Neredeyse üç aydır Defne benle. Babasını özlemiştir. Onunla 2-3 gün vakit geçirir ben de rahat rahat acele etmeden işlerimi bitiririm rahatlarım diyordum.
Pazar günü turdan döndük. Defne babasına gitti. Ertesi gün Defne'yi babası getirdi.
Daha valizleri bile kaldırmamıştım.
Defne'nin burada kimsesi yok. Arkadaşları da inmedi bahçeye. Telefonu da ben vermek istemedim. Defne de sıkıntıdan patladı.
Ben çamaşır yıkadıkça huysuzlandı, ben valizleri topladıkça söylendi.
Bir müddet sonra sen zaten hep temizlik yapıyorsun benle oynamıyorsun deyip ağlamaya başladı.
Baktım olmayacak.
Defne bana iş yaptırmayacak belli.
Ben de evde durmanın manasızlığına hükmettim.
Her şeyi bıraktım Kapadokya Turu'na katıldım.
Bu sene şubatta da Kayseri'den Avanos'a gitmiştik.
Bilallerle çok güzel bir akşam üstü geçirmiştik.
Bir kere daha gerçek manada Kapadokya'yı rehber eşliğinde gezeyim dedim.
...
30 Ağustos 2024 cuma günü akşam 21:30'da Merter'den servisimiz kalktı.
Sabaha kadar yol aldık. Otobüs tamamen doluydu. Defne kucağıma yattı. Önümdeki de koltuğunu yatırdıkça yatırdı. ( Ben ömrümde bir kez bile koltuğumu yatırmadım arkadaki rahatsız olmasın diye.)
Oldukça rahatsız bir yolculuktu.
Hiç uyuyamadım.
...
31.08.2024 Cmt
Sabah 07:00 gibi Aksaray'da Tuz Gölü manzaralı bir dinlenme tesisinde ihtiyaç molası verdik.
Tesiste Tuz Gölü'ne geçiş vardı. Biz de bir görelim gölü dedik ve gittik. Lakin Tuz Gölü epey bir çekilmiş o yüzden kıyısına kadar gidemedik. Uzaktan seyrettik.
Sonra otobüsle bir müddet daha gittik.
Aksaray Okurlar Dinlenme Tesisleri'nde kahvaltı molası verdik.
Açık büfe kahvaltı vardı. Kahvaltıda Defne ile fazla bir şey yiyemediğimiz için ben bir tabağa biraz peynir 2 yumurta çok az patates kızartması bir de biraz şakşuka aldım. Defneyle birlikte yeriz dedim. Ama bomboş tabak 250 TL'den fazla tuttu. Ben de açık büfe olsun madem dedim. Açık büfede sadece bir bardak çayı ücretsiz veriyorlar. Diğer bardaklar ücretli imiş buralarda. Bana çok saçma geldi.
(Aksaray tesislerde açık büfe kahvaltı: 250 TL bir bardak çay: 15 TL )
Kahvaltıdan sonra biraz daha devam ettik.
Böylece Güzel Atlar Diyarı Kapadokya'ya geldik.
İlk durağımız olan Ihlara Vadisi kapalı imiş.
Buraya uğramadan Aksaray'ın Güzelyurt ilçesinde Selime Katedrali'ne geldik.
Burası içinde bir sürü odalar şapeller kiliseler mahzenler vs olan dev bir kompleks.
Çarpık çurpuk yollardan ayakkabım inş yırtılmaz ayağım inş dönmez diye diye nefes nefese çıktık.
Eski insanlar nasıl buralara çıkıyormuş nasıl yaşıyorlarmış?
Biz ahşap merdivenler yapıldığı halde yukarı çıkıncaya kadar kan ter içinde kaldık.
Manzara da etkileyici idi.
Buradan Narlı Gölü'ne geldik.
Bu da Doğu Anadolu'da Bitlis'teki Nemrut Krater Gölü gibi Hasan Dağı'nın krater göleti. Ama Nemrut Krater Gölü'ne göre minicikmiş.
Pek etkileyici bir yer diyemem. Küçük minik bir gölcük.
Buradan Kaymaklı Yeraltı Şehri'ne geçtik.
Ömrümde böyle bir şey görmedim.
Yerin 100 metre kadar derinine 7 katlı bir şehir inşa etmişler daha doğrusu yerin altını oymuşlar.
20.000 kişi rahatlıkla yaşayabiliyormuş burada.
Mahzenler şapeller kiliseler depolar hayvan barınakları yani yerin üstünde ne lazımsa aşağıda da var.
Bir karınca yuvasının içindeyim sanki.
Klostrofobisi olanların kesinlikle girmemesi gereken bir yer.
Ben gezerken çok bunaldım.
Allah'ım bir an önce çıkayım burdan dedim.
Düşmandan korunmak için buraya sığınıyormuş eskiler.
Nasıl yaşıyorlardı nasıl kuyulara düşüp ölmüyorlardı bilmiyorum.
Bazı geçitler öyle dardı ki eğilerek sürünerek devam ediyorduk.
Şu anda bunları yazarken bile daralıyorum.
Geçitlerde iki büklüm yürürken elektrik kesilirse ben ne yaparım diye düşünmekten fenalık geçirdim.
Hayran olmamak hayret etmemek mümkün değil.
Buradan çıkınca güneşi görünce herkes gibi bir oh çektim.
Buradan çıkıp Ürgüp'teki Anka Restaurant'a öğle yemeği için geldik.
Manzara harika idi.
Yemekler açık büfe idi.
Anka öğle yemeği: 250 TL Defne yarı ücret: 125 TL
2 adet İçecek: 85 TL
Çay: 20 TL
Yemeğimizi yedikten sonra Göreme Ören Yeri'ne geldik.
Dünya Kültür Mirası Listesinde olan Göreme Açık Hava Müzesi de oldukça etkileyici idi.
Burada bir de Karanlık Kilise var.
Yüzyıllar önce kilisenin ön tarafından kaya düşüyor ve kilise tamamen içeride kalıyor.
Bir çoban bir gün güvercinlerin içeri girmesinden şüphelenip merak edip kazıyor ve içeriyi görüyor hemen yetkililere haber veriyor.
Böylece çizimleri ilk yapıldığı gün gibi capcanlı günümüze kadar gelen Karanlık Kilise ortaya çıkıyor.
Burada müze kart geçmiyor. Türk misafirler için kilise giriş ücreti 100 TL.
Buradan da Üç güzeller'e geçtik.
Buradan sonra artık akşam oldu.
Otelimize geçtik.
Bizim otelimiz Lavinia oteldi.
Gayet şirin hoş bir oteldi.
Odamıza yerleşip yıkanıp ferahlayıp yemeğe geçtik.
Yemek açık büfe idi. Ve herşey çok güzeldi. Lakin ne Defne ne de ben pek bir şey yiyemedik. -yorgunluktan herhalde-
Sonra da Uranos Türk Gecesine katıldık.
Burası kayaya oyulmuş bir mekan.
İçeride asla telefon çekmiyor.
Ortada bir sahne, içeriye doğru yükselen 5 geniş koridor içinde de amfi şeklinde sıralanmış taştan masalar var. -Garip bir şekil-
Masalar sıralar da kayadan oyulmuş. Oldukça otantik bir yer.
Bizim önümüzde Vietnamlı mı Koreli mi bilemiyorum gözü çekikler oturuyordu.
Masalarda bir sürü yiyecek vardı. Hiç birine el sürülemedi elbette. Daha yeni yemek yedik.
İçecek ikramları başladı. Burada sınırsız içecek ikramı var.
Biz yanımda oturan kapalı bayan ve tatlı kızı ile kafa dengi idik.
Meyve suyu kola vs içtik karpuz yedik.
Sonra gösteriler başladı.
Türk halk oyunlarından bir seçki yapıldı. Horon tepildi, halaylar çekildi, Zeybek oynandı, Roman havası, Kafkas oyunları, mendilli oyunlar, çayda çıra, damat karşılama vs daha ismini bilmediğim bir sürü değişik halk oyunları sergilendi.
Arada insanların da oynaması için ortam oluşturdular. Bizim kültürde olmayan danslar vs de yapıldı.
Bir dansöz...
Ben ömrümde gerçek bir dansöz hiç görmemiştim.
Gayet kıvrımlı göbekli çok dişil mükemmel bir kadın tam bir dansöz kıyafeti ile geldi.
Göbek dansı yapmaya başladı.
Allah günah yazmasın ama çok hoşuma gitti. Bir dansöz varlığında bu kadar eğlenebileceğimi hiç tahmin etmezdim.
Zaten gece boyu bu kadını bir dansöz gibi değil de bir sanatçı imişcesine izledim. (Böyle düşünmemeliyim elbette biliyorum)
Yaptığı şey basit bir dans değildi bana göre bir sanattı.
Sonra yine danslar danslar gösteriler derken artık 12'ye doğru mekandan ayrıldık.
Otelimize gitmek üzere otobüslere bindik.
Buraya kadar kendimi iyi hissediyordum.
Sonra gruptaki kadınlar otobüste müzik açtırdılar.
Gecenin bir yarısı son ses köylerden kasabalardan geçtik.
Tüm gece Uranos'ta kurtlarını dökmemiş gibi bir de otobüsün içinde hiç durmaksızın zıpladılar hopladılar saçma sapan hareketler yaptılar.
Defne'nin kulakları patlamasın diye elimle kapattım.
Gördüler ama umursamadılar.
Bir şey diyeyim diyorum ama öyle içmişler ki kendilerinde değiller.
Kahkaha atıyorlar bağıra bağıra şarkı söylüyorlar, saçmalıyorlar.
Hele benim yanımda sarı saçlı bir or.spu yanındaki adama tuhaf tuhaf hareketler yapıyor, adamı okşuyor öpüyor yani az kaldı adamın üstüne çıktı çıkacak.
Allah'ım ne yaparım ne yaparım deyip duruyordum.
O iğrenç kahkaları hâlâ kulaklarımdan gitmedi.
Bir tane sakallı dindar tipli bir adam - yolda görsem müslümanın siması Allah'ı hatırlatır deyip maşallah ne nurlu yüzlü adam derim- (Ertesi gün de iki çarşaflı bayanla otobüse binerken görecektim onu) içkinin etkisi ile (içkili bence çünkü kafası sağlam biri o utanç verici hareketleri yapmaz) saçma sapan danslar yapıyordu.
Gülmek değil acımak da değil, hissettiğim şey saf bir tiksintiydi.
Bu otele kadar geçen yarım saatte ömrümün kararını verdim.
Ben bu çembere ait değilim.
İstemiyorum bu dairede olmak.
Eve gidince riyazata gireyim oruç tutayım Allah'ım bunların tayfadan olmadığım için şükür namazı kılayım istedim.
Saat 12:30 civarında otele geldik
O kuduruk sarı karının şalı düşmüş yere.
Normalde alıp bir kenara koyardım. Bu sefer hiç bir şey yapmadım
Üstünde tepinmediğime şükretsin.
Öyle asabım bozuldu ki uzun süre uyuyamadım.
Bir kaç saat sonra daha gün doğmadan, sabah 04:00 olmadan uyandım.
04:45'de bizi otelin önünden servisimiz aldı.
Açık alan bir yere geldik ama göz gözü görmüyor, kapkaranlık bir yer.
Bir müddet içeride oturduk. Sonra bir baktık ki dışarıda devasa büyük bir balon. Uzaktan televizyonda kliplerde bu balonlar minicik görünüyor. Lakin gerçekte çok çok büyük balonlar.
Sonra bizi sepete geçirdiler. 32 kişilik bir sepet artı iki kişi de görevli.
Hava nasıl soğuk. Defne tir tir titriyor.
Görevliye battaniye gibi bir şey var mı dedim. O da kendi polar hırkasını çıkarıp verdi. Bunun üzerine yan taraftaki bayan da da kendi çocuğu için istedi. Diğer görevli de kendi polar hırkasını çocuğa verdi.
Çocuklar ısınınca içimiz rahatladı.
Sonra hoop yukarı çıktık.
Kapadokya semalarında yüzlerce rengarenk balon harika bir cümbüş oluşturmuştu.
Kapadokya üstten daha da etkileyici.
Sonra dağların ardından güneş doğdu.
Bambaşka değişik bir tecrübe idi bizim için.
Biz yüzlerce kişi tepede idik. Ama aşağıda da yüzlerce kişi balonları izlemeye gelmişti.
Düğün çekimi nişan çekimi vs de vardı.
Yaklaşık bir saatlik bir gezintiden sonra yeryüzüne indik.
Bu arada ekip öyle profesyonel ki sepeti tam da kamyonetin üstüne oturttular.
Sonra masa kurdular. Kadehler dizildi. Bir kısmına vişne suyu konuldu. 2 şişe de şampanya patlattılar.
Biz Defne ile uzağa gittik. Oradaki görevli bunlar alkolsüz şampanya dedi. Teşekkürler dedik.
Sonra bize vişne suyu getirmiş ama biz yine almadık, teşekkür ettik.
Sonra da otelimize döndük.
Önce kahvaltımızı yaptık.
Kahvaltı muhteşemdi ama yine biz pek bir şey yiyemedik.
Sonra da valizleri ayarladık. Otelimizden ayrıldık.
Bugünkü ilk durağımız Devrent Vadisi.
Burada bir fotoğraf çekimi molası verildi.
Burada şekiller öyle bir garip ki. Sanki önceden birileri burada bir sergi açmış geçen milyonlarca yılda da bu taşlar bu hale dönüşmüşler gibi. Mesela bir tanesi deveye bir tanesi balığa bir tanesi kurbağaya o kadar benziyor.
Dervent Vadisi'nden sonra Onyx Taş İşleme Atölyesi'ne geldik.
Buraya özgü oniks taşı nasıl işlenir gösterdiler.
Sonra da takıları inceledik.
Onyx'ten neler neler yapılmış gördük.
Buradan Paşabağları Ören Yeri'ne geldik.
Her üç tip peribacası tipini de görebileceğimiz bir yerdi.
Çok güzeldi.
Burada da çok güzel vakit geçirdikten sonra Defne'ye hediyeci dükkânından bir tane oyuncak kedi alıp aracımıza döndük. (350 TL)
Bu kediye basınca miyav miyav diye ses çıkarıyordu.
Yol üstünde bir de kendime hatıra aldım.(100 TL)
Biz otobüse bindik diğer yolcuları bekliyorduk ki dışarıda bir hareketlenme oldu.
Şoför hemen motoru durdurdu. Aman itfaiye mi çağırsak ne yapsak vs gibi bir şeyler duydum.
Meğer motora bir kedi sıkışmış miyavlayıp duruyormuş. Nasıl yapsak vs deyip duruyorlardı.
Ben de oyuncağa basıp ses bu muydu dedim. Hepimiz çok güldük. Bizim oyuncak kedi sesini gerçek kedi sanmışlar.
...
Buradan Deri Ceket Satış Mağazası'na geçtik.
Burada bize elma çayı ikram ettiler.
Sonra da bir defile yapıldı.
Bu arada ilk kez bir defileye şahit oluyorum.
Deri ceketler bir harika idi.
Sonra da mağaza bölümüne geçtik. Evet ceketler harika idi ama en uygunu bile 12.000 TL'den başlıyordu.
Defne tilki kürklü bir uzun palto gördü.
O kadar yumuşak o kadar harika idi ki o kürk. Hem renkler muhteşem hem dokunması harika. Allah ne güzellikler yaratmış deyip devam ettik.
...
Buradan Kabak Çekirdeği almak üzere Uçhisar'da bir dükkana gittik.
Burada yani masallar diyarı Kapadokya'da her yerde kabak çekirdeği için kabak yetiştiriliyor.
Buranın kabak çekirdeği meşhurmuş.
Başta ben kabak tarlalarını karpuz kavun tarlası zannetmiştim.
Sırf çekirdeği için yetiştiriliyormuş bu kabaklar.
Sonra çekirdekleri sütte pişirip sonra da kavurup enfes bir lezzet yakalıyorlarmış.
Ben de yarım kilo kabak çekirdeği aldım.
(Kabak çekirdeği yarım kilo: 250 TL)
Sonra yan tarafta ki hatıra eşyası satan yere girdik.
Orada bir Zultanit yüzük denedim çok beğendim sonra da hiç çıkarmadım.
(Zultanit yüzük : 1500 TL)
Zultanit taşının özelliği ışığa göre renginin değişmesi.
Buradan da Uçhisar görünüyordu.
Manzara çok güzeldi.
Biraz etrafı seyrettikten sonra devam ettik.
Bayankuş denilen bir çanak çömlek atölyesine geldik.
Burada da nasıl çömlek yapılır öğrendik.
Çömlek yapan genç çok yetenekli idi. Aynı zamanda çok güzel şeyler anlattı. Kapadokya'dan geçen Kızılırmak'tan çıkan toprakla güveçler seramikler yapılıyormuş.
Bir yandan da anlattıkları ile hepimizi çok güldürdü.
Hem anlattı hem elindeki bir top kilden mükemmel bir şekerlik çıkardı. Sonra onu süsledi. Kapağını ayrıca yaptı ve kapak yaptığı şekerliğe tam oturdu. Sonra ortadan ikiye ayırdı. Şekerliğin her iki tarafı tamamen simetrik ve incecikti.
Adam gerçek bir sanatçı.
Sonra dükkanı gezdik. Dükkân taştan oyma bir dükkan.
İç içe geçen odalardan her iç odaya girdiğimizde daha da özel ve daha da pahalı ürünlerle karşılaştık.
En iç oda ise en özel ürünlerin sergilendiği yerdi.
Burada bir tabloyu çok beğendim. 52.000 TL idi.
Tabloyu alamadım ama bir güveç alıp çıktım. Kırmadan çatlatmadan İstanbul'a getirmeyi başardım.
(Güveç : 300TL)
Hatta bugün hemen bir güveç yaptım. Gerçekten de çok leziz oldu.
Bu arada Şubat ayında Avanos'a gelince yukarıdaki vazoyu ve bardağı almıştım.
Bayankuş'tan çıkınca Uranos'un bu sefer restaurant bölümüne öğle yemeği için geçtik.
Burada başlangıçta çorba sonra pastırmalı kurufasulye ana yemek olarak da Kapadokya'nın meşhur testi kebabı ve tatlı olarak da baklava veriliyordu.
Defne ben tavuk isterim diye tutturdu. Bir türlü testi kebabına ikna edemedim.
2 menü alsak Defne tavuk dışında hiçbir şey yemeyecek herşey ziyan olacak biliyorum.
Testiyi gelip yanımızda kırdılar ama biz tavuk söyledik.
Tavuk-pilavı Defne yedi gerisini ben.
Yemekler güzeldi. Herkes de beğendi.
Buradan çıkınca artık dönüş yolculuğuna başladık.
40 km kadar gittikten sonra Hacı Bektaşî Veli köyüne geldik.
Hacı Bektaşi Veli hakkında bilgi aldık Tekkesini Türbesini ziyaret ettik.
Burada rehberiniz Soner Bey'e veda ettik.
Dönüş yoluna geçtik.
Aslında 12:30 01:00 gibi evde oluruz gibi geliyordu. Ama yollar çok kalabalıktı. Bolu dağında bir yol çalışması mı ne varmış. Trafik burada saatlerce durdu.
Eve geldiğimizde sabah olmuştu çoktan. Saat 07:30'du.
Banyolarımızı yaptık valizleri yerleştirdim. Kahvaltı hazırladım. Sonrasında da okula geçiş yaptım.
Çok güzel unutamayacağım bir hafta sonu oldu.
İyi ki de gitmişim.
Kappadokya Turu 2 yetişkin 6.198 TL
Balon: 4240 x 2 = 8480 TL
Türk Gecesi 850 + 425= 1275 TL
Karanlık Kilise = 100 TL
Zultanit Yüzük = 1500 TL
Güveç = 300 TL
Okurlar Dinlenme Tesisi kahvaltı: 250 TL
Anka Restaurant öğle yemeği 250+125+80+20= 475 TL
Uranus Restaurant Öğle Yemeği=350 TL
Ekstralar = 1100 TL
Toplam 20.028 TL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder