3/30/2025

AYASOFYA, YEREBATAN SARNICI, TOPKAPI SARAYI

 

03.02.2024 Cmt

 Bugün sabah biraz zor kalktım.

Dün gece ilerleyen saatlere kadar mutfağı toplamıştım. Farkında değilim ama epey yorulmuşum. Sabah elim yüzüm dağılmış uyandım. 

Tabi bir de Safir faktörü var. 

Gece boyunca tepemde. Hırr hırr hırr tüm gece yatağımda. Üstüme atlıyor, elimi ısırıyor, kolumu yalıyor, göğsümde sabaha kadar kıtır kıtır yalanıyor.

Dışarı koyup kapıyı kapatınca da öyle acıklı miyavlıyor ki dayanamayıp alıyorum içeri.

Şu anda da evde bir o koltuk bir masa bir sandalye hopluyor zıplıyor, artistik artistik hareketler. Şimdi de geldi ayağımı patiliyor.

İşte hem geç yatıp hem de derin uyuyamamanın sonucu olarak sabah elim yüzüm şiş kütük gibi uyandım.

Ben evden çıkamayacağım galiba diyordum

ki

  bugün de hava o kadar güzelmiş ki.

Perdeyi aralayınca güneşi görünce ne yapıp edip hemen çıkmaya karar verdim. 

Saat 10:01'de dışarıda idim.

2 metro ve bir tramvay ile Sultanahmet Meydanı'na geldiğimde saat 11:33 olmuştu.

Aslında dün de buradaydım. Defne ve Kemal'le gelmiştik.

Defne'ye İstanbul'un güzelliklerini göstermek istemiştim.

Lakin Defne hep mıymıyladı. Eve gidelim de gidelim, yoruldum da yoruldum, yürümek istemiyorum, uyuyacağım ben, mık mık mık başımı yedi.

Aslında o da haklı. Hem metroda indi bindi aktarmalar derken gelinceye kadar yolda yoruldu hem de Topkapı Sarayı'nda içeriye girinceye kadar bir sürü mesafe var.

Yine de biraz zorlayarak biraz Ayasofya biraz Topkapı Sarayı hazineler biraz da Mısır Çarşısı'nı gezdirmeyi başardım.

Ama bu gezi bence hiç olmadı. Benim içime hiç sinmedi. O yüzden bugün de ben kendim tek başıma yine geldim.

Daha kalabalık olmadan hemen önce Ayasofya'ya geçeyim dedim. Dün Cuma namazından dolayı Ayasofya çok ama çok kalabalıktı.

Bugün sıra beklemeden hemen girebildim.


 Ayasofya her zamanki gibi muhteşemdi.

Her seferinde olduğu gibi yine hayretle haşyetle ulvi duygularla seyrettim.

Ayasofya'dan çıkınca Soğuk Çeşme Sokağı'ndan -ne tatlı bir sokak ismi- geçerek Ayasofya'nın üst katını gezmek üzere yan tarafa geçtim. Üst galeriyi gezmek 800 TL imiş. Vazgeçtim. İyi ki zamanında bol bol gezmişim. Her yerini ezbere biliyorum zaten.

Buradan Topkapı Sarayı'na geçtim.

Buraya (en kötü ihtimalle senede bir kez gelmişsem ki bu da en az 30 kez gelmişim demektir) her geldiğimde istinasız yeni şeyler görüyorum. 

Mesela bugün yeni olarak kileri ve kilerdeki küpleri gördüm. 

Kahve fincanları kahve takımları da daha önceleri yoktu. 

Sonra kutsal emanetlere Hz. Muhammed'in mektupları eklenmiş.

Ama bugün de saray arabaları yoktu.

Hz İbrahim'in tenceresi yoktu.

Hz Ali'nin kavuğu gelmiş ama Hz Yusuf'un kavuğu gitmiş. 

Ben de görememiş olabilirim elbette.

Buraya öğrencilerimle geldim. Arkadaşlarımla geldim. Bilal'le geldim. Kötü havalarda, çok çok soğuk havalarda, sıcak havalarda, çok çok sıcak havalarda yani her koşulda geldim. Bazıları güzel geçti bazıları ise kötü idi ama hepsinde de çok şey öğrendim. Hep yeni bir şeyler keşfettim. 

 Bir keresinde de Talha Uğurluel'in eşi bize rehberlik yapmıştı. O gezi de çok güzeldi. En çok ayrıntıyı o zaman ögrenmiştim.









En keyif aldığım Topkapı Sarayı gezisi ise bugünkü gezim oldu.

Bir kere hava güneşli ve güzeldi.

Soğuktu ama üşümüyordum. 

Aynı zamanda sağlıklı ve neşeli idim. 

Etraf çok kalabalık değildi.

Topkapı Sarayı'nda her yer çok bakımlı idi.

Bir düzen intizam gelmişti.

Her şey daha sistematik daha iyi ilerliyordu.

  Odaları düzenlemişler daha fazla esere daha rahat bakabiliyoruz.

Tüm havuzlar temizdi fıskiyeler çalışıyordu.

Etraftan odalardan tatlı tatlı su sesi geliyordu.

Şubat ayı olmasına rağmen çevre düzenlemesi gayet iyiydi. 

Sarayın her yeri iyi havalandırılmıştı. Küf kokusu gitmişti. (Benim burnum koku almıyor da olabilir.)

Kısaca çok çok güzeldi.

Hem bir sürü yeni oda açılmış. Yeni eserler eklenmiş.

 Artık oda oda gezilmiyor güzergahlar yapmışlar.

Çok çok beğendim.

Ben turist olsam Topkapı Sarayı'na  bayılırdım.

Gelmişken bir de Harem'e gireyim eksik kalmasın dedim.

  ( Harem'e giriş indirimli hali ile 30 TL)

Harem de çok iyi idi. 

 Restorasyon başarılı olmuş. Rutubet kokusu gitmiş.

Tamam tadilat görmüş bakımı yapılmış, olan şeyi daha iyi hale getirmiş uzmanlar sma Harem yine de soğuk kasvetli ve hüzünlü. 

 Daracık dehlizler, gidişi var da dönüşü yokmuş gibi görünen koridorlar.

Sanki odalardan cariyelerin iç çekişleri boğuk boğuk sesleri geliyor. 

Aradan yüzyıllar geçmiş olsa da acılarını hâlâ hissedebiliyorum.

Verem olmuş, ölmeye mahkum çocukların genç kızların öksürük sesleri yankılanıyor rutubetli karanlık odalardan.

Emdikleri süt burnundan gelen minik şehzadelerin ve yavruları boğulduğu anda gözleri yuvalarından çıkmış aklını yitirmiş haseki sultanların feryatları duvarlara işlemiş, yüzyıllar geçse de hâlâ haykırmakta.

İhtimal ki yaşanırken burası daha cıvıl cıvıl neşeli bir yerdi. Etrafta çocuklar koşturuyordu. Genç kızlar hayatlarının baharında ışık saçıyordu.

Belki üst odalar güneş alıyordur, aydınlıktır. 

Kimbilir pencerelerden deniz bile görünüyordur. 

Belki...

Ama şimdi bizi gezdirdikleri yerler itibari ile bir girenin asla çıkamayacağı bir girdikten sonra hep düşmeye mahkum olduğun karanlık dipsiz kör bir kuyu gibi harem. 

Sanki odalardan aman hemen fırsat varken kaçın gidin bu lanetli yerden daha da gelmeyin diye fısıldıyor güzel taptaze gün görmemiş ve göremeyecek olan köle kızların hayaletleri. 

Gün ışığına çıkınca bir oh dedim. 

 Sonra Aya İrini'ye gittim ama tadilatta imiş.

Sonra Sultanahmet Meydanı'na geçtim.

 Bir tane peynirli simit ( 25TL) ve bir çay ( 20TL)  aldım. Bir banka oturdum. Sultanahmet Camisi'ne bakarak kahvaltımı yaptım.

 Buradan Yerebatan Sarnıcı'na geçtim.

Burası da çok güzeldi. 

Eskiden suda balıklar vardı. Balıklar gitmiş ışıklandırma yapılmış. Her yer değişmiş bence güzelleşmiş. Eski hali de güzeldi bu arada.

 Beğendim.






(Yerebatan Sarnıcı, ögretmen indirimi ile 30 TL)

Buradan çıkınca artık döndüm.

Güzel bir cumartesi idi.

Mutlu umutlu günlerimiz olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder