04.03.2024
Aslında bu kitabı okuyalı epey oluyor. Ocak ayının 1'inde daha Edremit Entur'da aldığım gibi hemen o günün gecesinde okumuştum.
Çok başarılı harika bir kitap...
Tolstoy denilince bu kitap akla gelmez ama bence bu kitap da bir başyapıt.
Konuyu öyle güzel işlemiş ki insanın hayata bakış açısı değişiyor.
Bu kitabı okuduğumdan beri belki de her gün "Öleceksin sen de öleceksin kimbilir nasıl öleceksin!" diyorum.
Allah'tan hayırlı ölümler diliyorum.
İnsan öleceğini bilir herkesin dilindedir ama gerçekte kimse ölümü kendine yakıştırmaz.
Aslında içinde hissetmez hissedemez.
İyi ki de hissedemez.
Hissetse zaten hayat böyle devam etmez.
Burada ne alaka ama Kaybedenler Kulübü'ndeki bu sahne aklıma geliyor.
Buradaki mekan bizim köyün mezarlığına benziyor o yüzden mi neden bilmiyorum.
İçimde sürekli bu sahnedeki müzik dönüyor bu akşam.
Ve nedense bu akşam o sahnedeki şiir beni ağlatacak kadar anlamlı geliyor.
Kaybedenler Kulübü " Yol"
Ölümün gizli bir zamanda olması insan için en büyük nimetlerden biridir aslında.
Böylece delirmeden saçımızı başımızı yolmadan yaşamamıza devam edebiliriz.
Sadece ömrünün sonuna yaklaşan yaşlılar ve hastalar belki de tam anlamıyla ölümü içlerinde hissederler.
Benim babacığım kendimi bildim bileli hep hasta idi. Hep ölümün kıyısında dolaştı. Hep tehlikeli sularda idi. Hep öleceğini biliyordu. Her an ölebilirim hissi ile yaşadı neredeyse tüm hayatını.
Aslında hepimiz de bunu biliyorduk.
Herkes babamın gittikçe yaklaşan sonunu görüyordu.
Görmemek imkansızdı çünkü.
Bir çekmece dolusu ilaç kullanıyordu. O kadar ki bence bu ilaçlar karaciğerini bozmuşdu. Bu yüzden de tüm vücudu yıkanmakla geçmeyen garip kötü bir koku ile kaplanmıştı.
Canım babacığımın el ayak koordinasyonu yoktu. Düzgün konuşamıyordu. Dili dönmüyordu karışıyordu. Anlatmak istiyordu ama bir türlü ifade edemiyordu.
Sağ kolu sağ bacağı felçli idi. Denize gittiğimizde sağ tarafının kendini bıraktığı gözle bariz bir şekilde farkediliyorduk.
Oturduğu yerden kalkamıyordu. Yürürken salınıyordu. Biraz yorulsa yığılıp hastanelik oluyordu. İdrarını da büyük abdestini de kaçırıyordu. Şiddetli kabızlığı vardı. Şekeri tansiyonu prostatı idrar yolları sorunları vardı.
Sürekli hiç ara vermeksizin kulakları çınlıyordu.
Yürürken durup dururken takılıp düşüyordu.
Ne araba ne de bisiklet kullanabiliyordu. Yüzerken bile çok dikkatli idi.
Kas namına bir şey kalmamıştı vücudunda.
O kadar zayıflamıştı ki bir ara 50 kilonun altına düşmüştü. Kolları bacakları çırpı gibiydi.
Durup durup uyuyordu. Annem babanız artık çok uyuyor büyükler yaşlılar uyuya uyuya ölür derlerdi acaba o evreye mi girdi deyip bizi korkutuyordu.( Korkutmakdan ziyade sinirlendiriyordu. Çünkü hiç bir evlat böyle şeyleri duymaya dayanamaz.)
Bazen uyuklarken ona bakardım. Neredeyse yok olmuş sadece iskeleti kalmış vücuduna kafatası olduğu gibi belli olan yüzüne torbaları artık iyice belirginleşmiş gözlerine çok yakın zamanda toprak olacak bilirdim vücudunda kalan son parçalara bakardım, dehşete düşerdim.
Kıyamazdım.
Bana çırpınan yaralı minik bir kuş gibi görünürdü.
Çok yakın bir zamanda elimden kayıverecek biliyordum küçük yaralı bir kuş.
Belki de o yüzden, morgda, hiç de o ana kadar düşünmüş değildim ama, o an " Artık sen kuşu uçup gitmiş boş bir kafessin" sözleri çıkıvermişti ağzımdan, onun buz gibi daha da zayıflamış anlamı gitmiş acı mı çekmiş yoksa huzurla mı dolu imiş artık anlaşılamayan buz gibi yüzünü gözünü son kez öperken.
Canım babacığım... canım benim...
Şu anda babacığımın ölümünü benim için katlanır kılan tek şey onu hayatı boyunca her an ölebilecek gibi görmem, pamuklara sarıp sarmalamam, hep sevdiğimi hep saygı duyduğumu ona hissettirmem, kaliteli vakit geçirmem.
Bence onu ne kadar sevdiğimi biliyordu.
Onu gecenin bir vakti gözlerinde yaşlarla son anlarını yaşarken gördüğümde ambulansı çağırmadan evvel belki de bunların son sözlerim olduğunu bilerek "Seni çok seviyorum babacığım seni çok seviyorum bunu unutma canım babacığım" diyebilmiştim.
Allah'a ne kadar şükretsem azdır.
Hep benden uzakta ölüverecek diye çok korkardım. Allah yanımda vefat etmesini nasip etti bana hem de çok güzel günlerimizin sonunda.
Ne kadar şükretsem azdır.
İçimde yapmış olmam gereken herşeyi yapmış, söylenmesi gereken her şeyin söylenmiş olmasının rahatlığı var.
03.03.2024 Pazar
Bu hafta sonu için bir sürü plan yapmıştım. Hava güneşli olursa buraya hava kapalı olursa şuraya. Bir hafta boyunca nereye gitsem diye araştırmıştım.
Cumartesi sabah Defne anne bu hafta da gitme dedi.
İyi dedim hava kötüydü zaten bugünü Defne ile geçireyim pazar günü giderim dedim.
Kemal çok hasta imiş. Defne de zaten gitmek istemedi. Hava da gittikçe kötüleşti.
Tüm hafta sonunu evde Defne ile beraber geçirdik.
Ben de hazır dışarı çıkmamışken evi temizledim.
Bu hafta ev o kadar kötü durumda idi ki Allah'ım ne olur bu aralar canımı alma kimse beni böyle görmesin diyordum.
Şu anda ev en azından biraz derli toplu görünüyor.
Defne az önce uyudu. Bunları yazıyorum.
Aslında tüm evi hem dün hem de bugün dip köşe süpürdüm. 7-8 makina çamaşır yıkadım.
Banyoyu çamaşır suyu ile dezenfekte ettim.
Mutfağı da çamaşır suyu ile dezenfekte ettim.
Yatak odasındaki dolapları indirdim temizledim.
Defne'nin tüm oyuncaklarını elden geçirdim ki bu sırada başım döndü o kadar yoruldum.
2 gündür geç saatlere kadar doğru düzgün oturmadım.
Şu anda her yer temiz derli toplu görünüyor ama yine de hiç mutlu degilim.
Ev hiç de temizmiş gibi hissetmiyorum.
Bence değil.
Hatta bugün acaba online terapilere mi katılsam diye düşündüm.
Bekarkenki hayatıma dönüş yok bu gerçeği içselleştirdim ama yine de o temiz ferah mutlu günlerime arzu duyuyorum.
Tertemiz evime bakıp huzurla uyuduğum günler.
Hayatımın kontrolünun elimde olduğu zamanlar.
Şimdi bir selin önünde kuru bir yaprak gibiyim.
Ben de boşverdim hayat nereye sürüklerse ama madem ki yapabileceğim bir şey yok nasılsa müdahale edemiyorum bir yanda da mutlu olsam ya.
Olamıyorum.
Sanki hayatımı hep geçiştiriyorum. Anı yaşayamıyorum.
Hep bir sonraki leveli bekliyorum gibi.
Bir gün bizim okulda çalışan ablalardan birine nasıl gidiyor hayat demiştim. O da "ite-kaka hocam" demişti.
O kadar uyuyor ki şimdiki hayatıma.
Her şey ite kaka...
Çok depresif bir yazı oldu.
Oysa depresif yazı yazmaktan men edildim.
ve buna uyacağım inş.
Safir bile arada mır mır uykusundan uyanıp ne var bu kadar dramatize edecek der gibi bakıyor.
Defnecik de içeride.
Huzurluyum mutluyum umutluyum.
Her günümüz böyle güzel geçsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder