26.07.2026 Pazar
Bu sabah erkenden uyandım. Bilal de erkenden uyanmış kahve yapıyordu. Eylem'le Bilal sabah gezisine çıkınca -Her sabah çıkıyorlar- ben de artık daha da uyuyamayacağımı anladım.
Oysa ki çok yorgundum. Gece çok geç yatmıştım.
Gece öyle sıcaktı ki yatakta döndüm durdum. Sonunda bahçeye çıktım oradaki bambu koltuklara atacaktım kendimi ama Osman benden önce davranmış koltuğa kıvrılmış, ben de diğer tek kişilik koltuğa geçtim. Burada biraz ferahladım. Lakin bu sefer de sıcaktan coşmuş sivrisinekler her yerimi kapladı. Osman çarşafla her yerini örtmüş öyle uyuyordu. Ben dayanamadım. İçeri geçtim. Bol bol sivrisinek kovucu sürdüm. Bu sefer de onun kokusundan uyuyamadım. Böyle böyle döne döne sivrisinek kovalaya kovalaya sabah oldu.
Zor ve sıkıcı bir gece idi.
Gün aydınlanırken biraz esinti başladı. Allah'a şükür bu sabah hava biraz kapalı ve ferah.
Ben de Bilaller gelene kadar buralarda şöyle bir dolanayım dedim.
Driebruggen'den Gouda yoluna saptım yürümeye başladım.
Geçen yıl bu yolda geyikler görmüştüm. Bakalım hâlâ duruyorlar mı?
Sabah çok erken bir saat olmasına rağmen buranın sakinleri de yürüyüşe çıkmış.
Bisiklete binenler, sabah köpeklerini yürüyüşe çıkaranlar bir sürü insan gördüm.
Bu sabah farklı olarak takım elbiseli amcalar ve güzel giyimli kadınlar gördüm, bisiklet sürüyorlardı. Sonradan ögrendim ki bugün pazar ve buranın halkı giyinip kuşanıp pazar ayinine, kiliseye gidiyormuş.
Bu kadar çok kişinin sabah ayinine gitmesi ise çok garipti. Hani buralarda ateist insan sayısı çok yüksekti.
Sabahın bu saatlerinde yani ayin saatlerinde etrafta asla ses olmazmış gürültü yapılmazmış, matkap vs ses yapan şeyler çalıştırılmazmış. Sessiz pazar kültürü varmış burada.
Zaten ortadoğuluların dışında buralarda ses yapan yokmuş. Kim ki bağıra çağıra konuşuyorsa gürültü seviyorsa kesin göçmenmiş.
Hatta Osman her gittiğimiz yerde sizden tek bir isteğim var diyor: Bağırıp çağırmayın, sessiz sakin olun, yavaş konuşun.
Her yer çok güzeldi bu sabah.
Her zaman ki güzel evler güzel manzaralar harika bir doğa.
Yürüyüş yaparken bir genç kadın güzel ve büyük bir evin önünde aracından indi.
Dönüş yolunda o bayanı yine gördüm. o evin arka bahçesinde atlarını bahçesinde gezdiriyordu.
Ne hayatlar var insan inanamıyor.
Çok güzel bir evin ön tarafında ise geyikler vardı. Arkadaki uçsuz bucaksız tarlalarda ise atlar inekler otluyordu.
Geçen sefer hep kaz ördek kuğu sakarmeke görüyordum buralarda. Bu sene her yerde ek olarak gri balıkçıl da görüyorum.
Sonra eve döndüm. Bilaller daha dönmemişti.
Kahvaltıdan sonra Osman Bilal Eylem Ege Bora Amsterdam'a gittiler. Annem ben Defne evde kaldık.
Hava çok bozdu. Yağmur yağıyor. Amsterdam'da bu soğukta gezerken keyif alamayacağımı düşündüğüm için gitmedim.
Ben de Dribruggen'de evimizde camın kenarına oturudum. Bir yandan yağmuru izliyorum bir yandan da bunları yazıyorum.
Dribruggen çok güzel bir köy.
Bayılıyorum buraya.
Yağmur yağarken de çok güzel.
Akşam üstü hava güzelleşti yeniden. Defne ile beraber yeniden çıktık. Ona geyikleri göstereyim dedim.
Her yer muhteşem.
Her ev için uğraşılmış belli.
Sadece evini değil oturdukları çevreyi düzenlemek için de çok gayret göstermişler.
Kaldırım taşlarının arkasındaki otları temizleyen bir sürü Hollandalı gördüm bu köyde.
Sadece evlerin sokakların güzellği değil etkileyici olan, burada yaşadığım günler içinde bir kere bile bağırış çağırış gerginlik kızgınlık duymadım görmedim.
Herkes sakin güleryüzlü.
Burada yürürken bisikletliler dahil herkes selam veriyor. Hatta inanamadım ama arabanın içinden bile selam verdiler bugün. Hiçbir şey söyleyemiyorsa da arabanın içinden elini kaldırıp hey diyorlar.
O kadar yürüyesim vardı ki Driebruggen'den çıkıp Hogebrug'a gelinceye kadar kilometrelerce yürüdüm. Defne de bisikleti ile eşlik etti bana.
Çok güzel bir yürüyüşten sonra eve döndük.
Akşam yemeğinde patlıcan oturtma pirinç pilavı cacık ve salata vardı. Hepsi de çok lezzetli olmuştu.
Çok harika bir gün geçirdim.




















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder