3/29/2025

KAYSERİ 1. GÜN

 


22.01.2024 Pazartesi 

 Çok yoğun zorlu bir haftadan sonra nihayet okullar tatil oldu. 

 (Son hafta müfettişler geldi, idare de panik oldu, müfettişler idareye idare ise bize yükledikçe yüklendi.)

Son ana kadar işler bitmek bilmedi. 

Karneleri dağıtıp da okullar tatil olunca, arabaya geçtiğimde derin bir oh çektim.

Ne zor bir haftaydı.

Sonra eve gelince hemen felsefe derslerime çalışmaya başladım..

Okulların tatil olduğu hafta benim 2. üniversite sınavlarım vardı. Bu okula başlayalı 10 yıl oldu ve artık daha da uzatmak istemiyorum. 

O yüzden aslında yorgunluktan gebersem de ve maalesef gündemime alıp da derslerime zamanında bakamamış olsam da canla başla çalışıp bu hafta sonu sınavlarıma girdim. 

2 günde 8 kitap çalıştım. Aslında hiç olmadı ama ferah bir zamanda yeniden çalışacağım o kitaplara.

Eve döndüğümde bitmiştim. 

Ertesi gün yani pazartesi günü Kayseri'ye uçacaktık. 

Kalk Betül kalk dedim tembellik edilebilecek bir zaman değil. 

Hemen önce valizleri hazırladım. Buzdolabını ayarladım. Çamaşırları yıkadım. Çöpler, Safir'in işleri, bulaşık makinası, sağ sol derken gece yarısından çok sonra yatabildim. 

O kadar yorgundum ki...

Sabah erkenden uyandım daha 6 olmamıştı. 

Hemen bir duş aldım. 

Günlerin yorgunluğu ile uçağa binmek istemedim.

Sonra hazırlıklar...

Dünden herşeyim hazırdı ama bilirsiniz yine de evden çıkmak zor oluyor.

Tam 07:30 da Kemal bizi aldı havaalanına götürdü. Biz yokken kedimize de göz kulak olacak. Allah razı olsun.

Uçağımız 09:50'de idi biz 08:00 gibi oradaydık. Daha neredeyse 2 saat vardı ama yine de havaalanında zaman su gibi aktı. 

Giriş kapısına geldikten 15 dakika kadar sonra bizi uçağa aldılar.

Gerçekten de en az 2 saat önceden havaalanında olmak lazımmış.

Uçak tam vaktinde kalktı. 

Her şey gayet güzel ilerledi.

Defne gayet rahattı mutluydu.

Annem her zamanki gibi idi. 

Bize uçakta çok güzel peynirli bir sandviç ve çay ikram ettiler. 

11:10 gibi gayet rahat ferah bir şekilde Kayseri Erkilet Havaalanı'na vardık. 

Orada da işler çok rahat ilerledi.

Oradan bir taksiye atlayıp 6 km ötede tam merkezde bulunan otelimize geldik.

( Havaalanı- Wyndham Grand Kayseri taksi ile  156 TL)

Otelimiz direkt Cumhuriyet meydanına bakıyor. 



Yeri o kadar güzel ki...

Odamızdan tüm meydanı görebiliyoruz. 

Sanki tüm Kayseri ayaklarımızın altında.

 Durup durup manzarayı seyrediyorum.

Henüz Erciyes'i ise göremedik, o hep sisle kaplı. Bu mevsimde göremeyebilirmişiz. 

Odamızı çok beğendim. Gayet konforlu.

 Çalışanlar çok saygılı ve güleryüzlü  ve sorun çözücüler.

Kısaca otelimize bayıldım.

(Whydham Grand Kayseri günlük 3000 TL kahvaltı hariç)

Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra Defne ile annem havuza geçtiler. 

Ben de biraz dolaşayım dedim.

Önce Sahabiye Medresesi'ne gitmek istedim.

Çocukken burayı çok etkileyici bulurdum.

Yine tam da çocukluğumdaki gibi çok etkileyici buldum.

Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 1267 yılında çeşme ve mescit ile birlikte yaptırılmış.



Bu çeşmeden çocukken su içerdim. Yerini farklı hatırlıyorum ama herhalde yanlış hatırlıyorum dedim. 

Az önce hakkında yazılanları okudum ki meğerse çeşmenin yeri değiştirilmiş. Aynı zamanda çevre düzenlemesinde çeşme biraz aşağıda kalmış.


Sonra eski okuluma ve ben çocukken  yaşadığım lojmanları görmeye gittim.

Düvenönü'nden geçtim. Eskiden de hiç sevmediğim sütunlu ( yine hiç hoşuma gitmedi) caddeden geçerek askerlik şubesi askeri lojmanlar ve benim ilkokulum Gazi Paşa İlkokulu'ma gittim.

 İçeri girdim.  İlkokul öğretmenimi sordum; Nebahat Sevüktekin. Bence çoktan rahmetli olmuştur ama yine de sordum, tanımıyorlarmış. 

Okulumuzun yan bahçesinde bir ağacım  vardı benim. O kadar severdim ki o ağacı. Sanki bir ağaç değil de bir arkadaş, ruhu olan beni tanıyan ve beni seven bir şahitti.

O ağacımın 3 tane dalı vardı. Bir dalına sırtımı yaslar diğerine bir bacağımı, ötekine 2. sini. Öyle sürüne sürüne yukarı çıkıp  dallarında otururdum.

O kadar eğlenceliydi ki.

Bir gün okuldan bir görevli gelip beni panikle indirmişti, baya da kızmıştı.

Sonra bir de okulun kenarında tam lojmanla bizim okulun sınırında bir ağaç vardı. Çok yapışkan salyalar üretirdi. Boncuk boncuk meyve gibi şeyleri olurdu.

Tam onun yanında, bizim lojman tarafında metal bir çit gibi bir şey vardı. Bir yerde kullanmak için almışlar dürüp katlayıp oraya koymuşlar. Biz çocuklar hiç durmaksızın orada zıplar zıplar zıplardık.

 O salyalı küçük ağaçtan bir o tarafa bir bu tarafa atlardık. 

 O kadar zevkliydi ve bir o kadar da tehlikeliydi o oyunlar.

Şimdi o bahçenin yerinde yeller esiyor. Üzerine kocaman bir beton bina dikilmiş.

Benim çocukluğumun geçtiği  lojmanlar da meğer minicikmiş. Dünyanın bir ucu gibi gelen komşu binalar dibimizmiş.

Evimizin önünde bir de kocaman bir çocuk parkı vardı. Görmesem inanamazdım ama aslında minicik bir alan imiş.

Binlerce hatıram var burada.

Derin bir hayal kırıklığı, bir iç ezikliği ile ayrıldım.

Benim ortaokulu okuduğum binaya da bir selam verdim. Hâlâ İmam Hatip Lisesi olarak hayatına devam ediyor.

Sonra yeniden merkeze geldim. 

Saat Kulesi ve Atatürk Heykeli de yerli yerindeydi.

Kayseri Saat Kulesi II. Abdülhamit'in emri ile yapılmış. Kuleye bitişik olarak yapılan küçük oda zamanında muvakkithane (güneşe bakılarak namaz vakitlerini belirten yer) olarak kullanılmış.

Daha sonra Bürüngüz Cami'sine girdim. Namaz vakti değil ama hâlâ içeride bir sürü  namaz kılan mümin var.

Buradan Kale'ye geçtim. Eskiden burada yoğurtçular pastırma sucuk satanlar olurdu. 

Şimdi onları dışarı almışlar. 

İçeride ise Kayseri Arkeoloji Müzesi var. 

Kayseri Arkeoloji Müzesi'ne bayıldım. 

Hatta yeniden gitmeyi düşünüyorum.

Kayseri o kadar çok medeniyete ev sahipliği  yapmış ki.

İçeride pek çok farklı medeniyete ait tarihi eser var.

Asurlular Hititler Selçuklular en son Osmanlılar ve daha fazlası.

Bu çömleğin 5000 yaşında olduğuna inanmak çok güç.

Kil tabletlerini hep kocaman zannederdim. Böyle küçük de olabiliyormuş. Mektup gibi başka bir taşın içine konulup uzak diyarlara da götürülebiliyormuş.



Buradan çıkınca otele geri döndüm.

O kadar yorgundum ki kendimi yatağa zor attım. 

Annem sakın uyuma bu saatte uyumak iyi değil dedi. 

Lakin yorgunluktan geberiyordum. 

Biraz sonra Bilallerle buluştuk. Onlar da Gaziantep Urfa Konya gezisi yapıp gelmişler hemen Erciyes'e çıkmışlar.

Hep beraber Elmacıoğlu Gültepe şubesine  gittik. 

Bizi sıraya aldılar yer yokmuş.

Ama pek beklemedik. Daha beş dakika olmadan hemen sıra geldi.

Harika bir restoran.

Çatal kaşıklar kaseler yemek takımları bardaklar ortam herşeyi ile mükemmel.

Ben mini iskender ve az bamya çorbası istedim. Annem tam iskender Eylem mini iskender Bilal babagannuş Defne tavuk kanat istedi. 

( Mini İskender: 275 Babagannuş: 330 Tavuk kanat: 275 Tam İskender: 330 Yarım Bamya Çorbası : 60 Toplam 1505 TL ödedik.) 

Yemeklerin hepsi ayrı ayrı çok lezzetli idi. 

Hele bamya çorbası mükemmeldi 100 üzerinden 100 verdim.

Her şey yemekler ambians ışık mükemmeldi.

Lakim benim otelde başlayan baş ağrım gittikçe şiddetlendi.

Eylem'den bir ara parol aldım. 

Kimsenin keyfini kaçırmak istemiyordum ama içim de bulanmaya başladı. 

İskenderim geldiğinde ise artık aşırı  rahatsızdım. Epey bir yiyor gibi yaptım sohbete katıldım gülümsedim. İzin isteyip lavaboya gittim yüzümü yıkadım ama yok ölüyorum iç bunaltısından baş ağrısından.

Bütün haftanın yorgunluğu bir anda bu yemekte çıktı.

Neyse masaya döndüm ama kokulardan çok fena oluyordum. Bir rezillik çıkacaktı anladım. Bizimkilere en iyisi ben mescide geçeyim dedim

Orada da gerçekten çok kötü bir yarım saat geçirdim.

O kadar midem bulandı ki anlatamam. 

Başım ise zaten saatlerdir zonkluyordu.

Sonra çıktık.

Kimsenin keyfini kaçırmak istemezdim.

Yürüye yürüye Bilallerin oteline Radisson Blue'ya geldik. 

Orada ben kendimi yatağa attım. Bilmiyorum ki kaç dakika uyudum. Belki bir yarım saat. 

O yarım saat uykuda müthiş dinlenmişim.

Parol da etkisini gösterdi sanırım. 

Kendime epey bir geldim. 

Yürüye yürüye otelimize geldik. Hemen kendimi yatağa attım. Defne küvete girdi annem çıkarmış giydirmiş ben çok halsizdim hayal meyal hatırlıyorum.

Sonra ertesi gün 10:20'ye kadar uyumuşum.

Uyandığımda tamamen kendime gelmiştim.

Kayseri'de ilk günümüz böyle geçti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder