Bu iki ay elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.
Okullar kapanır kapanmaz önce ev işlerimi bitirdim. İçime sine sine bir yandan evi temizlerken dinlenme aralarında Nuri Bilge Ceylan filmlerini izledim.
Neden yine NBY?
Bu iki ay elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.
Okullar kapanır kapanmaz önce ev işlerimi bitirdim. İçime sine sine bir yandan evi temizlerken dinlenme aralarında Nuri Bilge Ceylan filmlerini izledim.
Neden yine NBY?
(Photo by Trevor Jones)
Arcturus gökyüzüne baktığımızda en parlak en titrek, yıldız tanımına belki de en çok uyan gökcismidir.
Tüm ışık kirliliğine rağmen batıda hemen ufuk çizgisinin biraz üstünde belirgin bir şekilde göz kırpıp durur.
05.08.2026 Çarşamba
Bilaller her zamanki gibi sabah erkenden uyanıp kahvelerini de alıp çıktılar. Ben de onlardan hemen sonra çıktım. Sabahın bu erken saatlerinde yaşadığımız yeri, evin etrafını fotoğraflamak istiyorum.
03/04 Ağustos 2027
Pazartesi ve Salı
Havalar hâlâ çok sıcak.
Bu iki gün Reeuwijk'e göle gittik.
Bu tatil Defne'ye yaradı.
Bu kadar çok denize gideceğimizi bilsem ben de mayo alırdım.
02.08.2026 Pazar
Ege Bora'nın üniversite tercihleri Osman'ın kız arkadaşı ile durumu bugünlere bizi en çok meşgul eden şeylerden biri oldu. Bakalım gelecek ne gösterecek? Buraya bir not olarak düşeyim dedim. Çünkü her ikisinin de akıbetini çok merak ediyorum.
Bugün akşam üstü Waarder'e doğru yürüyüş yaptım. Ama bu sefer her zamanki yoldan değil de arka yollardan tarlaların arasından yürüdüm.
Bugün World Pride Amsterdam 2026 Kanal geçişi var.
Araba 5 kişilik. 2 kişinin evde kalması lazım.
Annem tövbe estağfirullah, hacıyım ben, ne işim olur öyle yerlerde, kesinlikle gelmem dedi.
31.07.2026 Cuma
Hollanda'da hava hâlâ çok sıcak.
Bu sıcakta gezme planı yapamıyoruz.
Aslında buraya gelmeden önce bir sürü yeni yer görmeyi planlamıştım. Bilaller de bir sürü plan yapmış. Ama hiçbirini de faaliyete geçirmedik.
Bilaller Köln'e gittiler ama sonrasında neden bilmem ( bence sıcaktan) diğer Hollanda harici ülkelerdeki planlarını iptal ettiler.
Bugün kahvaltıdan sonra bize 12 km uzaklıkta olan Gouda'ya gittik.
Gouda bisikletle ya da yürüyüş yolları ile bize çok daha yakın.
Bilaller neredeyse her gün bisikletle gidip biraz dolanıp geliyorlar.
Gouda'da meydanda her perşembe peynir festivali yapılıyor.
Çeşit çeşit peynirler satışa çıkıyor.
29.06.2026 Çarşamba
Hollanda bu kadar sıcak olmazmış normalde.
Bu sene acayip bır sıcak var.
28.07.2026 Salı
Bilal Eylem Ege ve Osman bugün kahvaltıdan sonra Köln'e gitti. Aslında ben de gidecektim. Araba 5 kişilik olduğu için annem ve Defne'nin evde kalması gerekiyordu. Ama Defne ben evde kalmam dedi.
27.07.2026 Pazartesi
Dribruggen'de evde vakit geçiriyoruz.
Bilal Eylem Ege çıktılar gezmeye gittiler. Biz de evde biraz vakit geçirdikten sonra akşam üstü Defne ile yürüyüşe çıktık.
Önce Kuş Gözlem Kulesi'ne doğru gittik.
26.07.2026 Pazar
Bu sabah erkenden uyandım. Bilal de erkenden uyanmış kahve yapıyordu. Eylem'le Bilal sabah gezisine çıkınca -Her sabah çıkıyorlar- ben de artık daha da uyuyamayacağımı anladım.
Oysa ki çok yorgundum. Gece çok geç yatmıştım.
25.07.2026 Cumartesi
Geçen yıl Hollanda'ya geldiğimizde hep üşümüştük. Çok yağmur yağmıştı.
Bu sene ise geçen yılın aksine çok sıcak.
23.07.2026 Perşembe
Dün geç saatlerde Amsterdam'a ulaştık. Osmancığımızla buluştuk. Valizlerin bir kısmını yüklenip annem ben Defne ile Driebruggen'e geldik.
Aylar aylar öncesinden biletlerini aldığımız Hollanda'ya uçağımız bugün kalkıyor.
14-15-16 Temmuz 2026
İstanbul'da günler su gibi akıp geçti. Okullar kapanalı 2 haftadan fazla oldu. Evde harika vakit geçirdim. Sabahları rahat rahat uyandım. Kendimi çok da yormadan temizliğimi yaptım.Yemeklerimi yavaş yavaş pişirdim. Oturdum sinema izledim. Güzel müzikler dinledim. Çay kahve içtim. Bol bol kitap okudum. Güzelce dinlendim.
Bütün bir yazı böyle mutlulukla huzurla geçirebilirdim. Ama artık Edremit'e gitme zamanı geldi.
Bir Kış Uykusu geçti hayatımdan...
Yıllar yıllar önce sanki asırlar geçti bir arkadaşımla Nuri Bilge Ceylan'ın Kış Uykusu filmini konuşmuştuk.
Dün gibi hatırlıyorum.
Filmi kritize etmiştik.
İkimizin filme bakış açısı çok farklıydı.
O konuşmamızdan sonra bir de onun gözü ile izlemeliyim bu filmi demiştim.
Aradan 7 yıldan fazla geçmiş.
Nihayet dün yeniden izledim.
Aslında film ile ilgili upuzun bir yazı yazdım ama sonra bana çok anlamsız geldi. Hepsini de sildim.
O kadar çok yorum o kadar çok yazı varki filmle ilgili benimkisi eksik kalsın.
Sadece;
Yine hayran oldum bu filme. Hatta daha da sevdim daha da anladım.
Hani bazı filmler olur bunu ben yönetmeliydim, bunlar benim, tam anlamı ile ben, dersin.
Bazen bir şarkı ya da bir nağme dinlersin de bunun bestecisi nasıl ben olmam dersin.
Ya da bir kitap bir hikaye okursun bunu ben yazmış olmalıyım yoksa nasıl bu kadar benden olabilir bu duygular nasıl bu kadar bana dokunur dersin.
İşte Kış Uykusu'nu izlediğimde böyle hissediyorum.
Nuri Bilge Ceylan'ın her sahnede filmin her bir saniyesinde ne demek istediğini anlıyorum.
Bundan sonrası yoğun spoiler içerir.
Kış uykusunda Aydın karakteri genellikle egoist bencil itici bir karakter olarak anılır. Oysa ki ben en çok da o karakteri iyi anlıyorum onu hissedebiliyorum. Nihal karakterine ise insanlar acıyorlar ama asıl ben onu bencil ve karaktersiz buluyorum. Konfor alanından çıkma cesareti ve gücü bulamadığından daha yumuşatmadan söylersek sadece tembelliğinden geride kalan tüm enerjisini Aydın'a mutsuzluk vermek üzere kullandığını düşünüyorum.
Dediğim gibi daha pek çok şey yazabilirim ama onun yerine daha önceden yazılmış bir değerlendirmeyi direkt buraya alayım.
kurtukuzuyayemedenadam'ın ekşisözlükte yaptığı değerlendirmelerin çoğuna katılıyorum. Ben de yazsaydım aşağı yukarı aynı şeyleri yazacaktım.
O yüzden kelimesi kelimesine alıntılıyorum.
Aydın: Filmde adının hakkını veren, aydın olan tek karakter. Buradaki yorumlara da kabacak baktığım kadarıyla en fazla haksızlık yapılan karakterdir de aynı zamanda. Zaten filmi izlerken insanların Aydın hakkında ne düşüneceğini az çok tahmin etmiştim ki pek yanılmadım.
Aydın karakteri babadan zengin ancak hayatının büyük bölümünü tiyatro oyunculuğu yaparak geçirmiş ve geçimine kendisi de katkıda bulunmuş. Filmde kiracısı İsmail ve onun kardeşi İmam Hamdi ile olan münasebetlerine çokça yer verilmiş. Birçok kişi de Aydın'ı haksız bulmuş. Halbuki kirasını ödemeyenler onlar. Durduk yere adamın arabasının camını kıranlar da onlar. İsmail küfür kıyamet evinden kovdu onları. Ona rağmen Aydın Bey muhatap olmadı. Birçok kişinin sevdiği karakter Hamdi sözde ara bulucu, iyi niyetli bir zat. Ama Aydın Bey ve Hidayet gittikten sonra ana avrat sövmesini de biliyor. Bir insanın zengin olması, başkalarına istediği zaman malına zarar verme hakkı mı verir? İnsanlar yaptıklarından sorumludur. Paran olmadığı halde çocuğun gidip elin adamının arabasına zarar vermişse o kişiden özür dilemek ve maddi hasarını telafi etmek zorundasın. Kimse kimseye beleşe yaşam hakkı vermek zorunda değildir. Bu bireylerin değil devletin sorunudur. Aydın paragöz olmakla eleştirilmiş. Neymiş mal motorcu giderken Hidayet yerinde mi diye sormuş. Velev ki bunu para için sormuş olsun, bunun nesi yanlış kardeşim? İnsanlar verdikleri hizmetlerin karşılığını isteyemezler mi?
Aydın ayrıca o küçük kasabada kendi başına bir şeyleri değiştirmeye çalışıyor. Kimsenin doğru düzgün okumadığı yerel gazetelere köşe yazısı yazıyor. Türk Tiyatro Tarihi isimli bir eser oluşturmaya çalışıyor. Bunun için kendi çapında hazırlıklar yapmış. Çalışma odasına Muhsin Ertuğrul'un resmini asmış, belli ki severek yapıyor bunu. Ama kendisini sürekli eleştirenlere ve yaptığı işi küçümseyenlere bakıyorsunuz hiçbir şey yapmadan oturduğu yerden ahkam kesen, kimseye faydası olmayan tipler. Yeri gelince onlara da değineceğim. İşin kötüsü hayatımızda da böyle insanların sayısı gerçekten fazla. Hani siz kendinizce bir şey yapmaya çalışırsınız ama bu tür şahsiyetler sürekli yaptığınız işleri küçümser halbuki kendisinin hiçbir faydalı eylemi yoktur.
Ha bi de yazılmış ki işte Hamdi geldiğinde oda kötü koktuğu için rahatsız olmuş da hemen camı açmış. Kardeşim insanların pisliklerini başkaları çekmek zorunda mı? Adam isterse 100 km yürüyerek gelmiş olsun. Karşıdakinin her daim hijyensizlikten rahatsız olmaya hakkı vardır. Kaldı ki adam camı açtı sadece. O kadar kötü niyetli olsa yerler soğuk diye terlik istemezdi Hamdi için. (Bunu bazıları ayak kokusu kesilsin diye istemiştir diye düşünüyordur eminim.)
Motorcu lavukla olan sahneleri ayrı sinir bozucu. Ulan baban yaşında adam yanına gelmiş senle sohbet etmeye çalışıyor. Mantar toplamış ikram etmek istiyor. Be y.vşak insanda hiç mi edep olmaz? Aydın'ın yerinde olsam çoktan s.kt.r etmiştim onu otelden. Madem macera seviyor, güzel bir macera olurdu onun için.
Necla: Filmdeki en boş insanlardan biri. Alkolik kocasından ayrılmış ayrılmasına ama bir yandan da onun hasretinde. Gelmiş Aydın'a tebelleş olmuş ama bir yandan da sanki onu oraya zorla getirmişler gibi sürekli şikayet halinde. Aydın çalışırken odasına girip onu rahatsız etmekte kendince bir mutluluk ve haz duygusu buluyor. Kendince bazı aptalca fikirleri de var. Kendisine kötülük yapan insanlara hiçbir şey yapmadan onların iflah olmasını beklemek gerekiyormuş. Hatta Aydın, seni öldürmeye gelene de mi böyle yapacaksın diye sorduğunda evet ona da karışmam isterse öldürsün diye cevap vermiş ama otel çalışanı bunun s.k.k bir bardağını makineye atınca maaşından kesmeyi düşünecek kadar aptal bir insan. En sevmediğim insan tiplerinden. Bir halta yaramayıp sürekli başkasını eleştiren, hiçbir şeyden memnun olmayan vasat insan modeli.
Nihal: Bir diğer çıkarcı, fitneci insan modeli de bu. Zamanında Aydın zengin diye evlenmiş şimdi de sanki zorla evlenmiş gibi tirplerde. Ekmek elden yaşamaya alıştığı için gidemiyor da bir yere ama giderim diye yalandan artistlik yapıyor bi de. Aydın'ın en suçlu olduğu kısım bu karıyı İstanbul'a -veya nereye gitmek istiyorsa artık- s.kt.r etmemek. Ulan zaten bi halta yaradığın yok. Bi de utanmadan elin adamlarını toplayıp getiriyorsun üstüne. Aydın'ı o toplantıdan yani adamın kendi evinden kovuyorsun. Aydın, bunlarla iş yapma bu iş ciddi iştir diyince zırlamaya başlıyorsun. başka da yaptığın bir b.k yok zaten.
Aynı zamanda çok da ikiyüzlü bir karakter. Sözde yardım perisi, okulları falan kurtarıyor ama uzak yerlerden gelen yardım isteğine (Aydın'a gelen mektup) hiç düşünmeden gerek yok diye karşı çıkıyor. Niye? Çünkü yardımı gösteriş için yapıyor. Başka insanlarla beraber olmak için yapıyor. Ağzını yayarak kahve likörü isteyen s.k.k Bülent öğretmen gibilerle beraber olmak hoşuna gidiyor. Burada amaç yardım değil zira.
Bir diğer husus da filmin sonunda İsmail ve Hamdi'nin evine kendi başına elinde bir tomar parayla gidiyor. Aydın'la tartıştıkları bir sahne vardı hatırlarsanız. Gelip sağı solu dağıtıyordu o esnada çekmecelerden para çıkıyordu. Bu kadın hangi parayı götürdü İsmaillere? Aydın'ın s.k.k yardımlaşma derneklerine ismini gizleyerek verdiği para. Peki bu ne yapıyor? O parayı (neredeyse bir ev parası) kendi parasıymış gibi götürüp canlı canlı yanmasını izledi. Bu kadar aptal işte. Sonra Aydın bunun uyarınca kibirli oluyor. Hadi ordan. Ulan madem o kadar iyilik yapmayı seven birisin, niye aylardır kira ödeyemedikleri halde elinde para varken gidip vermedin de Aydın sana para verince koşa koşa götürüp verdin? İşte bu kadar iki yüzlü bir kadın.
Bu arada tren garında yanına kimse oturmasın diye valizini koyan adamdan milyonlar var bu ülkede. Karakterler her daim ayrıntılarla kendini belli ettirir. Nitekim sonrasında Aydın ile Hidayet'in arasına girip kapıdan soğuk geliyor diye yer değiştirmemesi valizi boşuna yanına koymadığını gösteriyor. Bencillik toplumun en büyük yaralarından biri maalesef.
Yazılacak çok şey var ama yazı da hayli uzadı. her ne kadar sonunu çok beğenmesem de güzel bir filmdi.
09.07.2026 Perşembe
Okullar kapandı. Bu sene her zamankinden farklı olarak tatil başlar başlamaz Edremit'e, annemin yanına gitmedim.
Kendime biraz çeki düzen vereyim, sosyal medyada fazla vakit geçirmeyim, gereksiz işlere fazla dalmayım da zamanım ziyan olmasın diye başladığım bu seride bu ay da yazacak pek bir şey bulamıyorum.
14.06.2026 Pazar
Bugün sabah erkenden daha 06.00 bile olmadan uyandım.
Kahvaltımız 07.00'de başladı.
Kahvaltı çok çok iyiydi. Van'da Van Kahvaltısı diye aldığımız hizmetten kat be katını bu 3 yıldızlı otel bize sundu.
08:15'de aracımız Isparta Merkez'den kalktı.
İlk durağımız Sagalassos Antik Kenti idi.
31.05.2026 Pazar
Bugün Karaca Otel'den ayrılış saatimiz 09:45.
Sabah otelde bir Van kahvaltısı alacağımız söylendi.
30.05.2026 Cumartesi
Yüksekova'da sabah kahvaltı 07.00'de başlıyordu. Hareket saatimiz ise 08.30'du.
Yüksekova'dan Van Başkale'ye doğru yolculuğumuz başladı.
Bugün sabah 05.00'de uyandım. Otelimizden manzara çok hoştu. Önümüzde kocaman masmavi bir yüzme havuzu var.
Kahvaltı 06.00'da başlıyordu. Matiat Otel'de güzel kahvaltımızı aldıktan sonra 07.15'de yola çıktık.
Bu sene Kurban Bayramı'nda Jolly Tur'la Bir Doğu Hikayesi, Hakkari Turu'na katıldım.
20.05.2026 Çarşamba
Aslında bugün Heybeliada'ya gidecektim. Lakin Defne'nin babası Defne'yi okuldan alırım fakat akşam maçım var erken gel dediği için gezimi iptal etmek zorunda kaldım.
Başka da bir yere gitmek istemedi canım, ben de herhangi bir plan yapmadım.
Sabah uyanınca ama yine de hazırlandım. Defne'yi okula bıraktım. Yolda daha önce hiç gitmediğim Aynalıkavak Kasrı'na gitmeye karar verdim.
13.05.2026 Çarşamba
Çoğu zaman olduğu gibi bu sabah da hiç yerimden kıpırdayasım yoktu. Defne'yi okula bıraktıktan sonra eve geçip evi temizleyeyim çamaşırları yıkayayım yemek yapayım işlerimi bitireyim, hiç bir şey yapamasam da sadece yatayım zaman geçsin bitsin diyordum.
Geçen çarşamba da canım hiçbir şey istememiş ve bir yerlere çıkmamıştım. Son haftalarda gelip de gitmek bilmeyen kederim yüzünden hep evde olmak, hiçbir şey yapmadan öylece bomboş oturmak istiyorum.
Bu hafta bir değişiklik yapayım bu çarşamba evde değil de biraz da boğazda gezerken canım sıkılsın depresyonuma biraz da oralarda gireyim diyerek kendimi zorla yola attım.
Erguvan mevsimi geldi geçiyor bile. Erguvanlar en güzel Otağtepe'de oluyor. Oradan şöyle bir Boğaziçi'ne bakayım biraz içim ferahlasın dedim.
Otağtepe bana 26 km uzaklıkta ve karşı tarafta Beykoz'da.
Bismillah deyip yola çıktım.
Her çarşamba olduğu gibi bu sabah da trafik çok fena idi.
Tema İstanbul'da başlayan sıkışıklık Levent sapağına kadar devam etti. Dur kalk dur kalk trafik akmak bilmedi.
Bu sabah güneş de nasıl fena nasıl yakıcı. Hep de ön camdan yüzüme yüzüme vurdu.
Kaç kez acaba yanlışlıkla ısıtıcıyı mı açtım diyerek klimayı kontrol ettim, dışarıdan öyle bir yakıcı sıcak vuruyordu.
Bugün trafikten daha çok sıcak daha doğrusu yüzüme vuran güneş mahvetti beni.
Evden 8:20 gibi çıkmıştım. Otağtepe'ye vardığımda saat 10:40 olmuştu.
Yine çok sakindi Otağtepe. Otoparkta sadece bir iki araç vardı. (Otopark ücretsiz.)
Otağtepe Fatih Korusu'na her baharda erguvan zamanı erguvanları görmek için mutlaka gitmeye çalışıyorum.
Hep de kaçırıyorum.
Bu sene de o kadar takipte kaldım ama malesef bu sene de olmadı. Erguvanların güzel zamanları bitmiş yapraklanmışlar.
Hayal ettiğim erguvanlı güzel fotoları bu sene de çekemedim.
Bugün Otağtepe'de manzara enfesti. Boğaz masmavi idi. Baktıkça insana bir neşe bir mutluluk geliyordu.
İyi ki evden çıkmışım.
Korkuluklara yaslanmış manzarayı izlerken arka tarafta babası ile piknik yapan bir bayan bana bir bardak çay ikram etti ki hiç beklemiyordum. Çok hoştu. Hatta sonra da buyrun gelin kahvaltı yapalım, birşeyler yiyin dediler. Ne güzel insanlarımız var bizim.
(Hidiv Kasrı giriş otopark ücreti 200 TL)
Hidiv Kasrı'na girer girmez güzel bir orman havası geliyor ve burada her zaman güzel kuş sesleri oluyor.
İstanbul'da en sevdiğim yerlerden biri, hatta en sevdiğim yer olabilir.
Gelir gelmez kendimi çok iyi hissettim.
Arabayı park ettikten sonra önce kasrın bahçesinde Beltur'a uğradım. Çift kaşarlı tost ve bir bardak çay söyledim. ( Çay ve tost toplam 144 TL)
Sonra mor salkımlara koştum. Hidiv Kasrı'nın bu mevsimde mor salkımları meşhur.
Tam da çok güzel zamanında gelmişim.
Gerçekten de çok güzeller.
Kasır şu anda tadilatta ama etraf gayet iyi durumda.
Bol bol mor salkım sevip kokladıktan sonra koruda yürüyüşe çıktım.
Koru oldukça tenha. İnsanlar daha çok kasırda ve arka taraftaki kameriyelerde vakit geçiriyorlar. Bir kaç kişi dışında kimseler yok.
Yürürken yürürken bir ara yüzümde bir ıslaklık hissettim. Ah kuşlar dedim. İlerlerken ilerlerken bir ıslaklık daha. Ama yeter sevgili kuşlar dedim. Bugün sabah öyle bir sıcak öyle bir güneş vardı ki şu anda yağmur yağıyor olabileceği aklıma dahi gelmedi.
Bir müddet sonra tıpır tıpır harika bir bahar yağmuru başladı. Çok hafif insanı rahatsız etmeyen yalnızca çiseleyen bir yağmur.
Ah ne güzel ne güzel derken yağmur artmaya başladı ben de hızlandım tabii ki, sırılsıklam olmadan bu parkuru hemen tamamlayıp arabaya geçmem lazım.
Lakin bir ara bir anda yağmurun şiddeti öyle bir arttı ki hemen yan tarafta sık ağaçların altında tek kuru olan yere sığınmak zorunda kaldım.
Bu kadar şiddetli yağmura rağmen bir mucize gibi altına su sızdırmayan bu yeri bulduğuma da şükrettim.
5 dakika mecburî tefekkür molası...
Tam da karşımda bu manzara vardı.
Yazıya bakılırsa buradan öteye geçmek yasakmış kamera ile izleniyormuş. Hassas bölge imiş. Kurallara uyunuz gibi de gayet sert cümleler kullanılmış. Hmm.. Bu kadar uyarı yazısı olunca insanın aklına hemen bazı edepsiz düşünceler geliyor.
Kim bilir neler neler yaşanmıştır ormanın bu kuytu köşelerinde. Ne öpücükler verilmiştir sevgiliye, neler neler fısıldanmıştır kulaklara.
Bu yağmurda bu ağaçların altında dikilmiş bunları düşünürken bir yandan da aman tepeme bir yıldırım düşmez inşallah diye dua ediyordum. Sel olursa nereye tutunabilirim diye de etrafı kolaçan ediyordum. Aynı zamanda çok üşüyordum.
Ormanın en kuytu yerlerinden birinde mahsur kaldım. Mecburen burada bir 10-15 dakika geçireceğim gibi. Daha güzel şeyler de düşünebilirim aslında.
Mesela şöyle;
Birbiri için çarpan iki kalp sıcacık güneşli bir günde bu koyu gölgeli koruda geziniyorlarmış. Zaten ıssız olan koruda daha da tenha bir bir yere işte tam da karşımdaki şu yola sapmışlar. Etraf güzelmiş. Ormanın derinliklerine doğru yürürken üstlerine bastıkları minik dallardan çıt çıt sesleri geliyormuş. Ama onlar bunları değil sadece kalplerinin sesini duyuyorlarmış. Sonra ağaçların arasında küçük ama sevimli bir açık alana gelmişler. Burası ormanın yasak ve hassas bölgesi imiş. Ama onlar farkında değilmiş. Zaten hiç bir şeyi farkında değillermiş. Aşktan sarhoşlarmış.
Sonra kadim bir ağacın köklerinin üstüne uzanıp birbirlerinin gözlerinde evreni seyretmeye başlamışlar. O gözlerdeki saklı manayı keşfedince içleri tarif edilmez bir huzurla dolmuş. Bunu kaybetmemeye sonsuza dek böyle aşkla kalmaya yemin etmişler. Niyetleri o kadar çocukça imiş ki Tabiat Ana dudak bükmüş sonra da onların saflıklarına gülmüş ama bir yandan da samimiyetlerine de inanmış ve dileklerini kabul etmiş.
Genç ve yakışıklı adam güzel kızı kollarına alıp dans etmeye başladığında tam birinin kalbi ötekinin kalbine değdiği an bir mucize gerçekleşmiş. Evren onları o en huzurlu mutlu oldukları o ana hapsetmiş. Zaman onlar için daha da ilerlememiş. Sonsuza dek orada kalpleri birbirine kilitli asılı kalmışlar.
Onlar o meydanda hâlâ birbirinin gözlerinden evreni içiyormuş.
Biz zamanın köleleri fanilere görünen ise o meydanda göklerden yere uzanan minik hülyalı bir ışık hüzmesi imiş ki onu her görene bir huzur haresi vurup geçermiş.
"Bir şey kalmaz, yalınız,
Kalır maziden gözler
Ölür de her yanımız,
Sağ kalır, neden gözler?
Birer yıldız olur da,
Kırpışırlar havada..."
Ben de işte böyle burada tek başıma yağmurun altında üşüyorum, boşluğa gözlerimi dikmiş saçma sapan masallar görüyorum.
Tenha patikalara bakıp bakıp var olan yoklukların ömrünü sürüyorum.
15 dakikalık mecburî tefekkür arasından sonra yoluma devam ettim.
Hidiv Kasrı Korusu muhteşem.
Yine çok keyif aldığım bir yürüyüşten sonra buradan çıktım.
Çıkmadan önce de bahçe marketten 2 tane sardunya aldım.
( Sardunya tanesi 150 TL)
Burada aslında bir kaç saat daha geçirebilirdim. Bir tur daha atabilirdim. Ama düşündüm de zaten erguvanların son zamanları gelmiş. Rumeli Hisarı'nın da erguvanları meşhur. Belki orada son erguvanları görebilirim. Hem de Otağtepe'den Rumeli Hisarı çok güzel görünüyordu.
Evet güzergah hiç mantıklı değil. Çünkü ben şimdi Beykoz'dayım. Rumeli Hisarı ise karşıda Sarıyer'de. Ama gerçekten de oraya gitmekten başka bir isteğim yok. Yandex'e baktım yaklaşık 14 km uzaklıkta imiş. O halde hopp atladım ve karşıya geçtim. Yine yaklaşık 30-40 dakikalık bir yolculuktan sonra Aşiyan'a geldim.
Önce Tevfik Fikret'in evine geçeyim sonra da hisarı gezerim dedim.
Lakin bütün otoparklar doluydu. Sahilde bir yer bulurum umudu ile epey bir gittim. Sonra daha da uzaklaşmadan geri döneyim olmadı arabamı Sarıyer'e bırakırım otobüsle geri gelirim dedim. Giderken giderken tam da önümden bir araba çıktı. Ben de hoop onun yerine parkettim. İnanamadım ama tam Aşiyan Mezarlığı'nın önündeyim.
İstanbul'da yaşayanlar bilir bu şekilde bir park bulmak neredeyse imkansızdır. Hem de gideceğim yerin tam önünde.
Bu olayı kişisel mucizelerimden biri olarak kabul ediyor Allah'a şükrediyorum.
Buradan yukarı Tevfik Fikret'in Evi'ne çıktım. Allah'ım nasıl bir yokuş. O tepeye çıkıncaya kadar canım çıktı.
Ama müzeye gelip de manzaraya bakınca iyi ki de gelmişim dedim.
İnsan burada yaşasa şair de olur ressam da.
İnsana hayat bağışlayan muhteşem bir yer.
Burada epey bir manzaraya baktım.
O kadar güzel bir yerde ki ev "Ey Tevfik Fikret sen ne zevkli bir adammışsın." dedim.
Aşiyan kelimesini ilk o kullanmış. Aşiyan kuş yuvası demekmiş. Buraların eskiden ismi farklı imiş Tevfik Fikret'le birlikte Aşiyan diye anılır olmuş.
Bu evin planını da Tevfik Fikret çizmiş.
Ev şu anda epey yıpranmış durumda. Önümüzdeki günlerde tadilata girecekmiş.
Evin içini de çok beğendim. Odaları küçük küçük ama çok zevkli. Minik odaların önlerinde küçük balkonlar var ve tabii ki manzara eşsiz.
Bir sarayda oturmak yerine burada oturmayı tercih ederim o kadar sevdim burayı.
Evde her odayı bir edebiyatçıya ayırmışlar; bir odada Recaizade Mahmut Ekrem var, bir tanesinde Namık Kemal, birinde şair Nigar Hanım Şair Leyla Hanım ve diğerleri.
Yine evde Tevfik Fikret'in çok güzel tabloları sergileniyor ki Tevfik Fikret'in ressam yanını hiç bilmiyordum.
Evin içini de gezdikten sonra arka bahçeye çıktım. Orada da Tevfik Fikret'in kabri bulunuyor.
Bugün otoyol ve köprü ücreti olarak da Hgs'den 197 TL kesilmiş.
Çok güzel keyifli bir gün geçirdim.
Şimdi bol bol İlhan İrem dinleyip kütüphanemde bulunan Tevfik Fikret'ten "Senin İçin" kitabını okuyacağım.
Her günümüz bir öncekinden güzel geçsin inş.