrafı bir turlayım dedim.

Yürüyüş parkuruna da geçmek istiyordum ama o yoldan korkuyorum. Tek başıma  girmiyorum.

 Parkurda 2 aile gördüm hemen ben de onların arkasına takıldım.

O kadar ihtiyacım vardı ki bu yürüyüşe.

Çok iyi geldi.

Kuşlar ötüyordu. 

Her tarafta öbek öbek çiçek vardı.

Hava ne sıcak ne soğuktu. 

Etrafta bizden başka kimse yoktu. 

Kısaca çok güzeldi.


Güzel güzel yürüyorduk ki parkurun ortasında aileler geri dönmeye kalktı. Nee dönüyor musunuz ben de size güvenip arkanıza takılmışım dedim. Onlar da biz yokuş çıkamayız dilerseniz siz de bizimle dönün dediler. 

Zaten az kaldı devam edeyim ben dedim.




Kendim devam ettim lakin ödüm patladı.

Çok ıssız bir yol.

 Uzaktan köpek sesleri geliyor ve bir Allah'ın kulu yok. 

Çıt duysam kalbim çarpıyor.

Ama her yer çok güzeldi.  

Biraz korku biraz yorgunluk ile yolu tamamladım.

İstanbul'da en sevdiğim parkur burası olabilir.


Yaklaşık 4 km'lik bir yürüyüşten sonra bizim masaya geldim.

Kemal çayı demlemiş kahvaltıyı hazırlamış. Beraber kahvaltımızı yaptık. Mert'le sohbet ettik. Mert İstanbul'dan Denizli'ye tayin istemiş ama bin pişman olmuş. Nasıl geri gelebilirim buralara diye sormaya soruşturmaya gelmiş.

Parkur ne denli güneşli hoşsa bizim masanın olduğu yer öyle rüzgarlı ve soğuktu. Kahvaltı yapıncaya kadar donduk. Hatta bir iki kere masa uçma tehlikesi geçirdi. Biz de hemen eve döndük.

Eve gelince çamaşır bulaşık yemek derken zaman geçti. 

Bu arada Safir'in poposunda çok sert ne olduğunu anlamadığım pütürler vardı. Asla o kısma elletmiyordu. Akşama doğru biraz uğraşla poposuna vazelini bol bol sürdüm biraz yumuşamasını bekledim ve o pütürlerden bir parçasını almayı başardım. Ben onları dışkı zannediyordum ama ok gibi cam gibi aşırı sert birşey olduğunu farkettim. Belki de dışkıdır ama form değiştirmiştir.

Acaba bu sert cisimler mi kanatıyor poposunu dedim. Etraftaki kanların göbeğinden geldiğini düşünüyordum şimdiye dek ama belki de popodan geliyordur. Onu oturttuğumda ise kan lekelerinin göbeğinden değil anüsünden geldiğini kesinkes anladım. Ve Safir'i kaptığım gibi veterinere götürdüm. Veteriner göbekteki son dikişleri aldı. Sonra benden Safir'i tutmamı istedi. Popodaki o sert cisimleri da aldı. Safir bu sırada epey acı çekti sanıyorum. Huniyi de çıkardı. Eve yolladı.

Bu arada o kanlar anüsten değil vulvadan geliyormuş.

Safir'in poposunu temizlerken ben tutmuştum kıpırdamasın diye. Canı çok yanmış olmalı ki tüm gece benden kaçtı asla sevdirmedi kendini. Ne zaman beni görse saklandı.

Akşam Safir'e canım çok sıkkın, sadece Safir'e değil herşeye canım çok sıkkın oturup televizyonda Harry Potter Azkaban Tutsağı'nı izledim.

 Sonra da yattık.

Pazar günü yine erkenden uyandık. 

Bugün de sabah dilimde bu şarkı vardı uyanırken;

"Beni bir arasan, deli olurum deli

Her şeyim anlamsız, göremezsem eğer seni

Yakıyor yoruyor, bu tutkunun ateşi"

Bu şarkıyı bildiğimi bile bilmiyordum. Ne alaka yani.

Oysaki bu son 3-4 gündür Mabel Matiz'in son şarkısını dinliyorum. Herhalde 20-30 kere falan dinlemişimdir Zeynep Bastık'tan Yıldız Tilbe'den kendisinden...

Bence ağzıma o dolanmalıydı. 

Ama işte bilinçaltımız bilinçli değil ki. İşlerine akıl sır ermez.

"Bana sen gerek, şu küslüğü bırak

Gel konuşalım ordan burdan"

Bu sefer sabah hava yağmurlu kapalı ve soğuktu. Defne'ye gel senle Sadberg Hanım Müzesi'ne gidelim Boğaz'ı görelim gelelim dedim. 

Yine aynı muhabbet; ağlama boncuk boncuk gözyaşları

Sonuç:  Yine kaldık evde.

Dün tüm nevresimleri koltuklara serdiğim çarşafları yıkayıp mis gibi tertemiz yapıp sermiştim.

Sabah her yer yine kan olmuş. Bu sefer sanki daha da artmış.

Safir ameliyat olduğundan beri iltihap kan vs akıntısı var. O yüzden tüm koltuklara yataklara çarşaf seriyorum.

Safir 4 Nisan'da kısırlaştırma ameliyatı oldu. 

Aradan 24 gün geçti neredeyse. Göbüşü artık tamamen iyileşti. Ama her yer yine de kan oluyor. 

Aslında kanaması olmasa gayet iyi görünüyor Safir.

Bu sabah çarşaflarda yine kırmızı kırmızı bir sürü  kan lekeciğini görünce canım çok ama çok sıkıldı.

Bir kaç kişiye sordum. Hiç normal değil dediler. Ameliyat yanlış yapılmış vs dediler. Sabaha ölür bu kedi dediler. Dediler de dediler...

Herkes çok olumsuz konuştu. Sinirlerim alt üst  oldu. 

 Safir de nereye otursa kan çıkıyordu.

Ben de başka bir veteriner araştırdım.

Aradım. Durumu anlattım.  O da hiç normal değil dedi. Ben de o zaman size getiriyorum dedim.

Yeni bulduğum veteriner Mehmet Bey bu teklifimi reddetti. 4. narkozu verirsem bu kedi ölür ameliyat masasında kalır dedi. Bana hiç getirmeyin. Kime yaptırdı iseniz orası ile görüşün. Ama hiç ilgilenmiyorlarsa son çare olarak o zaman bana getirin dedi.

Mecbur Safir'i kaptım. Yine bizim veterinere  götürdüm.

Önce kan tahlili yaptılar. Kalp mr'ı,  ultrason röntgen vs derken saatler geçti. 

Tahlil sonuçlarından da durumu iyi çıkmadı.

Bir sürü ilaç sabah akşam antibiyotik verdi.

Vee çıkarken

günün bombası 

yok yok galiba  

hatta hayatımın bombası geldi. 

Bana 20.700 küsur hesap çıktı.

15.000 ödeyip çıktım.

Hayatımda böyle garip bir duygu hissetmemiştim.

Çok para harcadığım zamanlar oldu ama bu kadar aptal yerine konulduğum olmamıştı.

 Resmen bile isteye soyuldum gibi hissettim.

Hem sağlam kediyi alıp hasta ettiler hem de benden ekstra 15.000 tl aldılar. 

Başıma bir ağrı saplandı. 

Vücudumda garip bir havada yürüyorum hissi geldi.

Hafif bir titreme durumu kabullenememe...

Acaba bir kabus mu içindeyim ki hissi...

Eve dönerken Safiri bahçeye salıvereyim de kurtulayım bu işkenceden diye de düşünmedim değil.

Neyse eve geldim.

Her yer kan çarşaflardan koltuklara yataklara işlemiş. Halılar parkeler bile kan. Safir iyileşince halıları yıkamaya vereceğim. Koltuklar ve yatak için de yıkamacı çağırırım.

 Her şeyi ama herşeyi yıkarım. Aklarım paklarım bu evi. 

Bir de öyle 10.000 harcarım. 

Aman yeter ki iyileşsin Safir deyip teselli ediyorum kendimi arada bir.

 Akşama kebap söyleyecektik kebap günü  ilan etmiştim bu pazar gününü  ama veterinerden dönünce sadece su içtim ve doydum iştahım tamamen gitti.

Üstüne su içmek deyimini bizzat yaşayarak deneyimledim.

Şimdi okuldayım. Deneme sınavı var. Bunları yazıyorum. 

Safir iyileşince o veterinere de daha gitmeyeceğim. Gördükçe o adamı asabım bozuluyor.

Başka bir veterineri zengin edeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder