24.08.2024 Cumartesi
Bugün sabah erkenden saat 05:30'da uyandım. Bugün gerçekten de zor uyandım.
Gezimizin son zamanları artık. Yorgunluk vurmaya başladı.
Sabah kahvaltıya indiğimizde kahvaltı muhteşemdi. Hayatımda bu kadar güzel kahvaltı nadiren görmüşümdür.
Lakin sabah o kadar erken ki ve biz o kadar yorgunuz ki hiç iştahımız yok. ( Zaten gezi boyu da olmadı.)
Defne hiçbir şey almadı. Ben 2 kesme şeker büyüklüğünde bal ve tereyağı 3 adet kızarmış patates ve yine bir kesmeşeker büyüklüğünde kırmızı biber aldım.
Sonra yola çıktık.
Keban barajını gördük.
Kıvrıla kıvrıla giden çok dar yollarla vadilerin arasından Kemaliye'ye doğru yol aldık.
Türkiye'de böyle yolların olduğunu bilmiyordum.
Rehberimiz şimdi bir viraja gireceğiz. Adı Dutluk virajı. Orada hep beraber ooovv diyeceğiz dedi.
Viraja gelince neden böyle dediğini anladık. O kadar dar neredeyse uçuruma uçacağımız bir virajdı.
Biz ooov yerine Allah Allah dedik o ayrı mesele.
Öyle sapa öyle zor yollar ki.
Böyle yerler Nepal'de falan olur diye düşünürdüm.
Kanyona indiğimizde önce Recep Yazıcıoğlu Köprüsü'nü gördük.
Bu köprünün hikayesi bir film olarak (Köprü) çekilmiş.
Buralara köprü yapmak yol yapmak hatta buralarda yaşamak bile büyük bir mesele.
Sonra Apçağa Köyüne geldik. Burada Ahmet Kutsi Tecer'in evini gördük.
Orada bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da / O köy bizim köyümüzdür.
İşte o köy bu köymüş. Neden gidilemiyor hasretlik çekiliyor onu da anladık.
Oyalanmadan aracımıza binip Kemaliye'ye geldik.
Kemaliye hakkında hiçbir şey duymamıştım. Burası da harika bir köymüş.
Altta Fırat'ın bir kolu Karasu geçiyor. Evler ahşap ve harika bir mimariye sahip.
Kapılarında hep özel tokmaklar var. Kadınlar için ayrı erkekler için ayrı bir tokmak.
Burada gezerken bir teyze gördük. Bizi kahvaltıya davet etti.
Defne burada yine kedicikler gördü. Minik yavru kediler. Çok tatlılardı.
Yürürken yürürken gür bir çağlayan sesi duyduk. Meğer köyden bir de yukarıdan akan çağlayan gibi bir pınar varmış.
Kemaliye harika idi.
Kemaliye Erzincan'ın bir ilçesi. Diğer adı ile Eğin. Eğin Göktürkçe "Cennet kadar güzel bahçe" demekmiş. Gerçekten de cennet gibi bir yer.
Dağların arasında Karasu vadisinde konumlanmış.
Burayı gezdikten sonra (Aslında tam da gezemedik yine.) aşağı indik.
Karanlık Kanyon Tekne Turu'na katıldık.
Kemaliye Karanlık Kanyon Amerikadaki Grand Kanyondan sonra dünyada 2. büyük kanyonmuş.
Kemaliye Karanlık Kanyonu’nda Karasu Vadisi’ne paralel konumlanmış olan bir de tarihi ‘Taşyol’ var.
Bu yolun yapımına 1860’lı yıllarda başlanmış olmasına rağmen, 300-400 metre kadar dar bir patika yapılabilmiş.
1949-1960 yılları arasında toplam yolun 1 km kadar kısmı devlet desteği ve toplanan yardımlarla açılsa da, sonrasında 1983 yılına kadar çalışmalar durmuş.
1992’de döneminin Erzincan Valisi Recep Yazıcıoğlu’nun ve Kemaliyelilerin maddi-manevi özverili çalışmaları sonucunda, 1995 yılında şantiye tekrar açılmış ve 2002 yılında tamamlanarak ‘Taşyol’ resmen açılmış.
31 tünel ve 62 havalandırma ile yarma olmak üzere yolun yaklaşık 8 km kadarı tünel olmak üzere toplam 13 km uzunluğunda.
Her ne kadar karayolu özellikleri taşımasa da, ‘Taşyol’ neredeyse halen ilk yapıldığı gibi.
Taşyol'dan otobüsle gelirken geçtik. Gerçekten de çekiç darbelerini gördük.
İnsanın sabrını azmini tabiat üstünde hakim olma becerisini gösteriyor bu yol.
Aşağıda tekneden de yolun gerisini, havalandırma pencerelerini gördük.
Kanyon da etkileyici idi.
O kadar güzel ki buralar.
Tepemizdeki güneşe aldırmadan keyifli bir 15-20 dakika geçirdik.
Daha sonra burada Karanlık Kanyonun girişinde sevimli şirin kahvede oturduk.
Tek bir kahve var.
Herkes kızılcık reyhan şerbeti içti ama ben içmedim. Çok güzel görünüyordu.
Baya bir kişi zipling yaptı. 150 lira imiş. Bence gayet makul. Aynı zamanda yapanlar epey zevkli olduğunu söyledi. Defne de ister diye ben de yapmadım.
Burada biz bize idik. Kalabalık yoktu. Çok rahat ettik.
Sonra yeniden yollara düştük.
Fırat boyu devam ettik. Nehirle uyum içinde oldukça pitoresk köyler gördük.
Kart postallardaki resimler gibi manzaralara şahit olduk.
Görmeden anlaşılamayacak anlatmakla anlaşılamaz manzaralar...
Bugün hava da çok güzeldi. Güneş Fırat'a köylere toprağa dostane salkım salkım dökülüyordu.
Masmavi kıvrıla kıvrıla akan bir nehir yanlarında bu nehirle uyumlu yeşillikler içinde köyler.
Gide gide Divriği'ye geldik.
Cami ve Şifahaneyi Mengücekoğullarından Ahmet Şah ve eşi Melike Turan Melek yaptırmış.
Her ikisinde heykeli kapıda varmış. Bağnazlar kırmış.
Bu heykellerin önemi hem kadının hem de erkeğin aynı hizada kapıda bulunması.
Orada bir amca lazer tutarak caminin ve şifahanenin detaylarını anlattı.
Bu camide o kadar çok detay var ki. Hepsi de bir şey anlatıyor.
Mesela en üstte iki elif arası bir lale var. Elif de lale de Allah'ı simgeler.
Lalelerin altında kalpler var. Elife yakın olanların içi dolu aşağıdakilerin ise içi boş.
Yani Allah'a yaklaştıkça kalbin doludur. Uzaklaştıkça kalbin boşalır. Allah'a yakınsan korkma. Topraktan geldik toprağa gidecegiz. Ölümden korkma. Ona kavuşacağız.
Bu arada yukarıdaki mihrap üç boyutlu yapılmış. Taşı bir dantel gibi oymuşlar. Altlarında boşluklar var.
Mesela bu minberin bir yüzünde 57 diğer yüzünde 57 yıldız var. Toplamda 114 yani Kuranı Kerimdeki sure sayısı.
Mesela bu lotus.
Lotus tüm dünyada saflığı simgeliyor.
Ve burada yine üç boyutlu yapılmış.
Fotoğrafını çekmeye çalıştım ama olmadı, mesela bir köşede 2 başlı kartal var. Selçukluyu simgeliyor. Yanında ise bir kartal daha var. Mengücekleri simgeliyor. Kartalın başı eğik, ben Selçukluya bağlıyım diyor. Ama kartalın bir ayağı ise yukarı kalkık bir av yakalatacakmış gibi pençelerini açmış. Yani Selçuklu sultanına bağlıyım ama bir hatasını görürsem tepesine binerim demekmiş.
Hilaller İslamı simgeliyor.
Ortada resimde kapıyı çevreleyen pek belli olmayan boru gibi şey var. O cehennemi simgeliyor. Cehennem boş ve anlamsız bir yerdir.
Ama kapının görünen yerleri binlerce desen binlerce figürle cenneti simgeliyir. Cennet ise rengarenk iç ferahlatıcı ve neşelidir.
Bu yüzden bu kapının bir ismi de Cennet Kapısı.
Hiçbir motif diğerinin aynısı değil Allah'ın tek ve bir olmasını simgeliyor.
Bir tarafta lale var, Allah'ı simgeliyor diğer tarafta ise bülbül var Hz Muhammedi simgeliyor.
Burada kemerin altında isim en üstte yazılmış. Bu bina birgün yıkılırsa ilk benim ismim ayaklar altında kalsın demekmiş.
Bunun gibi bir sürü mesaj.

Bu şifahanede bir havuz var. Döne döne akan bir havuz. Su sesi olsun şırıltısı ile hastalar iyileşsin diye yapılmış.
İki müezzin burada ezan okudu. Akustiğin ne kadar mükemmel olduğunu uygulamalı gösterdiler.
Divriği Cami ve Darüşsifası gerçekten de harikulade idi.
...
Buradan çıktıktan sonra Sivas'a gittik. Önce yemek yedik. Buranın pidesi ve köftesi meşhurmuş. Ben etli pide aldım. Gerçekten de güzeldi. Defne tavuk kanat aldı.
(Sivas Lezzetçi : 605 TL)
Burada serbest zaman verildi.
Sivas meydan canlı kıpır kıpır hayat doluydu.
Düzgün bir fotoğraf çekemedim. Her taraf insan kaynıyor.
Serbest zamandan sonra dönüş yoluna geçtik.
Yollar yollar uzun uzun yollar.
Havaalanına geçenler sebebiyle otobüs yine yarı yarıya boştu. Rahat rahat geldik. Sabah 10 gibi Merter'de idik.
Bir gezimiz daha böylece zihnimizde güzel hatıraları ile yer aldı.
Mükemmel harika bir gezi idi.
....
Jolly Doğu'nun Hazineleri Turu
İki yetişkin tur ücreti 24.789 TL
Ekstra toplanan para 2450x2 = 4900
Tuzluca mağarası = 50 TL ( Defne ücretsiz)
Van Kedi evi= 30 TL
Diğer harcamalar
Bakır Tavalar: 800 TL
Urartu Takılar = 8900
Kars Balı = 600
Erzincan öğle yemeği = 585
Kars öğle yemeği =750
Doğubeyazıt öğle yemeği = 200
Gevaş öğle yemeği = 510
Tunceli öğle yemeği = 500
Sivas öğle yemeği = 605
Diğer Ekstralar = 1080 TL
Toplam= 24.789 + 19.510 = 44.299 TL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder