Bu pazartesi Annem ve Defne ile Midilli'ye gittik.
Tıpkı Gökçeada Turu gibi bu da harika geçti.
Gezimiz sadece iki gün idi ama 2 hafta hatta aylar yaşamış gibiyim.
Yıllardır Midilli'ye bir gidelim bir gezelim balık yiyip gelelim diye konuşup dururuz.
Bu sene Yunan Adaları furyası da başladı. Sürekli sürekli Yunan Adaları gündem olunca ben de merak ettim ne varmış bakalım oralarda diyerek artık Midilli'ye gitmeye karar verdim ve hemen Kazdağı Tur'dan yer ayırttım.
Annem ben gelmem dedi. Oysa ki geçen yıldan beri sürekli gidelim de gidelim orada balık yiyelim deyip başımın etini yiyen de oydu.
Meğer Annem Midilli'ye turla değil de tek başımıza gitmek istiyormuş. 25 euro vererek karşıya geçecekmişiz. Limanın oralarda yakınlarda balık restaurantlar varmış bir yerlerden balık yiyip dönecekmişiz.
Midilli'yi gezmeyeceksem tarihi yapıları ziyaret etmeyeceksem ne anladım ben bu işten.
Maksat sadece balık yemek ise Cunda'ya da gidebiliriz neden bu kadar zahmete giriyoruz.
Annem epey turla değil de tek başımıza gitmek için iknaya çalıştı ama artık yemem sonrasında ne kadar pişman olacağımı biliyorum.
Anneme bir gidelim görelim fikir edinelim sonra öğrendikten sonra yine tek başımıza gideriz dedim.
( Kazdağı Tur Midilli Gezisi
Kişi başı:129 € Defne: 99 €)
Pazar günümüz Midilli'ye hazırlıkla geçti.
Aslında sadece tek gece kalacağız ama yine de herşeyi düşünmek zorundayım.
Anneme sakın sabaha iş bırakma herşeyini bugünden hazırla sabah 05:30 da teker döner dedim. Şaduman Hanım tüm gün yattı. Gece 12'de hâlâ hiç bir şeyi hazır değildi. Elinde telefonla of ben nasıl hazırlanacağım deyip ah vah ediyordu.
Bu arada ben de epey heyecan yaptım. Çünkü araba 2 gün Ayvalık'ta kalacak. Ayvalık küçücük bir şehir ve yolları daracık. Park alanları çok yetersiz. Arabayı nereye parkedeceğim diye düşünmekten karnıma ağrılar girdi.
Sırf araba park yeri sorunsalı yüzünden sabah 04:30'da uyandım. 05:35'de hareket ettik. 06:30'da Ayvalık'ta idim. Sabah çok erken saatler olduğu için rahatlıkla yol üstü bir park yeri buldum.
Çok şükür.
Park yerini hallettim ya artık gerisi benim için çok kolay.
Hemen Gümrük'e gittik. Pasaportlarımız hazırdı. Biletleri Kazdağı Tur aldı. Bir de Ayvalık liman vergisi var, onu hemen ödedim, yurt dışı harç pullarını ise bir gün önce internetten almıştım.
357 euro tur ücreti
140x3=420 TL Ayvalık Liman Vergisi
150x3=450 TL Yurt dışı çıkış harç pulu
Sabah Ayvalık Gümrük nasıl kalabalıktı anlatamam. Midilli'ye epey talep var.
Hava çok sıcaktı ve bu sıcakta Ayvalık güneşinin altında epey bir kuyruk bekledik.
Tüm pasaport valiz kontrol vs işlemlerinden sonra nihayet feribotumuza binebildik.
Yaklaşık 45 dakika sonra Midilli Limanı'na indik.
Midilli hakkında birazcık bilgi...
Midilli, Girit ve Eğriboz adalarından sonra Yunanistan’ın coğrafi olarak üçüncü büyük adasıdır.
Adanın Yunanca adı Lesvos'dur.
Türkçe’ye Midilli diye geçmesinin sebebi ise, adanın eski başkenti olan Mytilini’den kaynaklanır.
Ada aynı zamanda antik çağda yaşamış kadın lirik şair Sappho sebebi ile oldukça belirgin bir üne sahiptir ve yılın belirli dönemlerinde onun anısına festivaller yapılır.
Aynı zamanda Barbaros Hayrettin Paşa 1467 yılında Midilli’de doğmuş.
...
Çantalarımızı otobüsümüze yerleştirdikten sonra Midilli turumuza başladık.
Güzergah şöyle:
Midilli merkez
Yeni Cami
Türk Hamamı
Türk Çeşmesi
Metropol Kilisesi
Agios Therapontos kilisesi
Osmanlı sokağı
Yeni Midilli Çarşısı
Rehberimiz bizi önce Antik Midilli Limanı'nda Mübadele Anıtı'nın önünde topladı.
Küçük Asya Heykeli'nin hikayesini dinledik.
" Yunanlılar, 9 Eylül 1922 günü Türk ordusunun İzmir'e girmesiyle İzmir'den ayrıldılar. Yunanlı son askerler, 18 Eylül 1922 günü Erdek'ten gemilerle Anadolu'yu terk ettiler. Sonraki süreçte iki hükümetin anlaşmasıyla, yani mübadele ile, Anadolu'daki Rumlar evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Üzgün bir kadın, biri kucağında üç çocukla uzaklara bir yerlere bakıyor. Sanki kocası denizlere açılmış da geri gelmemiş gibi. Ama kadın Anadolu'ya bakıyor."
Fotoğrafı google görsellerden aldım.
Burada Antik Liman'da Midilli'nin ilk kuruluşundan günümüze tarihini dinledik. Epey uzun sürdü ama gerekli idi elbette.
Sonra da şehir turuna başladık.
Önce artık harabe olmuş minaresi kiliseyi geçmemesi için kesilmiş Yeni Cami'ye geldik.
Zamanında gayet güzel bir cami imiş. Ayrıca epey de büyük bir cami. Onun virane hali beni baya üzdü.
Aslında restore edilmek isteniyormuş, sponsorlar da hazırmış ama Yunan hükümeti izin vermiyormuş.
Zaten gezimiz boyunca camiden kiliseye çevrilmiş başka camiler de gördük.
Ayrıca gördüğümüz tüm camilerin minareleri kesilmiş.
Rehberimiz Yeni Cami'yi anlatırken oradaki bir Yunan bize sataştı. Önce yüksek sesle bağırdı bir şeyler dedi. Sonra çıstak çıstak bir müzik açtı. Bizim rehberimiz hiç duymamış gibi konuşmaya devam etti. Gruptakiler de adamı s.klemedi. İyice dozunu artırmıştı ki Yunan esnaf adamı susturdu.
Oradan Türk Hamamı'na gittik.
Eski Osmanlı çarşısını gezdik.
Osmanlı çeşmesini gördük. Buradaki şekil Midilli haritası imiş.
Metropol Kilisesini gördük.
Sonra Ermou Caddesi yani Yeni Midilli Çarşısı'nda gezerken mağazaların arasından yolda Agios Therapontos Kilisesi'nin kubbeleri göründü.
Gerçekten de etkileyici idi.
Serbest zaman başladı.
Annem Sugar House'da oturdu. Sugar House tiyatro binasına yakın deniz manzaralı sevimli bir kafe. Wifi de var.
Annem ben burada otururum dedi.
Ben de serbest zamanda biraz şehri turlayım dedim.
Anneme ne yersin ne içersin dedim. Annem hiç bir şey almayacağım dedi. Anneme dedim ki burada 2-3 saat oturacaksan birşey almadan olmaz.
Bir de Midilli'de umumi tuvalet diye birşey yok. Bir yerlerde oturuyorsun ve oranın tuvaletini kullanabiliyorsun.
Yani mecbur bir kafede ya da lokantada oturacağız.
Annem kesinlikle buradan hiçbir şey almayacağını söyleyince insanlara laf söyletmemek için şehri turlayacağım yerde gidip küçük bir sütlü meyveli tatlı aldım. (3,90 €) Bir de Defne'ye dondurma aldık (2,5 €)
Defne çok yorulmuştu ama anne ben anneannemle kalamam o beni çok sinir ediyor diyerek benimle şehir turuna geldi.
Sonra Defne ile yeniden şehri turladık ara sokaklara girdik. Artık yürüyemeyecek hale gelince Defne'yi telefon karşılığında anneme bıraktım biraz da kendim turladım.
Aslında bu serbest zamanda balıkçılarda öğle yemeği vardı ama saat biraz erken olduğu için canımız istemedi.
Rehberimiz Jimmis Şişman'ın Yeri'ni tavsiye etmişti ama gitmedik.
Serbest zamandan sonra balıkçıların olduğu küçük liman Fener'den geçerek otobüsümüze ulaştık.
Önce yolda Lidl markete uğradık. Annem 6 tane büyük muz 3 tane de kutu kola aldı. Sadece 2,4 euro tuttu hayret ettik.
Burada Meryem Ana Kilisesi'ni ziyaret ettik.
Bu kilisede bir ikona varmış. Bu ikonanın iyileştirici gücü olduğuna inanılıyormuş. Ben de baktım ama pek bir şey anlamadım. Oldukça eskimiş.
15 Ağustos Meryem Ana'nın göğe yükselme günü imiş bu yüzden şimdiden pek çok kişi gelmeye ziyaret etmeye başlamış.
Sonra köyde dolaştık.
Şirin sakin uhrevi bir köy.
Buranın çeşitli baharatlarıyla hazırlanan Kaynar'ı meşhurmuş.
Bir de seramik boyama yapılıyormuş.
Meydanda her dükkanda birileri seramik boyuyor.
Meydan gayet sevimli. Her taraf mor salkımların gölgesi altında.
Baharda kimbilir ne kadar güzel oluyordur bu köy.
Türkler seviyor diye artık kafelerde demleme çay da yapıyorlarmış.
Güzel ve huzurlu bir köydü.
Beğendim.
Midilli'nin doğasını izleye izleye rehberimizin anlattıklarını dinleye dinleye yolculuğumuza devam ettik.
Bu arada otobüste çok güzel müzikler açtılar. Rembetiko dinledik. Ayrıca Yunanca Türkçe karışık şarkılar türküler de vardı. Ortama çok uygun şarkılardı. Dinlerken çok keyif aldım.
Agiasos'dan sonra otelimize, Theofilos Petra Otel'e, geçiş yaptık.
Burayı 95 yaşında bir madam işletiyormuş. Çok tatlı sevimli bir kadındı.
Biz odamızı ve otelimizi çok beğendik. Bir kere havuz vardı. Alt fotoğraftaki çocuklar için sığ havuz. Arka tarafta ise büyükler için derin bir havuz vardı.
Sonra otelimiz denize yürüme mesafesindeydi.
Her taraf yeşillikti.
Odamız 2 odalı idi. Bir odada 2 yatak, ana odada ise bir büyük yatak ve bir de tek kişilik yatak vardı. Ayna konsol şifonyerler dolaplar mutfak ile oldukça rahattı ve en güzeli de minik bir balkonumuz vardı.
Rehberimiz baştan uyarmıştı. Yunanistan'da otellerden fazla birşey beklemeyin demişti. Ben de çok köhne bir yerde kalacağız zannediyordum. Herhalde kötü bir yer beklediğimden burası bana çok sevimli göründü.
Biz odamıza yerleştikten sonra serbest zamanda hemen havuza gittik. Defne ile bol bol oynadık. Bizden başka pek kimse yoktu.
Bir iki kişi bir ara geldiler ama amaçları daha çok fotoğraf çekimi idi. Biraz çekilir misiniz, bize biraz zaman verir misiniz bir video çekeceğiz de dediler.
Şu instagrama fotoğraf video atmak için insanları rahatsız etmeleri ne kadar itici farkındalar mı acaba?
Biz son ana kadar havuzda yüzdük. İlk defa çamların altında gölgede ama sıcacık bir suda yüzdüm.
Sonra güzel bir banyo tertemiz giysilerle yenilendik. Otobüsümüze yeniden binip Molyvos'daki tavernaya akşam yemeği için gittik.
Molyvos'taki taverna tam deniz kenarında eski bir taş evden çevrilmiş gibi görünen çok tatlı çok samimi tipik bir Yunan lokantası idi.
Taverna içkili çalgılı meyhanelere deniyormuş.
Ben daha önce içkili bir mekanda bulunmamıştım. Yemeğimizi yer hemen ayrılırız kumlara oturur zamanımızı denize bakarak geçiririz diyordum.
Bizi 4'er 4'er oturtular. Defne ile annem karşılıklı oturdu. Benim de karşıma turdan bir bayan oturdu.
Burada 4 kişiye birlikte servis yapıyorlar, tek tek değil.
Yemek olarak salata tabağı, humus, karnı yarık, cacıki (cacık yani) getirdiler.
Bir tabak da sardalya geldi. Sonra bir tabak da kalamar ahtapot ve ne olduğunu anlayamadığım beyaz etli birşeyler geldi.
Defne ve ben kola söyledik ( Kola: 3 €)
Annem yanında gündüz lindl'den aldığı kolayı getirmiş, yemekte ben bunu içecem dedi. Dışarıdan içecek getirmenin doğru olmadığını elbette herkesten iyi biliyor ama umursamıyor işte. Anne sakın bana laf getirtme o kolayı da çantadan çıkarma diye sert çıkıştım.
Her zamanki gibi içecek istemedi ve bizim artan kolalarımızı tercih etti.
Sadece sabah gemide yani son Türk lirasının geçtiği yerde bir çay almıştım bir de annemin poaçalarından bir ısırık.
Sabah Midilli Limanı'nda da sütlü meyveli bir tatlı yemiştim. Tüm gün başka ne bir şey yemiştik ne de bir şey içmiştik. Bu yüzden akşam 21:00 gibi yediğimiz bu yemek bana çok güzel geldi. Her birini de çok zevkle yedim. Kalamar ahtapot ve ne olduğunu bilmediğim garip şeylerin olduğu tabak hariç elbette.
Önümüzdeki bayana dedim ki "Biz balık harici şeyler yemiyoruz. Buyrun siz afiyetle yiyin. Annem ben öyle deyince bir bozuldu ne münasebet der gibi bir baktı, daha önceden Allah yedirmesin, Allah'ım yemek nasip etmesin dediği ahtapottur kalamardır tüm deniz mahsullerini hem de kendi kullandığı çatalı ile tek tek tırtıkladı. Yiyebilir miyim acaba bir denesem mi diye epey düşündü. Sonra kendisinin de ne olduğunu anlamadığı beyaz etli bir şeyi tabağına aldı ama yiyemedi tabi ki.
Allah'tan karşımdaki kadın çocuğuna sardalye ayıklıyordu da annemin tabaktaki tüm kızarmış şeylere değdirdiği çatalını farketmedi.
( Eurolor annemde. Yanıma şöyle 100-200 euro almayı akıl edemedim. Tamamen anneme bağımlıyım bu yolculukta. O da o kadar cimrilik yaptı ki yolculuk boyu hiç bir şey almadı ben de istemem ondan zaten. )
Akşam 22:00 gibi yemek faslı bitince Defne kucağıma yattı ve direkt uyuyakaldı.
Böylece sahile gidemedik, Molyvos gecelerini keşfedemedik. Mecburen 23:30'a kadar masada oturdum.
Oynayanları içenleri inceledim. Rakının etkisini görmeye çalıştım.
Sonra orada çalışan bir bayan ve bir erkek masaları dolaşarak herkesle kadeh tokuşturdu. Beni es geçtiler-nedense- ama anneme geldiğinde rakı bardağını uzattı tokuşturmak için, annem şok oldu. Sadece kafasını sallayabildi. O kadar komikti ki.
Dediğim gibi ilk defa içen birileri hatta ömrümde ilk defa rakı gördüm.
Korkulacak birşey yokmuş.
Millet biraz içti keyifler yerine geldi. Korktuğum gibi kimseler taşkınlık çıkarmadı, saçma sapan hareketler yapmadı.
Herkes bir kaç kadeh içti sonra da müziklere eşlik edip oynadılar. Sirtaki yaptılar.
Arkamızda oturan kapalı bayanlar vardı. Onlar da hiçbir şeyden geri kalmadılar maşallah. Gayet keyifle çocukları ile mekânın tadını çıkardılar.
Sonra Türk müzikleri açıldı. Millet halay falan çekti.
Hatta bir ara bir baktım annem de çıkmış kapalı bayanların arasına girip damat karşılama oynuyor.
Tabii ki kaçırmadım hemen videoya aldım. Bizimkilere annem coştu diye yolladım. Bizimkiler pek şaşırdı.
Hayatta böyle yerlere adım atmışlığımız yok çünkü.
Hayatımın en değişik tecrübelerin biri oldu bu gece.
Yemeğimize eşlik eden dalga seslerini hiç unutmayacağım.
Akşam 23:30 'da otobüsümüz kalktı.
Otele vardık, eşyalarımızı ayarlayıp hemen uyuduk.
Çok çok güzel ve uzun bir gündü.
Her günümüz böyle güzel geçsin inş.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder