3/30/2025

KIZILCIK ŞERBETİ

 


22.07.2024 Pazartesi

Bugün pazartesi pazarına gittim. 

Pazarda köylü kadınlardan belki de daha o sabah toplanmış meyve sebze ot bulabiliyorum. Ayrıca satıcı yörük kadınları hoşuma gidiyor. O yüzden Edremit'te pazar yapmak bana keyifli geliyor.

Bugün pazarda dolaşırken kızılcık gördüm. Hemen aldım. Kızılcık şerbeti yaptım. Daha pişirirken bile ev mis gibi koktu. Gerçekten çok güzel oldu. O renk o koku muhteşemdi. Ayrıca bazı kızılcıklarda ( Bir kere İstanbul'da almıştım çok buruktu hiç güzel değildi.) olan o buruk tat da yoktu. 

Gayet leziz ferah bir yaz içeceği oldu.

 Allah'ım ne güzellikler yaratmış.

Yapımı da gayet basit.

* Yarım kilo kızılcığı yıkıyoruz.

* 2 bardak şeker, 1-2 karanfil, bir küçük çubuk tarçın ve 2 litre kadar su ekleyip pişiriyoruz. 

* Yaklaşık 20 dakika sonra altını  kapatıyoruz.

* Buz gibi olduğunda içine soğuk su ve buz ekleyip afiyetle içiyoruz.

Not: Fotoğrafta bardağın altındaki örtüyü anneannem annemin çeyizi için örmüş. Yaklaşık 50 yıllık.

...

Bir keresinde ben küçükken çok uzak bir yere bizim köyün arka tarafında kalan derenin de arka tarafında kalan bir ormana kızılcık toplamaya gitmiştik. Gerçekten de çok uzak bir yer olarak hatırlıyorum. Babaannem o kızılcıklarla şerbet yapmıştı. Tıpkı bugün benim yaptığım gibi enfes kokmuştu harika olmuştu. 

Çok güzel bir anı olarak hatırladım o günü bugün.

Kızılcık topladığımız uzak yerde dedemlerin bir tarlası varmış. İsmi Çal tarla. Şu anda orası Ali Amcamın tarlası oldu. İşte o uzak uzak çok uzak olan tarlayı da ekip biçerlermiş eskiden. 

Babaannem babamdan sonra 3 çocuk daha doğurmuş ve üçü de vefat etmiş. İlk çocuk olan babam da çok zayıf doğmuş, ona da hep ölecek gözü ile bakmışlar. Neyse işte babaannem 3 çocuk öldükten sonra yine hamile kalmış. Karnı burnunda olmasına rağmen yine de taa uzak tarlaya, Çal Tarla'ya çalışmaya götürmüşler. Orada çalışırken doğum sancıları tutmuş. Tek başına eve yollamışlar. Babaannem eve gelince bir komşuya haber vermiş ve amcamı doğurmuş. Sonra da dedemler akşama aç gelir diye lohusa hali ile kalkıp ocağın fırının olmadığı bir devirde bir de bulgur pilavı ile tarhana çorbası pişirmiş.

Gerçekten de aklım almıyor, karnı burnunda kadını hem çalışmaya götürmüşler hem de yalnız başına eve yollamışlar daha da akşama kadar bir Allah'ın kulu bile kontrol etmek için gelmemiş. Öldü mü kaldı mı bebek ne halde kimsenin umrunda değil herhalde. 

Eskiden hayat çok zormuş; özellikle de kadınlar için.

Çal tarlanın orası bana 10 km kadar uzak gibi geliyor. Çocukken mesafeler farklı oluyor ya anneme sordum sadece 2-3 km kadar uzaklıkta imiş. Ama önce tepeye çıkıp sonra dereye iniyorsun ve sonra yine yokuş. Basit bir 2-3 km değil yine de.

Ayrıca artık kızılcık toplamaya Çal tarlaya gitmiyormuş bizimkiler, Ağa Tepesi'ne gidiyorlarmış.

Ağa Tepesi bizim evin arka tarafındaki tepe.

Bu yaşıma kadar da o tepeyi de A tepesi olarak biliyordum. Bugün öğrendim ki orası Ağa Tepesi imiş. Eskiden bir ağa otururmuş orada. 

Bugün de böyle evde geçti.

 Hava öyle bir sıcak ki herhangi bir etkinlik planlamaya korkuyorum.

Defne de arkadaşları ile takılmak istiyor. Bu yüzden denize de gitmedik. 

Evde takılıyoruz. 

Her günümüz böyle güzel geçsin inş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder