Bugün Defne ile Şahinderesi Jeep Safari Turu'na katıldım.
Her zaman kendiliğinden 06:30 07:00 gibi kalkan ben bugün sabah çok zor uyandım.
Defne de kalkmak bilmedi.
Hemen aşağı indim, duşumu aldım, hızlıca hazırlandım, 09:15 gibi yola çıktım.
Kahvaltı için meydandaki simitçinin çıtır çıtır simitlerinden almayı planlamıştım ama çok sıra vardı park yeri yoktu ve biz çok geç kalmıştık.
Aman Akçay'dan bir yerlerden alırım deyip yoluma devam ettim.
Oysaki dün erkenden oralara gider sahilde bir yerlerde bir güzel kahvaltı yapar öyle katılırım tura diyordum. Olmadı.
Akçay'da park yeri problemi olduğu için en kolay yer olarak arabayı Yasa'ya bıraktım. Kazdağı Turizm yol üstünde çok kolay bir yerde. Geç kaldığımız için hızlıca kestirmeden gideyim dedim ama en kısa yol en iyi bildiğin yoldur diyen atalarımız boşuna söylememişler, bir türlü yazıhaneyi bulamadım. Allah'ım bu kadar basit bir yolda bile Akçay'da kaybolduk.
Kazdağı Turizm'i ararken yolda bir pastane gördüm, hızlıca 2 simit aldım. Sora sora yazıhaneyi bulduk. Tam 10:00'da oradaydık. Hemen yakınlardaki Pehlivanoğlu'ndan da bir tane Eti Nero alabildim ve hemen yola çıktık.
Grubumuzda 5 tane genç erkek, bir anne ve kızı toplamda şoförle birlikte 10 kişi vardı.
Gençleri görünce eyvah eyvah dedim.
Defne bile amanın demiş olmalı ki " Anne bunlar! arabada küfredince ne yapacaksın " dedi. "Güzellikle uyarırım aile var burada derim merak etme Defnecim." dedim.
O gençleri görünce epey canım sıkıldı aslında. Hatta geziyi iptal etmek bile geçti aklımdan.
Çünkü buralarda etrafta çok saçma sapan gençler görüyoruz. Sürekli küfreden taşkınlık çıkaran her hareketi sorun olan gençler. Sabahtan akşama bir arabada beş zibidi ile birlikte olma düşüncesi beni oldukça gerdi.
Yolculuğumuz başladı.
Bu arada korktuğumuz olmadı. Gençler gayet edepli adablı saygılı çıktı. Hiç taşkınlık yapmadıkları gibi gayet seviyeli bir üslupları vardı. Saygı uyandırıcı ama aynı zamanda sevimli idiler.
Anne ve kızı ise soğuk nevale idi. Ne selam ne sabah. Göz teması bile yok. Suratlarını asıp oturdular. Hele Defne'nin arkadaşı olabilecek olan kızda sevimliliğin zerresi yoktu. Tövbe estağfirullah, Allah'ım ne olur günah yazma, böyle itici tipleri en son kolejde çalışırken görmüştüm. Kasım kasım kasılmaktan kasılıp kalacak neredeyse.
Yolda giderken diğer turlara da rastladık.
Kırmızı ışıkta durduğumuzda diğer turdan bir adam- ilk başta şaşkınlıktan anlayamadım- "kapışıyor muyuz" dedi.
Defne'nin o kadar hoşuna gitti ki bu söz yol boyu bir onlar bizi geçti bir biz onları geçtik Defne de her seferinde el salladı yok geçiyorlar yok biz geçtik aman yakaladılar yakalıyorlar diye diye ilerledik ve böylece Allah'a şükür yol boyu sıkılmadı.
Önce bir çeşme başında durduk.
Gençlerle biraz muhabbet edeyim dedim.
Meğer bu gençler Adana Fen Lisesi'nden sınıf arkadaşı imişler.
Her birisi çok güzel yerleri kazanmış. 2 tanesi Boğaziçi Elektrik Elektronik'e girmiş. Biri Ankara İngilizce Tıp'ta okuyormuş. Biri de Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesini %100 burslu kazanmış. Diğerini unuttum ama hepsi de maşallah çok iyi yerlerde idiler.
Arkadaşlıkları hâlâ devam ediyormuş. Şimdi de beraber tatil yapıyorlarmış.
Yaşıtları sabaha kadar bilgisayar başında ömür çürütürken bu delikanlılar sabah erkenden kalkmışlar ve hep beraber safariye katılmışlar. Hayran olmamak elde değil.
Yolculuğumuz boyunca da eli yüzü düzgün bu gençlere hayranlığım artacaktı.
Hatta bu delikanlıları gördükten sonra Defne'yi ne yapıp edip bir Fen Lisesi'ne göndermek için 1000 tane plan yaptım diyebilirim.
Oturmasını kalkmasını biliyorlardı. Anlayışlı ve yardımseverlerdi. Sorun çözücü idiler. Aynı zamanda espiritüel bir kişilikleri vardı.
Rehberimiz bizi çay içmek için Doyran Köy Kahvesine götürdü ama çay yokmuş.
Bu sayede Doyran Köyü'nü de görmüş olduk.(Köyü hiç beğenmedim. Manzarası mükemmel)
Doyran Köyü'nden geçerek Kazdağı Millî Park girişine geldik.
Burada Cam Teras var. Sıcaklar yüzünden cam teras çatlamıştı bu yüzden de ziyarete kapalı idi. Ama tamir edilmiş açılmış. Hem de ücretsiz ziyaret ettik. Kimsenin haberi yok galiba çünkü bizden başka kimse yoktu. Rahat rahat manzarayı seyrettik.
Manzara mükemmeldi.
Bir çay bahçesi vardı ama burada da çay yoktu. Su ve simitten oluşan kahvaltımızı millî park girişinde yaptık.
Daha sonra Kazdağı Milli Park'a giriş yaptık.
Bu sırada bir mercedes geldi. O da buradan geçiş yapmak istedi.
Görevliler ve rehberimiz yasak olmaz zaten senin araba buraya uymaz vs dediler. Adam bir girseydim diye ısrar etti. Neyse sonunda ikna ettiler.
Arazi araçları dışında hiçbir araç bu yolu alamaz. 4x4 arazi araçları bile zor gidiyor bu yollarda. Normal araçla bu gezintiyi yapabilmek mümkün değil.
Mercedesli adam rehberimize demiş ki "Ne var orada?" Rehberimiz de demiş ki "Hiç bir şey yok."
Rehberimiz İbrahim Bey sonra bize geldi dedi ki "Ne diyeyim ben şimdi bu adama!"
Allah'ım çok komikti. Gerçekten de tüm gün yol gidip dağ bayır seyredeceğiz. Yani sabahtan akşama sallana sallana hobidik hobidik toz içinde yolculuk yapacağız sadece bir göl bir de manzara göreceğiz, deli miyiz neyiz biz.
Kazdağı Millî Parkı'nda 4 tarafı açık jeepimiz ile hoplaya hoplaya yolculuğumuza başladık. Taşlarımız varsa hepsi düşmüştür herhalde.
Daha önceleri de bu safariye katılmıştım. Son 2 yıldır burası ziyaretçiye kapalı idi. Bu zaman diliminde buraları epey düzenlemişler. Yol kenarındaki ağaçları kesmişler. Eskiden ağaç dalları arabaya kadar girerdi kafamıza çarpmasın diye eğilmek zorundaydık. Hep gölgeden giderdik.
Şimdi daha rahat yol alıyoruz ama tercih etsem ötekini doğal halini tercih ederdim.
Sonra seyir teraslarını düzenlemişler daha güvenli korkuluklu teraslar haline getirmişler.
Mesela Küçük Burun Ahşap Seyir Terası yapmışlar. Eskiden aman dikkat edin uçuruma yaklaşmayın diye diye korka korka bakardık ağaçların tabaka tabaka taşların arasından uçurumun yanından manzaralara.
Burada ahşap terasta bir rehber buraların mitolojik geçmişini anlattı.
Sonra devam ettik.
Akçay'dan kalkıp Doyran'a gelirken hep zeytinlikler vardı. Sadece zeytin ağaçları. Doyran'dan sonra kızıl çamlar başladı. Kızıl çamlar dallı budaklı. Yukarılara çıkıldıkça ise upuzun dimdik ve düzgün gövdeleri ile karaçamlar başlıyor.
Çam ağaçları ile birlikte harika bir çam kokusu başlıyor. Tüm orman mis gibi çam kokuyor
Tozuta tozuta hoplaya zıplaya Dereçatı bölgesine geldik.
Eskiden burada yemek yeniyordu. Mangal yakıyorlardı. Lakin artık sanırım yasak kimse mangal yakmıyor. Bizim turumuz yemeksizdi diğer turlar ise soğuk sandviç ve içecek ikramı yaptı.
Eskiden çadır kurup kamp yapanlar da olurdu artık ona da izin verilmiyor sanırım. İyi yapıyorlar bence de. Orman yangınları nedeni ile bu tedbirlerin gerekli olduğunu düşünüyorum.
Hemen mayolarımızı giyip Ayı Gölü Şelalesi'ne gitmek üzere yürüyüşe geçtik.
Yollar çok güzeldi. Hiç kimseler yok. El değmemiş yerler buralar.
Bu arada rehberler etrafı temiz tutmak noktasında çok titiz. Zaten rehbersiz normal araçla kimse giremiyor buralara.
Yürüyüş yoluna bayıldım.
Sonra Ayı Gölü Şelalesi'ne geldik.
Orada minik bir göl var.
Gölde yüzebilmek için aşağı tehlikeli bir merdivenle iniliyor.
Eskiden merdiven ahşap, bir basamağı kırıktı ve çok dandikti. Bu sefer kayalara sıkı monte edilmiş demirden sağlam bir merdiven koymuşlar.
Ama yine de korkunç. 90 derece eğimle aşağı iniliyor.
Onu görünce zaten elim ayağım titredi. Baktım bir sürü çoluk çocuk iniyor ben de yapabilirim dedim. Önce Defne'yi tuttum inmesine yardım ettim ama ben bir türlü korkudan inemiyorum.
Fotoğraflarda çok basit görünüyor sanki aşağıda yeterli alan var gibi görünüyor ama gerçekten de basit değil. Zaten pek çok kişi inmiyor o merdivenleri göleti tepeden izlemekle yetiniyorlar.
Korkudan elim ayağım titredi. En son Luna Parkta gondola hem de gondolun en ucuna bindiğimde bu kadar sinirlerim gerilmişti.
Sonra orada bizim grupta olmayan çok yakışıklı bir delikanlıya ingilizce sizi tutabilir miyim dedim. Çünkü Türkçe bilmiyordu.
Güçlü kuvvetli pazularına güvenerek aşağı inebildim.
Buraya kaç kez geldim bilmiyorum ama bu gölde hiç yüzmemiştim ama hep yüzmek istemiştim.
Bugün inş yapacagım sonunda bu gölde yüzeceğim dedim.
Önce ayaklarımı soktum su buz gibiydi. Biraz alışayım dedim ama bir müddet sonra soğuktan ayaklarımı hissetmiyordum. Su kadar soğuk ki.
Diğer gruplardan bir yaşlı bayan vardı, yüzüyordu. Üşümüyor musunuz dedim o da ben çok severim kaynak sularını dedi.
O yüzüyorsa ben de yüzerim dedim. 4 kere daha denedim attım kendimi suya ama su buz gibi olduğu için daldığım gibi çıktım. Artık ayaklarım da hissizleşti. Dördüncüde nihayet başardım.
Sonra da kimse beni çıkaramadı sudan.
O kadar güzeldi ki.
Sonra diğer safari turundan gelenler yemeğe gitti. Bizim turumuz yemeksizdi. Biz biraz daha kaldık. Bizim oğlanlar da gitti. Sonra burada ilk kez gülümsediğini gördüğüm anne ve kızı da gitti.
Ben tek başıma bir başıma o enfes suda yüzdüm de yüzdüm. Bir saate yakın kalmışımdır bu suda.
Harikaydı.
Sonra geri döndük. Yine o güzel yollardan geçtik. Dere çağlıyordu. Her taraftan mis gibi çam havası geliyordu.
Diğer turlar gitmişti. Arka taraflarda bir yerlerde giyindik.
Buz gibi sudan içtik. Termosumuzu bu su ile doldurduk. Kalan simitleri ve negromuzu yedik.
Bu sefer de Kanyonun öte tarafına geçtik.
Ağlayan Çam'da durarak bir de bu taraftan kanyonu gözlemledik.
Manzara nefes kesici idi.
Yol boyu bir sürü değişik bitki gördük. Her yerde sığır dili bitkisi vardı. Kurumuş baldıran otları vardı.
Bir ara İbibik kuşu gördük. Sanki onu iyice görmemiz için yola defalarca kondu. Her taraftan poz verdi. Sonra da o müthiş endamı ile salına salına uçtu gitti.
İbibik kuşunu şu şekilde internetten buldum.
Bizimkisi de aynı idi.
Rehberimiz İbrahim Bey bir ara durdu yerde ayı izi varmış, az önce geçmiş buralardan.
Bu sırada ona hiç inanmadım. Bizi kekliyor dedim. Çünkü yerde iz falan yoktu. Ortamı hareketlendirmek için uyduruyor dedim.
Meğer bu adamın eskiden bir ayısı varmış onunla oynarmış. Hatta Almanyalı biri bunu videoya çekmiş VHS kasete almış. Bir kaç yıl önce ise onunla paylaşmış o da instagrama koymuş. Bize de gösterdi. Gerçekten de bir ayı var ve bu amcanın genç hali denizde bu hayvanla oynuyor şakalaşıyor. İzlerin bir ayı izi olduğuna inandım mecburen. Ama hâlâ arabadan o silik izleri nasıl tanıdı gördü inanamıyorum, hayret bir şey.
Sonra yine izler gördük. Bu sefer gerçekten belirgindi ben de izleri gördüm.
Rehberimiz İbrahim Bey'in de kızı Boğaziçi'li imiş. Bugünlerde doktora için yine İstanbul'a gidecekmiş.
Akçay'da kocaman çiftlik gibi bir yerde yemyeşil çok bakımlı bol çiçekli bir yerde yaşıyormuş. Ördekleri köpeği kedisi tavukları ve atı varmış. Fotoğrafları gösterdi. Adam bildiğin çiftlikte yaşıyor. Anladığım kadarı ile sırf zevk olsun diye bu işi yapıyor.
Sonra Avcılar köyünde çok hoş bir kahvede oturduk. Manzara çok güzeldi. İşletenler de gayet güleryüzlü rahat tiplerdi.
Kahve çok bakımli idi.
Her yer çok güzeldi.
Defne'ye patates ve çay söyledim.
Acıkmışız iyi geldi.
(Patates kızartması: 200 çay:20 TL)
Burada da biraz sohbet muhabbetten sonra geri döndük.
Her şey çok güzeldi bugün.
Çok keyif aldım.
İyi ki de gitmişiz.
Defne de bu gezimizin çok güzel olduğunu söyledi.
(Şahinderesi Jeep Safari Turu yemeksiz kişi başı 800 TL)
Şimdi terasa halı attım. Defne çoktan uyudu. Annem de diğer halıda uyuyor.
Annem her uyandığında hava soğuk içeri geçin çocuğun üstünü ört deyip geri uyuyor.
Ben bir yandan sivrisinek öldürüp bir yandan Defneyi örtüyorum. Mahallede minicik bir köpek var ama sesi çok fazla sabaha kadar havlıyor. Şu an yine başladı havlamaya.
Zaten akşamları buralar zombi filmleri gibi. Tüm gün masum masum uyuyan bu köpekler geceleri sabaha kadar uluyor kavga ediyor birbirlerini gırtlaklıyorlar. Sürekli bir havlama uluma arada da kedi cırlama sesi geliyor. Korku filmlerine efekt olarak koysalar olur yani.
Şu anda karşı komşular mutad kavgalarına başladılar. Küfür dağarcığım yine epey genişledi. Her akşam kavga var her akşam masalar sandalyeler devriliyor bardaklar tabaklar kırılıyor.
Ben de bu küfürler havlamalar cırlamalar bağıra çağıra konuşanlar arasında bunları yazıyorum.
Şu anda da birileri pencereden saat 1 saat 1 deyip bağırıyor. Çünkü saatlerdir bir kadın hiç durmaksızın konuşuyor. Söyleyecekleri bir türlü bitmek bilmedi. Öyle de sinir bozucu bir ses tonu var ki.
Neyse ben de yatayım artık.
Her günümüz böyle güzel geçsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder