24.06.2024 Pazartesi
Bugün sabah erkenden uyandım. Hazırlandım. Zeytinli'de bulunan Şehit Mustafa Serin Fen Lisesi'ne seminere gitmem gerek. Bu okulu daha önce hiç duymamıştım. Yandexi ayarladım. Okuluma gittim.
Ana yoldan çıkıp da Zeytinli'ye döndükten sonra iki yanı ağaçlı şirin bir yolla gidiliyor bu okula. Trafik falan hiç yok. Sessiz sakin...
Gölge bir yere çektim. Biraz erken gelmişim. Biraz kamelyalarda oturdum. Gayet şirin ferah bir okul.
Burada öğretmenlik yapmak ne kadar da güzeldir.
Müdürünü de çok beğendim. Çok uyumlu işbilir öğretmenini sıkmayan yormayan birine benziyordu. Öģretmenler de gayet huzurlu neşeli idi.
Seminerimizi dinledik -Yusuf Tekin çok sıkıcı idi- işlerimizi yaptık - hepsi de çok gereksizdi- imzalarımızı attık.
Çıkışta hemen eve dönmek istemedim. Buralara hiç kendi başıma gelmemiştim. Hazır tek başıma iken şu Zeytinli Köyü'nü bir dolaşayım keşfedeyim öyle döneyim eve dedim.
Buralara şöyle bir alıcı gözle bakayım belki de aradığım hayalim köy burasıdır ve belki de burada yaşamaya karar veririm.
Belki de bu köyden bir arsa alır ağaçlarını diker hayalimdeki köy evini yavaştan yavaştan inşa ederim.
Bir kaç yüz metre sonra Zeytinli Köyü'ne geldiğimde aklıma buralarda bir yerlerde bir dere olduğu geldi. Şu dereyi de bir göreyim öyle döneyim dedim.
O sırada Sütüven Şelalesi'nin oklarını gördüm. Fikrimi değiştirdim hemen oraya döndüm.
Önce şelaleyi göreyim dereyi nasıl olsa bir ara görürüm dedim.
Daracık köy yolundan ilerledim. Önceleri her tarafta zeytin ağaçları aradan yola sokulan incir ağaçları vardı. Sonra mor ve çok uçuk mor-beyaz hayıtlar başladı. Pembe zakkumlar mor dikenler derken altında başka bir bitki yetişemeyen mis kokulu çam ağaçları geldi. Kuş sesleri içinde yan tarafı uçurum delik deşik traktör yolundan ilerleye ilerleye şelaleye vardım.
Arabayı dışarıda bıraktım ama görevli uyardı. Jandarma çekiyormuş. Neyse araba ile girdim. Araba ile giriş 105 TL.
Sütüven Şelalesi'ne uzun zamandır gelmemiştim.
Çok eskiden ben üniversiteye giderken fazla insan bilmezdi buraları.
O zamanlar çok güzeldi.
Tertemizdi.
Bir keresinde dere sularının üstünde bulunan piknik masalarından birinde piknik yapmıştık. Su o kadar soğuktu ki ayaklarımızı sürekli kaldırmak ve dizlerimizin altına alıp ısıtmak zorunda kalıyorduk.
Yakınımızda bir çocuk bir yılan bulup arkadaşını koşturmuştu. O sırada panikle ne yaptığımı bilmez halde neredeyse kendimi dereye atıyordum. Son anda beni ne durdurdu o taşlara kafamı -isteyerek- vurmaktan beni ne kurtardı bilmiyorum. Kısa süren bir delilik hali yaşamıştım. Yılan fobim var.
Bir de Osman'ın terliği sulara kapılmıştı. Bilal de onu almaya gitmişti. Şelaleye kapılıp aşağı düşecekler diye aklımız çıkmıştı. Sonra terliğin akıbeti ne oldu hatırlamıyorum.
Bir de arkadaşım E. var.
Annemin her sene mutlaka ama mutlaka bir şekilde dile getirip asabımı bozduğu E. arkadaşım.
E'yi üniversiteden tanıyorum. Fen edebiyat kimya okumuştu. Her zümrede gördüğüm öğretmen arkadaşımdı. Eşi ile Edremit'e gezmeye gelmişlerdi bize de bir uğradılar. Nerelere gidebiliriz vs dediler. Biz de onları Hasanboğuldu'ya götürdük.
Araçlarının içeri giriş parasını babam ödediği için annem hâlâ bak kaç yıl geçti aradan bir şekilde konuyu oraya bağlar senin uyanık arkadaşın E.diye bir konuya başlar canımı sıkar.
Canım sıkılır çünkü annemin çok haklı olduğunu biliyorum. Bir keresinde de bu sevgili arkadaşım E. bitirme tezini bana verdi ve bunu çevirebilir misin dedi. Ben de onu kıramadım. Daha doğrusu o zamanlar insanlara hayır diyemiyordum. Neredeyse gece gündüz bir haftalık çalışmamın sonucu tezini çevirdim. Hem çeviri parasını ödemedi hem de bir hediye dahi almadı. Kendimi çok aptal hissetmiştim.
Sonra bir kere de benden kendinin bile tanımadığı biri için borç para isteyince ( yani param geri gelmese kimden isteyeceğim. O kişiyi ne ben tanıyorum ne E. tanıyor, ayrıca kendileri niye vermiyor) selamı sabahı kestim.
Aslında şimdi düşünüyorum da tezini verdiğinde yok arkadaşım işim başımdan aşkın yapamam diyebilirdim. Borç istediğinde ben kimseye borç vermiyorum param da yok zaten deyip kestirip atabilirdim. Edremit'e geldiklerinde de sadece kendi arabamızın parasını verip geçebilirdik. Onlara da isterseniz arabanızı az öteye parkedin biraz yürürsünüz para vermek zorunda kalmazsınız diyebilirdim. Ya da bir arkadaşım beni ziyarete gelmiş üçün beşin lafımı olur deyip konuyu kapatsaydım annemi böyle sustursaydım şimdi arkadaşlığımı korumuş olurdum. Özlüyorum E'yi.
Evet Sütüven Şelalesi hatıraları da böyle.
Son yıllarda ise burası her geldiğimde çok çok kalabalıktı.
Kalabalığın ötesinde mangalcılar her yeri dumana boğmuştu. Böyle eşsiz bir yerde neden mangala izin verilir anlayamıyorum. Her taşın yanında su şişesi poşet karpuz kabuğu vardı. Eğilip içsen içebileceğin o kadar tertemiz olan su pislenmişti. Bu su yaratıldığından beri olmayan bir şey olmuştu; su yer yer yosun bağlamıştı.
Hatta son geldiğimde daha da gelmem buralara demiştim.
Bu sefer saat 12 olduğundan herhalde fazla kimse yoktu. Henüz mangalları da yakmamışlar ağır kokulu hava da yoktu.
Sadece çam ağaçlarının kokusu vardı.
Keşke o kokuyu da buraya aktarabilsem.
Mis gibi çam kokusu, Kazdağları Kokusu.
Önce şelaleye indim.
Aslında minicik bir şelale ve altında mini mini bir göl var ama ben seviyorum.
Eskiden burayı devasa bir şelale olarak görürdüm. Ama Bolu'daki Güzeldere Şelalesi'ni gördüğüm için burası bana artık minicik görünüyor.
Minik ama sevimli.
Buz gibi akan sulara ayaklarımı soktum.
Çok şükür yukarı çıkan taş merdivenleri duraksamadan bir nefeste çıkabildim. Kendimi tebrik ediyorum.
Sonra da Hasanboğuldu göletine gittim.
Aşağıda resmi olan yerde daha küçük bir çocuk olan Osman'la ve Bilal'le kim daha çok ayağını suda tutabilecek oynardık. Saniye tutardık.
Gerçekten buz gibi bir su. Karşıya geçinceye kadar dondu ayaklarım.
Ama eskileri yadetmek için ben de kendi kendime acaba kaç saniye durabileceğim oynadım.
Bugün burası hakkında yeni şeyler de öğrendim. Mesela bu suyun ismi Kızılkeçili Deresi imiş. Bu dere yukarılardaki Karkuyuları mevkinden doğuyormuş. Gerçekten de suda kar soğukluğu var.
İlerde akan çeşmeden bol bol su içtim. O kadar güzel bir su ki. İnsan bu suyu her içtiğinde mutlu olur derdini kederini unutur gençleşir .
Elimi yüzümü yıkadım şifa niyetine.
Biraz yürüyüş yapıp gölete geldim.
Kısaca bugün çok güzel bir zaman geçirdim.
Dönüş yolundaki yörük kadınlardan da top kekik aldım. Arabamı güzelim kokusu ile doldurdu.
Sonra yine yan tarafı uçurum 2 araba zor geçer delik deşik köy yolundan geri döndüm.
...
Edremit'e dönerken hadi bir de Koçtaş'a uğrayayım dedim. Kamp arabası alacaktım ama tükenmiş.
Yıllardır annemin duş başlığı bozuk.
Banyoda su kurşun hızı ile kafana geliyor aslında pek de gelemiyor etrafa saçılıyor.
Anladığım kadarı ile başlık kireçlenince kireç çözücüye yatırmak yerine sivri hir cisimle kireçler kanırtılmış o da başlığı işlevsiz hale getirmiş.
Yıllardır her banyoda sinir olurum.
Koçtaş'ta gezerken bir duş başlığı gördüm. Hemen aldım.
Evde onu takmam 30 saniyemi bile almadı.
Başlığı takıp da yumuşacık hizalı akan suyu görünce neredeyse ağlayacaktım.
Neden yıllardır bu çileyi çekmişim ki...
Annem eski bozuk her yeri kireç bağlamış başlığı hemen kaptı attırmadı. Ben bunu kullanırım sonra dedi aldı götürdü nereye tıktı o pis şeyi bilmiyorum.
Koçtaş'tan sonra Porland'ı gezdim.
Her sene bir param olsa neler neler alacağım buradan derdim. Bir sürü güzel şey bulurdum.
Bu sefer gercekten de almak için gittim hiçbir şey bulamadım.
Sonra artık eve döndüm.
Defne'nin sinirleri çok bozulmuştu. Annemle bir kaç saat geçirmek ona zor gelmiş belli. Ben gelir gelmez defalarca sarıldı seni çok seviyorum anneciğim deyip durdu canım kızım.
Defne bir kaç saat bile annemle yaşamaya dayanamadı. Ona bakınca ne kadar zor bir çocukluk geçirdiğimi daha iyi anlıyor kendi kusurlarıma hak verip kendimi pek çok konuda bağışlamaya karar veriyorum.
Sonra eve gelince ev işlerimi yaptım. Sonra da Defne'yi dondurma yemeye götürdüm. Biraz mağazaları dolaştık. Parkta yürüyüş yaptık.
Sonra Safir'e bir çuval -15 kilo- mama aldık.
15 kilo çünkü sadece Safir değil bahçede 5 tane daha kedi var beslememiz gereken.
Akşam gelince hemen terasa yemeğe çıktık.
Lakin o kadar yorulmuşuz ki hepimiz yemeği zor yeyip hepimiz terasta kendimizi bir yerlere attık. Sofrayı aşağıya bile taşıyamadık.
Derin ve huzurlu bir uyku uyumuşum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder