3/30/2025

BATUM, RİZE BEZİ, YÖRESEL ÜRÜNLER KARADENİZ TURU 4. GÜN

  

04.07.2024 Perşembe

Bahri Otel'de sabah daha 5 olmadan kuş seslerine çok rahat bir şekilde uyandım. Gerçekten de çok dinç idim. Oysaki bir gün önce çok çok yorulmuş gece 12'den çok sonra yatmıştım.

Buralarda neden onlarca otel bungalov var anladım. İnsanların bir bildiği varmış elbette. 

Sabah önce sağı solu topladım. Valizleri ayarladım. 

Saçıma fön çektim. Saçlarım inanılmaz bir şekilde yumuşacık olmuştu. Artık buraların suyundan mı otelin şampuanından mı bilemiyorum.

 Hemen aşağı indim. Kahvaltı saatine kadar buraları biraz gezmek istiyorum.

 Otelimizin arka tarafında dere olduğunu düşünmüştüm ama tarla varmış sadece. Dere epey ilerde kalmış ama sesini duyabiliyorum. Hevesim kaçtı. Daha da gezesim gelmedi. Yukarı çıktım. Defne tabii ki uyanmak istemedi. Annemle işbirliği yaparak -Defne bana yaslanarak uyumaya devam etti - Defne'nin saçını ördük. Defne'nin de tarak girmeyen saçları bile ipek gibi olmuştu.

Sonra iyice farkettik ki ellerimiz vücudumuz her yerimiz yumuşacık olmuştu. 

Ayrıca unutmadan belirteyim ki buraların suyu da enfes. İçimi çok güzel. Keşke İstanbul'a gelse de satın alsak.

Saat 06:15 gibi kahvaltıya çıktık. Güzelce  kahvaltımızı yaptık. Bu saatte nasıl yemek yiyebiliyoruz hayretteyim. Ben normalde ta öğlene kadar pek bir şey yiyemem.

Saat 07:30 gibi otobüsümüz hareket etti.

Bugün Batum'a gideceğiz.

Buraya gelirken yollarda okurum diye 4 kalın kitap getirmiştim. Yollarda her gün birini okuyacaktım. Manzaralar o kadar güzel ki kitaplarımın hiçbirinin yüzünü dahi açamadım. Dağları yollara dökülen çağlayanları çay bahçelerini dereleri izliyorum. Hiç bir ayrıntıyı kaçırmak istemiyorum.

Birbirinden çok uzakta tepelerdeki evlere bakıyorum buralarda nasıl yaşanır anlayamıyorum. Mesela yaz günü karpuzu nasıl taşıyorlar, biri hastalansa hastayı ambulansa nasıl getirecekler, empati kurmaya çalışıyorum ama beceremiyorum.

Her seferinde daha da tepede daha da sarp evleri gördükçe hayret ettikçe ediyorum.

Bu sabah bir dağın tepesinde çok dik bir yamaçta Karadeniz kadınları çay bahçesinde çalışıyorlardı. Nasıl düşmüyorlar nasıl taşıyorlar o sepetleri bilmiyorum.

Sarp Sınır Kapısı'na geldik. İlk defa bir sınır kapısı görüyorum. Tanıdığım biri de böyle  bir kapıda çalışmıştı ve pek de iyi hatıraları yoktu.

Sonra uzun uzun pasaport işlemlerinden sonra Batum'a geçtik.

(Yurtdışı pasaport pulu kişi başı 150 TL.

Batum otobüs parası kişi başı 200 TL.)

Türkiye'den çıktık direkt şemsiyeler şezlonglar simitleri ile koşturan çocuklar güneşlenen, kremlenen, yüzen, top oynayan insanlar gördük. Burası boydan boya sahil.

Karadeniz'de ise bir kişi bile yok sahilde oturan. 

Gerçi bizde sahil yok. Yol yapılmış. Duble yoldan nasıl geçsin de piknik yapsın insanlar.

Karadeniz evlerini hiç beğenmiyordum ama Batum'a bakınca epey iyiymişiz meğerse. 

Batum dönüşü bizim şehirler bana pek bir gelişmiş evlerimiz pek bir bakımlı güzel geldi.

Hiç sevmedim Gürcistan'ı.

Sahile denizin dibine 30-40 katlı gökdelenleri dikmişler. Tamam hepsi de ayrı ayrı şekilli ayrı bir mimarî harika. Ayrıca baya da popülermiş bu oteller. Dünyanın her yerinden pek çok turist ağırlıyorlarmış ama hiç bana göre değil. Denize tepeden bakmayan mütevazi evleri seviyorum ben.

Önce Orta Cami diye bir yere geldik. 

Biraz Batum sokaklarında dolaştık. 

Bizim gruptan biri sokaktaki evlerden birinin perdesini açıp içeri bakmış. Merak etmiş evdeki eşyaları. Yukarıdan genç bir delikanlı çok pis bağırdı bize. Gürcü dili bile olsa ne dediğini anlamasam da çok fena küfrettiğini anında anladım. Hemen terk ettik orayı çok utandım. 

Sonradan grubumuzdaki bir bayan evi merak ettim bakayım eşyaları nasılmış dedim ne olmuş yani dedi. 

Hani bizim turdaki insan profili biraz farklı demiştim ya. Biraz görgüsüzlük nerde nasıl  davranacağını bilememe var.

Batum sokaklarından sonra sahilde biraz turladık.

Hava çok çok sıcaktı. 

Pek keyif alamadım. Pek değil hiç zevk alamadım. Bana göre burada hiç bir şey yok.

Defne bir ara kulağıma "Daha da Batum'a gelirsem altıma s.çayım" diye fısıldadı.

 Serbest zamanda sadece bir iki kişi dolaştı. Bir kişi de tekne turuna katılmış. Geri kalan neredeyse herkes meydandaki Ali- Nino heykelinin yanındaki ağaç gölgesine geldi. İnterneti de yurtdışı olduğu için kapatmıştık. Yaz sıcağında tarlada bir ağaç gölgesinde geviş getiren koyunlar misali hepimiz ağaç gölgesine sımsıkı dizildik ve bir saatimizin geçmesini bekledik. 

Aslında meydana ilk geldiğimizde annem tur rehberine bir iki kişi dışında herkes gitmek istiyor otobüsü çağırın gidelim dedi. Rehber ise bir kişi bile gezmek istiyorsa böyle bir şey yapamayız saatinde çıkacağız buradan dedi. 

Bu arada dün tur rehberimiz Bayram Bey "Yarın Batum'a gideceğiz. 2-3 saat serbest zamanımız olacak"  deyince annem kendinden çok emin kafasını sağa sola sallayarak 3 saat kesinlikle yetmeeez diye haykırmıştı. Bugün ise daha yarım saat bile dolmadan hadi gidelim demeye başladı.


Saat 13:30'da otobüse geçtik. Tekrar Sarp Sınır Kapısı'na gittik. Otobüste klima çalışmıyordu ve otobüs çok köhne idi. Aşırı sıcak ve nem vardı. Sınıra gelinceye kadar geberdik.

O kadar yurtdışı harç pulu vermişim bari duty free'den uygun bir kaç şey bulayım dedim. 

Benim çok sevdiğim yıllardır bulamadığım parfümümü -ninna ricci nina- burada da bulamadım yoktu. Diğer parfümlerin ise uygun hali bile bana pahalı geldi.

Hiç bir şey almadan çıktım buradan da.

Herkes karton karton sigara aldı.

Oh...  Türkiye'ye geçince çok rahatladım.

Ferah mis gibi otobüsümüze bindik.

Ülkemiz ne güzel ne ferah ne temiz bir yermiş. 

Sonra öğle yemeği için Artvin Hopa'da Bilbilan Lokantası'na gittik.

Hemen dükkanın yan tarafında ferah bir masaya oturduk. Annemle Defne tavuk kanat istedi ben de Urfa Kebap istedim. Yemekler çok güzeldi. 

(Urfa Kebap: 240  Tavuk kanat: 180  Cappy ve Şişe kola: 80 TL  Toplam: 680 TL)

Yan tarafta yöresel ürünler satan bir dükkan vardı. 



Yukarıda resimler Bilbilan'ın yan tarafindaki dükkandan. Hiç böyle şeyler görmedim  ömrümde.

Billiban genel olarak çok beğenildi. Çaylar kahveler içildi.

Annem aralardan fındık aldı. Karadeniz'e gelmişken fındık almadan olmazmış.

Sonra yeniden yollara düştük.

Tekpa Rize Bezleri satılan yere geldik.

Ben oradan kenevir nevresim takımı ve pike aldım. 

(Nevresim takımı + pike= 5500 TL)



Rize Bezi Dokumaları dükkanında annem çok canımı sıktı. Zaten yol boyu canımı çok sıkmıştı ama burada artık sesimi yükseltmek zorunda kaldım.

Annem her şeye ama her şeye karışıyor. Her şey hakkında bir fikri var. 

Kimseye bana da dahil insan olarak değer vermiyor saygı göstermiyor. 

Filmlerde tiyatrolarda annem gibiler gösterilir herkes de güler. 

Ben de bir dizi karakteri olsa ben de ona çok gülerdim ama gerçek hayattayız ve onun kızıyım. Davranışları beni güldürmüyor sadece ağlatıyor.

Bu gezide annemden para almadım. Tüm yemekleri ben ısmarladım tüm ikramlıkları ben aldım. Ondan hiçbir şey istemiyorum. Kaç yaşında gelmiş bir insanım.

Ama bana karşı o kadar saygısız ki -hep böyleydi-  

Yol boyu tüm çocukluk travmalarımı yeniden hatırladım.

Üniversite de neden en son yurttan çıkan ben ve en erken gelen yine ben oluyordum hepsini yeniden hatırladım.
 
Tatillerimde tatil yöresi olmasına rağmen neden bir hafta kalıp İstanbul'a döndüğümü bir kez daha yeniden hatırladım. 

 Ben Defne'ye bile annemin bana karıştığı kadar karışmıyorum sıkmıyorum. Onun fikirlerine bir çocuk olmasına rağmen saygı gösteriyorum.

Zaten Defne de yollarda annem yüzünden  kaç kere ağladı saymadım.

Mesela bu atölyede ben bir nevresim takımı  almak istedim. İsterse 50.000 tl olsun para benim hayat benim ondan borç da istemiyorum. 

Sadece beğendiğim sağlıklı bulduğum bir nevresim takımı almak istedim.

Kasaya koştur koştur geldi. Sakın alma sakın alma diye bağırdı. Kredi kartını uzatırken  bile engellemeye çalıştı.
Sonunda anne ne karışıyorsun diye bağırmak zorunda kaldım. 

Herkes bize baktı. 

Yol boyu da diğer yolcular oo yine ne aldın?  Ee burdan bir şey almamışsın???! gibi imalı cümleler kurdular.

50 tane nevresimin var neden alıyorsun ne gerek var diye diye başımın etini yedi. 

Hatta şu anda bu nevresimleri annem yüzünden mutlulukla kullanamayacağımı düşünüyorum.

Direkt çöpe mi atsam...

Annem daha önce de babamla Karadeniz Turu'na katılmıştı. Yol boyu yok şurda mola vereceğiz yok şurda şunu yapacaklar  Batum'da şunlar şunlar olmalıydı. 

Her yerde herşeye bir yorum yaptı. 

Arabaya binince yine bir yorum yaptı. Ben  de zaten sinirliydim. " Her şeyi her şeyi baştan anlat ki bir tane sürpriz kalmasın bize "dedim. O kadar bozuldu ki. Yüzü  düştü. 

Sonra onu üzdüğüm için yine ben üzüldüm.

Bir ara rehberimiz Bayram Bey" Madem Balıkesirlisiniz size bir soru sorayım dedi. Balıkesir'in yüzölçümü olarak en büyük  ilçesi hangisidir? " Yolculardan biri "Dursunbey" dedi. Doğruymuş. Annem yine hemen atladı. Dursunbey'e gittim hiç de öyle büyük değil yanlışınız var dedi. O kadar emin ki kendinden. Ben de hiç adetim değil insanların açığını aramam hatta açıklarını örterim ama sinirliyim ya hemen google açtım anneme gösterdim. Dursunbey gerçekten de Balıkesir'in en büyük ilçesi imiş. " Bundan sonra her açığını bulacam senin, görürsün " dedim.

Neyse işte böyle böyle zaman geçti.

Daha sonra yöresel lezzetlerin tanıtıldığı  bir dükkana girdik. Oradaki adam bize nasıl kuymak yapılır uygulamalı gösterdi. Gerçekten de lezzetliydi. Bahçede bir tane daha yapılmıştı. Çay standı da vardı. Bir yandan çay içtik bir yandan da tadımlık kuymak yedik.

Buradan kome aldım. Kome pestil arası fındık ezmesi imiş. Ben çok  beğendim.

(Kome kilosu 590 TL)


Annem buna da bir mana bulmadan ben ona atıldım: " Bak ne kadar pahalı bir şey aldım hem de bir kutu. Herkese beni şikayet  edebilirsin."

Bu arada önümüzde oturan Bursa'dan katılan kadın bu grupla geldiğime pişmanım hiç bu kadar görgüsüz bir grupla bulunmamıştım dedi. Kuymak yapılınca kızını resmen ezmişler.

Hani bedava bir şey dağıtılır istisnasız hepsi aynı tip başını bağlamış aynı tip pardesü giymiş kadınlar birbirini ezer ya bizim grup da tam onlar gibi. 

Buradan Trabzon'a geri döndük. Eski otelimiz Otel Arsen'e geldik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder