3/30/2025

DEVAM, ARKEOLOJİ MÜZESİ,GÜLHANE, AHMET HAMDİ TANPINAR MÜZESİ

 

10.02.2024

Bugün sabah epey geç uyandım. 

Hava karanlık ve kasvetli idi.

Geçen haftadan Arkeoloji Müzesi'ne gitmeyi  planlamıştım ama sabah da bu sefer canım gitmeyi hiç istemedi.

 Evde bir iki iş yaptım. 

Sonra kalk Betül kalk böyle böyle evde dolana dolana ev işleri ile akşam olacak ve dışarı çıkmadığına çok üzüleceksin dedim.

Karar verdim gidiyorum.

Defne ile hemen hazırlandık. 10 gibi evden çıktık.

 Defne'yi babasına bıraktıktan sonra arabayı metro'nun önüne park ettim ve yaklaşık 1.5 saat sonra Sultanahmet Meydanı'nda idim. 

Saat 12'ye geliyordu. 

Sultanahmet Meydanı geçen haftaya göre bugün çok kalabalıktı. 

Çok acıkmıştım. Önce peynirli simit ve çay aldım. Sultanahmet'e bakan bir bank buldum. Kahvaltımı yaptım.

Bu hafta simitte hiç iş yok. Hem bayat hem de içinde peynir namına hiçbir şey yok. Bir kaç ısırık alıp çantama attım. 

Çay güzeldi ama. 

Çayı Haseki Hürrem Sultan Hamamı'nın önündeki çaycıdan alıyorum.

 Haseki Hürrem Sultan Hamamı deyince hemen söyleyeyim burada bir ara Halı Kilim Sergisi vardı. Çeşit çeşit değerli kilimler halılar hem sergileniyor hem de satılıyordu. Ne kadar hoştu. Keşke sürekli olsaydı. Hamamın içini de görebiliyorduk. Harika bir yer orası da.

Hava bugün oldukça rüzgarlı ben de ince giyinmiştim. Biraz üşüdüm dışarıda fazla kalamadım. Hemen İstanbul Arkeoloji Müzesi'ne gitmek üzere Topkapı Sarayı'na geçtim. Oradan da Aya İrini'nin yanından müzeye indim.

Müze çok güzeldi.

Tam çıkarken Talha Uğurluel'in gurubunu gördüm. Aslında ben de tabii ki parasını vererek o an bu guruba dahil olmak istedim ama müzeyi iki kere turlamıştım ve çok yorulmuştum.

 İnş başka sefere.

Buradan Gülhane'ye geçtim. Gülhane'ye giden yollar da hep kazılmış.

Gülhane'ye geçince sıra sıra duran mısırcılardan bir tane köz mısır aldım.

( Köz mısır : 30 TL )

  Hevesle aldığım mısırım da çok kötü çıktı. 

Bugün yiyeceklerden yana kısmetim yok.

Babaannem köyde mısırlar olunca babama telefonda "mısırlar oldu gelin gari" derdi. 

Biz de köye mısır yemeye giderdik.

Önce halamlarla hep beraber alan tarlaya giderdik. Bana dünyanın bir ucu gibi gelirdi o kadar uzakta idi o tarla (Aslında 200-300 metre ötede imiş sadece)

Sonra bol bol mısır toplardık. Toplanan mısırları halamın sırtında düğümlenmiş terliğe yüklerdik. (Terlik: Köylülerin dışarı çıkarken mutlaka giydikleri parlak siyah kalın kumaştan pardesü)

Kardeşim küçükken yani bebekken diyelim köyde bir yere gidilirken babaannem onu sırtında terlikle taşırdı. Çocuklar tortop sımsıkı babannelerin sırtında sallana sallana bir yerlere giderken asla ağlamazlar.

Ben daha tarlada iken süt mısırlardan bir tanesini çiğ çiğ yerdim. 

Eve varınca tarhana bulgur kaynatılan devasa kazanda odun ateşinde pişirilirdi bu mısırlar.

O kadar lezzetli olurdu öyle güzel kokardı ki.

Öyle bir iki değil geldikçe gittikçe doyuncaya bıkıncaya kadar üçer beşer yerdik.

Bugün aldığım mısır da görüntüde bir mısır. 

Evet bu bir mısır.

 Ama benim bildigim mısırın lezzetinin kokusunun yüzde biri bile yok bunda.

Hatta bence bu yenilecek bir şey bile değil.

Neyse onu da simit poşetine koydum.

Sonra Gülhaneyi dolaşmaya başladım.

İlerde Beltur gördüm hemen bir çay ve bir kurabiye aldım. 

Kurabiye çok lezzetli idi çay çok güzeldi.

Bir banka oturdum ve epey dinlendim kendime geldim.

Geleni geçeni izledim.

 Kimse de rahatsız etmedi Allah'a şükür.

Sonra Gülhane Parkı'nı dolaştım.. 

Önce Gotlar sütununu görmeye gittim.

Oradan manzarayı seyrettim. 

Gülhane'nin sonunda eskiden benim çok sevdiğim bir çay bahçesi vardı. Çaylar semaverle gelirdi. Manzara çok hoştu. O kadar çok gelirdik ki arkadaşlarla buraya. Hatta annemle babamı da getirmiştim bir keresinde, onlar da beğenmişti. Şimdi çay bahçesi yok. Manzara alüminyum levhalarla kapalı. Yıllardır böyle. Neden düzenlemiyorlar burayı anlamıyorum.

Gülhane'den artık manzara pek görünmüyor ama arkada Topkapı Sarayı buradan harika görünüyor.

Dönüş yolunda bir de sergi gördüm. Sırf içeriyi merak ettiğim için buraya da girdim.

Meğer sergi çoktan bitmiş. Güzel minik bir sarnıçmış burası.

Gülhane'de bir de Türk İslam Medeniyeti Müzesi var. Ama girmeyi hiç düşünmedim. Daha önce gelmiştim ve hiç hoşlanmamıştım. (Fuat Sezgin'den özür dilerim)

Sonra da hemen çıkışta Ahmet Hamdi Tanpınar Müzesi'ne geçtim.

Burası eskiden alay köşkü imiş. Ya da selamlama köşkü. Padişah buradan askerleri geçitleri idamları vs seyredermiş.

İçeriyi  gezerken bir kitap buldum.

Oturdum onu inceledim; Eski İstanbul Fotoğrafları.

Ortam da çok güzeldi. Pek kimse yoktu etrafta. Arkada tramvay sesleri arada kuş sesleri çocuk sesleri

Önce eski İstanbul fotoğrafları sonra Hoca Ali Rıza eserleri daha sonra ise Thomas Allom'un gravürleri kitaplarını inceledim.

Kitaplardan birkaçının fotoğraflarını çektim. Yukarıda resimler o kitaplardan. 

Hem dinlendim bir yandan bilgilendim hem de manzarayı seyrettim. 

Buraya da bayıldım.

 Elimde olsa sürekli  gelir kitaplarımı burada okurdum.


Bu arada Peyami Safa'nın Bir Tereddüt'ün Romanı adlı kitabı okuyorum bugünlerde. 

 Dün gece okurken pasajda Tokatlıyan Oteli geçmişti. 

Bir ara hangi otelmiş bu, duruyor muymuş neredeymiş bir ara bakayım araştırayım demiştim. 

Bugün eski İstanbul fotoğraflarına bakarken bunu görmeyeyim mi?

Yüzlerce sayfalık kitapta rastgele bir kaç sayfasına bakarken bunu gördüm. Otelin resmi de vardı.

Kişisel mucizelerimden biri daha işte. 





Bir de Yukarıdaki kitapta benim evdeki gravürümün resmini gördüm onu da hemen paylaşayım.


Sonra eve döndüm. 

Çok rahat döndüm.

Çok harika bir gün geçirdim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder