21.08.2024 Çarşamba
Katerina Sarayı'nda odamız muhteşemdi.
Ortam çok güzeldi.
Yine de gece uyuyamadım. Bir türlü dalamadım. Sabah 05:30'da kalktım ama elim ayağım titriyordu yorgunluktan.
Yine de saçıma fön çektim.
Defne ile 06:30'daki kahvaltımıza indik.
Kahvaltı gayet güzeldi. Konulan yiyecekler lezzetliydi. Defne hiçbir şey yemedi. Ben de yiyemedim. Öğle yemeğindeki kazı hâlâ sindirememiştim.
Bahçede ağaçların altında biraz oturduk.
Her yer çok güzeldi.
Otelin hemen önünden geçen Arpaçay'ın gürül gürül sesi hâlâ kulaklarımda.
07:30'da aracımız kalktı. Önce Aras Nehri'ni takip ede ede Iğdır'a geldik. Yükseltinin düşmesi ile ekolojik çevre nasıl değişiyor çok iyi gördük. Yukarılarda her yer çorakken ağaç bile tek tük görürken burada kayısı ağaçları bile görünmeye başladı.
Iğdır'da Tuzluca Mağarası'na gittik.
Pek bir beklentim yoktu. Van'a kadar yolculuğumuzda hadi araya bir mola koyalım diye bunu yerleştirdiklerini düşündüm.
Daha önce mağara da hiç gezmemiştim.
Gayet sıradan pek de bir şey vadetmeyen vasat bir giriş yolu ile mağaraya girdik.
Bu yaz günü etraf korkunç sıcakken mağaradan banka serinliği gibi bir ferahlık geliyordu.
Rehberimiz uyarmıştı yanımızda şal getirmiştim.
Basit girişten içeriye girince hiç beklenmedik muhteşem devasa bir mağara ile karşılaştık.
Muhteşem..
Çok çok etkileyici bir yer.
Yeni turizme açılmış bu yüzden pek kalabalık değil.
Zaten aslında bu tur programına dahil değil. Rehberimiz yeni eklemiş. Bu yüzden buranın parasını ayrıca ödedik.
(Tuzluca mağarası: 50 TL Defneye para almadılar.)
Burası bir tuz mağarası. Pek çok hastalığa iyi geliyormuş. Zaten insanlar yastıkları minderleri ile gelmişler. Burada 1-2 saat kalıp şifa bulmaya çalışıyorlar.
Duyduğuma göre burada şifa odaları yapılacakmış. İnsanlar bu odalarda dinlenip rahatlayacaklarmış.
Tuzluca Mağarası bu gezide en etkilendiğim yerlerden biri oldu.
Buradan çıkınca da Ağrı'nın Doğubeyazıt ilçesine geldik.
Önce İshakpaşa Sarayı'na gittik.
İshakpaşa Sarayı da görmeyi çok istediğim bir yerdi.
Şu anda restorasyonda olan bölümleri var. Restore edilen bölümler cam balkonlarla kapatılmış ama yine de geri kalan kısımlar muhteşem.
Bu sarayın kapıları eskiden som altından imiş. Şimdi bir müzede sergileniyormuş.
Bu sarayı çok övdükleri için dönemin padişahı buranın beyini kıskanmış ve beyi hiç bir günahı olmadığı halde hapse attırmış. Adamın tek suçu dillere destan bir saray yaptırmakmış.
Muhteşem bir saray.
Çok etkileyici.
Biraz kalabalıktı. Sarayın bir bölümü restorasyonda idi. Süremiz azdı.
Buna rağmen çok beğendim. Restorasyondan kalan kısımlar bile çok güzeldi.
Buradan Doğubeyazıt'a inip yemeğe gittik.
Ararat Restorant'ın çok şirin çok güzel püfür püfür bahçesine oturduk.
Bu arada Ararat Ağrı Dağı demek.
Yolculuğumuz boyunca Ağrı Dağı'nı da gördük. Ben sırf onu çekmek için bir fotoğraf molası verilir diye düşünmüştüm ama öyle bir mola olmadı. (Bence rehber unuttu)
Ağrı Dağı'nın tepesinde hep bulutlar vardı; başı dumanlı Ağrı Dağı.
Ben de otobüsten çektim ama güzel çıkmadı.
Doğubeyazıt'ın Abdigör köftesi meşhurmuş.
Sadece burada yapılıyormuş.
Abdigör körabdi demekmiş. Sarayı yaptıran Abdipaşa hastalanmış. Hastalığı sırasında onu rahatsız etmeyen bir yemek yapmışlar. Ona da halk kör Abdi köftesi demişler. Abdi Paşanın bir gözü iyi görmezmiş. Sonra sonra yemeğin ismi Abdigör Köftesi olmuş.
Oturduğumuz mekan çok güzeldi.
Abdigör köftesini de merak ettim aslında. Ama bir önceki gün yediğim kaz etini hâlâ sindirememiş gibi hissediyordum. Ben birşey almadım. Defne de sadece kola istedi. Sonra midem biraz rahatlasın diye yöresel bir çorba aldım. Gırar çorbası imiş. Gayet lezzetli idi ve mideme çok iyi geldi gerçekten. Çorbadan sonra rahatladım bir de fırın sütlaç söyledim. Harika yapmışlar.
(Doğubeyazıt Ararat Restaurant: 200 TL)
Buradan hemen yan tarafta buluna el dokuması kilimlerin satıldığı yere geldik. Zaten ben kilim hastasıyım.
Kilimler harika idi.
Çay servisi yapıldı. Sonrasında bize kilimler hakkında bir sunum yaptılar.
Ben kilimlere bayıldım ama benim beğendiğim kilim, yukarıdaki kilim,130.000 tl idi.
Zaten en uygun kilim 20.000 tl'den başlıyordu.
Bir gün köy evim olursa kesin alacağım.
Bu arada turumuzdan 2-3 kişi kilim aldı. Ben kimse almaz bu fiyatlara diyordum ama almışlar.
Buradan devam ettik.
Van Muradiye Şelalesi'ne geldik.
Muradiye Şelalesi doğal harika bir eser.
Lakin insanımız çok fena.
Her yer leş gibi idi. Çöplük içinde idi heryer.
Bu yüzden bu gezide tek beğenmediğim yer burası oldu.
Biradan devam ederek Van'a geldik.
Van Müzesini gezdik.
Gayet güzeldi.
Buradan otelimize geçtik.
Van Dedeman Otel harika idi.
Tam Van gölünün yanında, Van gölüne minik bir sahili var. Aynı zamanda 2 tane havuzu var. Bir tanesi aqua park şeklinde. Bir de içeride kapalı havuz var.
Bizi tek katlı evlere yerleştirdiler.
Bizim evimiz Van Gölü'nün direkt yanında idi.
Odaya girdik. Defne ile gülmeye başladık.
O kadar güzel ki.
Bizim odamız burası idi. Hemen yan tarafta Van Gölü var. Karşı tarafa doğru da yüzme havuzu var.
Hemen yemeğe kadar havuza girelim dedik.
Havuzda rehber vardı. Su nasıl dedim soğuk dedi. Girdiğimde ise suyun sıcacık olduğunu farkettim. Edremit'in suyundan sonra bu havuz kaynar sayılır.
Sonra yemeğe geçtik. Yemek süperdi. Önce harika yöresel bir çorba geldi. Sonra süslü püslü bir tabak. Altta patates püresi üstte patlıcanlı beğendi üstüne et. Süsleme için de biber susam vs birşeyler eklemişler. Tabak harika görünüyordu. Tadı da enfesti.
Her şey ama herşey çok güzeldi.
Lobide çay içerken Defne arkadaşları ile oynadı. Biz de tur arkadaşlarımızla satranç oynadık muhabbet ettik.
Sonra da odamıza geçtik. Islak mayolarımızı evin önündeki banka yerleştirdik.
Mutlu mutlu yattık.
Bugünümüz de böyle çok güzel geçti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder